Archiv der Kategorie: Efendi Hz. Sohbetler

Rabıta-i Şerîf

Hazret-i Muhammed (s.a.v) efendimiz son peygamberdir. Alemlere rahmet olarak gelmiştir. Veliler de alemlere rahmettir. Onların bulunduğu yerlere rahmet, bereket yağar. Belalar, musibetler oradan uzaklaşır.

Şöyle ki: Allah-u zü’l-Celal peygamberimize Cibrîl-i Emîin’i gönderdi. Bunun üzerine peygamberimiz, Hazreti Ali’yi çağırdı. Ona tevhidi talim etti. Hazreti Ali Rasulüllah’a orada beyat etti. Böylelikle velilik nuru Hazreti Ali’ye geçti.
Evliyaullahın yolu Evlad-ı Rasul kapısından başladı.Allahrasulü şöyle buyurmaktadır;“Size iki emanet bırakıyorum birincisi Kuran’dır ikincisi ise Ehl-i Beytimdir.[1]”

Evlad-ı Rasulün gönlünden gönüllere nur akar. Bu nur gele gele mürşidin gönlüne oradan da müridin gönlüne sirayet eder. Kalpten kalbe yol vardır. Tarikat-ı Âliye’de irşat ehlinin kalbine gelen nurdan müridinin kalbine nur geçer. Çünkü takdir-i ilahi böyledir. Müridin kalbine geçen bu nur dolayısıyla ona ilham kapısı, mübeşşerat kapısı ve feraset kapısı açılır.

Şimdi bu nur kapılarını açmak için mürit şeyhinin elini tutar ona beyat eder, kendi kalbini şeyhinin kalbine bağlar. Rabıta yapar. Rabıtanın gayesi gönülden gönüle geçen feyizden istifade ederek, Allahrasulü’nün nurundan tâ müridin gönlüne gelen nur aracılığıyla gönüldeki ilham kapılarını açmaktır.Bunu şu misalle açıklayabiliriz;Bebekler anne karnındayken annesine göbek bağıyla bağlıdır. Çocuk annenin yeme içmesinden bu bağ sayesinde istifade eder. Eğer bu bağ bir vesile ile koparsa veya işlevini yitirirse çocuk anne karnında ölür. Çocuk bu bağ sebebiyle beslenir, kemalleşir ve neticede dünyaya gelir. İşte rabıta buradaki göbek bağı gibidir. Mürit kemalleşene kadar feyiz aşk muhabbet gibi şeyhindeki bütün haller rabıta vasıtasıyla müride geçer. Mürid böylelikle kemalleşir ve ona ilham gelir.
Nitekim ilham gizli bir bilgidir. Allah-u zü’l-Celâl şöyle buyurmaktadır;“…Ona tarafımızdan bir ilim öğrettik.[2]”

Ehl-i beyt mürşid Seyyid Efendi Baba hazretlerine müntesip olan kardeşlerimiz her gün muntazaman rabıta yapar.

Şeyh Rabıtası şu şekilde icrâ edilir;

Allahdostlarının izinde bulunan bir sofi abdestli olarak kıbleye yönelir ve öncelikle şu zikirleri çeker.

100 defa “Estağfirullah” sonunda “Estağfirullah el-Azîm el-Kerim ellezî lâilahê illâ Hû el-Hayye’l-Kayyume ve etûbu ileyh.

11 defa salavât-ı şerîfe (Allahümme salli ala muhammedi’v-ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim”

20 defa besmele-i şerîfe (Bismillahirrahmânirrahim)

1 defa Fatiha suresi

3 defa İhlas suresiBu zikrin akabinde “Destur yâ Şeyhim Efendi Baba Hazretleri” der. Manen izin alır ve gözlerini kapar. Manen Efendi Baba hazretlerinin huzurunda bulunduğunu hisseden sofi şeyhini şu usul ile tahayyül eder.

Seyyid Efendi Baba hazretlerinin nuru çeşme gibidir. Sofi de o çeşmenin bir kabıdır. Çeşmeden akan sular kapları nasıl dolduruyor ise Seyyid hazretlerinden sadır olan nur da müridi böylece Allah’ın nuruna gark eder. Seyyid Efendi Baba hazretlerinin nuru bir çadır gibidir. Sofi de o çadırın içerisinde oturan bir kimsedir. Bir çadır nasıl içindekini çepe çevre kuşatmış ise Seyyid hazretlerinin nuru da öylece müridi çepe çevre kuşatmıştır. Seyyid Efendi Baba hazretlerinin nuru sırta giyilen bir aba gibidir. Aba, giyen kimseyi nasıl sarmış ise Seyyid hazretlerinin nuru da müridi bu şekilde sımsıkı sarmış durumdadır. Seyyid Efendi Baba hazretlerinin nuru bir deniz gibidir. Sofi ise bu denize düşmüş bir damladır. Damlalar nasıl denizin içerisinde kayboluyorsa mürid de kendini Efendi Baba hazretlerinin nurunda böylece kaybeder.

Mürit en az beş dakika bu manevî halin idrakine gayret sarfeder. Mürit kendisine bıkkınlık vermeyecek kadar ancak olabildiğince uzun bir müddet rabıtasını uzatmaya çalışmalıdır. Zira rabıta müridin şeyhi ile olan bağını kuvvetlendirecek ve rabıta yapan zâtın veliler yanında kıymetini arttıracaktır. Mürit rabıtadan çıkmak istediği vakit “Destur Yâ Efendi Baba hazretleri” diyerek manen izin istemeli, sağ ve sol taraflara yüzünü çevirmek sureti ile “es-Selâmu aleykum ve rahmetullah” diyerek her iki tarafa selam vermelidir.

Rabıta akabinde mürit Besmele-i şerîfe ile birlikte 1 Fatiha suresi ve 3 İhlas suresi okumalı. “Subhâne rabbike rabbi’l-izzeti ammâ yesifûn ve selâmun ale’l-mürsilîn ve’l-hamdülillâhi rabbi’l-âlemîn” diyerek dua etmelidir. Hasıl olan sevabı Peygamberimiz (sav) Efendimizden başlamak sureti ile Seyyid Efendi Baba hazretlerine gelinceye kadar Kadiri yoluna hizmet etmiş bulunan tüm ehlullahın ruhaniyetlerine bağışlamalıdır.

Sofî “fenâ fi’ş-şeyh” makamını buluncaya bir diğer ifade ile Seyyid Efendi Baba hazretlerinin telkinine kadar Şeyh rabıtasına devam etmelidir. Peygamberimiz (sav) Efendimizi, Pir Seyyid Abdülkadir Geylânî hazretlerini ve Seyyid Efendi Baba hazretlerini kapsayan üçlü rabıta ancak Efendi Baba hazretlerinin telkini ile yapılmalıdır. Zirâ bir doktorun hastaya gerekli ilaçları göstermesi gibi sofiye gerekli manevî ilaçları da Efendi Baba hazretleri işaret etmektedir. Bunun haricine çıkmak sofiye fayda sağlamayacağı gibi kendini manevî bir sıkıntıya düçar edecektir

Bir mürid şeyhinden başkasını rabıtaya alamaz. Rabıtaya başkalarını katarsa vücut alemi velveleye düşer. Dengesi bozulur. İsyana girer. Nitekim bir devletin başında iki başkan olursa o yönetim ifsat olur. Bir müridin şeyhi vefat ederse evlad-ı rasul’den olan biri kemalleşerek onun makamına yerleşene kadar mürid, vefat eden şeyhine rabıta yapmaya devam eder.

O şeyhin soyundan gelen Evlad-ı Rasul vefat eden şeyhin makamına yükselince mürid bu sefer rabıtayı ikinci bir şeyhe bağlar.Rabıtayı en az beş dakika olarak günde bir defa yapmak lazımdır. Dileyen rabıtayı on beş dakika, yarım saat veya bir saat yapabilir.

Rabıta, bebeklerin annelerinin memelerinden gıdalanmalarına benzer ki eğer çocuk bu gıdadan mahrum kalırsa ölüme mahkumdur. Rabıtasız sofu da tarikattan lezzet bulamaz, hakikate ulaşamaz.Kardeşlerime derim ki siz ehlullah yoluna teslim olun. Fena fi’ş-şeyh makamını bulmanız şarttır. Yoksa zikrin sevabını alırsınız fakat gönlünüzdeki ilham kapıları açılmaz.Gönüllerini şeyhinin gönlüne bağlayanlarda bazı haller zuhur eder. Bu haller kendisinden sonra el verdiği sofilere de intikal eder. Onlara da ilham geçer. Yani kendine geçen başkasına da geçer. Bunun hikmeti şudur;Allahrasulü şöyle buyurmaktadır;“Kim kime benzerse o da ondandır.”[3]

Mürid Allahrasulü’nün şefaatına ortak olacaktır. Parça bir bütün olur ve sofi böylelikle tarikattaki şefaat makamına yükselir. Annesine babasına şefeat eder. Müridler üç ilâ yetmiş kimseye şefaat edeceklerdir. Bunları dinleyen kardeşlerim mutlaka kemalleşir.

Her şeyin bir ölçüsü vardır. Müridin de ölçüsü şeyhine teslim olmaktır. Müridin vazifesi teslimattır. Nitekim bir şoför eğer kendisine ayrılan yol yerine bariyerlerden gitmek isterse arabasını yuvarlar, içindekileri de helak eder. Şeyhine teslim olmayan bir mürit de neticede -Allah muhafaza- bu duruma düşer.

[1]Müslim, fadailu’us- sahabe 37, (2408)
[2] Kehf suresi ayet:65

[3] Süneni ebi Davut, h.no:4031; Müsned-i imam Ahmet, h.no:5106,5107,5651.

Efendimizin Cuma Hutbesi

Şeyh Seyyid Muhammed Efendimizin

Şeyh Seyyid Omuzu Güçlü (Muhammed bin Ali) Hazretlerinin Türbesi´nin tadilatı ve Mescidinin açılışında irad etmiş olduğu hutbe

Elhamdü lillahi rabbi´l-alemin ve´s-saltu ve´s-selamu ala rasulina muhammedi´v-ve ala alihi ve sahbihi ve sellim

Euzu billahi mineşşaytanirracim bismillahirrahmanirrahim

„ya eyyühellezine amenü´z-kürullahe zikan kesira“ sadakallahu´l-Azim


Ya İlahe´l-Alemin, habibin ve edibin Muhammed (s.a.v) Efendimiz Mekke´den gizlice Medine´ye hicret ederken Kuba´da misafir kaldı.

Oradan ayrılıp hicret yurduna giderken böyle bir ıssız yerde cuma namazı farz oldu. Garibâne ve mahzun bir halde cumayı eda ettiler.

Biz de bu dağlar arasında, Omuzu Güçlü Hazretlerinin yanı başında bir Cuma eda ediyoruz. Bu dağlar ve taşlar çok sevinçlidir.

Çünkü Omuzu Güçlü Hazretleri yıllarca ve yıllarca mahzun, garibane bekler iken kabrinin yanı başında Cuma namazı kılan bir cemaat buldu.

Ya Rabbi, Sen Şahitsin, meleklerin de şahit, bu dağlar ve taşlar da şahittir ki rızay-ı ilahi için, cumanın farzını eda etmek ve böylece senin rızana muvafık olabilmek için burada toplandık.

Habibin ve Edibin Peygamber (s.a.v) Efendimiz Hira dağına giderken dağların ve taşların selamını işitiyor, sağına soluna bakınıyor, bu seslere ve nidalara taaccüp ediyordu.

Şimdi bizler de bu dağların ve taşların seslerini işitiyoruz. Onlar bizlerin burada bulunmasından sevinç duyuyor. Onlar da zikir yapıyor.

Ya Rabbi bizi uzak bir yerde bırakmadın, dönderdin, dolaştırdın Evlad-ı rasul olan, nesli peygamber olan, Habibinin sülalesinden ve soyundan olan Omuzu Güçlü´nün yanı başına getirdin.

Burada Cuma namazını kılmayı ve kıldırmayı nasip eyledin. Böylece bizleri haşir ve cem eyle. Bizleri mahşerde Habibinin neslinin cemaatının içinde haşreyle.

Ya İlahe´l-Alemin, habibinin torunun yanı başında Cuma namazını eda etmeyi nasip ve müesser kılmakla bizleri ulvî bir nimete nail eyledin.

Sana ne kadar şükür ve hamd eylesek azdır.

Cumamızı ve dualarımızı kabul eyle. (amin)