Archiv der Kategorie: Efendi Hz. Sohbetler

Hazret-i Peygamberin Nesebi Ve Fazileti

Hazret-i Peygamber’in Nesebi Ve Fazileti
28. Sohbetin ikinci Bölümü

Hazret-i Muhammed (s.a.v) Efendimiz hâtemu’l-enbiyâ ve’l-murselîn’dir.
Son peygamberdir.
Alemlere rahmet olarak gelmiştir.
İnsanlar arasındaki merhamet duygusunun kaynağı Hazret-i Peygamberdir.

Çünkü o yaratılışın sebebi ve gayesidir.
Allahrasulü (s.a.v) Mekke’de dünyaya gelmiştir.
Kureyş kabilesinin Hâşimî kolundandır.
Hazret-i Peygamberin nesebi dedesi Adnan vasıtası ile Hazret-i İsmail’e ve Hazret-i İbrahim’e dayanmaktır.
Peygamberimizin Hazret-i Adem’e kadar olan silsilesi çeşitli siyer kitaplarında kaydedilmiştir.

Kaynak:
Tasavvuf Tarikatlar ve Silsileleri 1.Cilt
(c) Ustaoğlu Kitabevi
Copyright © Seyyid Muhammed Efendi Hz. Sohbetleri Tüm hakları saklıdır.

 

Gizli hicretin sebebi

Gizli hicretin sebebi
28. Sohbetin üçüncü Bölümü

Yahya peygamber, kafirlerin şerrinden ve zulmünden dağa kaçtı, İsrail oğulları yakalamak için peşi sıra koştular ise de dağdan taşlar yuvarlandı ve Hazret-i Allah (c.c) peygamberini muhafaza etti, korudu. İsrailoğulları başka bir gün yine Yahya peygamberi takip ettiler ve yakaladılar.

Yahudilerin din adamları “Bu peygamberdir, kanı toprağa düşer ise toprağın bereketi kaçar, bu beldede depremler ve afetler vuku bulur, başımıza belalar gelir” dediler ve Yahya peygamberi şehit ederlerken kanının toprağa düşmemesi için bir düzenek hazırladılar. Fakat Yahya peygamberin kanı o düzenekten kaydı ve aka aka toprağın bir köşesine indi. Bundan dolayı rabbim Yahudilere çeşitli belalar vermiştir. Buhtünnasır isminde bir zalim İsrail oğullarının beldelerini ele geçirdi onları paramparça etti. Daha sonraları da diğer bazı kavimler Yahudilere tahakküm ederek onları dünyanın birçok yerine sürdüler. Yahudiler rezil ve perişan bir yaşadılar. Zaman içerisinde mazlumluk çekmişler ise de akıllanmadılar. Şimdi ise müslümanlar zulüm yapmaya başladıları. Neticede herkes yaptığının karşılığını muhakkak bulacaktır.

Nice peygamberler, kavimlerinden birçok zulüm gördüler. Hazret-i İsa da İsrail oğulları tarafından şehit edilecekti ama Allah (c.c) onu semaya çekti. Allahrasulü (s.a.v) peygamberlere yaplan tüm bu zulümleri ve hileleri bildiği için gizli olarak hicret etmiştir. Hazret-i Ali (k.v)’ye de gizli hicret etmesini emretmiştir.

Kaynak:

Tasavvuf Tarikatlar ve Silsileleri 1.Cilt

(c) Ustaoğlu Kitabevi

Copyright © Seyyid Muhammed Efendi Hz. Sohbetleri Tüm hakları saklıdır.

Toprağın Dili Vardır


Toprakların dili vardır, toprakların kulağı vardır.
Karun, fakir bir kimse idi.
Hazret-i Musa’nın duası ile ilim sahibi oldu ve zenginledi.
Gözünü iktidar hırsı bürüyünce Hazret-i Musa’yı suçlamak ve alaşağı etmek istedi.
O’na iftira attı.

Hazret-i Musa “Yâ Rabbi ne yapayım?” diyerek ilticada bulundu.
Allah (c.c) “Ey Musa, yerin dili ve kulağı vardır, söyle senin sözünü tutsun” dedi.
Hazret-i Musa “Ey toprak Karun’u tut ve yut” dedi.

Toprak aheste aheste Karun’u, onun malını ve tabilerini yuttu.
Musa (a.s) kendisine atılan isnat ve iftiralardan böylelikle kurtulmuş oldu.

^يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لا تَكُونُوا كَالَّذِينَ آذَوْا مُوسَى فَبَرَّأَهُ اللَّهُ مِمَّا قَالُوا وَكَانَ عِنْدَ اللَّهِ وَجِيهًا^
“Ey iman edenler, siz de Musa’yı initenler gibi olmayın. Allah (c.c) onu dedikleri şeylerden (kafirlerin attıkları iftiralardan) temize çıkardı. O, Allah katında itibarlı ve değerli idi.”

Kaynak:
Tasavvuf Tarikatlar ve Silsileleri 1.Cilt
(c) Ustaoğlu Kitabevi

Beyaz Adamın Zenci Çocuğu

Beyaz Adam’ın Zenci Çocuğu
28. Sohbetin beşinci Bölümü

Allah-u zü’l-Celâl şöyle buyurmaktadır;

 ^وَمَا يَتَّبِعُ أَكْثَرُهُمْ إِلا ظَنًّا إِنَّ الظَّنَّ لا يُغْنِي مِنْ الْحَقِّ شَيْئًا إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ بِمَا يَفْعَلُونَ^

“Onların çoğu zandan başkasına uymazlar. Şüphesiz ki zan, hak olan hiçbir şeyin yerini tumaz. Allah (c.c) yaptıklarını çok iyi bilendir.”

Bir zamanlar beyaz tenli bir hanımdan siyah tenli bir çocuk dünyaya geldi. Hanımın kocası da beyaz tenli olduğundan kadıya şikaye gitti ve hanımını dava etti. Allah-u zü’l-Celâl hüküm verenlere bazı duygular da verir. Allah-u zü’l-Celâl, Ümmet-i Muhammed’e kıyamete kadar üç manevî kapıyı açık bırakmıştır ki bunlar, İlham yani gizli bilgiler verilmesi ve bildirilmesi, feraset ve mübeşşerat yani uyku yolu ile geleceğe ait ve gaybî bazı olayların gösterilmesidir. Allahrasulü (s.a.v) şöyle buyurmaktadır; “Nübüvvet bitti fakat mübeşşerât kaldı.”

Hakim düşünüyor, düşünüyor fakat bir türlü karar veremiyor. Neticede davacı olan adamcağızın tırnağını istiyor ve su ile dolu bir leğen içine bırakıyor. Sonra çocuğun parmağından, o leğene biraz kan damlatıyor. Saatler geçince kan doğruca giderek o kemiklere yapışıyor. Hakim “Bu çocuk senin soyundandır, atalarında arasında siyah tenli olanlar var, git araştır” diyor. Davacı araştırıyor ki ecdadı zencilerin beldesinden kendi bulunduğu beldeye zaman içinde yerleşmiş. Neticede mahçup oluyor ve hanımından özür diliyor.

Kaynak:
Tasavvuf Tarikatlar ve Silsileleri 1.Cilt
(c) Ustaoğlu Kitabevi

Copyright © Seyyid Muhammed Efendi Hz. Sohbetleri Tüm hakları saklıdır.
 

Kim Kimi Severse Ondandır

Değerli sofularım
Gittiğiniz yerlerde sizlere “Kimsiniz?” diye sorarlarsa elinizde hüccetleriniz ve kitaplarımız vardır.
Ehlullah yolunda olanlar ahiret kardeşidirler.
Kim kimi severse o ondandır.
Allahrasulü (s.a.v) “Selman benim ehlimdendir.” buyurmuştur.
Yani “Hazret-i Fatıma (r.a)’nın çocukları Hasan (r.a) ve Hüseyin (r.a) nasıl ise Selman (r.a) da sevdiğimden dolayı o mevkidedir.” buyurmaktadır.
Bu ehl-i beyt yoluna sevgi besleyenler ve bu yolda ilerleyenler seyyidlerin neslindendir.
Mana aleminda Allah (c.c) bazı kimseleri bazılarına kardeş ilan eder.
Bu yolda olanlar ile bizler kardeş ilan edildik. Böylece Ehl-i Beyt kabilesi içerisinde kardeşler olduk.

Said-i Nursî Hakkında

Said Nursî hazretleri büyük bir sofu idi.

Velilerden ilham almıştı. Bizler de onun kapısında hizmet ettik.
Yalnız Kadirî tarikatı’nda ve bizim neslimizde nice büyük veliler var idi ki onların kapısından ayrılarak sadece ona yönelemezdik.
Bizler onu sofulardan biri saydık.
Bizim neslimiz ehl-i beyte dayanmakta ve sayılamayacak çokluktaki ehlullah cemaatinin himmetini içinde barındırmaktadır.

Bizim vazifemiz var idi. Bu vazifeden ayrılıp başka bir kapıya gidemezdik.
Şimdi bizler fikrimizi ve ilmimizi sadece Risâle-i Nur’a inhisar etmedik. Onun gibi nice birçok kaynaktan faydalandık. Tarikat yolunda olmak Allah (c.c)’ın ilham ettiği bir ilme mazhar olmaktır. Yalnız Said-i Nursî’den bir kap ilim aldık. Ehl-i Beyt’e mensup kadirî tarikatı’nı rehber edindik. Bu yolda olduğumuzdan dolayı çevre bizi pek bilmek ve görmek istemedi.
Said-i Nursî’nin yaşantısı, yemesi içmesi, hanesinde olan eşyası sofuluk üzere idi.

Zahiri kılık kıyafeti de sofuluktu, batını ise tarikattan, tasavvuftan aldığı bir ilimdi.
Biz hizmetinde bulunduk onu böylece gördük.
Said-i Nursî hakkında nurculuk adı altında farklı şahsiyetler ortaya sürmek hiç de makbul bir davranış değildir.
Bu konunun böylece kabul edileceğini umarız.

Kaynak:
Tasavvuf Tarikatlar ve Silsileleri 1.Cilt
(c) Ustaoğlu Kitabevi

Şeyh Seydâ Hakkındadır

1968 ylında Nurculuk davası ile 24 yıl ağır ceza istemi ile yarğılanmaktaydım.
Manevî bir işaret geldi, Mardin Cizre’ye gittim.
Şeyh Muhammed Said Seydâ bizleri çağırdı.
Yanına vardık, sohbet ettik.
Birbirimize nasihatlerde bulunduk.

Şeyh Muhammed Said Seyda “Ey Seyyid Seyyitliğin vasıfları nedir?” diye sordu, şöyle cevap verdim
“Kuran ve Sünnet’e tabi olmaktır.
Peygamberin varisi olan seyyitler onun sıfatları ile mevsuf olacaklardır.
Edep ve erkan ile yaşayacaklardır.
Vazife yönüyle peygamberlerin vazifeleri neler ise seyyidlerin vazifeleri de onlardır.
Seyyidler alemlere rahmettir.”

Şeyh Seyda bizlere nasihat etti, Hazret-i Yunus (a.s)’ın hayatını anlattı ve “vazifeyi terk etmek sizlere hayır getirmez.
Vazife bırakılmaz, bu işlerin sonu selamettir.
Kormayın bunlardan sıyrılacak ve kurtulacaksınız” dedi.
Bizler de geri döndük.
Bir müddet sonra Şeyh Muhammed Said Seydâ’nın işaret ettiği üzere mahkemeden beraat ettik.

Kaynak:
Tasavvuf Tarikatlar ve Silsileleri 1.Cilt
(c) Ustaoğlu Kitabevi

 

Ehlullah Yolu Bir Birine Bağlıdır


28. Sohbetin dokuzuncu Bölümü

Yunus Emre yıllarca hizmet etmiştir.
Acı tatlı hayatını tekke kapısında geçirmiştir.
Mahmud-u Hüdavendigar hazretleri de şeyhinin kapısından uzaklaşmamıştır.
Hangi bir veliyullah var ise kim büyük bir zat olmuş ise hizmetten, şeyhinin kapısından kaçmamıştır.

Velilerin kapısından uzaklaşan kardeşler, gelsinler tevbe etsinler, nefislerinin peşini bıraksınlar.
Gerçi her şey şimdilik kendilerine hoş geliyor olabilir ama sonları belki acı olabilir.
Bizler nasıl Muhammed bin Ali Omuzu Güçlü hazretlerinin huzuruna gelmiş ve vazifemiz olduğu için dağ başında soğuğa ve zorluğa katlanıyor gene de onun kapısından ayrılmıyor isek sizler de vazifelerinize devam eyleyin. Bizler din kardeşiyiz. Tarikatın edebi ve erkanı vardır. Başka taraflara kaçmakla sofular kendilerene yazık etmiş olurlar. Belki sözlerim acı gelir ama kabir kapısından geçildiği vakit mahşer meydanında her hakikat ortaya çıkacaktır.
Sizleri çok seviyorum. Tüm sofu kardeşlerimiz bir vücut gibidir.
Her bir sofu kardeşimiz, evliyaların manevî şefaatlarına ve onların himmetlerine bağlı olduğumuzun ve tüm kardeşlerimiz ile birlikte yek bir vücut oluşturduğumuzun bilincine varmaları lazımdır.
Allahdostları müminlerin incinmelerine, onların ayaklarına dikenlerin batmasına razı olmazlar.
Onların cehennem ateşinden uzak olmasını, Allahrasulü’nün şefaatine ulaşmasını isterler.
Allahdostları birer vesiledir. Kadirî Seyyid Evliyalar bizim önümüze düşen büyüklerdir.
Mahşer aleminde işte bunların peşine düşüp Allahrasulü’nün huzura çıkacağız.
Allah (c.c) sizden ve bizden razı olsun.

Kaynak:
Tasavvuf Tarikatlar ve Silsileleri 1.Cilt

Eserlerimizi Telif Etmemizin Sebepleri

Değerli kardeşlerim.

Ehlullah yoluna, ehl-i beytin yoluna inanıyoruz ve onların yolunu kabul ediyoruz.

Bununla birlikte ehlullahın yolunu kayıtlar, belgeler, senetler ve temessükler yolu ile ispat etmek, açıklamak lazım geldi.

Gerek arşivlerde ve gerekse de kütüphanelerde aylarca ve yıllarca araştırdık.

Eserlerimizi dayanaklarını ve kaynaklarını göstererek telif ettik.

Bizler, Allah (c.c)’a kul, Hazret-i Peygambere ümmet olma gayreti içerisinde bu eserleri telif ettik.
Velilerin yaşamlarını ve kerametlerini zikrettik.
Veliler peygamberlerin varisçileridirler.
Onların himmetleri ve şefaatları vardır.
Bizler ise aciz bir kuluz.
Telif ettiğimiz bu kitaplar ile Allah (c.c)’ın rızasına, peygamberin şefaatine ve velilerin himmetlerine nâil olmayı gaye edindik, tüm gayretlerimizin yegane gayesi budur.

“Ey Rabbimiz, enbiyaların ve evliyaların hürmetine, bâhusus Hazret-i Muhammed (s.a.v)’in hürmetine bizleri mahçup etme.
Ahir nefeste kemâl-i iman ile göçmeyi nasip ve müesser eyle.
Senin güç ve kuvvetine sığınırız. Hazret-i Muhammed (s.a.v)’in şefaatini, velilerinin himmetlerini bekleriz. Kitaplarımız ancak senin rızan için bu yolda telif edilmiştir.
Amellerimizi rızana muvaffak eyle, (Amin)”

^سُبْحَانَ رَبِّكَ رَبِّ الْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ ^ وَسَلامٌ عَلَى الْمُرْسَلِينَ ^ وَالْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ ^

“Senin güç ve kuvvet sahibi rabbin, onların yakıştırdıkları vasıflardan münezzeh ve yücedir.
Gönderilen bütün peygamberlere selam olsun. Hamd Alemlerin rabbi olan Allah’a mahsustur.”

Allah’ın Boyası ile Boyanmak

 

„Allah katinda din süphesiz Islamiyet’dir. Ancak , kitap verilenler, kendilerine ilim geldikten sonra aralaridaki ihtiras yüzünden ayriliga düstüler. Allah’in ayetlerini kim inkar ederse bilsin ki, Allah hesabi çabuk görür.““Ey Muhammed! Eger seninle tartismaya girerlerse, „Ben bana uyanlarla birlikte kendimi Allah’a verdim.“ de. kendilerine kitap verilenlere ve digerlerine: „siz de Islam oldunuz mu?“ de, sayet Islam olmuslarsa dogru yola girmislerdir, yüz çevirirlerse sana yalniz teblig etmek düser. Allah kullarini görür.“
Islam alti temel iman esasi üzerine bina edilmistir ki, Hz. Adem (as)’dan son peygamber Muhammed (sav)’e kadar bütün peygamberler bu sartlari temel alan tek bir din vazetmislerdir. ve insanin yaradilisindan bu güne kadar, ne kadar ehli iman varsa bu sartlari kabul etmisler böylece mümin, müslüman olmuslardir. Bu kiyamete kadar da böyledir. Son zamanlarda yasanmis olan bir takim üzücü hadiseler ardindan iman konusunda akil karistirici iddialar, süslü ifadeler kullanilarak sunulmaktadir.Oysa Kur’ân’in mesaji son derece açik ve kesindir.

                   „Peygamber, Rabbi tarafindan kendisine indirilene iman etti, müminler de iman ettiler. Her biri Allah’a, meleklerine, kitaplarina, peygamberlerine iman ettiler. Söyle söylediler „Allah’in peygamberlerinden hiçbiri arasinda ayirim yapmayiz. Isittik, itaat ettik. Ey Rabbimiz, affina sigindik! Dönüs ancak sanadir.“
Kisinin imaninin tesekkül edebilmesi için Allah’in varligina ve birligine, Hz. Adem’den Hz. Muhammed (sav)’e kadar bütün peygamberlere ve onlarin getirdigi kitaplar ve suhuflara, meleklere, âhiret gününe , hayrin ve serrin Allah’tan geldigine süphe duymaksizin inanmasi gerekmektedir.

                 Hiristiyanlar üçlü bir inanç ve ulûhiyet anlayisini benimseyip Allah’in birligini ve Hz. Muhammed (sav)’in onun peygamberi oldugunu inkar ederek iman çizgisinden çikmislardir. Yahudilik de Hz. Muhammed’i ve onun getirdiklerini kabul etmeyerek Allah katinda yegane din olan Islam’dan uzaklasmislardir. Oysa Allah-u Teâlâ Hz. Musa’ya Tevrat’i Hz. Isa’ya Incil’i göndererek insanlara tevhid dinini vazetmistir ve zamanla inananlari kutsal kitaplarini tahrif ederek hak dinden uzaklasmislardir ve Hz. Muhammed bütün insanlia gönderilmis peygamber olarak ve Kur’ân-i Kerim de bütün kutsal kitaplarin hükmünü içerisinde toplayan bir kitap olarak kiyamete kadar hak dinin yegane çagrisidir. Kim ki Kur’ân’in çagrisina icâbet etmezse artik o, Kur’ân’in deyimiyle inkarcidir, münkirdir, kafirdir. onlara cennet kapilari da kapanmistir.

                    Müslümanlar disinda kimse cennet giremeyecektir. Ehl-i küfrün dünyadaki nasipleriden baska ahirette bir nasipleri yoktur. Dünya hayatinda onlara özenmek ve inançlarina heveslenmek haramdir. „Ey iman edenler, kendilerine kitap verilenlerden (yahudi ve hiristiyanlardan) bir guruba uyarsaniz imaninizdan sonra sizi küfre geri çevirirler, sizleri kafir yaparlar.““Ey ehl-i iman, eger böyle birsey yaparsaniz, Ehl-i küfrün halleriyle hallenirseniz iste o zaman Allah (cc) yardimini ve nusretini sizden keser. Sizleri af ve magfiret deryasindan tard eder. Rahmet ummanindan disari çikarir. Kendi boyasini, imanin güzelliklerini sizden alir. Iste o zaman kendinizi karanliklar ve dalâlet içerisinde vaftiz havuzlarinda yikaniyor bulursunhuz. Halbuki izan sahibi kimseler, „Allah’in rengi ile boyandik, allah’tan daha güzel rengi kim verebilir.“ Ayet-i Celîlesinde ifade edildigi üzere Allah’in af magfiret rahmet ve hidayet denizine dalmanin ve Allah’in lütfu ile temizlenip , Arnmanin en büyük nimet ve güzellik oldugunu bilirler.
                   Ehl-i küfür hangi milletten ve cinsten olursa olsun tek bir millettir. Ehl-i Islam da tek bir millettir. Hz. Muhammed (sav) tüm insanligin, gerek Müslüman gerek ehl-i küfür, tüm beseriyetin peygamberidir. Iman ve küfür arasindaki çizgi „Lâilâheillallâh Muhammedurrasûlüllah“ demektir. Adaleti temel alan ve „Yaratilani severim Yaradan’dan ötürü“ düsturu üzerine yükselen Islam medeniyeti „Allah sizinle din ugrunda savasmayan ve sizi yurtlarinizdan çikarmaya çalismayanlara iyilik yapmanizi ve adaletli davranmanizi yasaklamaz. Çünkü Allah adaletli olanlari sever.“ buyurarak insanlar arasinda din farki gözetmeksizin adil davranilmasini, beserî iliskilerin iyilik üzerine kurulmasini emretmistir ve Islam’da kilise ve havra gibi baska dinlerin ibadet merkezlerine zarar verilmesi yasaklanmistir.

                     Islam ahlaki üzere yasayan Müslümanlar diger dinlere mensup insanlarla büyük bir hosgörü temelinde bir arada yasama kültürü gelistirip onlarin can ve mal güvenligini saglamayi da Islam’in bir emri oldugunu bilerek kimseyi incitmeden yasamislardir. Bu hosgörülü yaklasim onlarin imanlarinin da sahih iman kabul edildigi anlamina gelmez. Iman ciddi bir konudur ve süphe kabul etmez. „Yâ Rabbenâ! Biz imana çagiran ve „Rabbimize inanin“ diye tevhide davet eden bir zati duyduk ve icâbet ettik. Artik sen bizi affet, kusurlarimizi bagisla ve iyiliklerle birlikte bizim canimizi al.“