Mevlid Kandili

Kutlu Doğum ve Mevlid Kandiliniz Mubarek olsun!

Nuri Muhammed (sav)

Bismillahirrahmanirrahiym

„Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.“ (Enbiyâ, 107)

Hayatın gayesi, yaratılışın mânâsı silinmiş, yok olmuştu. Herşey mânâsız başıboşluk ve hüzün örtülerine bürünmüştü.

Ruhlar birşey bekliyor, bir nurun zulmet perdesini yırtmasını içten içe hissediyordu.

O vahşet devrinde kâinat ufkundan bir güneş doğdu. Bu güneş âhirzaman Peygamberi Hz. Muhammmed Aleyhissalâtü Vesselam idi. Tarihin seyrini, hayatın akışını değiştiren bu eşsiz olay, dünyayı yerinden sarsan değişimlerin en büyüğü idi.

İnsanlığın kurtuluşu için gönderilen son ve en büyük peygamber, bizim Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) 571 yılında Kameri aylardan Rebiü’l-evvel ayının 12.gecesi doğmuştur. Milâdî takvime göre ise bu, 571 yılı Nisan ayının yirmisine rastlamaktadır. Bu mübarek geceye „Mevlid Kandili“ denir.

O’nun doğduğu çağda dünyanın her tarafında cehalet, zulüm ve ahlâksızlık almış yürümüş, Allah inancı unutulmuş, insanlık korkunç ve karanlık bir duruma düşmüş, dünya yaşanmaz hale gelmişti.

O’nun doğduğu gece, insanlığın kurtuluşu için çok hayırlı ve mübarek bir başlangıçtır.O gecenin sabahı gerçekten de feyizli bir sabahtı. İnsanlık için yepyeni bir gün doğmuş, aydınlık bir devir açılmıştı. Bir fazilet güneşi ve hidâyet meşalesi olan sevgili peygamberimizin gönderilişi, Yüce Allahın bütün insanlara en büyük nimetlerinden birisidir. Bu hususta Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulmuştur:

Bismillahirrahmanirrahiym

Âl-i İmrân, 164″Andolsun ki içlerinden, kendilerine Allah’ın âyetlerini okuyan, (kötülüklerden ve inkârdan) kendilerini temizleyen, kendilerine Kitap ve hikmeti öğreten bir Peygamber göndermekle Allah, müminlere büyük bir lütufta bulunmuştur. Halbuki  daha önce onlar apaçık bir sapıklık içinde idiler. „
(Âl-i İmrân, 164)

Bu gece, müslümanlar arasında yüzyılllardan beri büyük bir coşku ile kutlanmakta, Sevgili Peygamberimiz derin bir saygı ile anılmaktadır. Büyük Türk Alimi Süleyman Çelebi tarafından yazılan ve asıl adı „Vesiletün’necat“ olan mevlid kitabı O’nun doğumunu, üstünlüğünü ve mucizelerini en güzel bir şekilde dile getiren değerli bir eserdir.

Peygamberimizin doğum yıldönümlerinde okunan mevlidleri saygı ile dinlemek, O’nun mübarek ruhuna salât ve selâm okumak hiç şüphesiz büyük milletimizin Sevgili Peygamberimize olan engin sevgi ve bağlılığının bir ifadesidir.

Bununla beraber, O’nun ahlâk ve fazilet dolu hayatını öğrenmek ve kendimize örnek almak başta gelen görevlerimizdendir. Asıl o zaman O’nun sevgisini ve hoşnutluğunu kazanmış oluruz.

O âlemlerin Rabbinden, „Alemlere rahmet olarak gönderildi.“ Asırlara sığmayacak inkılapları birkaç sene içerisinde gerçekleştirdi. Evlâtlarını diri diri toprağa gömen babalar O’na ve getirdiği prensiplere iman ettikten sonra mükemmelleştiler, dünyaya insanlık, adalet ve medeniyet rehberi olacak hale geldiler. İnsanlar O’nun tek emriyle, kökü yüzlerce yıl derinde olan alışkanlıklarını bıraktı.

O, yirminci asır insanının yüzyılda yerleştiremediği hakkı, hukuku, adâleti, hürriyeti, demokrasiyi ve insan haklarını bir solukta yerleştirdi. Böylece cehâlet asrı bir saâdet asrı olup, çıktı. Nihayet asır, asırlara taştı. Ve O, çağlar ötesiyle kucaklaştı.

Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed kendisinden önceki peygamberler gibi sadece bir kavme veya millete değil, bütün insanlığa peygamber olarak gönderilmiştir. O’nun diğer peygamberlerden en farklı yönlerinden birisi budur. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulur:

Bismillahirrahmanirrahiym
„Biz seni bütün insanlara ancak müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik; fakat insanların çoğu bilmezler.“
(Sebe, 28)

İnsanlığın her zaman ve mekânda Hz. Peygamber’in tebliğ ettiği ilâhî mesaja ve bu mesajın hayata geçirilmiş şekli olan onun sünnetine ihtiyacı vardır.  O’nu örnek almak, Kur’an’a uymaktır. Çünkü Hz. Aişe (r.a.)’nın ifâdesiyle O’nun ahlâkı Kur’an’dı.(Müslim, Misâfirîn, 139). Kur’an-ı Kerim, Peygamberimiz Hz. Muhammed’in inananlar için en güzel örnek olduğunu bildirmekte ve bu hususta şöyle buyurulmaktadır:

Bismillahirrahmanirrahiym
„Andolsun, Allah’ın rasûlünde sizin için, Allah’a ve âhiret gününe kavuşmayı umanlar için ve Allah’ı çok ananlar için güzel bir örnek vardır.“
(Ahzâb, 21)

Bu geceyi nasıl ihya edelim?

Bütün insanlık âlemine bir hidayet tarihi açan ve âlemlere halis ilâhî rahmet olan böyle yüksek şanlı bir Peygamber’in ümmeti olmakla şereflenmiş bulunan biz müminlere ne mutlu!  Bu geceyi vesile bilerek, O’na ümmet olmanın şuuruna erebilmek,  Bu gecenin manevî zenginliğinden istifâde etmek için en azından bir Tesbih Namazı kılalım, bir de Hatm-i Enbiyâ yapalım. O’na  ümmet olan müminlere gevşeklik yakışmaz. Unutmayalım…  Alemlere rahmet olarak gönderilen muazzez Peygamberimizin, doğumunu anarken, yalnız mevlid okumak, ilâhîler söylemek ve kandil simidi dağıtmak yeterli değildir, sadece bu geceyi yaşamak yeterli değildir. Yüce Allah’ın sevgisine, hoşnutluğuna ve bağışlamasına ermenin yegâne yolu, Peygamberimizin yolundan gitmektir…

Bismillahirrahmanirrahiym

„De ki: Allah’ı seviyorsanız bana uyunuz ki, Allah da sizi sevsin ve günâhlarınızı bağışlasın…“
(Âl-i İmrân, 31)

 İşte bu geceye Veladet-i Nebi gecesi diyor ve onun bütün kalbimizle, ruhumuzla her sene yeniden yâd edip kutluyoruz. Bütün kâinatla bu geceyi karşılayarak onun âleme teşrifine kıyam ediyoruz.
Getirdiği ebedi nura, açtığı saadet caddesine ve sünnet-i seniyyesine yeniden sımsıkı sarılmak ve Mevlid Kandilini vesile ederek ona yeniden biatimizi, bağlılığımızı tazelemek ne yüce bir şeref ve ne büyük bir saadettir.

Yüce Rabbim bizleri sevgili Resulünün şefaatine nail eylesin (amin).

 

Daha geniş Bilgiler için Efendi Hz.leri sohbetlerinden:

Hazret-i Peygamberin Nesebi Ve Fazileti

Peygamberimizin Herkese Şefaat Etmesi

 

 

 

 

Mirac Kandiliniz Mubarek olsun!

Mirac



Bir gece, kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye (Muhammed) kulunu Mescid-i Harâm’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya götüren Allah noksan sıfatlardan münezzehtir; O, gerçekten işitendir, görendir.“
(İsra :1)

Mirac Kandili, sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.s.) Efendimizin gecenin bir anında Mekke’deki Mescid-i Haram’dan Kudüs’teki Mescid-i Aksâ’ya, oradan da göklere seyahat ettirildiği mübarek gecenin adıdır.

          Nitekim Cenab-ı Hak, Kur’an-ı Kerim’de; „Kulu Muhammed’i bir gece Mescid-i Haram’dan kendisine bir kısım âyetlerimizi göstermek için, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya götüren Allah’ın şânı yücedir.Doğrusu O, işitir ve görür.“ (İsra Suresi:1) buyurmuştur. Peygamberimizin hayatı içinde önemli bir yeri olan Mirac, Allah’ın sevgili Rasûlünden başka hiç kimseye sunmadığı ilahî bir ihsandır.Yüce Peygamberimiz için pek büyük şan ve şereflerle dolu olan Mirac mûcizesi, biz müslümanlar için de ilahî rahmetler ve lütuflarla doludur.Mirac olayının biz müslümanlar için en önemli sonuçlarından birisi, hiç şüphe yok ki, dinin direği olan namazdır.

          Namaz, bize bir Mirac hediyesidir. Onun içindir ki, namaz mü’minin miracı olmuştur. Nasıl ki, yüce Peygamberimiz Mirac’ta vasıtalardan arınmış olarak Mevlası ile karşı karşıya geldi ise, mü’min de namazda vasıtasız olarak doğrudan doğruya Rabbinin huzuruna çıkar; sadece O’na kulluk etme ve sadece O’ndan yardım isteme  fırsatı bulur. Eğer mü’min, günde beş vakit namazını dikkatle ve huşu içerisinde kılacak olursa, o namaz onun için bir Mirac olur, kul onunla Hakk’a yol bulur.

 Böyle müstesna bir gece vesilesiyle sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s)’e vahyedilen, insanlığı mutluluğa götürecek prensipleri de hatırlamak lazımdır. Çünkü Kur’an-ı Kerim’de Mirac’ın ruhî hallerinden söz edilirken: „Allah kuluna vahyedeceğini etti“(2) buyurulmaktadır.Bu saydığımız prensipler hiç şüphe yok ki bir toplum için gerekli bütün ahlâk ve fazilet kurallarını ihtiva etmektedir.

    Bu vahyedilen hakikatleri şöylece özetleyebiliriz: „Allah’a ortak koşulmayacak, yalnız O’na kulluk edilecek ve yalnız O’ndan yardım istenecektir. Anne ve babaya hürmet edilecek, onların duaları alınacaktır. Zinaya yaklaşılmayacaktır. Haksız olarak kimsenin canına kıyılmayacaktır. Yetimlere iyi muamele edilecektir. Ölçü ve tartıda doğruluk üzere olunacaktır. Bilmediğimiz bir şeyin ardından körü körüne gidilmeyecek, şuurlu hareket edilecektir. Yeryüzünde kibir ve gurur taslayarak yürünmeyecektir.“

   İşte Mirac gecesi böyle mübarek bir gecedir. Bu geceyi ihya ederken, bu gecede vahyedilen üstün gerçeklere kulak vermeliyiz. Yalnız Yüce Mevla’ya kulluk etmeli, O’na hiçbir şeyi ortak koşmamalıyız. Mirac gecesi, ulvî bir gecedir. O halde bu mübarek geceyi gaflet içerisinde geçirmemeli, ibadetle Allah’a karşı şükran borçlarımızı ödemeliyiz; namaz kılmalı,  Kur’an okumalı ve Allah’tan af ve bağış dilemeliyiz, çoluk çocuğumuza bu gecenin anlam ve önemini öğretmeliyiz. Çevremizdeki yoksullara ve kimsesiz çocuklara yardım ellerimizi uzatmalıyız. Annemizi, babamızı ve büyüklerimizi ziyaret edip ellerini öpmeli ve dualarını almalıyız. Ebediyete intikal etmiş olanlarımızı rahmetle anarak ruhlarını şadetmeliyiz. Dostlarımızla tebrikleşmeli, sevgi ve saygı duygularımızı perçinlemeliyiz. Kandilleri birer fırsat bilmeli, bu müstesna zaman dilimlerinde Allah’a daha da yakın olmaya çalışılmalıdır. Bilelim ki, Allah’a yakınlık, O’nun emirlerini yerine getirmek, yasak ettiği şeylerden kaçınmakla mümkündür.

Bu Mübarek Geceyi  Nasıl İhya Edeceğiz?

 

Üzerinde namaz borcu olan kimsenin bu gecede hiç olmazsa bir günlük namaz kaza etmesi uygun olur. Böylece hem borcunu öder hem de geceyi ihya etmiş olur.

Yatsı namazından sonra 12 rek’at „Hacet namazı“ kılınır:

Beher rek’atte Fâtiha-i şerîfeden sonra 10 İhlâs-ı şerîf okunur.

Namaza niyet:

„Yâ Rabbî, rızâ-i şerîfin için niyet eyledim namaza. Bu gece yedi kat gökleri ve bütün esrârını göstererek muhabbetin ile müşerref kıldığın sevgili habîbin Resûl-i Zîşan Efendimiz hürmetine ben âciz kulunu afv-ı ilâhîne, feyz-i ilâhîne ve rızâ-i ilâhîne mazhar eyle, Allâhü Ekber.“

Namazdan sonra:

4 Fâtiha-i şerîfe,  100 defa: „Sübhânallâhi vel-hamdü lillâhi ve lâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber. Ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil-aliyyil-azıym“ 100 İstiğfâr-ı şerîf, 100 Salevât- şerîfe okunup duâ yapılır.

Bu namazda, İhlâs-ı şerîfeler 100’er adet okunursa veya bu namaz 100 rek’at olarak kılınırsa; bunu yerine getiren mü’min huzûr-i ilâhîye namaz borçlusu olarak çıkmaz.

Namaz borcu olanların hiç olmazsa 1 günlük namazlarını kaza etmeleri makbul olsa gerekir.

Mirac gecesinden sonraki gün, mutlaka oruçlu olmalıdır. o gün öğle ile ikindi arasında 4 rekat namaz kılınır:

Her rekatta Fatiha’dan sonra: 5 Ayetül Kürsi, 5 Kafirun, 5 İhlas, 5 felak, 5 nas okunur.

Allah (cc) kabul eylesin!

Beraat Kandiliniz Mubarek Olsun

Cenab-ı Hak buyuruyor:


„Apaçık kitaba yemin olsun ki, Biz Kur’an-ı mübarek bir gecede indirdik. Biz, gerçekten uyarıcıyız.
O mübarek gecede, her hikmetli iş katımızdan bir emirle ayırt edilir…“ (Duhan, 44/1-4)

Ayette geçen, ‚mübarek gece’den maksat; Berat  gecesidir. Kur’ânın bu gecede,  Yedinci semadan dünya semasına indirildi. Kadir gecesinde ise ilk kez Peygamber Efendimize indirilmeye başlandı.

Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem efendimiz şöyle buyurmuşlardı:

“Recep, Allah’ın ayıdır. Şaban, benim ayımdır. Ramazan, ümmetimin ayıdır”. Mübarek Recep ayının ardından gelen Şaban ayı Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ayıdır. Bu mübarek ayın değerini bilerek, ibadetlerimizi yapmalı, alemlerin Rabbinden af dilemeliyiz.

Bu gecenin beş özelliği vardır:
1) Bu gecede önemli işlerin seçimi ve ayırımı yapılır.
2) Bu geceyi ibadetle geçirenlere yardımcı olması amacıyla Allah tarafından melekler gönderilir.
3) Bu gece bağışlanma ve af gecesidir.
4) Bu gecede yapılan ibadetlerin fazileti çok büyüktür.
5) Bu gecede Peygamberimize şefaat yetkisinin tamamı verilmiştir. Bu yetkinin üçte biri Şaban’ın onüçüncü  günü, üçte biri Şaban’ın ondördüncü günü, geri kalan üçte biri de Şaban’ın onbeşinci günü verilmiştir.

Bu gecenin, dört adı vardır. „Mübarek gece“, „Berae gecesi“ „Sakk gecesi“, „Rahmet gecesi“. Ve denildi ki bununla Kadir Gecesi arasında kırk gün vardır. Berae ve Sakk gecesi denilmesi hakkında da denilmiştir ki, haraç tamamen alındığı zaman beraetlerini (temize çıkmalarını) dile getiren bir sened yazıldığı gibi, Allah Teâlâ da bu gece mümin kullarına beraet yazar. Ve denilmiştir:
Hazreti Âişe (ranha) bu gecenin fazileti hakkında şunları anlatıyor:
Günün birinde Hazreti Peygamber yanıma girdi. Elbisesini çıkardı. Aradan zaman geçmeden tekrar giyindi. Bunun üzerine beni şüphe, kıskançlık sardı. Ortaklarımdan birinin yanına gidecek sandım ve peşini takip ettim. Medine’nin kabristanı olan Bakîu’l-Garkad’da kendisine eriştim. Mü’minlere ve şehidlere istiğfar ve dua ediyordu. Kendi kendime: ‘Anam babam sana feda olsun! Sen Rabb’ının rızası uğrunda, ben ise dünya peşindeyim!’ diyerek döndüm. Soluk soluğa eve girdim. Arkamdan da Resülüllah (sav) girdi.
-Neden böyle hızlı nefes alıyorsun?’ dedi.
Ben,
-Anam babam uğruna feda olsun. Yanıma gelip elbisenizi çıkardıktan sonra tekrar giyindiniz, beni kıskançlık tuttu. Ortaklarımdan birinin yanına gideceğinizi zannettim. Nihayet sizi kabristana giderken gördüm,dedim.
Resul–ü Ekrem,
-Resülüllah sana haksızlık edecek diye mi korkuyorsun?’ dedi.
Ardından Cibril geldi ve şöyle dedi:
-Bu gece Şa’bân’ın on beşinci gecesidir. Cenabı Hak bu gecede Benî Kelb kabilesi koyunlarının sayısı kadar kimseyi cehennemden âzâd eder. Fakat bu gece Allah; müşriklerin, kincilerin, akrabalarıyla münasebeti kesenlerin, hayat ve ihtişamlarına mağrur olanların, ana ve babalarına isyan edenlerin, içki düşkünlerinin yüzlerine bakmaz.
Resul–ü Ekrem, elbisesini çıkardı.
-Bu gece ibadet etmeme müsaade eder misiniz?buyurdu.
-Evet, sana anam babam feda olsun, dedim.
Peygamber namaza kalktı. Secdeye kapanıp uzun müddet kaldı. Endişelendim, elimle yokladım. Elim, ayağının altına dokununca kımıldadı. Ben de sevindim. Secdede şöyle niyaz ettiğini işittim:
‘Allah’ım! azabından afvına, gazabından rızana sığınıyorum. Sen’den yine Sana iltica ediyorum. Şânın yücedir. Sana yaptığım senayı Senin kendine yaptığın senaya denk bulmuyorum. Sana lâyık bir surette hamd etmekten âcizim.’
Sabah olunca bunları Resul–ü Ekrem’e söyledim. O da,
– Yâ Âişe, bunları öğrendin mi? dedi.
-Evet yâ Resülüllah, dedim.
Resuli Ekrem;
-Bunları hem öğren hem de başkalarına öğret. Zira bunları bana Cibril öğretti ve secdede bunları okumamı ta’lîm buyurdu.’ dedi.”
Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) buyuruyor:
„Her kim bu gece yüz rekat namaz kılarsa yüce Allah ona yüz melek gönderir. Otuzu ona cenneti müjdeler, otuzu ona cehennem azabından teminat verir. Otuzu da ondan dünya afetlerini savarlar, O’nu da ondan şeytanın tuzaklarını hilelerini savarlar.“
„Yüce Allah bu gece ümmetine öyle rahmet eder ki Kelb kabilesinin koyunlarının kılları sayısınca.“
„Yüce Allah bu gece bütün müslümanlara mağfiret buyurur ancak kâhin, sihirbaz, yahut çok kin güden veya içkiye düşkün olan, yahut ana-babasını inciten, veya zinaya ısrarla devam eden müstesna.“
‚Şaban ayının 15. gecesini ibadetle geçirin, gündüzünde de oruç tutun. Çünkü yüce Allah, bu gece dünya semasına rahmetiyle tecelli eder ve; ‚tevbe eden yok mu! Onu affedeyim. Rızık isteyen yok mu, ona rızık vereyim, hastalığından şifa isteyen yok mu ona şifa vereyim. Yok mu şunu isteyen yok mu bunu isteyen‘ der. Bu durum, sabaha kadar devam eder‘
‚Ameller, bu ayda âlemlerin Rabb’ı yüce Allah’a arz edilir. Ben de amellerimin oruçlu iken Allah’a arzedilmesini isterim‘
Rahmeti gazabını geçen Yüce Rabb’imizin hayır ve bereketini, af ve mağfiretini yağmur gibi üzerimize yağdırdığı bu mübarek geceyi fırsat bilip tevbe, dua ve niyaz ile geçirmeli; bu ilâhî ziyafetten faydalanmak için elimizden gelen gayreti göstermeliyiz.
İnsanların bir sene içerisindeki rızıkları, zengin veya fakir olacakları ve ecelleri gibi mühim hususlar o gece içerisinde meleklere bildirilir. O geceyi ibâdet ve tâatla geçirmek ve nafile namaz kılmak sevaptır.  Nitekim Peygamber Efendimiz bu geceyi ibadetle geçirmiş ve dua etmiştir:
Geçtiğimiz yıl, Berat gecesine erişip de ölümü akıllarından bile geçirmeyen birçok insan, dünyadan göçüp gitmiştir. Ölüm, herkes için mukadderdir. Hiçbirimizin, bir sene daha yaşayacağına garantisi yoktur. O halde, yüce Allah’ın bizlere bahşettiği Berat gecesi gibi mübarek vakitleri güzelce değerlendirelim. Bu vakitlerin, bir ganimet olduğunu bilelim. Yüce Rabbimizin, her zaman açık olan tevbe kapısına yönelelim. Bu geceyi, gafletle geçirmeyelim. Yakınlarımızı, komşularımızı, yoksulları görüp gözetmeyi unutmayalım. Birbirimize, sevgi ve saygı gösterelim. Hep iyiliğe yönelelim.
——————————————————————————–
Berat Gecesini Nasıl İhya Edebiliriz?
——————————————————————————–
1- Yatsı ve Sabah namazlarını mutlak surette cemaatle kılmalıyız ki, geceyi sabaha kadar ibadet etmiş olalım.
2- Geceyi oruçlu olarak karşılayalım ve ertesi günü de oruç tutalım.
3- Bir günlük kaza namazı kılalım
4- Berâat Gecesi, bu gecede hiç olmazsa bir Tesbih Namazı kılınır.
5- Berâat gecesinde 100 rek’atlı Hayır Namazı vardır ki, kılan kimse o sene ölürse, şehitlik mertebesine nâil olur.

Regaib Kandili

لَقَدْ جَاءَكُمْ رَسُولٌ مِنْ أَنفُسِكُمْ عَزِيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَرِيصٌ عَلَيْكُمْ بِالْمُؤْمِنِينَ رَءُوفٌ رَحِيمٌ

 „Andolsun size kendinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir.
O, size çok düşkün, müminlere karşı çok şefkatlidir, merhametlidir. „
 (Tevbe Suresi, 128)

Allah (c.c) katında zamanların değerleri birbirine eşittir. Ancak öyle zamanlar vardır ki o zamanlarda  öyle hadiseler olur ki, o vakte diğer zaman dilimlerinden daha üstün bir değer kazandırır. Receb-i şerîfin ilk Cuma gecesine isabet eden Regâib Gecesi’de bu müstesna zamanlardan biridir. Cuma geceleri böyle kıymetli vakitlerden biridir. Regaib Gecesi gibi iki kıymetli gecede biraraya gelince, bu gece dahada bir kıymetli oluyor. Bu gece, yalvarış ve yakarışların Yüce Mevla’ya sunulduğu ve O’nun rahmetinden af istenildiği umut, huzur ve müjde gecesidir.

Orucun Hikmetlerinden

İslâm’ın temel esaslarından birisi de, Ramazan ayında oruç tutmaktır. Oruç, erginlik çağına ermiş bulunan akıllı her Müslümana farz olan bir ibadettir.Yüce Kitabımız Kuran-ı Kerimde:

„Ey iman edenler! Sakınasınız diye sizden öncekilere farz kılındığı gibi oruç, size de farz kılındı“[Bakara,2/183] buyurulmaktadır.

Orucun farz kılınmasında, insanî, ahlâkî, içtimaî, ruhî ve sıhhî pek çok hikmeti vardır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.):

„Oruç, kötülüklere ve cehenneme karşı bir kalkan ve bir siperdir“[Fethul Kebir 2/206] buyurmuştur.

 

Kadir gecesi (Lailat-ul-Qadr)


Kadirgecesi Duası

„Doğrusu biz Kur’ân’ı Kadir gecesinde indirmişizdir. Kadir gecesinin ne olduğunu sen bilir misin? Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır. Melekler ve Cebrail o gecede Rablerinin izniyle her türlü iş için inerler. O gece, tanyerinin ağarmasına kadar bir esenliktir. “ (Kadir sûresi, 97/ 1-5)

Kadir gecesinin hangi gece olduğu kesin olarak bilinmemekle beraber genellikle Ramazan’ın yirmi yedinci gününün gecesinde olduğu kabul edilir. Hazreti Muhammed bunun kesinlikle hangi gece olduğunu belirtmemiş, ancak; „Siz Kadir gecesini Ramazan’ın son on günü içerisindeki tek rakamlı gecelerde arayınız“ demiştir.
(Buhârî, Leyletü’l-Kadir, 3; Müslim, Sıyam, 216)

Aslen hadislerde Ramazan’ın 20. gününden sonraki tek günlerde aranması söylenmesine rağmen, daha sonra karmaşa çıkmaması için Ramazanın 27.gün – 28. gecesi Kadir Gecesi sayılmıştır. Hicrî takvime göre de Kadir Gecesi Ramazan Ayı’nın son 10 gününde bulunur.

Kur’ân-ı Kerim’in inmeye başladiğı Ramazan ayı’nın yirmi yedinci gecesi. İslâm’da en kutsal ve faziletli gece Kadir gecesidir. Kadir gecesi, içerisinde Kadir gecesi bulunmayan bin aydan daha hayırlıdır.

Bu geceye Kadir gecesi denilmesi şeref ve kiymetinden dolayıdır. Çünkü:

a) Kur’ân-ı Kerim bu gecede inmeye başlamiştir.

b) Bu gecedeki ibadet, içerisinde Kadir gecesi bulunmayan bin ayda yapılan ibadetten daha faziletlidir.

c) Gelecek bir seneye kadar cereyan edecek olan her türlü hadiseler Allah Teâlâ’nın ezelî kaza ve takdiri ile ilgili meleklere bu gece bildirilir (Tecrîdi Sarih Tercemesi, VI, 312).

d) Bu gecede yeryüzüne Cebrail ve çok sayıda melek iner.

e) Bu gece tanyerinin ağarmasına kadar esenliktir, her türlü kötülükten uzaktır. Yeryüzüne inen melekler uğradıkları her mü’mine selam verirler.

Kadir gecesinin hangi gece olduğu kesin olarak bilinmemekle beraber genellikle Ramazan’ın yirmi yedinci gecesinde olduğu tercih edilmiştir. Hz. Peygamber (s.a.s) bunun kesinlikle hangi gece olduğunu belirtmemiş, ancak; „Siz Kadir gecesini Ramazan’ın son on günü içerisindeki tek rakamlı gecelerde arayınız“ (Buhârî, Leyletü’l-Kadir, 3; Müslim, Sıyam, 216) buyurmuştur.

Kadir gecesinde neler yapılabilir:

Kadir gecesini, namaz kılarak, Kur’ân-ı Kerim okuyarak, tevbe, istiğfâr ederek ve dua yaparak değerlendirmeli.

Üzerinde namaz borcu olanların nafile namazı kılmadan önce hiç değilse beş vakit kaza namazı kılmaları daha faziletlidir. Kazası yoksa nafile kılar.

Süfyan-ı Sevrî: „Kadir gecesi dua ve istiğfar etmek namazdan sevimlidir. Kur’ân okuyup sonra dua etmek daha güzeldir.“ (Tecrid-i Sarih Tercemesi, VI, 313) demiştir.

Hz. Aişe validemiz demiştir ki; Rasûlüllah (s.a.s)’e:

„- Ey Allah’ın Rasûlü! Kadir gecesine rastlarsam nasıl dua edeyim?“ diye sordum. Rasûlüllah (s.a.s):

„- Allahümme inneke afüvvün tühıbbü’l-afve fa’fu annî: Allah’ım sen çok affedicisin, affi seversin, beni affet.“ diye dua et, buyurdu (Tecrîd-i Sarih Tercemesi, VI, 314).

Bu gecenin öyle bir anı vardır ki o anda yapılan ibadet ve dualar mutlaka makbul olur. Bu önemli anı yakalamak için gecenin bütününü tevbe ve istiğfar ile geçirmek gerekir. Bu da kişinin imanını tazeler. Gecenin bütününü ibadetle geçiremeyenler en azından teravihten sonra bir miktar oturup dua etmelidirler.

 

Ramazan Bayramı

RAMAZAN BAYRAMI

*Şeker bayramı söylemek yanlışdır.

Enes ibni Malik Radiyallâhu Anh anlatıyor:

Cahiliye devrinde yılda iki gün vardı ki, halk o günlerde eğlenirdi. Resulullah Sallallâhu Aleyhi Vesellem Medine’ye gelince şöyle buyurdu:

„Sizin de eğleneceğiniz iki gününüz var. Allah, Cahiliye devrindeki o günlerin yerine size daha hayırlısını verdi. Onlar Fıtr(Ramazan) ve Kurban Bayramı günleridir.“

(Nesâi, İydeyn: 1)

Bayramın özelliği

– Bayram denince, akla güzel şeyler giymek, tatlı yemekler yemek, lezzetlere ve şehvetlere dalmak gelmemelidir.
Asıl bayram taatin makbul olduğunun bilinmesi; günahların ve hataların bağışlandığının anlaşılması; kötülüklerin iyiliğe çevrilmesi; yüksek derecelere ermenin müjdesini almak; rütbelere, yeni iyiliklere, armağanlara, ikramlara nail olmakla olur.
Bu arada, kalbin iman nuru ile genişlemesini, kalbin yakin kuvveti ve kendisinde zuhur eden bazı alâmetlerle sükûn bulmasıdır.
İlim denizleri dahi, kalpten taşıp dile akmalıdır. Hikmetler, fesahatler, belâgatler ortaya çıkmalıdır.
Şöyle anlatıldı; Bir adam, bayram günü, Hazret-i Ali’nin (r.a) yanına gitti. Gördü ki; Hazret-i Ali (r.a) kuru ekmek yiyor!
Hazret-i Ali’ye (r.a) şöyle dedi;
– Bugün bayram olduğu halde, sen kuru ekmek yiyorsun!
Hazret-i Ali (r.a) ona şöyle dedi;
– Bayram o kimse içindir ki; Orucu makbul olmuş, çalışması yerinde görülmüş, günahları da bağışlanmıştır.
Bugün bize bayramdır; yarın bize bayramdır, Allah’a asi olmadığımız her gün bize bayramdır.
Mana üstte anlatıldığı gibi olunca; akıllı olan herkes, dışa bakmayı bırakmalı ve görünüşe takılıp kalmamalıdır.
İnsan bayram gününe tefekkür ve ibret nazarı ile bakmalıdır.
Bayram günü, bir manada, kıyamet gününe benzer.
Bayram gecesi, sultanın kapısından boru sesi işitildiği zaman, kıyamet günü sura üflenme hatıra gelmelidir.
Bayram gecesi insanlar yatarlar ve bayrama hazırlıklı uyurlar. Bu uyku, iki sur arasındaki uykuyu hatırlatmalıdır.
Bir kimse bayram sabahına çıktığı zaman çevreye bir göz atmalıdır, insanlar; köşklerinden, evlerinden değişik halleri ve çeşitli giysileri içinde çıkarlar.
Onların hemen biri, bir süste ve bir başka kılık kıyafettedir.
Onlardan birine bakarsın, sevinçli görürsün.
Bir başkasına bakarsın; kederli görürsün.
Onlardan kimi yaya, kimi bineklidir.
Birine bakarsın ki, zengin; bir başkasına bakarsın ki fakirdir.
Biri ferahlık içindedir; diğeri de, sıkıntı içindedir.
Bütün bunlara baktıktan sonra; kıyamet halkının hallerini düşünmelidir.
Orada taat ehli, mesrurdur; masiyet ehli de kederli ve üzüntülüdür.
Muttakiler binek üzerinde giderler, günahkâr ve müşrikler ise, tökezleyerek ve yüzüstü sürünerek giderler. Yahut zorla yürürler.
Nitekim bu manada, Allah-û Teâlâ şöyle buyurdu;
– “Biz o gün, muttakileri süvari olarak Rahman’a doğru yollarız.” (19/87)
Yani; Güzel atlara binmiş olarak.
– “Mücrimleri dahi, sosuz olarak cehenneme sevk ederiz.” (19/86)
O gün; Zahid, arif, varlığını hak varlığı ile değiştiren bedellerden hemen her biri, bir rahatlık, zenginlik içindedirler. Hem de meliklerinin ve sevdikleri Yüce Zat’ın katında.
Üzerlerinde çeşitli giysiler ve takılarla arşın gölgesinde bulunacaklardır.
Taat ve marifet nurları onların yüzlerinde görünmektedir. Parlar, aydınlık verir.
Önlerinde çeşitli sofralar vardır. O sofralarda çeşitli yemekler, içkiler ve meyveler vardır.
Taa kulların hesabı görülünceye kadar böylece kalıp giderler.
Bundan sonra, cennetteki konaklarına giderler. Oradaki konaklarını, Allah-û Teâlâ kendileri için hazırlamıştır.
Orada nefislerin istediği, gözlerin hoşlandığı hemen her şey vardır. Hem de öyle şeylerdir ki; Onları ne bir göz görmüştür; ne kulaklar duymuştur; ne de bir beşer kulun hatırına onların varlığı gelmiştir.
Bu manada, Allah-û Teâlâ şöyle buyurdu;
– “Hiçbir nefis bilemez ki; öbür âlemde göz aydınlatan cinsten kendisine neler hazırlanmıştır?
Bu, onların iyi işlerine bir mükâfattır.” (32/17)
Dünyaya hevesi olanlara gelince, onların hâlini de şöyle anlatabiliriz;
Onlar bir ağlama ve inleme içindedirler. Bir zorluk çemberine gir¬mişlerdir.
Dünyaya dalması sebebi ile; Büyük zatların erdiği nimetlere ere¬mezler.
Böyle olan bir kimse cennetteki yerini görür; ama üzerindeki haklar yerine gelmedikçe oraya varamaz.
Zira dünya ehlinden hemen her biri; Harama dalmıştır; şüpheli yemekler yemiştir. Rabbin taatında karışık işlere girmiştir.
Kâfirin durumuna gelince, bir ahtan vahtan ibarettir. Zira kendisi için hazırlanan çeşitli azapları, cezaları, düşüklükleri, helâki görmüştür. Cehennemde sonsuzlara kadar kalacağını anlamıştır.
Bayram günü çekilen bayrakları, dikilen sancakları gören bir kimse; kıyamet günü Müslümanlardan sancak sahiplerini hatırlamalıdır. Bunlar için bir nidacı şöyle seslenecek;
– Selâm emri ile, dar-ı selâmda yaratılmışların Rabbini ziyarete gelin. Rahman Zat’a yönelin.
Bayram günü safların tamamlandığını ve halkın tam bir içtima hâline geldiğini gören kimse; Mahlûkatın, Yüce Yaratıcı Allah’ın huzurunda divan durmalarını hatırlamalıdır.
O gün, Yüce Hakkın huzurunda iyiler ve kötüler saf saf duracaklardır. O gün, bütün sırlar meydana çıkacaktır.
Bayram namazı yerinden dağıldıktan sonra, hemen herkes, kendi¬sine mahsus bir yere gidecektir. Kimi bir eve, kimi bir mescide, kimi de bir hana kapanacaktır.
Halkın bu dağılış şeklini gören kimse; Kıyamet günü, Melik Mennan Deyyan huzurundan dağılan halkın dağılışını hatırlamalıdır. Onlar, ya cennete gideceklerdir yahut cehennem ateşine.
Nitekim azamet ve ihsan sahibi Yüce Allah bu manada şöyle buyurdu;
– “Kıyamet koptuğu gün, müminler, kâfirler birbirlerinden ayrılırlar.” (30/14)
Bir başka ayet-i kerime ile onların durumu şöyle anlatıldı;
– “Bir kısmı cennete, bir kısmı da cehenneme gideceklerdir.” (42/7)

 

Tarikat nedir?

Tasavvuf  Peygamber (sav) Efendimizin zahirî ve batinî güzelliklerinden ümmetine kalan mirastır.

Allahrasulü şöyle buyuruyor:

“Peygamberler ne dirnar ne de dirhem miras bırakırlar fakat onların mirası ilimdir.”

“Alimler peygamberlerin varisçileridirler.”

“Birbabanın çocuğuna bırakacağı en güzel miras güzel ahlaktır.”

Tasavvuf diğer İslam ilimlerinde olduğu gibi öne sistematik bir hale gelmiş sonra ise kurumsallaşmıştır. Tarikatlar tasavvufun krumsallaşaraka sistematik bir şekilde toplumla lişkiye girmesidir.

Tarikatlar; insanların, göründüğünde Allah’ı hatırlatan, yaşantısıyla peygamberin yolunu sürdüren bir mürş

İd-i kâmil etrafına birleşerek hayatlarını şekillendirme çabasıdır.

Tarikatların ilk ortaya çıkışı tâbiûn ve tebe-i tâbiûn tdevrine rastlar. Bu devirden sonra tasavvuf, tarikatlar aracılığı ile daah belirgin şekiller ve davranışlar bütün haline gelmişitr. Tarikatlar ortaya çıktıkları günden itibaren İslam coğrafyasında hızla yayılmışlar, ılımlı ve sevgiyi öne çıkaran anlayışı nedeniyle de İslam’ın yayılmasında önemli görevler üstlenmişlerdir.

İslam toplumlarınca büyük bir hüsn-ü kabul ile karşılanan belli başlı tarikatlar şunlardır.

Kâdiriyye, Mevleviyye, Nakşibendiyye, Ebheriyye, Rufâiyye Tayfuriyye, Şâzeliyye, Sühreverdiyye, Sa’diyye, Melâmiyye Mdyenyy, halveiyy, emsiyy, Cemâliyye, Ahmediyye, Rûşeniyy, Edhemiyye, Desûkiyye, Çiştiyye, Cüneydiyye, Celvetiyye, Bayramiyye, Bedeviyye…vd.

Ne Yaptığımızı Zannediyoruz?

Hz. Peygamber (s.a) şöyle demiştir:

„Sizden biriniz, şehevî arzularına, benim getirdiğim Hak yol önünde boyun eğdirmedikçe mümin olduğunu iddia edemez.“

Nefse acı gelen gerçeklere, kalp ve ruhun bayram ettiği Hak ve hakikatlere bir göz atalım:

Nisa:65. “Hayır; Rabb’ine andolsun ki, aralarında çekiş¬tikleri şeylerde seni hakem tayin edip, sonra senin verdiğin hükmü içlerinde bir sıkıntı duymadan tamamen kabul et¬medikçe inanmış olmazlar.”

Ehlulah bu ayeti şöyle tefsir eder:

 “Hayır hayır Rabbine andolsun ki aralarında çekiştikleri, niza et¬tikleri şeyler konusunda seni hakem kabul edip sonra da senin onla¬rın aralarında verdiğin hükme içlerinde en ufak bir haraç, en ufak bir sıkıntı, bir isteksizlik, hoşnutsuzluk duymadan tam bir teslimiyetle tes¬lim olmadıkça iman etmiş sayılmazlar.

 Demek ki peygamber (a.s) bizim hakkımızda bir şey söyleyecek, bir hüküm verecek, peygamber bizim durumumuzu bir karara bağlayacak, bizim adımıza bir karar alacak, şöyle giyinin, böyle yaşa¬yın, şunu yapın, bunu yapmayın diyecek, aldığı bu karar bizim aley¬himize de olsa, lehimize de olsa, hoşumuza da gitse, huzurumuzu da kaçırsa onun bizim adımıza verdiği bu kararı kabul etmek, hem de içimizde en ufak bir isteksizlik, kalbimizde en ufak bir burukluk, yüzü¬müzde en küçük bir işmizaz hissetmeden teslim olup uygulamak zo¬rundayız. Peygamberi hayatımızda karar mercii bilmek zorundayız. İhtilaf mercii, karar mercii olarak peygamberimizin hayatımızda evet ve hayır deme yetkisinde olduğunu kabul etmedikçe Müslüman ola¬mayacağımızı asla unutmayacağız.

Ve üstelik bizim adımıza karar verme makamında olan pey¬gamberin bizim adımıza aldığı kararlara tamı tamına teslim olup on¬ları uygularken de kalbimizden en ufak bir tereddüt geçirmeden uy¬gulamadıkça Müslüman sayılmayacağımızı bir an bile hatırımızdan çıkarmamalıyız. Onun emir ve yasaklarından zerre kadar bir şüphe etmediğimiz gibi ona akıl verip yol göstermeye de kalkışmayacağız. İyi ama ya Rasulallah şunu şunu da düşündün mü? Benden bunları uygulamamı isterken benim durumumu, benim konumumu, benim statümü düşündün mü? Halbuki benim durumum buna müsait değildir, şu şöyle olmalıydı, bu böyle olmalıydı, bu devirde bunları uygula¬mak mümkün değildir gibi Allah Resûlüne akıl vermeye, din öğret¬meye de hakkımız yoktur. Bunu daha önce demeye çalışmıştım. Ve¬rilen kararı aynen olduğu gibi, hem de coşkuyla uygulamak zorunda¬yız. Değilse işte âyet Müslüman sayılmayacağız Allah korusun.

 Tabii bu emir sadece Rasulullah Efendimizin kendi dönemiyle, kendi hayat süresiyle sınırlı değildir. Rasulullah Efendimizin Müslü¬manlar adına aldığı kararlar kıyamete kadar geçerlidir. Rasulullah Efendimizin sünneti kıyamete kadar bizim için bağlayıcıdır. Allah’ın Resûlü kıyamete kadar tek otorite insan olarak kalacaktır. Bir insanın gerçek Müslüman olup olmadığına bu otoriteyi kabul edip etmediği, bu otoriteye itaat edip etmediği belirleyecektir. Ona itaat edenler mü’min, itaat etmeyenler de kâfir sayılacaktır.”

Yine Ehlullah şöyle der:

“Allah’a ben de yemin ederimki bugün Allah’a kitaba iman ettiğini söyleyerek müslümanları kandırıp makam ve mevki elde edenler, o ma¬kama gelince, biz ancak batı kanunlarına uyarız, Kur’an bindörtyüz sene önce inmiştir, zamanı geçmiştir diyenler de kâfir olurlar.
Allah’a çok şükür biz bu tür insanlardan değiliz. Ancak ayetin deva¬mında aleyhimize hüküm çıktığında gönül rahatlığıyla kabul etmemiz is¬tenmektedir.
O şanlı ecdadımız bunu ifade etmek için „Şeriatın kestiği parmak acı¬maz“ demişler.”

Mü’min olarak yaşayıp ötelere mü’min olarak gidebilme duasıyla…