Kadir gecesi (Lailat-ul-Qadr)


Kadirgecesi Duası

„Doğrusu biz Kur’ân’ı Kadir gecesinde indirmişizdir. Kadir gecesinin ne olduğunu sen bilir misin? Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır. Melekler ve Cebrail o gecede Rablerinin izniyle her türlü iş için inerler. O gece, tanyerinin ağarmasına kadar bir esenliktir. “ (Kadir sûresi, 97/ 1-5)

Kadir gecesinin hangi gece olduğu kesin olarak bilinmemekle beraber genellikle Ramazan’ın yirmi yedinci gününün gecesinde olduğu kabul edilir. Hazreti Muhammed bunun kesinlikle hangi gece olduğunu belirtmemiş, ancak; „Siz Kadir gecesini Ramazan’ın son on günü içerisindeki tek rakamlı gecelerde arayınız“ demiştir.
(Buhârî, Leyletü’l-Kadir, 3; Müslim, Sıyam, 216)

Aslen hadislerde Ramazan’ın 20. gününden sonraki tek günlerde aranması söylenmesine rağmen, daha sonra karmaşa çıkmaması için Ramazanın 27.gün – 28. gecesi Kadir Gecesi sayılmıştır. Hicrî takvime göre de Kadir Gecesi Ramazan Ayı’nın son 10 gününde bulunur.

Kur’ân-ı Kerim’in inmeye başladiğı Ramazan ayı’nın yirmi yedinci gecesi. İslâm’da en kutsal ve faziletli gece Kadir gecesidir. Kadir gecesi, içerisinde Kadir gecesi bulunmayan bin aydan daha hayırlıdır.

Bu geceye Kadir gecesi denilmesi şeref ve kiymetinden dolayıdır. Çünkü:

a) Kur’ân-ı Kerim bu gecede inmeye başlamiştir.

b) Bu gecedeki ibadet, içerisinde Kadir gecesi bulunmayan bin ayda yapılan ibadetten daha faziletlidir.

c) Gelecek bir seneye kadar cereyan edecek olan her türlü hadiseler Allah Teâlâ’nın ezelî kaza ve takdiri ile ilgili meleklere bu gece bildirilir (Tecrîdi Sarih Tercemesi, VI, 312).

d) Bu gecede yeryüzüne Cebrail ve çok sayıda melek iner.

e) Bu gece tanyerinin ağarmasına kadar esenliktir, her türlü kötülükten uzaktır. Yeryüzüne inen melekler uğradıkları her mü’mine selam verirler.

Kadir gecesinin hangi gece olduğu kesin olarak bilinmemekle beraber genellikle Ramazan’ın yirmi yedinci gecesinde olduğu tercih edilmiştir. Hz. Peygamber (s.a.s) bunun kesinlikle hangi gece olduğunu belirtmemiş, ancak; „Siz Kadir gecesini Ramazan’ın son on günü içerisindeki tek rakamlı gecelerde arayınız“ (Buhârî, Leyletü’l-Kadir, 3; Müslim, Sıyam, 216) buyurmuştur.

Kadir gecesinde neler yapılabilir:

Kadir gecesini, namaz kılarak, Kur’ân-ı Kerim okuyarak, tevbe, istiğfâr ederek ve dua yaparak değerlendirmeli.

Üzerinde namaz borcu olanların nafile namazı kılmadan önce hiç değilse beş vakit kaza namazı kılmaları daha faziletlidir. Kazası yoksa nafile kılar.

Süfyan-ı Sevrî: „Kadir gecesi dua ve istiğfar etmek namazdan sevimlidir. Kur’ân okuyup sonra dua etmek daha güzeldir.“ (Tecrid-i Sarih Tercemesi, VI, 313) demiştir.

Hz. Aişe validemiz demiştir ki; Rasûlüllah (s.a.s)’e:

„- Ey Allah’ın Rasûlü! Kadir gecesine rastlarsam nasıl dua edeyim?“ diye sordum. Rasûlüllah (s.a.s):

„- Allahümme inneke afüvvün tühıbbü’l-afve fa’fu annî: Allah’ım sen çok affedicisin, affi seversin, beni affet.“ diye dua et, buyurdu (Tecrîd-i Sarih Tercemesi, VI, 314).

Bu gecenin öyle bir anı vardır ki o anda yapılan ibadet ve dualar mutlaka makbul olur. Bu önemli anı yakalamak için gecenin bütününü tevbe ve istiğfar ile geçirmek gerekir. Bu da kişinin imanını tazeler. Gecenin bütününü ibadetle geçiremeyenler en azından teravihten sonra bir miktar oturup dua etmelidirler.

 

Ramazan Bayramı

RAMAZAN BAYRAMI

*Şeker bayramı söylemek yanlışdır.

Enes ibni Malik Radiyallâhu Anh anlatıyor:

Cahiliye devrinde yılda iki gün vardı ki, halk o günlerde eğlenirdi. Resulullah Sallallâhu Aleyhi Vesellem Medine’ye gelince şöyle buyurdu:

„Sizin de eğleneceğiniz iki gününüz var. Allah, Cahiliye devrindeki o günlerin yerine size daha hayırlısını verdi. Onlar Fıtr(Ramazan) ve Kurban Bayramı günleridir.“

(Nesâi, İydeyn: 1)

Bayramın özelliği

– Bayram denince, akla güzel şeyler giymek, tatlı yemekler yemek, lezzetlere ve şehvetlere dalmak gelmemelidir.
Asıl bayram taatin makbul olduğunun bilinmesi; günahların ve hataların bağışlandığının anlaşılması; kötülüklerin iyiliğe çevrilmesi; yüksek derecelere ermenin müjdesini almak; rütbelere, yeni iyiliklere, armağanlara, ikramlara nail olmakla olur.
Bu arada, kalbin iman nuru ile genişlemesini, kalbin yakin kuvveti ve kendisinde zuhur eden bazı alâmetlerle sükûn bulmasıdır.
İlim denizleri dahi, kalpten taşıp dile akmalıdır. Hikmetler, fesahatler, belâgatler ortaya çıkmalıdır.
Şöyle anlatıldı; Bir adam, bayram günü, Hazret-i Ali’nin (r.a) yanına gitti. Gördü ki; Hazret-i Ali (r.a) kuru ekmek yiyor!
Hazret-i Ali’ye (r.a) şöyle dedi;
– Bugün bayram olduğu halde, sen kuru ekmek yiyorsun!
Hazret-i Ali (r.a) ona şöyle dedi;
– Bayram o kimse içindir ki; Orucu makbul olmuş, çalışması yerinde görülmüş, günahları da bağışlanmıştır.
Bugün bize bayramdır; yarın bize bayramdır, Allah’a asi olmadığımız her gün bize bayramdır.
Mana üstte anlatıldığı gibi olunca; akıllı olan herkes, dışa bakmayı bırakmalı ve görünüşe takılıp kalmamalıdır.
İnsan bayram gününe tefekkür ve ibret nazarı ile bakmalıdır.
Bayram günü, bir manada, kıyamet gününe benzer.
Bayram gecesi, sultanın kapısından boru sesi işitildiği zaman, kıyamet günü sura üflenme hatıra gelmelidir.
Bayram gecesi insanlar yatarlar ve bayrama hazırlıklı uyurlar. Bu uyku, iki sur arasındaki uykuyu hatırlatmalıdır.
Bir kimse bayram sabahına çıktığı zaman çevreye bir göz atmalıdır, insanlar; köşklerinden, evlerinden değişik halleri ve çeşitli giysileri içinde çıkarlar.
Onların hemen biri, bir süste ve bir başka kılık kıyafettedir.
Onlardan birine bakarsın, sevinçli görürsün.
Bir başkasına bakarsın; kederli görürsün.
Onlardan kimi yaya, kimi bineklidir.
Birine bakarsın ki, zengin; bir başkasına bakarsın ki fakirdir.
Biri ferahlık içindedir; diğeri de, sıkıntı içindedir.
Bütün bunlara baktıktan sonra; kıyamet halkının hallerini düşünmelidir.
Orada taat ehli, mesrurdur; masiyet ehli de kederli ve üzüntülüdür.
Muttakiler binek üzerinde giderler, günahkâr ve müşrikler ise, tökezleyerek ve yüzüstü sürünerek giderler. Yahut zorla yürürler.
Nitekim bu manada, Allah-û Teâlâ şöyle buyurdu;
– “Biz o gün, muttakileri süvari olarak Rahman’a doğru yollarız.” (19/87)
Yani; Güzel atlara binmiş olarak.
– “Mücrimleri dahi, sosuz olarak cehenneme sevk ederiz.” (19/86)
O gün; Zahid, arif, varlığını hak varlığı ile değiştiren bedellerden hemen her biri, bir rahatlık, zenginlik içindedirler. Hem de meliklerinin ve sevdikleri Yüce Zat’ın katında.
Üzerlerinde çeşitli giysiler ve takılarla arşın gölgesinde bulunacaklardır.
Taat ve marifet nurları onların yüzlerinde görünmektedir. Parlar, aydınlık verir.
Önlerinde çeşitli sofralar vardır. O sofralarda çeşitli yemekler, içkiler ve meyveler vardır.
Taa kulların hesabı görülünceye kadar böylece kalıp giderler.
Bundan sonra, cennetteki konaklarına giderler. Oradaki konaklarını, Allah-û Teâlâ kendileri için hazırlamıştır.
Orada nefislerin istediği, gözlerin hoşlandığı hemen her şey vardır. Hem de öyle şeylerdir ki; Onları ne bir göz görmüştür; ne kulaklar duymuştur; ne de bir beşer kulun hatırına onların varlığı gelmiştir.
Bu manada, Allah-û Teâlâ şöyle buyurdu;
– “Hiçbir nefis bilemez ki; öbür âlemde göz aydınlatan cinsten kendisine neler hazırlanmıştır?
Bu, onların iyi işlerine bir mükâfattır.” (32/17)
Dünyaya hevesi olanlara gelince, onların hâlini de şöyle anlatabiliriz;
Onlar bir ağlama ve inleme içindedirler. Bir zorluk çemberine gir¬mişlerdir.
Dünyaya dalması sebebi ile; Büyük zatların erdiği nimetlere ere¬mezler.
Böyle olan bir kimse cennetteki yerini görür; ama üzerindeki haklar yerine gelmedikçe oraya varamaz.
Zira dünya ehlinden hemen her biri; Harama dalmıştır; şüpheli yemekler yemiştir. Rabbin taatında karışık işlere girmiştir.
Kâfirin durumuna gelince, bir ahtan vahtan ibarettir. Zira kendisi için hazırlanan çeşitli azapları, cezaları, düşüklükleri, helâki görmüştür. Cehennemde sonsuzlara kadar kalacağını anlamıştır.
Bayram günü çekilen bayrakları, dikilen sancakları gören bir kimse; kıyamet günü Müslümanlardan sancak sahiplerini hatırlamalıdır. Bunlar için bir nidacı şöyle seslenecek;
– Selâm emri ile, dar-ı selâmda yaratılmışların Rabbini ziyarete gelin. Rahman Zat’a yönelin.
Bayram günü safların tamamlandığını ve halkın tam bir içtima hâline geldiğini gören kimse; Mahlûkatın, Yüce Yaratıcı Allah’ın huzurunda divan durmalarını hatırlamalıdır.
O gün, Yüce Hakkın huzurunda iyiler ve kötüler saf saf duracaklardır. O gün, bütün sırlar meydana çıkacaktır.
Bayram namazı yerinden dağıldıktan sonra, hemen herkes, kendi¬sine mahsus bir yere gidecektir. Kimi bir eve, kimi bir mescide, kimi de bir hana kapanacaktır.
Halkın bu dağılış şeklini gören kimse; Kıyamet günü, Melik Mennan Deyyan huzurundan dağılan halkın dağılışını hatırlamalıdır. Onlar, ya cennete gideceklerdir yahut cehennem ateşine.
Nitekim azamet ve ihsan sahibi Yüce Allah bu manada şöyle buyurdu;
– “Kıyamet koptuğu gün, müminler, kâfirler birbirlerinden ayrılırlar.” (30/14)
Bir başka ayet-i kerime ile onların durumu şöyle anlatıldı;
– “Bir kısmı cennete, bir kısmı da cehenneme gideceklerdir.” (42/7)

 

Tarikat nedir?

Tasavvuf  Peygamber (sav) Efendimizin zahirî ve batinî güzelliklerinden ümmetine kalan mirastır.

Allahrasulü şöyle buyuruyor:

“Peygamberler ne dirnar ne de dirhem miras bırakırlar fakat onların mirası ilimdir.”

“Alimler peygamberlerin varisçileridirler.”

“Birbabanın çocuğuna bırakacağı en güzel miras güzel ahlaktır.”

Tasavvuf diğer İslam ilimlerinde olduğu gibi öne sistematik bir hale gelmiş sonra ise kurumsallaşmıştır. Tarikatlar tasavvufun krumsallaşaraka sistematik bir şekilde toplumla lişkiye girmesidir.

Tarikatlar; insanların, göründüğünde Allah’ı hatırlatan, yaşantısıyla peygamberin yolunu sürdüren bir mürş

İd-i kâmil etrafına birleşerek hayatlarını şekillendirme çabasıdır.

Tarikatların ilk ortaya çıkışı tâbiûn ve tebe-i tâbiûn tdevrine rastlar. Bu devirden sonra tasavvuf, tarikatlar aracılığı ile daah belirgin şekiller ve davranışlar bütün haline gelmişitr. Tarikatlar ortaya çıktıkları günden itibaren İslam coğrafyasında hızla yayılmışlar, ılımlı ve sevgiyi öne çıkaran anlayışı nedeniyle de İslam’ın yayılmasında önemli görevler üstlenmişlerdir.

İslam toplumlarınca büyük bir hüsn-ü kabul ile karşılanan belli başlı tarikatlar şunlardır.

Kâdiriyye, Mevleviyye, Nakşibendiyye, Ebheriyye, Rufâiyye Tayfuriyye, Şâzeliyye, Sühreverdiyye, Sa’diyye, Melâmiyye Mdyenyy, halveiyy, emsiyy, Cemâliyye, Ahmediyye, Rûşeniyy, Edhemiyye, Desûkiyye, Çiştiyye, Cüneydiyye, Celvetiyye, Bayramiyye, Bedeviyye…vd.