Şeyh Seyyid Osman Ustaoğlu

(Seyyid Muhammed efendinin Babası)
Şeyh Seyyid Osman Ustaoğlu: (H.1310) M.1895 yılında Kayseri´ye bağlı İncesu ilcesinin Kızılören kasabasında doğdu.
İmam-ı Hz. Ali soyundan olup seyyidir.
İlim tahsiline küçük yaşlarında babasının himayesinde Kur´an-ı kerimi ezberleyerek başladı.
Daha sonra babası Şeyh Seyyid Mahmud Ustaoğlu tarafından Arapca ilmini öğrenmesi için Kayseri´ye medreseye gönderildi.
Devrin ileri gelen alimlerinden;Hamurculu Osman Efendi , Külekzade Abdullah Efendi, Kiçikli Hacı Kasım Efendi ve birçok alimden ilim tahsil etti.
Ayrıca babasından askere gidinceye kadar, yirmi ikinci dedesi ve Kadiriyye Tarikatı Piri Şeyh Seyyid Muhammed el-Kadiri Hz.lerinin kurduğu Muhammediyye Kolu´nun derslerini almıştır.

 1914 yılında birinci Dünya Savaşı çıkınca ilim tahsiline ara vermiş ve vatanı görevini yerine getirmek için Ankara´ya gitmiştir.
Kayseri´de o zamanda ulaşım çok zor olduğu için Kayseri´den Ankara´ya arkadaşları ile beraber yaya olarak on günde gelmişlerdir. Buradan da tren yolculuğuyla İstanbul´a gitmiş ve Tuzla ´da yirmi gün kadar askeri eğitim görmüştür.
Dahasonra Avusturya´da bulunan 15. Topcu Alayına topcu eri olarak katılmış olup, Galiçya Cephesi bir yıl Ruslara karşı çarpışmıştır.
Bu cephe Ruslar tarafından düşürülmüş ve Osmanlı askeri geri çekilen birliğin kumandanı olan Cevat Paşa yaralanmış ve Şeyh Seyyid Osman Ustaoğlu Hz. leri bu komutanı sırtına alarak geri çekilen birliğinin bulunduğu yere kadar getirmiştir.
Şeyh Seyyid Osman Ustaoğlu´na bu davranışından dolayı kahramanlık nişanı ve çavuş rütbesi verilmiştir.
Düşen bu cephede bulunan askerler, İngilizlerle çarpışması için Kudüs`ün Yafa cephesine sevk edilmiştir.
Şeyh Seyyid Osman Ustaoğlu: Yafa cephesinde Şeyh Halid el-Bağdadi Hz. lerinin halifelerinden Seyyid Osman Ustaoğlu bir carpışma esnasında İngilizlere esir düşmüş olup, Yafa cephesinde diğer esir düşen askerlerle birlikte Mısr`a götürülmüşlerdir.
İngilizler bu esirlerin uyuzluk hastalığına tutulmuş olduklarını ileri sürerek onları kireç dolu bir havuzun içine sokmuşlardır.
Bu esirlerin bir kısmı çektikleri acılara dayanamayarak şehit olmuştur. Bu arada Şeyh Seyyid Osman Ustaoğlu bu havuza girerken hafif bir baygınlık gecirmiş ve manevi alemde Hz. Peygamber (s.a.v.) kendisine havuzda kaldığı süre içerisinde gözlerinin kapali tutmasını emretmiştir. Kireç dolu havuzdan çıktıktan yaklaşık yedi gün sonra ingilizler tekrar kendisine gelerek bir hastalığa yakalandığını söylemişler ve vucüduna bir iğne yapmışlardır.
Yapılan iğnenin etkisiyle yaklaşık bir gün sonra kafasındaki saçların tümü dökülmüş ve bir daha kafasında saç oluşmamıştır.
Bu sıkıntılardan kurtulan Şeyh Seyyid Osman Ustaoğlu , sağ kalan diğer esirlerle birlikte Nil nehrinin yakınlarındaki sulama arazilerine kanal kazması için gönderilmiştir.
Dört yıl ingilizlerin elinde esir olarak kalan Şeyh Seyyid Osman Ustaoğlu bu süre içerisinde esirlerin arasında bulunan birçok tarikat ehli kimselerle tanışmış ve onlarla birlikte zikir yapmışlardır.
Onların bu halini gören ingilizler „Osmanlılar esaretten kurtulkmak için tanrılarına yalvarıyorlar.“ diyerek kendileri ile alay ederlerdi.
İngilizler ellerindeki esirleri yemeleri için öğleye yakın bir baş soğan ve ikindi vaktinde yakında günes altında çalışan esirlerin tansyonlarının düşmesi için de bir diş sarımsak verirlerdi.
Aç olan esirler ise çevrelerinde bulunan incir ağaçlarından taze incir yerlerdi.
Taze incirin sütü diş etlerine çürüttüğünden dolayı Şeyh Seyyid Osman Ustaoğlu da esirliği döneminde bütün dişlerini kaybetmiştir.

Ehli Beyt

 

Ehli Beyt, Peygamberimiz (s. a. v) Efendimizin neslinden olanlardır.Hz. Hatice validemizden: Kasım, Zeynep, Rukiyye, Ümmügülsüm, Fatıma, ve Abdullah (Tayyip) dünyaya geldiler. Hz. Mariyeden de İbrahim dünyaya geldi. Hz. Fatımadan başka hepsi Peygamberimiz (s. a. v)Efendimizden önce vefat ettiler. Diğer bütün peygamberlerin soyu  oğlundan devam ettiği halde Peygamberimiz (s. a. v) Efendimizin nesli, kızı Hz. Fatımadan devam etti.         

Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin dünyaya geldi ve ehli beyt bunlarla devam etti. Kuran-ı Kerimde ehli beyt hakkında Ahzap suresi (33. ayet): Ehli beyt! Allah sizden sadece günahı gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor. Ayeti celilesi nazil oldu. Müffesirler nüzul sebebi ehli beyte atfedilen bazı ayetlerin nazil olduğunu da belirtmişlerdir. Ehli beyti sevmek mümine verilen bir görevdir ve islamın şiarındandır. Çünkü imanın temeli ve en kuvvetli alameti Allahü Tealayı sevmek, rasülünü sevmek, onların sevdiklerini sevmek, sevmediklerini sevmemektir. Hadisi şeriflerde buyurulur ki!

-İmanın temeli ve en kuvvetli alameti Allah dostlarını sevmek ve Onun düşmanlarına düşmanlık etmektir. [İ. Gazali]
-Ehl-i beyti seveni Hak teâlâ sever, buğz edene de buğz eder. [İbni Asakir]
-İslamın esası bana ve ehli beytime sevgidir. [İbni Asakir]
-Sizin iyileriniz benden sonra ehli beytime iyilik edenlerdir. [Hakim]
-Ehli beytime buğuzeden yüzüstü cehenneme atılır. [İ. Ahmed]
-Ehli beytimi sevmiyen ihtilafa düşer ve şeytana yoldaş olur. [Hakim]
-Aliyi ancak mümin olan sever ve ona ancak münafık olan buğzeder. [Nesai] .
-Aliyi seven beni sevmiştir. Ona düşmanlık bana düşmanlıktır. Onu inciten beni incitmiştir. Beni incitende Allahü teâlâyı incitmiş olur. [Taberani]
-Fatıma benden bir parçadır. Onu sıkan her şey beni de sıkar, Onu ferahlandıran şey beni de ferahlandırır. Kıyamette benden başka kimse nesebine sahip olamaz.
-Allah, Fatıma ve nesline cehennemi haram kıldı.
-Ehli beytim Nuh (as) ın gemisi gibidir, onlarla tabi olan selamet bulur, olmayan helak olur. [Taberani]
-Ehli beytinin Hz. Ali, Hz. Fatıma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyinin olduğunu işaret buyuran Allah Rasülü
-Hz. Fatımayı Aliye vermeyi Rabbim bana emreyledi. Allahü Teala her peygamberin sülalesini kendinden, benim sülalemi Aliden halk buyurmuştur.   Peygamberimiz (s. a. v) Efendimiz bir gün amcası Hz. Abbas, Hz. Ali, Hz. Fatıma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin otururlarken ihramını çıkarttı, üzerlerine örtü ve Ya Rabb, bu amcamı ve ehlibeytimi örtüşüm gibi sen de cehennem ateşinden kendilerini koru diye dua etti, o anda odanın duvarlarından amin diye ses işitildi. Onun ehli beytini sevmek vaciptir.
Bir hadisi şerifte Ehli beytime düşmanlık eden münafıktır buyurmuştur.
Başka bir hadisde ise:
-Allahü Teala size namazı, zekatı, orucu farz ettiği gibi, Ebu Bekiri, Ömeri, Osmanı ve Aliyi sevmeyi farz eyledi. Peygamberimiz (s. a. v) Efendimiz torunu Hz. Hasan (ra) için buyurdular ki:   İçinizden en hayırlısı Ali, gençlerin arasında en hayırlısı Hasan ile Hüseyin, kadınların en hayırlısı Fatımadır. Hasan ile Hüseyin cennet gençlerinin büyüğüdürler. Babaları onlardan efdaldir. Kim güneşi kaybederse aya başvursun, onuda kaybederse yıldıza başvursun. Ashabı kiram, bu hadisin izahını isteyince. Peygamber Efendimiz (sav) bunu şöyle açıkladı:   Güneş benim, ay Alidir, Fatıma yıldızdır, kuzey kutbuna yakın olan bu iki yıldız ise Hasan ile Hüseyindir buyurdu.

Efendimizin Cuma Hutbesi

Şeyh Seyyid Muhammed Efendimizin

Şeyh Seyyid Omuzu Güçlü (Muhammed bin Ali) Hazretlerinin Türbesi´nin tadilatı ve Mescidinin açılışında irad etmiş olduğu hutbe

Elhamdü lillahi rabbi´l-alemin ve´s-saltu ve´s-selamu ala rasulina muhammedi´v-ve ala alihi ve sahbihi ve sellim

Euzu billahi mineşşaytanirracim bismillahirrahmanirrahim

„ya eyyühellezine amenü´z-kürullahe zikan kesira“ sadakallahu´l-Azim


Ya İlahe´l-Alemin, habibin ve edibin Muhammed (s.a.v) Efendimiz Mekke´den gizlice Medine´ye hicret ederken Kuba´da misafir kaldı.

Oradan ayrılıp hicret yurduna giderken böyle bir ıssız yerde cuma namazı farz oldu. Garibâne ve mahzun bir halde cumayı eda ettiler.

Biz de bu dağlar arasında, Omuzu Güçlü Hazretlerinin yanı başında bir Cuma eda ediyoruz. Bu dağlar ve taşlar çok sevinçlidir.

Çünkü Omuzu Güçlü Hazretleri yıllarca ve yıllarca mahzun, garibane bekler iken kabrinin yanı başında Cuma namazı kılan bir cemaat buldu.

Ya Rabbi, Sen Şahitsin, meleklerin de şahit, bu dağlar ve taşlar da şahittir ki rızay-ı ilahi için, cumanın farzını eda etmek ve böylece senin rızana muvafık olabilmek için burada toplandık.

Habibin ve Edibin Peygamber (s.a.v) Efendimiz Hira dağına giderken dağların ve taşların selamını işitiyor, sağına soluna bakınıyor, bu seslere ve nidalara taaccüp ediyordu.

Şimdi bizler de bu dağların ve taşların seslerini işitiyoruz. Onlar bizlerin burada bulunmasından sevinç duyuyor. Onlar da zikir yapıyor.

Ya Rabbi bizi uzak bir yerde bırakmadın, dönderdin, dolaştırdın Evlad-ı rasul olan, nesli peygamber olan, Habibinin sülalesinden ve soyundan olan Omuzu Güçlü´nün yanı başına getirdin.

Burada Cuma namazını kılmayı ve kıldırmayı nasip eyledin. Böylece bizleri haşir ve cem eyle. Bizleri mahşerde Habibinin neslinin cemaatının içinde haşreyle.

Ya İlahe´l-Alemin, habibinin torunun yanı başında Cuma namazını eda etmeyi nasip ve müesser kılmakla bizleri ulvî bir nimete nail eyledin.

Sana ne kadar şükür ve hamd eylesek azdır.

Cumamızı ve dualarımızı kabul eyle. (amin)

Nefsi Mutmaine

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

يَاأَيَّتُهَا النَّفْسُ الْمُطْمَئِنَّةُ

ارْجِعِي إِلَى رَبِّكِ رَاضِيَةً مَرْضِيَّةً

فَادْخُلِي فِي عِبَادِي

وَادْخُلِي جَنَّتِي

27. Ey mutmain (huzura kavuşmuş/tatmin bulmuş/şüpheden kurtulmuş) nefis,

28. Dön Rabbine, razı etmiş ve razı edilmiş olarak!

29. (İyi/Seçkin/has) kullarım arasına katıl,

30. Ve cennetime gir.

 

(Fecr suresi, Ayet 27-30)

 

 

وَمَا أُبَرِّئُ نَفْسِي إِنَّ النَّفْسَ لَأَمَّارَةٌ بِالسُّوءِ إِلَّا مَا رَحِمَ رَبِّي إِنَّ رَبِّي غَفُورٌ رَحِيمٌ

 

53. Ben yine de nefsimi temize çıkarmıyorum. Çünkü nefis şiddetle kötülüğü emreder. Ancak Rabbimin rahmetiyle yarlığadığı müstesna. Muhakkak ki, Rabbim bağışlayıcı ve merhametlidir.

 

(Yûsuf suresi, Ayet 53)

Merhaba Ramazan

Merhaba yâ şehr-i Ramazan Merhaba

Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem efendimiz şöyle buyurmuşlardı

Size Ramazan ayı geldi. O bereket ayıdır. O ayda tam hayır vardır ve Allah sizi gasyeder. Rahmetini inzal eder, hataları siler, duaları kabul eder. Sizin ragbetinize bakar ve sizinle meleklerine iftihar eder. Onun için Allah’a kendi tarafınızdan hayır odeyin (Çok hayır yaparak Ramazanın hakkını verin). Zira şaki, o ayda Allah’ın Rahmetinden mahrum kalan kimsedir.

Ramazanda Allah’ı zikreden magfiret olunur. Ve o ayda Allah’dan dilekte bulunan kimse de mahrum edilmez.

Mevlid Kandili

Kutlu Doğum ve Mevlid Kandiliniz Mubarek olsun!

Nuri Muhammed (sav)

Bismillahirrahmanirrahiym

„Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.“ (Enbiyâ, 107)

Hayatın gayesi, yaratılışın mânâsı silinmiş, yok olmuştu. Herşey mânâsız başıboşluk ve hüzün örtülerine bürünmüştü.

Ruhlar birşey bekliyor, bir nurun zulmet perdesini yırtmasını içten içe hissediyordu.

O vahşet devrinde kâinat ufkundan bir güneş doğdu. Bu güneş âhirzaman Peygamberi Hz. Muhammmed Aleyhissalâtü Vesselam idi. Tarihin seyrini, hayatın akışını değiştiren bu eşsiz olay, dünyayı yerinden sarsan değişimlerin en büyüğü idi.

İnsanlığın kurtuluşu için gönderilen son ve en büyük peygamber, bizim Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) 571 yılında Kameri aylardan Rebiü’l-evvel ayının 12.gecesi doğmuştur. Milâdî takvime göre ise bu, 571 yılı Nisan ayının yirmisine rastlamaktadır. Bu mübarek geceye „Mevlid Kandili“ denir.

O’nun doğduğu çağda dünyanın her tarafında cehalet, zulüm ve ahlâksızlık almış yürümüş, Allah inancı unutulmuş, insanlık korkunç ve karanlık bir duruma düşmüş, dünya yaşanmaz hale gelmişti.

O’nun doğduğu gece, insanlığın kurtuluşu için çok hayırlı ve mübarek bir başlangıçtır.O gecenin sabahı gerçekten de feyizli bir sabahtı. İnsanlık için yepyeni bir gün doğmuş, aydınlık bir devir açılmıştı. Bir fazilet güneşi ve hidâyet meşalesi olan sevgili peygamberimizin gönderilişi, Yüce Allahın bütün insanlara en büyük nimetlerinden birisidir. Bu hususta Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulmuştur:

Bismillahirrahmanirrahiym

Âl-i İmrân, 164″Andolsun ki içlerinden, kendilerine Allah’ın âyetlerini okuyan, (kötülüklerden ve inkârdan) kendilerini temizleyen, kendilerine Kitap ve hikmeti öğreten bir Peygamber göndermekle Allah, müminlere büyük bir lütufta bulunmuştur. Halbuki  daha önce onlar apaçık bir sapıklık içinde idiler. „
(Âl-i İmrân, 164)

Bu gece, müslümanlar arasında yüzyılllardan beri büyük bir coşku ile kutlanmakta, Sevgili Peygamberimiz derin bir saygı ile anılmaktadır. Büyük Türk Alimi Süleyman Çelebi tarafından yazılan ve asıl adı „Vesiletün’necat“ olan mevlid kitabı O’nun doğumunu, üstünlüğünü ve mucizelerini en güzel bir şekilde dile getiren değerli bir eserdir.

Peygamberimizin doğum yıldönümlerinde okunan mevlidleri saygı ile dinlemek, O’nun mübarek ruhuna salât ve selâm okumak hiç şüphesiz büyük milletimizin Sevgili Peygamberimize olan engin sevgi ve bağlılığının bir ifadesidir.

Bununla beraber, O’nun ahlâk ve fazilet dolu hayatını öğrenmek ve kendimize örnek almak başta gelen görevlerimizdendir. Asıl o zaman O’nun sevgisini ve hoşnutluğunu kazanmış oluruz.

O âlemlerin Rabbinden, „Alemlere rahmet olarak gönderildi.“ Asırlara sığmayacak inkılapları birkaç sene içerisinde gerçekleştirdi. Evlâtlarını diri diri toprağa gömen babalar O’na ve getirdiği prensiplere iman ettikten sonra mükemmelleştiler, dünyaya insanlık, adalet ve medeniyet rehberi olacak hale geldiler. İnsanlar O’nun tek emriyle, kökü yüzlerce yıl derinde olan alışkanlıklarını bıraktı.

O, yirminci asır insanının yüzyılda yerleştiremediği hakkı, hukuku, adâleti, hürriyeti, demokrasiyi ve insan haklarını bir solukta yerleştirdi. Böylece cehâlet asrı bir saâdet asrı olup, çıktı. Nihayet asır, asırlara taştı. Ve O, çağlar ötesiyle kucaklaştı.

Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed kendisinden önceki peygamberler gibi sadece bir kavme veya millete değil, bütün insanlığa peygamber olarak gönderilmiştir. O’nun diğer peygamberlerden en farklı yönlerinden birisi budur. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulur:

Bismillahirrahmanirrahiym
„Biz seni bütün insanlara ancak müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik; fakat insanların çoğu bilmezler.“
(Sebe, 28)

İnsanlığın her zaman ve mekânda Hz. Peygamber’in tebliğ ettiği ilâhî mesaja ve bu mesajın hayata geçirilmiş şekli olan onun sünnetine ihtiyacı vardır.  O’nu örnek almak, Kur’an’a uymaktır. Çünkü Hz. Aişe (r.a.)’nın ifâdesiyle O’nun ahlâkı Kur’an’dı.(Müslim, Misâfirîn, 139). Kur’an-ı Kerim, Peygamberimiz Hz. Muhammed’in inananlar için en güzel örnek olduğunu bildirmekte ve bu hususta şöyle buyurulmaktadır:

Bismillahirrahmanirrahiym
„Andolsun, Allah’ın rasûlünde sizin için, Allah’a ve âhiret gününe kavuşmayı umanlar için ve Allah’ı çok ananlar için güzel bir örnek vardır.“
(Ahzâb, 21)

Bu geceyi nasıl ihya edelim?

Bütün insanlık âlemine bir hidayet tarihi açan ve âlemlere halis ilâhî rahmet olan böyle yüksek şanlı bir Peygamber’in ümmeti olmakla şereflenmiş bulunan biz müminlere ne mutlu!  Bu geceyi vesile bilerek, O’na ümmet olmanın şuuruna erebilmek,  Bu gecenin manevî zenginliğinden istifâde etmek için en azından bir Tesbih Namazı kılalım, bir de Hatm-i Enbiyâ yapalım. O’na  ümmet olan müminlere gevşeklik yakışmaz. Unutmayalım…  Alemlere rahmet olarak gönderilen muazzez Peygamberimizin, doğumunu anarken, yalnız mevlid okumak, ilâhîler söylemek ve kandil simidi dağıtmak yeterli değildir, sadece bu geceyi yaşamak yeterli değildir. Yüce Allah’ın sevgisine, hoşnutluğuna ve bağışlamasına ermenin yegâne yolu, Peygamberimizin yolundan gitmektir…

Bismillahirrahmanirrahiym

„De ki: Allah’ı seviyorsanız bana uyunuz ki, Allah da sizi sevsin ve günâhlarınızı bağışlasın…“
(Âl-i İmrân, 31)

 İşte bu geceye Veladet-i Nebi gecesi diyor ve onun bütün kalbimizle, ruhumuzla her sene yeniden yâd edip kutluyoruz. Bütün kâinatla bu geceyi karşılayarak onun âleme teşrifine kıyam ediyoruz.
Getirdiği ebedi nura, açtığı saadet caddesine ve sünnet-i seniyyesine yeniden sımsıkı sarılmak ve Mevlid Kandilini vesile ederek ona yeniden biatimizi, bağlılığımızı tazelemek ne yüce bir şeref ve ne büyük bir saadettir.

Yüce Rabbim bizleri sevgili Resulünün şefaatine nail eylesin (amin).

 

Daha geniş Bilgiler için Efendi Hz.leri sohbetlerinden:

Hazret-i Peygamberin Nesebi Ve Fazileti

Peygamberimizin Herkese Şefaat Etmesi

 

 

 

 

Mirac Kandiliniz Mubarek olsun!

Mirac



Bir gece, kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye (Muhammed) kulunu Mescid-i Harâm’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya götüren Allah noksan sıfatlardan münezzehtir; O, gerçekten işitendir, görendir.“
(İsra :1)

Mirac Kandili, sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.s.) Efendimizin gecenin bir anında Mekke’deki Mescid-i Haram’dan Kudüs’teki Mescid-i Aksâ’ya, oradan da göklere seyahat ettirildiği mübarek gecenin adıdır.

          Nitekim Cenab-ı Hak, Kur’an-ı Kerim’de; „Kulu Muhammed’i bir gece Mescid-i Haram’dan kendisine bir kısım âyetlerimizi göstermek için, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya götüren Allah’ın şânı yücedir.Doğrusu O, işitir ve görür.“ (İsra Suresi:1) buyurmuştur. Peygamberimizin hayatı içinde önemli bir yeri olan Mirac, Allah’ın sevgili Rasûlünden başka hiç kimseye sunmadığı ilahî bir ihsandır.Yüce Peygamberimiz için pek büyük şan ve şereflerle dolu olan Mirac mûcizesi, biz müslümanlar için de ilahî rahmetler ve lütuflarla doludur.Mirac olayının biz müslümanlar için en önemli sonuçlarından birisi, hiç şüphe yok ki, dinin direği olan namazdır.

          Namaz, bize bir Mirac hediyesidir. Onun içindir ki, namaz mü’minin miracı olmuştur. Nasıl ki, yüce Peygamberimiz Mirac’ta vasıtalardan arınmış olarak Mevlası ile karşı karşıya geldi ise, mü’min de namazda vasıtasız olarak doğrudan doğruya Rabbinin huzuruna çıkar; sadece O’na kulluk etme ve sadece O’ndan yardım isteme  fırsatı bulur. Eğer mü’min, günde beş vakit namazını dikkatle ve huşu içerisinde kılacak olursa, o namaz onun için bir Mirac olur, kul onunla Hakk’a yol bulur.

 Böyle müstesna bir gece vesilesiyle sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s)’e vahyedilen, insanlığı mutluluğa götürecek prensipleri de hatırlamak lazımdır. Çünkü Kur’an-ı Kerim’de Mirac’ın ruhî hallerinden söz edilirken: „Allah kuluna vahyedeceğini etti“(2) buyurulmaktadır.Bu saydığımız prensipler hiç şüphe yok ki bir toplum için gerekli bütün ahlâk ve fazilet kurallarını ihtiva etmektedir.

    Bu vahyedilen hakikatleri şöylece özetleyebiliriz: „Allah’a ortak koşulmayacak, yalnız O’na kulluk edilecek ve yalnız O’ndan yardım istenecektir. Anne ve babaya hürmet edilecek, onların duaları alınacaktır. Zinaya yaklaşılmayacaktır. Haksız olarak kimsenin canına kıyılmayacaktır. Yetimlere iyi muamele edilecektir. Ölçü ve tartıda doğruluk üzere olunacaktır. Bilmediğimiz bir şeyin ardından körü körüne gidilmeyecek, şuurlu hareket edilecektir. Yeryüzünde kibir ve gurur taslayarak yürünmeyecektir.“

   İşte Mirac gecesi böyle mübarek bir gecedir. Bu geceyi ihya ederken, bu gecede vahyedilen üstün gerçeklere kulak vermeliyiz. Yalnız Yüce Mevla’ya kulluk etmeli, O’na hiçbir şeyi ortak koşmamalıyız. Mirac gecesi, ulvî bir gecedir. O halde bu mübarek geceyi gaflet içerisinde geçirmemeli, ibadetle Allah’a karşı şükran borçlarımızı ödemeliyiz; namaz kılmalı,  Kur’an okumalı ve Allah’tan af ve bağış dilemeliyiz, çoluk çocuğumuza bu gecenin anlam ve önemini öğretmeliyiz. Çevremizdeki yoksullara ve kimsesiz çocuklara yardım ellerimizi uzatmalıyız. Annemizi, babamızı ve büyüklerimizi ziyaret edip ellerini öpmeli ve dualarını almalıyız. Ebediyete intikal etmiş olanlarımızı rahmetle anarak ruhlarını şadetmeliyiz. Dostlarımızla tebrikleşmeli, sevgi ve saygı duygularımızı perçinlemeliyiz. Kandilleri birer fırsat bilmeli, bu müstesna zaman dilimlerinde Allah’a daha da yakın olmaya çalışılmalıdır. Bilelim ki, Allah’a yakınlık, O’nun emirlerini yerine getirmek, yasak ettiği şeylerden kaçınmakla mümkündür.

Bu Mübarek Geceyi  Nasıl İhya Edeceğiz?

 

Üzerinde namaz borcu olan kimsenin bu gecede hiç olmazsa bir günlük namaz kaza etmesi uygun olur. Böylece hem borcunu öder hem de geceyi ihya etmiş olur.

Yatsı namazından sonra 12 rek’at „Hacet namazı“ kılınır:

Beher rek’atte Fâtiha-i şerîfeden sonra 10 İhlâs-ı şerîf okunur.

Namaza niyet:

„Yâ Rabbî, rızâ-i şerîfin için niyet eyledim namaza. Bu gece yedi kat gökleri ve bütün esrârını göstererek muhabbetin ile müşerref kıldığın sevgili habîbin Resûl-i Zîşan Efendimiz hürmetine ben âciz kulunu afv-ı ilâhîne, feyz-i ilâhîne ve rızâ-i ilâhîne mazhar eyle, Allâhü Ekber.“

Namazdan sonra:

4 Fâtiha-i şerîfe,  100 defa: „Sübhânallâhi vel-hamdü lillâhi ve lâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber. Ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil-aliyyil-azıym“ 100 İstiğfâr-ı şerîf, 100 Salevât- şerîfe okunup duâ yapılır.

Bu namazda, İhlâs-ı şerîfeler 100’er adet okunursa veya bu namaz 100 rek’at olarak kılınırsa; bunu yerine getiren mü’min huzûr-i ilâhîye namaz borçlusu olarak çıkmaz.

Namaz borcu olanların hiç olmazsa 1 günlük namazlarını kaza etmeleri makbul olsa gerekir.

Mirac gecesinden sonraki gün, mutlaka oruçlu olmalıdır. o gün öğle ile ikindi arasında 4 rekat namaz kılınır:

Her rekatta Fatiha’dan sonra: 5 Ayetül Kürsi, 5 Kafirun, 5 İhlas, 5 felak, 5 nas okunur.

Allah (cc) kabul eylesin!

Beraat Kandiliniz Mubarek Olsun

Cenab-ı Hak buyuruyor:


„Apaçık kitaba yemin olsun ki, Biz Kur’an-ı mübarek bir gecede indirdik. Biz, gerçekten uyarıcıyız.
O mübarek gecede, her hikmetli iş katımızdan bir emirle ayırt edilir…“ (Duhan, 44/1-4)

Ayette geçen, ‚mübarek gece’den maksat; Berat  gecesidir. Kur’ânın bu gecede,  Yedinci semadan dünya semasına indirildi. Kadir gecesinde ise ilk kez Peygamber Efendimize indirilmeye başlandı.

Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem efendimiz şöyle buyurmuşlardı:

“Recep, Allah’ın ayıdır. Şaban, benim ayımdır. Ramazan, ümmetimin ayıdır”. Mübarek Recep ayının ardından gelen Şaban ayı Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ayıdır. Bu mübarek ayın değerini bilerek, ibadetlerimizi yapmalı, alemlerin Rabbinden af dilemeliyiz.

Bu gecenin beş özelliği vardır:
1) Bu gecede önemli işlerin seçimi ve ayırımı yapılır.
2) Bu geceyi ibadetle geçirenlere yardımcı olması amacıyla Allah tarafından melekler gönderilir.
3) Bu gece bağışlanma ve af gecesidir.
4) Bu gecede yapılan ibadetlerin fazileti çok büyüktür.
5) Bu gecede Peygamberimize şefaat yetkisinin tamamı verilmiştir. Bu yetkinin üçte biri Şaban’ın onüçüncü  günü, üçte biri Şaban’ın ondördüncü günü, geri kalan üçte biri de Şaban’ın onbeşinci günü verilmiştir.

Bu gecenin, dört adı vardır. „Mübarek gece“, „Berae gecesi“ „Sakk gecesi“, „Rahmet gecesi“. Ve denildi ki bununla Kadir Gecesi arasında kırk gün vardır. Berae ve Sakk gecesi denilmesi hakkında da denilmiştir ki, haraç tamamen alındığı zaman beraetlerini (temize çıkmalarını) dile getiren bir sened yazıldığı gibi, Allah Teâlâ da bu gece mümin kullarına beraet yazar. Ve denilmiştir:
Hazreti Âişe (ranha) bu gecenin fazileti hakkında şunları anlatıyor:
Günün birinde Hazreti Peygamber yanıma girdi. Elbisesini çıkardı. Aradan zaman geçmeden tekrar giyindi. Bunun üzerine beni şüphe, kıskançlık sardı. Ortaklarımdan birinin yanına gidecek sandım ve peşini takip ettim. Medine’nin kabristanı olan Bakîu’l-Garkad’da kendisine eriştim. Mü’minlere ve şehidlere istiğfar ve dua ediyordu. Kendi kendime: ‘Anam babam sana feda olsun! Sen Rabb’ının rızası uğrunda, ben ise dünya peşindeyim!’ diyerek döndüm. Soluk soluğa eve girdim. Arkamdan da Resülüllah (sav) girdi.
-Neden böyle hızlı nefes alıyorsun?’ dedi.
Ben,
-Anam babam uğruna feda olsun. Yanıma gelip elbisenizi çıkardıktan sonra tekrar giyindiniz, beni kıskançlık tuttu. Ortaklarımdan birinin yanına gideceğinizi zannettim. Nihayet sizi kabristana giderken gördüm,dedim.
Resul–ü Ekrem,
-Resülüllah sana haksızlık edecek diye mi korkuyorsun?’ dedi.
Ardından Cibril geldi ve şöyle dedi:
-Bu gece Şa’bân’ın on beşinci gecesidir. Cenabı Hak bu gecede Benî Kelb kabilesi koyunlarının sayısı kadar kimseyi cehennemden âzâd eder. Fakat bu gece Allah; müşriklerin, kincilerin, akrabalarıyla münasebeti kesenlerin, hayat ve ihtişamlarına mağrur olanların, ana ve babalarına isyan edenlerin, içki düşkünlerinin yüzlerine bakmaz.
Resul–ü Ekrem, elbisesini çıkardı.
-Bu gece ibadet etmeme müsaade eder misiniz?buyurdu.
-Evet, sana anam babam feda olsun, dedim.
Peygamber namaza kalktı. Secdeye kapanıp uzun müddet kaldı. Endişelendim, elimle yokladım. Elim, ayağının altına dokununca kımıldadı. Ben de sevindim. Secdede şöyle niyaz ettiğini işittim:
‘Allah’ım! azabından afvına, gazabından rızana sığınıyorum. Sen’den yine Sana iltica ediyorum. Şânın yücedir. Sana yaptığım senayı Senin kendine yaptığın senaya denk bulmuyorum. Sana lâyık bir surette hamd etmekten âcizim.’
Sabah olunca bunları Resul–ü Ekrem’e söyledim. O da,
– Yâ Âişe, bunları öğrendin mi? dedi.
-Evet yâ Resülüllah, dedim.
Resuli Ekrem;
-Bunları hem öğren hem de başkalarına öğret. Zira bunları bana Cibril öğretti ve secdede bunları okumamı ta’lîm buyurdu.’ dedi.”
Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) buyuruyor:
„Her kim bu gece yüz rekat namaz kılarsa yüce Allah ona yüz melek gönderir. Otuzu ona cenneti müjdeler, otuzu ona cehennem azabından teminat verir. Otuzu da ondan dünya afetlerini savarlar, O’nu da ondan şeytanın tuzaklarını hilelerini savarlar.“
„Yüce Allah bu gece ümmetine öyle rahmet eder ki Kelb kabilesinin koyunlarının kılları sayısınca.“
„Yüce Allah bu gece bütün müslümanlara mağfiret buyurur ancak kâhin, sihirbaz, yahut çok kin güden veya içkiye düşkün olan, yahut ana-babasını inciten, veya zinaya ısrarla devam eden müstesna.“
‚Şaban ayının 15. gecesini ibadetle geçirin, gündüzünde de oruç tutun. Çünkü yüce Allah, bu gece dünya semasına rahmetiyle tecelli eder ve; ‚tevbe eden yok mu! Onu affedeyim. Rızık isteyen yok mu, ona rızık vereyim, hastalığından şifa isteyen yok mu ona şifa vereyim. Yok mu şunu isteyen yok mu bunu isteyen‘ der. Bu durum, sabaha kadar devam eder‘
‚Ameller, bu ayda âlemlerin Rabb’ı yüce Allah’a arz edilir. Ben de amellerimin oruçlu iken Allah’a arzedilmesini isterim‘
Rahmeti gazabını geçen Yüce Rabb’imizin hayır ve bereketini, af ve mağfiretini yağmur gibi üzerimize yağdırdığı bu mübarek geceyi fırsat bilip tevbe, dua ve niyaz ile geçirmeli; bu ilâhî ziyafetten faydalanmak için elimizden gelen gayreti göstermeliyiz.
İnsanların bir sene içerisindeki rızıkları, zengin veya fakir olacakları ve ecelleri gibi mühim hususlar o gece içerisinde meleklere bildirilir. O geceyi ibâdet ve tâatla geçirmek ve nafile namaz kılmak sevaptır.  Nitekim Peygamber Efendimiz bu geceyi ibadetle geçirmiş ve dua etmiştir:
Geçtiğimiz yıl, Berat gecesine erişip de ölümü akıllarından bile geçirmeyen birçok insan, dünyadan göçüp gitmiştir. Ölüm, herkes için mukadderdir. Hiçbirimizin, bir sene daha yaşayacağına garantisi yoktur. O halde, yüce Allah’ın bizlere bahşettiği Berat gecesi gibi mübarek vakitleri güzelce değerlendirelim. Bu vakitlerin, bir ganimet olduğunu bilelim. Yüce Rabbimizin, her zaman açık olan tevbe kapısına yönelelim. Bu geceyi, gafletle geçirmeyelim. Yakınlarımızı, komşularımızı, yoksulları görüp gözetmeyi unutmayalım. Birbirimize, sevgi ve saygı gösterelim. Hep iyiliğe yönelelim.
——————————————————————————–
Berat Gecesini Nasıl İhya Edebiliriz?
——————————————————————————–
1- Yatsı ve Sabah namazlarını mutlak surette cemaatle kılmalıyız ki, geceyi sabaha kadar ibadet etmiş olalım.
2- Geceyi oruçlu olarak karşılayalım ve ertesi günü de oruç tutalım.
3- Bir günlük kaza namazı kılalım
4- Berâat Gecesi, bu gecede hiç olmazsa bir Tesbih Namazı kılınır.
5- Berâat gecesinde 100 rek’atlı Hayır Namazı vardır ki, kılan kimse o sene ölürse, şehitlik mertebesine nâil olur.

Regaib Kandili

لَقَدْ جَاءَكُمْ رَسُولٌ مِنْ أَنفُسِكُمْ عَزِيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَرِيصٌ عَلَيْكُمْ بِالْمُؤْمِنِينَ رَءُوفٌ رَحِيمٌ

 „Andolsun size kendinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir.
O, size çok düşkün, müminlere karşı çok şefkatlidir, merhametlidir. „
 (Tevbe Suresi, 128)

Allah (c.c) katında zamanların değerleri birbirine eşittir. Ancak öyle zamanlar vardır ki o zamanlarda  öyle hadiseler olur ki, o vakte diğer zaman dilimlerinden daha üstün bir değer kazandırır. Receb-i şerîfin ilk Cuma gecesine isabet eden Regâib Gecesi’de bu müstesna zamanlardan biridir. Cuma geceleri böyle kıymetli vakitlerden biridir. Regaib Gecesi gibi iki kıymetli gecede biraraya gelince, bu gece dahada bir kıymetli oluyor. Bu gece, yalvarış ve yakarışların Yüce Mevla’ya sunulduğu ve O’nun rahmetinden af istenildiği umut, huzur ve müjde gecesidir.

Orucun Hikmetlerinden

İslâm’ın temel esaslarından birisi de, Ramazan ayında oruç tutmaktır. Oruç, erginlik çağına ermiş bulunan akıllı her Müslümana farz olan bir ibadettir.Yüce Kitabımız Kuran-ı Kerimde:

„Ey iman edenler! Sakınasınız diye sizden öncekilere farz kılındığı gibi oruç, size de farz kılındı“[Bakara,2/183] buyurulmaktadır.

Orucun farz kılınmasında, insanî, ahlâkî, içtimaî, ruhî ve sıhhî pek çok hikmeti vardır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.):

„Oruç, kötülüklere ve cehenneme karşı bir kalkan ve bir siperdir“[Fethul Kebir 2/206] buyurmuştur.