Buhârî, İ’tisam 5, Edeb 72; Müslim, Fedâil 127, (2356).

„Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm), ruhsat ifade eden bir amelde bulunmuştu. Bazılarının bundan kaçındıklarını işitti. Bunun üzerine Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bir hutbe okudu: Âdeti vechile Cenâb-ı Hakk’a hamd ve senâda bulunduktan sonra şöyle buyurdu: „Allah için söyleyin, bazıları benim yaptığım şeyi beğenmeyip, kaçınıyorlarmış, doğru mudur bu? Allah’a yeminle söylüyorum, ben Allah’ı onlardan çok daha iyi biliyorum. Allah’tan duyduğum korku da onların duyduklarından çok daha fazladır.“
Buhârî, İ’tisam 5, Edeb 72; Müslim, Fedâil 127, (2356).

Buhârî, Fedailu’l-Kur’ân 15; Müslim, Müsâfirîn 242, (796).

„Üseyd İbnu Hudayr (radıyallahu anh)’ın anlattığına göre: „Geceleyin, (hurma harmanında iken) Kur’ân’dan Bakara suresini okuyordu. Hemen yakınında da atı bağlı idi. Birden bire atı şahlandı. Bunun üzerine sükût ederek okumayı bıraktı. At da sükûnete geldi. Üseyd tekrar okumaya başlayınca at yine şahlandı. Üseyd yine sükût edince at da sükûnete erdi. Az sonra yine okumaya başlayınca at da şahlanmaya başladı. Oğlu Yahya, ata yakındı. Ona bir zarar vermesin diye attan uzaklaştırmak için yanına gitti. Bir ara başını göğe kaldırınca bir de ne görsün! Gökte şemsiye gibi bir şey ve içerisinde kandilimsi nesneler var. Sabah olunca koşup gördüklerini Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a anlattı. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) kendisine: „O gördüklerin neydi bilir misin?“ diye sordu. „Hayır!“ cevabı üzerine açıkladı: „Onlar melâike idi. Senin sesine gelmişlerdi. Öyle ki, sabahleyin herkes onları seyredebilecekti, çünkü halktan gizlenmiyeceklerdi.“
Buhârî, Fedailu’l-Kur’ân 15; Müslim, Müsâfirîn 242, (796).

Tirmizi, Sevâbu’l-Kur’ân 13, 2907 H.

„Hz. Ali (radıyallahu anh) anlatıyor: „Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: „Kim Kur’ân’ı okur, ezberler, helâl kıldığı şeyi helâl kabul eder, haram kıldığı şeyi de haram kabûl ederse Allah, o kimseyi cennete koyar. Ayrıca hepsine cehennem şart olmuş bulunan ailesinden on kişiye şefaatçi kılınır.“
Tirmizi, Sevâbu’l-Kur’ân 13, 2907 H.