Archiv der Kategorie: Filiz Konca

KURBAN

Kurban, kelime olarak kurb kökünden mastardır, yaklaşmak mânâsına gelir. Allahu Teâlâ’nın rızasını ümit edip yakınlığını kazanmak için kesilen hayvana kurban denir.
Kurban Bayramında bu hayvanlar Allah için can verirken insana da en büyük nasihatte bulunabiliyorlar.
Peygamber Efendimiz hicretin ikinci senesinde, Sevik Gazvesi’nden dönerek Medine’ye geldiğinin ertesi günü, (Zilhicce’nin onuncu günü) Müslümanlarla birlikte namazgaha çıktı. Ezansız ve kametsiz iki rekât namaz kıldırdıktan sonra hutbe okudu. Bu hutbelerinde kurban kesmelerini Müslümanlara emretti. Kendileri de iki kurban kesti.

 Cabir (ra) diyor ki: „Peygamber Efendimiz (sav) kurban kesme gününde boynuzlu, semiz ve burulmuş iki koç kesti. Onları kesmek için yöneldiği zaman „Ben yüzümü gökleri ve yeri yaratana doğru çevirdim, Ben Allah’a şirk koşanlardan değilim; namazım, öteki hak ibadetlerim, sağlığım ve ölümüm bütün âlemlerin Rabbi olan Allah’ındır. O’nun ortağı yoktur. Ve ben Müslümanlardanım. Ya Rabbi bu kurban sendendir, senin içindir, Muhammed’in ve ümmetinin adına „Bismillahi Allahu Ekber“ dedi ve kurbanı kesti.“ (et-Tac. m, 207)
Zeyd İbnu Erkam (r.a.)  anlatıyor: Resulullah (s.a.v.)’ ın ashabı: “Ey Allah’ın Resulü dediler. Bayram günü kesilen şu kurban nedir?” . “Bu babanız İbrahim (a.s.)’ ın sünnetidir.” Buyurdular. Ashab: “Pekiyi, kurban kesmede bize ne gibi sevap var ey Allah’ ın Resulü” dediler. “Kurbanın her bir kılı için bir sevap.” Buyurdular. Ashab tekrar: (Kesilen kurban koyun kuzu gibi) yünlü ise ey Allah’ın Resulü (sevap nasıl olacak)? Diye sordular. Aleyhissalatü vesselam: “Yünün her bir kılı için de bir sevap var” buyurdular.

Bir başka hadiste; “Kimin geçim durumunda bir genişlik olur da kurbanını basite alıp kesmezse, o bizim namazgahımıza yaklaşmasın” buyrulur.

Bir başka hadiste ise; “Hayvanın iyi ve güzelini kurbanlık olarak seçin, çünkü o sırat köprüsünde size bineklik yapacaktır.” buyrulur.

Hz. Ali (r.a.), birisi Peygamber Efendimiz için olmak üzere iki tane koç keserdi. Kendisine bunun sebebi sorulduğunda:

 “Allah Resulü bana yaşadığım müddetçe kendisine kurban kesmemi vasiyet etti. Asla bunu terk etmem” buyurmuşlardır.
Peygamber efendimizin, Hz. Ali’ ye kendisi için kurban kesilmesini vasiyet etmesi, O’nun adına kurban kesilmesini sevdiğine delalet eder.
 
 “Hazreti Cabir b. Abdullah’dan rivayete göre: Peygamber Efendimiz, Veda haccında kurban edilmek üzere 100 deve getirtmişti. 63 yaşında olduğu için her bir senesi için birer deve kurban olmak üzere bizzat kendisi kesmiş, geri kalanları da Ali’ye kestirmiştir. Sonra her bir deveden bir parça alındı. Beraberce pişirildi. Sonra etinden yediler ve çorbasından içtiler.”
Peygamber Efendimiz (sav) buyurmuştur ki: „Kurban kesin. Zira o, babaniz İbrahim’in sünnetidir“ (Ahmed Davudoğlu, Buluğu’l-Meram Şerhi-Selâmet yolları, IV, 196).

 Hazret -i Âişe validemiz (ra ) bildirmiştir ki: Peygamber Efendimiz (sav), “İnsanoğlu, kurban kesme gününde Allah katında kan akıtmaktan daha makbul bir amel işlememiştir. O kurban, kıyamet günü boynuzları, kılları ve çatal tırnakları ile aynen gelecektir. Çünkü kan yere düşmeden Allah ’ın kabul mahalline düşmektedir. Artık kurbanlarla gönlünüz hoşnut olsun” buyurdu.
Allahu Teâlâ bazı geceler duaların reddedilmeyeceğini Peygamber Efendimize (sav) bildirmiştir. Rahmet kapılarının açıldığı dört mübarek gece şunlardır:
1- Fıtr (Ramazan) Bayramı gecesi,
2- Kurban Bayramı gecesi,
3- Terviye gecesi (Zilhicce ayının 8. gecesi),
4- Arefe gecesi, (Isfehani)
Kurban bayramının bulunduğu aya Zilhicce denir. Zilhicce ayının ilk on gününde yapılan ibadetler çok değerlidir.

Bu husustaki hadis-i şeriflerden birkaçı şöyledir:

“Zilhiccenin ilk günlerinde tutulan oruç, bir yıl oruç tutmaya, bir gecesini ihya etmek de Kadir gecesini ihya etmeye bedeldir.” [İbni Mace]
“Zilhiccenin ilk on gecesinde yapılan amel için, 700 misli sevap verilir.” [Beyheki]
“Terviye günü oruç tutan ve günah söz söylemeyen Müslüman Cennete girer.” [Ramuz]
[Terviye, Arefe gününden bir önceki güne denir.]
“Zilhiccenin ilk 9 gününde oruç tutan, her günü için, helal malından yüz köle azat etmiş veya Allah yolundaki mücahidlere yüz at vermiş veya Kâbe’ye kurban için yüz deve göndermiş gibi sevaba kavuşur.” [R. Nasıhin]
“Bu on günün hayrından mahrum olana yazıklar olsun! Bilhassa dokuzuncu [Arefe] günü oruçla geçirmelidir! Onda o kadar çok hayır vardır ki, saymakla bitmez.” [T. Gafilin]
“Zilhiccenin ilk 9 günü oruç tutana, her günü için bir yıllık oruç sevabı verilir.” [Ebul Berekat]
“Zilhiccenin ilk on günü fazilette bin güne, Arefe günü ise, on bin güne eşittir.” [Beyheki]
“Allah indinde zilhiccenin ilk on gününde yapılan amellerden daha kıymetlisi yoktur. Bugünlerde tesbihi, tahmidi, tehlili ve tekbiri çok söyleyin!” [Taberani]
Tesbih: Sübhanallah, Tahmid: Elhamdülillah, Tehlil: Lâ ilâhe illallah, Tekbir: Allahü ekber, demektir.

Peygamber efendimiz (s.a.v.), Zilhiccenin ilk on gününde yapılan amellerin, diğer aylarda yapılan amellerden daha kıymetli olduğunu bildirince, Eshab-ı kiram, “Ya Resulallah, Allah yolundaki cihaddan da mı daha kıymetlidir? ” dediklerinde, “Evet cihaddan da kıymetlidir. Ancak canını, malını esirgemeden harbe gidip şehid olan kimsenin cihadı daha kıymetlidir” buyurdu. (Buhari)

Hazret-i Ebüdderda buyurdu ki:
“Zilhiccenin ilk 9 günü oruç tutmalı, çok sadaka vermeli ve çok dua ve istiğfar etmelidir! Çünkü Resulullah, “Bu on günün hayır ve bereketinden mahrum kalana yazıklar olsun” buyurdu. Zilhiccenin ilk 9 günü oruç tutanın, ömrü bereketli olur, malı çoğalır, çoluk çocuğu belalardan muhafaza olur, günahları affolur, iyiliklerine kat kat sevap verilir, ölürken kolay can verir, kabri aydınlanır, Mizan’da sevabı ağır gelir ve Cennette yüksek derecelere kavuşur.” [Şir’a]

Arefe, yalnız Zilhiccenin 9. günüdür. Başka güne Arefe denmez. Arefe günü sabah namazından, Kurban bayramının dördüncü günü ikindi namazına kadar, erkek-kadın herkes, cemaatle kılsın, yalnız kılsın, 23 vakit farz namazda selam verir vermez, (Allahümme entesselam…) demeden önce, bir kere, vacip olan teşrik tekbirini söylemeli, yani, (Allahü ekber, Allahü ekber. La ilahe illallahü vallahü ekber, Allahü ekber ve lillahil-hamd) demelidir.
Camiden çıktıktan veya konuştuktan sonra, artık teşrik tekbirini okumak gerekmez. (Halebi)

“Arefe günü oruç tutana, Âdem aleyhisselamdan, Sûr’a üfürülünceye kadar yaşamış bütün insanların sayısının iki katı kadar sevap yazılır.” [R. Nasıhin]
“Arefe günü tutulan oruç, bin gün [nafile] oruca bedeldir.” [Taberani]
“Arefede tutulan oruç, iki bin köle azat etmeye, iki bin deve kurban kesmeye ve Allah yolunda cihad için verilen iki bin ata bedeldir.” [T. Gafilin]
“Arefe günü [Besmele ile] bin İhlas okuyanın günahları affolup duası kabul olur.” [Ebuşşeyh]
“Arefe günü tutulan oruç, geçmiş ve gelecek yılın günahlarına kefaret olur.” [Müslim]
“Arefe günü, kulağına, gözüne ve diline sahip olan mağfiret olur.” [Taberani]
“Şeytan, Arefe gününden başka bir günde daha zelil, rezil, hakir ve kinli görülmez.” [İ. Malik]
“Allahü teâlâ, Arefe günü kullarına nazar eder. Zerre kadar imanı olanı affeder.”[Gunye]
“Rahmet kapıları dört gece açılır. O gecelerde yapılan dua, reddolmaz. Ramazan ve Kurban bayramının birinci gecesi, Berat ve Arefe gecesi.” [İsfehani]
“Arefe gecesi ibadet eden, Cehennemden azat olur.” [S. Ebediyye]
“Duanın faziletlisi, Arefe günü yapılanıdır.” [Beyheki]
“Arefe gününe hürmet edin! Arefe, Allahü teâlânın kıymet verdiği bir gündür.” [Deylemi]
“Arefe günü, kulağına, gözüne ve diline sahip olan mağfiret olur.” [Taberani]

 

Ne Yaptığımızı Zannediyoruz?

Hz. Peygamber (s.a) şöyle demiştir:

„Sizden biriniz, şehevî arzularına, benim getirdiğim Hak yol önünde boyun eğdirmedikçe mümin olduğunu iddia edemez.“

Nefse acı gelen gerçeklere, kalp ve ruhun bayram ettiği Hak ve hakikatlere bir göz atalım:

Nisa:65. “Hayır; Rabb’ine andolsun ki, aralarında çekiş¬tikleri şeylerde seni hakem tayin edip, sonra senin verdiğin hükmü içlerinde bir sıkıntı duymadan tamamen kabul et¬medikçe inanmış olmazlar.”

Ehlulah bu ayeti şöyle tefsir eder:

 “Hayır hayır Rabbine andolsun ki aralarında çekiştikleri, niza et¬tikleri şeyler konusunda seni hakem kabul edip sonra da senin onla¬rın aralarında verdiğin hükme içlerinde en ufak bir haraç, en ufak bir sıkıntı, bir isteksizlik, hoşnutsuzluk duymadan tam bir teslimiyetle tes¬lim olmadıkça iman etmiş sayılmazlar.

 Demek ki peygamber (a.s) bizim hakkımızda bir şey söyleyecek, bir hüküm verecek, peygamber bizim durumumuzu bir karara bağlayacak, bizim adımıza bir karar alacak, şöyle giyinin, böyle yaşa¬yın, şunu yapın, bunu yapmayın diyecek, aldığı bu karar bizim aley¬himize de olsa, lehimize de olsa, hoşumuza da gitse, huzurumuzu da kaçırsa onun bizim adımıza verdiği bu kararı kabul etmek, hem de içimizde en ufak bir isteksizlik, kalbimizde en ufak bir burukluk, yüzü¬müzde en küçük bir işmizaz hissetmeden teslim olup uygulamak zo¬rundayız. Peygamberi hayatımızda karar mercii bilmek zorundayız. İhtilaf mercii, karar mercii olarak peygamberimizin hayatımızda evet ve hayır deme yetkisinde olduğunu kabul etmedikçe Müslüman ola¬mayacağımızı asla unutmayacağız.

Ve üstelik bizim adımıza karar verme makamında olan pey¬gamberin bizim adımıza aldığı kararlara tamı tamına teslim olup on¬ları uygularken de kalbimizden en ufak bir tereddüt geçirmeden uy¬gulamadıkça Müslüman sayılmayacağımızı bir an bile hatırımızdan çıkarmamalıyız. Onun emir ve yasaklarından zerre kadar bir şüphe etmediğimiz gibi ona akıl verip yol göstermeye de kalkışmayacağız. İyi ama ya Rasulallah şunu şunu da düşündün mü? Benden bunları uygulamamı isterken benim durumumu, benim konumumu, benim statümü düşündün mü? Halbuki benim durumum buna müsait değildir, şu şöyle olmalıydı, bu böyle olmalıydı, bu devirde bunları uygula¬mak mümkün değildir gibi Allah Resûlüne akıl vermeye, din öğret¬meye de hakkımız yoktur. Bunu daha önce demeye çalışmıştım. Ve¬rilen kararı aynen olduğu gibi, hem de coşkuyla uygulamak zorunda¬yız. Değilse işte âyet Müslüman sayılmayacağız Allah korusun.

 Tabii bu emir sadece Rasulullah Efendimizin kendi dönemiyle, kendi hayat süresiyle sınırlı değildir. Rasulullah Efendimizin Müslü¬manlar adına aldığı kararlar kıyamete kadar geçerlidir. Rasulullah Efendimizin sünneti kıyamete kadar bizim için bağlayıcıdır. Allah’ın Resûlü kıyamete kadar tek otorite insan olarak kalacaktır. Bir insanın gerçek Müslüman olup olmadığına bu otoriteyi kabul edip etmediği, bu otoriteye itaat edip etmediği belirleyecektir. Ona itaat edenler mü’min, itaat etmeyenler de kâfir sayılacaktır.”

Yine Ehlullah şöyle der:

“Allah’a ben de yemin ederimki bugün Allah’a kitaba iman ettiğini söyleyerek müslümanları kandırıp makam ve mevki elde edenler, o ma¬kama gelince, biz ancak batı kanunlarına uyarız, Kur’an bindörtyüz sene önce inmiştir, zamanı geçmiştir diyenler de kâfir olurlar.
Allah’a çok şükür biz bu tür insanlardan değiliz. Ancak ayetin deva¬mında aleyhimize hüküm çıktığında gönül rahatlığıyla kabul etmemiz is¬tenmektedir.
O şanlı ecdadımız bunu ifade etmek için „Şeriatın kestiği parmak acı¬maz“ demişler.”

Mü’min olarak yaşayıp ötelere mü’min olarak gidebilme duasıyla…