Archiv der Kategorie: Tasavvuf veTarikat

Şeyh Seyyid Ahmed Kumari Hz

700 YILLIK KADİRİ KARAKİLİSE ZAVİYESİ
(BEŞYÜZ YILLIK ŞEYH SEYYİD AHMED KUMARİ TÜRBESİ )
Şeyh Kumari Hz.lerin Türbesi
Mogol katliamından kaçarak 13.yy ortalarına doğru Kızılören Kasabası havalisine yerleşen es-Seyyid Muhammed el-Kadiri hazretlerinin Kabilesine mensub olan Şeyh Seyyid Ahmed Kumari hazretleri M.1400-1490 (H. 800-900) yılları arasında O gün Kara Kilise bugün ise Boyun, Kilise içi denilen yerde (Armutluk mevkii’de) yaşamış ve vefatını müteakip Kızılören’in güneyindeki Gökdağı eteklerinde şeyhliğinde bulunduğu zaviyesi yakınlarına defnedilmiştir.
Şeyh Ahmed kumari hazretlerinin vefatını müteakip kabri üzerine bir türbe inşa edilmiş ve bu türbeye çesitli meşrutalar bina edilmiştir ve yine bugünkü Armutluk ve çevresinde bulunan bazı tarlaların gelirleri de bu tekke ve bu türbenin giderleri için vakfedilmiştir.[1]
Şeyh Seyyid Muhammed el-Kadiri’nin torunları yörede Karakilise olarak bilinen Romalılardan kalma Kiliseyi tekkeye çevirerek insanları irşada başlamış, Şeyh Ahmed Kumari Hazretleri de zamanla bu tekkeye şeyh olmuştur. Bu kadiri tekkesinde daima meskun kimseler bulunmakta idi.[2]
Halkın irşadı için çalışan Şeyh Ahmed Kumari hazretlerinin tekkesine ait çeşitli vakıf gelirlerinin olduğunu arşiv belgelerinden öğrenmekteyiz.[3] Şeyh Ahmed ve Şeyh Mehmet isimli kimseler M.1440 tarihinde yine bu zaviyede hizmet görmüşler ayrıca bu kimseler ve aileleri padişahın fermanıyla avarız vergisinden muaf tutulmuşlardır.[4]
Şeyh Ahmed Kumari’nin vefatından sonra kimlerin tekkenin şeyhliğinde bulunduğu, kesin olarak tesbit edilememiş ise de yine arşiv vesikalarından Şeyh Ahmed’in veya Şeyh Mehmet’in veya Şeyh Budak’ın veya Kızılören’de yaşayan diğer bir Şeyh Ahmed’in tekkenin başında bulunduğunu öğrenmekteyiz.[5]
M.1698 (H.1110) tarihinde Şeyh Ahmed Kumari Tekkesinde Hacı Abdi isimli biri ve Ondan sonra ise M.1708 (H.1115) senesinde Seyyid Üveys isim diğer bir kişi Tekkenin şeyhliğinde bulunmuştur. Ayrıca Seyyid Hazretlerinin vakıfının kayıtlarından Seyyid Ahmed Kumari hazretlerinin çocuklarının vakfın tevliyetinde bulunduğunu ve buradan hisse aldıklarını öğrenmekteyiz.[6]
Zamanla Şeyh Ahmed Kumari hazretlerinin kabri hariç türbesi, tekkesi, bunların meşrutaları ve vakıf arazileri ortadan kalkmıştır. Şeyh Ahmed kumari hazretleri devrinin büyük velisi idi. Allah (c.c)’a yakınlıkta ileri makamlara ulaşmıştı. Hakkında rivayet edilen kerametlerden biri şu şekildedir; Seyyid Ahmed Kumari Hazretleri tarlasını sürerken rivayete göre ormandan gelen bir arslanı çifte koşardı.
Yüz yıllar boyunca insanlar Şeyh Ahmed Kumari hazretlerinin Kabrinden feyiz aldı. Nice kimseler onun kabrinde şifa buldu. Yaklaşık 500 yıldır yöre halkı darda kaldıklarında, kuraklığa ve salgın hastalıklara mübtela olduklarında, ihtiyaçlarının karşılanıp dualarının kabul edilmesi için onun kabrine gidip dua ederler. Dedelerimiz rahmet duası için bu türbeye giderlerdi. Bizler de darlık zamanlarında bu türbede dualar ettik. Allah-u zü’l-Celal’in birçok rahmetine mazhar olduk.

Şeyh Kumari Hz.lerin Türbesi
Türbe Efendi Hz lerinin cabaları neticesinde 2006 yılında hayırsever tarafindan (Allah cc hayrını kabul eylesin) restore edilmiş ve ziyarete acılmıştır.

[1] BOA İbnül-Emin Tasnifi Vakıf Sıra No: 4043
[2] BOA TTD 976 s. 116-117
[3] KŞS No: 171 s. 304,305
[4] BOA MAD s. 72a
[5] BOA TTD 33 s.116,117, 122, BOA MDD 20 s. 72
[6] VGM ŞD:450 sr:32

 

Şeyh Seyyid Omuzu Güçlü Hz

Büyük veli Şeyh Seyyid Omuzu Güçlü Hazretleri M.1310-1390 (H.700-800) yılları arasında bugünkü Sürtme Köyü sınırları içerisinde kendinden sonra Omuzu Güçlü mezrası olarak adlandırılan yerde yaşamıştır.

M.1230’lu yıllarda Sincar bölgesinden gelen, bugünkü Sürtme, Kızılören ve etraf oba arazilerini de içine alacak şekilde kendilerine vakfedilerek bu yöreye yerleştirilen Seyyid Muhammed Kadiri Hazretlerinin neslindendir ve Seyyiddir.[1]

Seyyid hazretleri uzun yıllar yöre halkını irşat etmiş, vefatını müteakip zaviyesi yakınlarına defnedilmiştir. Yüz yıllar boyunca irşat vazifesi nesli tarafından devam ettirilmiş, çevre araziler de türbenin ve zaviyenin giderleri için vakfedilmiştir. Yoksul kimselerin de bu vakfiyelerden hisse aldığını arşiv kaynaklarından öğrenmekteyiz [2]

Bu büyük velinin türbesinde daima meskun kimseler bulunmakta idi.[3] Zaviye şeyhi ve seyyidler avarız vergisinden şehzade beratıyla muaf tutulmuşlardı.[4] Yine Bu dönemde Ali fakih oğlu Seyyid Hasan’ın zaviyenin şeyhi olduğunu ve bu zaviyeye hizmet edenlerden seyyid Omuzu Güçlü hazretlerinin neslinden gelen bir kimsenin Bağdat’ta bulunduğunu öğrenmekteyiz. [5]

Yüzyıllar boyunca mevcudiyetini muhafaza eden Şeyh Seyyid Omuzu Güçlü Zaviyesi ve bunun meşrutalarından bugün sadece şeyh hazretlerine ait türbe ayakta kalabilmiştir. Nitekim 700 yılı aşkın bir zamandır yöre halkı tarafından ziyaret edilen bu ehl-i beyt mürşidin türbesi 12 metre uzunluğunda, 3 metre yüksekliğinde, 7 metre enindedir. Sarı kesme kefek taştan iki kemer ile 40 m_’lik bir alan üzerine bina edilmiştir. Önü bahçelidir.

Bunun yanında türbenin Kuzey ve Batı yönünde yüzü geçkin fakat yerleri belirsiz hale gelmiş derviş kabirleri vardır. Hastalıkta, sıkıntılı hallerde, kuraklığın ve darlığın baş gösterdiği dönemlerde yöre halkı bu büyük velinin kabrini ziyaret edip dua ederler. Birçok kimsenin bu türbeden şifa bulduğunu yöre halkı ve bu türbeyi ziyaret edenler rivayet etmektedir.

[1] VGA VD:599 sr:146; VD:734 sr:165,167; VD:730 sr:52

[2] VGA ŞD:226 sr:610

[3] BOA TD:33 s:168

[4] BOA MAD TD:20 vr:93b

[5] BOA TD:976 s:122

Devran ve Halaka Zikrimiz


Zikir, sözlükte anmak, hatırlamak manalarına gelir. Zikir, tasavvuf literatüründe söz, fiil ve genelde düşünce düzleminde her an ve her yerde Allah’ın murakabesinin hatırlanması anlamında kullanılır. Kadiri tarikatı’nda zikir aşikare olarak icra edilir. Kadiri tarikatı’nın müntesipleri ferdi olarak kendilerinin duyacakları kadar seslerini yükseltirler, üç müntesip bir araya gelirse zikir, halaka zikri olarak icra edilir. Tevhid “Lailaheillallah” ve lafza “Allah” zikirleri Kadirî Tarikatı’nda esası teşkil eder.

Allah dostu, Kuran ve sünnet yolunda hareket eden ve Allah’ı çokça zikreden kimseye denir. Zikir çeken kimseler ne tatlı kimselerdir. Allah-u zü’l-Celâl şöyle buyurmaktadır; “İnsan hiçbir söz söylemez ki yanında onu gözetleyen, dediklerini zapteden bir melek hazır bulunmasın.”
Her zikir bir varlık olur. Müstecâb makama kadar yükselir ve kıyamete kadar lisân-ı hal ile şöyle yalvarır; “Yâ Rabbi filan kulun benim ile seni andı, sana yöneldi. Bu kuluna merhamet eyle.” O zaman da Allah-u zü’l-Celâl “Sen şahit ol madem ki bu kulum beni zikretti, benden istedi. Onu cenneti ve cemâlim ile şereflendireceğim” diyerek vaat eder. Nitekim rabbimiz sözünden dönmez. O şöyle buyurmaktadır; “Allah (cc) sözünden caymaz, Allah (cc) sözünde sebat sahibidir, vaat ettiğini yerine getirir.”
Zikir ehline her şey lisân-ı hal ile dua eder. Gece “Yâ rabbi, onun zikri ile huzur buluyorum” diyerek; gündüz de “Yâ rabbi, bu kulun seni zikrediyor. Ben onun zikrinden zevk duyuyorum. Onu dünyevî ve uhrevî kaygılardan muhafaza eyle” diyerek Allah’a yalvarır. Ehl-i gaflet ve ehl-i dalâlet içinse gece şöyle niyaz eder “Yâ rabbi, ben bu murdarın tacizinden usandım. Senin isminden uzak, gaflet ve dalâlet içerisinde günlerini geçiriyor. Ne olur ona bir musibet ver ve beni bu tacizinden kurtar.” Gündüz ise şöyle beddua eder “Yâ rabbi, bu kişi senin nân-u nimetini yiyor da sana şükretmiyor. Ne olur bunu derd ü belaya mübtela kıl. Beni bu nankörden kurtar. Yahut da bunun cesedini senin temiz arzından çıkar ve cehenneme idhal eyle.”İçtiği sular dahi zikir ehline dua eder.
Dağlar ve taşlar zikir ehlinin zikrine iştirak eder. Nitekim her şey lisân-ı hal ile Allah’ı zikreder. Allah-u zü’l-Celâl şöyle buyurmaktadır. “Allah’ı hamd ile tesbih etmeyen hiçbir varlık yoktur. Fakat siz, onların tesbihlerini iyi anlayamazsınız.” Zikirsiz hiçbir şey yoktur. Nice tarikatların bu tarikata katkıda bulunması nedeni ile büyük bir marifet denizi haline gelmiş bulunan Muhammediyye Yolu’nda zikir gizli de çekilebilir, aşikar da çekilebilir.Halaka zikrinin yapılışı Kadirî Tarikatı’nda üç müridin bir araya gelmesiyle her mahalde zikir yapılabilir. Zira Peygamberimiz (sav) “Yeryüzü müminler için bir mescit mesabesindedir.” buyurmuşlardır.
Muhammediye kolunda, cehri olarak zikir yapılabilecek yer, namaz kılınabilen her yerdir. Zikir yapılan yere “Semahâne” yahut “Tevhidhâne” ismi verilir. Zikir icrasına “Meydan Açma” yahut “Mukabele” denir. Zikri mürşid yahut vekili veya bunlar tarafından izin verilen bir kişi idare eder. Eğer müridler böyle bir imkan bulamamışla ise, zikre oturacak olanlar zikri yönetebilecek birini seçerler. Zikrin mahalli ve zamanı yoktur. Ancak meydan açmak için Seyyid Efendi Baba hazretlerinin izni gereklidir. Müntesip olanlar abdestli olarak çoğu kez namazı müteakip bir halaka şeklinde otururlar. Karşılıklı düz saf halinde de oturululabilir. Ancak halaka şeklinde oturmak daha faziletlidir.
Zikir halakasına müntesip olmayanlar yahut farklı tarikatlara müntesip olanlar verilen izin ile katılabilirler. Yahut zikir halakasının hemen arka kısmına otururlar. Oturarak icra edilen zikre “Kuûdî Zikir” denir ki zikrin tamamı ama genelde tarikatın evrâdı ve ezkârı bu şekilde icrâ edilir. Kuûdî yapılan zikirler diz kapakları üzerine kalkıp oturmak, bazen sağa ve sola eğilmek, kimi zamanda başı sağdan sola çevirmek sureti ile icra edilir. Ayakta icrâ edilen zikre “Kıyâmî Zikir” denir. Kıyâmî zikirlerde genelde Tevhid, İsm-i Celâl (Allah), İsm-i Hayy, İsm-i Hû zikirleri icrâ edilir. Bu zikir sağa ve sola eğilmek, el ele tutmak yahut kol kola girmek sureti ile icrâ edilir, kimi zaman müntesip sağdakinin omzunu sağ eliyle, soldakinin belini sol eliyle tutar ve sağ ve sol taraflara doğru hareket ederek zikreder.
Sağ ve sol tarafa ilerlemek sureti ile yapılan zikirlere “Devrânî Zikir” denir. El ele tutunan, kol kola giren yahut omuz ve bellerden tutan müntesipler sağ ayak önde sol ayak arkada İsm-i Celâl (Allah), Hay Hay, Hû Hû, Allah Hay Yâ Allah Hay ve diğer bazı esmâ zikirleri ile sağ ayak önde sol ayak biraz arkada birbirine çarpmadan ve gayet ahenk ile sağa ve sola doğru adım atmak sureti ile hareket ederler ve semahaneyi devrederler. Zikir esnasında ilahiler okumak, Bendir, Tef, Kudüm, Ney, Halile gibi kimi musiki aletlerini kullanarak zikre ve okunan ilahilere ahenk katmak caiz görülmüştür. Seyyid Efendi Baba hazretlerinin birçok usul ile bizlere öğrettiği Halaka Zikrinin bir vechi şu şekilde icrâ edilir.
Eûzü Besmele
İnnallâhe ve Melâiketehû Yusallûne Alennebiy, Yâ Eyyühellezîne Âmenû Sallû Aleyhi ve Sellimû Teslîmâ
Sâlât-ı Şerîfe (es-Selâtu ve’s-Selâmu aleyke yâ Rasûlallâh, es-Selâtu ve’s-Selâmu aleyke yâ Habîballâh, es-Selâtu ve’s-Selâmu aleyke yâ Seyyide’l-Evvelîne ve’l-Âhirîn ve Selâmun ale’l-Mürselîn ve’l-Hamdü lillâhi Rabbi’l-Âlemîn)
Tarikatın Virdi (Abdülkadir Geylânî’nin Salavâtı)
Nasr, Fatiha ve üç defa İhlas suresini tilavet ile bu sureler arasında “Allahu Ekber, Lâilaheillallâhu Allahu Ekber, Allahu Ekber ve lillâhilhamd” demek sureti ile getirilen Tekbir.
Sâlât-ı Şerîfe
İsm-i Hû 11 defa (Buna dem tutmak denir ve Hû ismi uzatılır. Sonunda “Destur Yâ Efendi Baba, Destur Yâ Abdülkadir Geylânî, Teslimiz Yâ Rasûlüllah” denir.)
Besmele-i Şerîfe (11-100 defa)
Sâlât-ı Şerîfe
Salavât (Allahümme Salli alâ Seyyidinâ Muhammedin ve alâ Âlihî ve Sahbihî ve Sellim)
Estağfirullah el-Azim el-Kerim ellezî Lâilaheillallâhu el-Hayye’l-Kayyûme ve Etûbu ileyh ve Eseluhu’t-tevbete ve’l-mağfirate ve’l-hidâyete lenâ innehû Hüve’t-tevvâbu’r-rahîm (3 defa)
İstiğfar, Estağfirullah (100 defa) sonunda Estağfirullah el-Azim el-Kerim ellezî Lâilaheillâhû el-Hayye’l-Kayyûme ve Etûbu ileyh Tevbete Abdin Zâlimin li-nefsihî la Yemliku li-nefsihi Mevte’v-velâ Hayâte’v-velâ Nüşûra
Sâlât-ı Şerîfe
Va’lem Ennehû Lâilaheillallâh
Lailaheillallâh (100-300 defa)
Haşir Suresinin son ayetleri (Lev Enzelnâ Hâze’l-Kurâne…)
Buraya kadar Kuûdî (oturarak) icrâ edilen zikir bundan sonra ayağa kalkmak sureti ile devam eder.
Sâlât-ı Şerîfe
Lailaheillallâh (100-700 defa) sonunda el-Meliku’l-Hakku’l-Mubîn Muhammedu’r-rasûlüllah Sâdiku’l-va’di’l-emîn.
Sâlât-ı Şerîfe
Lafz-ı Celâl, Allah (100-1000 defa) sonunda Celle Celâluhû ve amme Nevâluhû ve Lâilahe gayruh
Buraya kadar Kıyamî Devam eden zikir bundan sonra İllallâh, Allah, Allah Hayy, Hayy Hayy, Hû ve yöneticinin gösterdiği diğer esmâ ile devam eder. Tempo yükselir ve iner. Eğer işaret edilir ise devrâna geçilir.
Sâlât-ı Şerîfe okunur ve oturulur.
Sâlât-ı Şerîfe
İsm-i Celâl, Allah (100-300 defa)
Sâlât-ı Şerîfe
Yâ Latîf (100-300 defa)
İstenir ise Yâ Latîf zikri kısa tutulur ve Esmâu’l-hüsnâ okunur.
Kur’an Tilaveti (Amenerrasulü)
Dua
Burada kaydedilen zikir adetleri zikri yöneten zât tarafından azaltılıp çoğaltılabilir.

Bu Yolda Teslimiyetin Ehemniyeti

Dervişliğin ve tasavvufun yolu şeyhine teslim olmaktır. Bir müridin teslimiyeti şu şekildedir;İbrahim (as) İsmail (as)’a şöyle dedi;“Oğlum Allah-u zü’l-Celâl bana seni kendisine kurban etmemi vahiy etti. Ben emr-i ilâhiyeyi yerine getireceğim ve seni kurban edeceğim.
”İsmail (as);“Babacığım Allah-u zü’l-Celâl’in emrine ben itiraz edemem ona inkıyat edeceğim. Yalnız beni keserken senin şefkat ve merhametin doğar onun için benim ellerimi ve ayaklarımı bağla sana eziyet etmeyeyim.

Ayrıca beni ensemdem kes yüzüme bakıp da emr-i ilâhiyeyi yerine getirmede tereddüde düşmeyesin. Bir de annem bene çok sever . Annemin gönlünü incitme benim selamımı söyle emr-i ilahî böyleymiş diyerek olanları hoş bir lisanla anlat” diyor. Müslümanın Hakk’a teslim olma mecburiyeti vardır. Hazret-i İbrahim (as) ateşe atılırken semavâtın ve arşın melekleri galeyana gelerek, Allah-u zü’l-Celâl’e şöyle yalvardı;“Sana bir kul ibadet ve taat ediyordu. Seni tanıyor seni biliyordu. Bu kadar isyan içerisinde, küfür içerisinde bulunan bir toplumda böyle bir belanın İbrahim’e yükletilmesine ve onun ateşe atılmasına müsaade edecek misin?”Allah-u zü’l-Celâl;“Benim hikmetim var” diyor. İbrahim (as) mancınıktan ateşe fırlatılır fırlatılmaz melekleri İbrahim’in yardımına gönderdi. Melekler Hazret-i İbrahim’e geliyorlar. Sel melâikesi; “Üfleyip ben bu ateşi su gölü yaparak yok edeyim”, yel melâikesi “ben bu ateşi dağıtarak yok edeyim” diyorlar.

Hazret-i İbrahim;“Hasbiyallahu ve Ni’me’l-vekîl” “Allah bana yeter, o ne güzel vekildir (Âl-i imrân, 173) duasını okuyor. Hazret-i İbrahim (as) Allah-u zü’l-Celâl’in vekaletini kabul ettiği için hitabı ilahî geliyor; “Ey ateş sen İbrahim’e karşı mizacını değiş! Soğu (berden) ve üşütme (selamen). Eğer “selâm” hitabı gelmemiş olsaydı İbrahim (as) ateşin içinde soğuktan donacaktı. Allah’a teslim olana ateş de mizacını değişir. Allah’a dost olana her şey dost olur. Mürid mürşidine teslim olduğu zaman Allahrasulü’ne teslim olmuş,
Allah’a teslim olmuş olur. Allah-u zü’l-Celâl “Kim peygambere itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur” buyurmaktadır. Bu teslimiyet öncelikle müridde şu hasletlerin var olmasıyla değer kazanır;Mürit sıfat-ı rasul ile mevsuf olacaktır. Bu ise ancak Rasulüllah’ın hareketlerine ve yaşantısına dikkat ederek öylece yaşama gayreti göstermekle mümkündür. Allah-u zü’l-Celâl şöyle buyurmaktadır;“İnananlar, kötülükleri iyilikle savarlar, kendilerin verdiğimiz rızıktan Allah rızası için harcarlar. Boş söz işittikleri zaman, ondan yüz çevirirler ve “bizim işlerimiz bize, sizin işleriniz size, size selam olsun. Biz kendini bilmezleri istemeyiz” derler.”
Bu bakımdan sofiler insanların uyumsuzluklarını hoş karşılamalıdır ve yine Allah-u zü’l-Celâl’in buyurduğu üzere “yeryüzünde tevazu ile yürürler ve cahil kimseler kendilerine laf attığı zaman (incitmeksizin) “selam” derler (geçerler). Ve onlar ki, yalan şahitlik etmezler, boş bir şeye rastladıkları zaman vakar ile oradan geçip giderler. Yani sofiler kendini bilmezler ile sürtüşmemeli çatışmamalıdır. Ehlullah yoluna müntesip olan kişide şu ahlakî ilkeler bulunmalıdır;Teslimiyet, Sıdk (doğruluk), Rıza, İyiliği emretmek kötülüğü nehyetmek, Tevbe ve istiğfar,
Hakikate bağlılık, Allahdostları ile dostluk, Allah yoluna basiret ile imtisal etme, Allah dostlarının izinde hareket etme, Tebliğ, Sabır, Dua, Kabirleri ziyaret ve ahirete hazırlık, Ehlibeyt’i sevmek ve onların hizmetinde bulunmak, Efendi Baba hazretlerinin eserlerini sık sık okumak sohbetlerine imtisal etmek, Müşaverede bulunmak, tevazu ile dünya sevgisinden uzaklaşmak.

Yolumuzda Rabıta

             Nur-ı Muhammediye’den Hakk dostlarınına sirâyet eden nurun mürşidin kalbine dolması, oradan da müritlerin gönlüne akmasıdır.Tarikat-ı âliye’de irşad ehlinin kalbine gelen nurdan müridinin kalbine nur geçer, müridin kalbine geçen bu nur dolayısı ile ona ilham kapısı, mübeşşerât kapısı ve feraset kapısı açılır. Bu nur kapılarını açmak için öncelikle mürit şeyhinin elini tutar ve ona bey’at eder. Kendi kalbini şeyhinin kalbine bağlar, rabıta yapar.
           Kalpten kalbe yol vardır. Rabıtanın gayesi, gönülden gönüle geçen feyizden istifade ederek, Allahrasulü’nün nurundan tâ müridin gönülüne gelen nur aracılığı ile gönüldeki ilham kapılarını açmaktır. Bunu şu misal ile açıklayabiliriz;Bebekler anne karnındayken annesine göbek bağıyla bağlıdır. Çocuk annenin yeme içmesinden bu bağ sayesinde istifade eder. Eğer bu bağ bir vesile ile koparsa veya işlevini yitirirse çocuk anne karnında ölür.
            Çocuk bu bağ sebebiyle beslenir, kemalleşir ve neticede dünyaya gelir. İşte rabıta buradaki göbek bağı gibidir. Mürit kemalleşene kadar feyiz, aşk, muhabbet gibi şeyhindeki bütün haller rabıta vasıtasıyla müride geçer. Mürid böylelikle kemalleşir ve ona ilham gelir. Ehl-i beyt mürşid Seyyid Efendi Baba hazretlerine müntesip olan kardeşlerimiz her gün muntazaman rabıta yapar. Şeyh Rabıtası şu şekilde icrâ edilir;Allahdostlarının izinde bulunan bir sofi abdestli olarak kıbleye yönelir ve öncelikle şu zikirleri çeker.
1. 100 defa “Estağfirullah” sonunda “Estağfirullah el-Azîm el-Kerim ellezî lâilahê illâ Hû el-Hayye’l-Kayyume ve etûbu ileyh.
2. 11 defa salavât-ı şerîfe (Allahümme salli ala muhammedi’v-ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim”
3. 20 defa besmele-i şerîfe (Bismillahirrahmânirrahim)
4. 1 defa Fatiha suresi
5. 3 defa İhlas suresi
Bu zikrin akabinde “Destur yâ Şeyhim Efendi Baba Hazretleri” der.
Manen izin alır ve gözlerini kapar.
Manen Efendi Baba hazretlerinin huzurunda bulunduğunu hisseden sofi şeyhini şu usul ile tahayyül eder.

             Seyyid Efendi Baba hazretlerinin nuru çeşme gibidir. Sofi de o çeşmenin bir kabıdır. Çeşmeden akan sular kapları nasıl dolduruyor ise Seyyid hazretlerinden sadır olan nur da müridi böylece Allah’ın nuruna gark eder.
Seyyid Efendi Baba hazretlerinin nuru bir çadır gibidir. Sofi de o çadırın içerisinde oturan bir kimsedir. Bir çadır nasıl içindekini çepe çevre kuşatmış ise Seyyid hazretlerinin nuru da öylece müridi çepe çevre kuşatmıştır.
Seyyid Efendi Baba hazretlerinin nuru sırta giyilen bir aba gibidir. Aba, giyen kimseyi nasıl sarmış ise Seyyid hazretlerinin nuru da müridi bu şekilde sımsıkı sarmış durumdadır.
Seyyid Efendi Baba hazretlerinin nuru bir deniz gibidir. Sofi ise bu denize düşmüş bir damladır. Damlalar nasıl denizin içerisinde kayboluyorsa mürid de kendini Efendi Baba hazretlerinin nurunda böylece kaybeder.
Mürit en az beş dakika bu manevî halin idrakine gayret sarfeder. Mürit kendisine bıkkınlık vermeyecek kadar ancak olabildiğince uzun bir müddet rabıtasını uzatmaya çalışmalıdır. Zira rabıta müridin şeyhi ile olan bağını kuvvetlendirecek ve rabıta yapan zâtın veliler yanında kıymetini arttıracaktır. Mürit rabıtadan çıkmak istediği vakit “Destur Yâ Efendi Baba hazretleri” diyerek manen izin istemeli, sağ ve sol taraflara yüzünü çevirmek sureti ile “es-Selâmu aleykum ve rahmetullah” diyerek her iki tarafa selam vermelidir. Rabıta akabinde mürit Besmele-i şerîfe ile birlikte 1 Fatiha suresi ve 3 İhlas suresi okumalı. “Subhâne rabbike rabbi’l-izzeti ammâ yesifûn ve selâmun ale’l-mürsilîn ve’l-hamdülillâhi rabbi’l-âlemîn” diyerek dua etmelidir. Hasıl olan sevabı Peygamberimiz (sav) Efendimizden başlamak sureti ile Seyyid Efendi Baba hazretlerine gelinceye kadar Kadiri yoluna hizmet etmiş bulunan tüm ehlullahın ruhaniyetlerine bağışlamalıdır. Sofî “fenâ fi’ş-şeyh” makamını buluncaya bir diğer ifade ile Seyyid Efendi Baba hazretlerinin telkinine kadar Şeyh rabıtasına devam etmelidir.
Peygamberimiz (sav) Efendimizi, Pir Seyyid Abdülkadir Geylânî hazretlerini ve Seyyid Efendi Baba hazretlerini kapsayan üçlü rabıta ancak Efendi Baba hazretlerinin telkini ile yapılmalıdır. Zirâ bir doktorun hastaya gerekli ilaçları göstermesi gibi sofiye gerekli manevî ilaçları da Efendi Baba hazretleri işaret etmektedir. Bunun haricine çıkmak sofiye fayda sağlamayacağı gibi kendini manevî bir sıkıntıya düçar edecektir. Bir sofi şeyhi harincindeki kimseleri rabıtasına almamalıdır. Rabıtaya başkalarını katarsa vücut alemi velveleye düşer. Müridin manevî dengesi bozulur. Bir müridin şeyhi vefat ederse evlâd-ı rasulden olan biri kemalleşerek onun makamına yerleşene kadar mürid, vefat eden şeyhine rabıta yapmaya devam eder. O şeyhin soyundan gelen evlâd-ı rasul vefat eden şeyhin makamına yükselince mürid bu sefer rabıtayı ikinci bir şeyhe bağlar.

Günlük Ders-Vird

Cehrî zikir kadirî tarikatı Hz. Ali (kv) ile başlamıştır. Kadiriye Tarikatı’nda zikir aşikare icrâ edilir. Kadiriye yolunun esası tevhidi “lâilaheillallâh” ve lafza-i celâli “Allah” çokça anmaktır. Muhammediye yolunda
“Allah” ismi ve “lailaheillallâh” zikri çok çekilir. Nitekim yer ve gök ancak tevhid ile ayakta durmaktadır. Tevhide ve Allah-u zü’l-Celâl’in ismine devam etmek gereklidir. Allah-u zü’l-Celâl “İsm-i Azâm” duasını lafza-i celâl’in içine gizlemiştir. Tevhidin içinde ism-i azâm duası gizlidir. Bunlarla zikreden bir sofi bütün esmây-ı hüsnâ ile zikretmiştir. İlahî marifetullahın özü budur. Diğer özler bunun içindedir. Bizler Allah’ı gerek tevhit ve gerekse lafza-i celâl zikriyle çokça anmalıyız.

Marifetullah’ın birinci basamağı zikirdir. Zikirden sonra cezbe gelir, cezbeden sonra aşkullah, aşkullahtan sonra ise marifetullah zuhur eder. Dervuş; geceleri ve gündüzleri zikrullah çeken insandır. Herkes kendi sanatından lezzet duyar. Derviş de dergahından lezzet duyar. Zikir sohbetinden lezzet duyar. Sofu zikir yaparken dağlar da taşlar da kuşlar da sofiyle birlikte zikir çeker. Nitekim her şey zikir yapar. “Allah’ı hamd ile tesbih etmeyen hiçbir varlık yoktur. Fakat siz., onların tesbihlerini iyi anlayamazsınız.”Sofinin zikrine bütün zikir yapanların zikri iştirak eder. Onun zikri ırmağın suyuna benzer ki ırmak denize boşaldığı zaman nasıl ki deniz suyuna dönüşüyor; sofiler de zikir yapa yapa onun zikri evliyaların zikrine, enbiyaların zikrine, onların dualarına, onların ibadetlerine karışır. Onlarla beraber sonsuz bir ibadet taat ve zikir sevabı alır.
Sofi yani zikir ehli zikre başladığı zaman oturduğu haneler lisân-ı hal ile onunla beraber zikir yapar. Semadaki melekler, küre-i arzdaki melekler onun zikrine katkıda bulunur. Nitekim her şey zikir ile sevinç duyar. Ehl-i dalâletten biri öldüğü zaman “Yâ rabbi bu murdarı benden çıkarttın taciz oluyordum, benim içimde geziyordu üzülüyordum. İyi ki bu öldü ferahladım” diye yer gök sevinir. Ama ehl-i imandan birisi öldüğü zaman hanesi, seccadesi gam keder içinde, oturup kalktığı yerler hüzün içinde “Yâ rabbi seni zikreden kulun ile biz sevinç duyuyorduk” diye lisân-ı hal ile seslenir.
Onun için Allah’ı çok zikretmemiz gerekir. Abdestli abdestsiz nerde olursak olalım zikirden vazgeçmeyelim. Zikri çok çekelim, kişi zikir yapa yapa kemalleşir. Nitekim evliyaullah ancak zikir yapa yapa kemale ermiştir. Zikirler Allah’a iltica ederek karşılığını bulur. Allah-u zü’l-Celâl şöyle buyurmaktadır; “insan hiçbir söz seylemez ki yanında onu gözetleyen, dediklerin zapteden bir melek hazır bulunmasın.” Allahrasulü de şöyle buyurmaktadır. “kul “Allah” dediğin de “Lebbeyk” buyur yâ kulum ne dersin” diye hitâb-ı ilâhî gelir.” Her zikre mutlak bir karşılık verilir.

Muhammediye Kolu’nun günlük Dersi

Euzübillahimineşşeytanirracim Bismillahirramanirrahiym“Artık namazı bitirdiğin vakit ayakta iken, otururken ve yanlarınız üzerine yatarken Allah’ı zikredin.“ (Nisa: 103) „Zikir, islamın ruhu olan sevgi ve muhabbeti temin eder.“ Allahım! Kalbi ve ruhu ile zikredenlerden ve zikrin faydasını görenlerden eyle (Amin).Euzübillahimineşşeytanirracim BismillahirramanirrahiymÜç İhlas bir Fatiha ve Rabıta 100 x: Bismillahirrahmanirrahiym
100 x: Estağfirullah Sonunda: El Aziym, El Kerim ellezi la ilahe illahu, El Hayyul Kayyum ve etubu ileyh.
100 x: Allahümme salli ala Muhammedin ve ala ali seyyidina Muhammed Sonunda: Ve sahbihi ve sellim
500 x: Ya Latif
500 x: La ilahe ilallah Sonunda: Muhammedün Rasulullah
1000 ile 3000 arası: Allah Sonunda: Celle Celalühü

Dua: Ya Rabbi,Ya Rabbi,Ya Rabbi,Ya Rabbi,Ya Rabbi,Ya Rabbi,Ya Rabbi (7x)
Buradan hasıl olan sevabı evvelen, bizzat hulasayı mevcudat, habibi huda, Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) efendimizin ruhu şerifelerine hediye eyledik vasıl eyle ya Rabbi. Hulafai Raşidin’in, Ashabı kiramin, Hz. Ali (k.v.)’nin, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’in, ehli beytin ruhlarına hediye eyledik. Rabbim vasıl eyle. Pirimiz Gavsul Azam Abdulkadir Geylani hazretlerinin, eren, evliya enbiya şehid şühedanın, Seyyid Burhanettin hazretlerinin, Ahmet Kuddusi hazretlerinin, Said Nursi hazretlerinin, İbrahim Tennuri hazretlerinin, Hacı Hüseyin Aksakal hazretlerinin Seyyid Osman Efendinin, kadiri tarikatından ve bütün tarikatdan ahirete göçedenlerin ruhlarına hediye eyledik. Vasıl eyle ya Rabbi. Mürşidimiz Seyyid Muhammed Efendinin ruhaniyetine hediye eyledik vasıl eyle ya Rabbi. Annemizin ve Babamızın ve geçmişlerimizin Ruhlarına hediye eyledik vasıl eyle ya Rabbi. (Amin) veya daha geniş bir Dua

Günlük Evrad

Günlük dersin akabinde Seyyid Abdülkadir Geylânî’ye ait olan şu dua okunur;
Allah’ım, salât ve selamların en üstününü, bereketlerin en bolunu, tazim ve ihtiramların en yücesini beşeriyetin en şereflisi, ve iman hakikatlerinin kaynağı olan efendimiz Muhammed (s.a.v)’in ve âl-u ashabının üzerine daim ve ebedî kıl.
Peygamberimiz (s.a.v) efendimiz, ihsan tecellîlerinin mekânı, ruhani sırların konağı, peygamberlik gerdanlığının birleştiricisi, rasuller ordusunun öncüsü ve tüm yaratılanların en üstünüdür. O, en yüce izzet bayrağının taşıyıcısı ve üstünlük dizginlerinin sahibidir.

Hazret-i Muhammed (s.a.v), ezeliyet sırlarının şahidi ve öncekilere ait tüm nurları üzerinde taşıyandır. Allah (c.c) lisanının tercümanı, ilim, hilim ve hikmetin kaynağı, küllî ve cüzî vücudun mazharı ulvî ve suflî varlık alemlerinin göz bebeği. Dünya ve ahiret cesedinin ruhu O’dur.
Hazret-i Muhammed (s.a.v) dünya ve ahiret hayatının kaynağı, en üstün kulluk vazifelerinde bulunan, seçilmişlik makamlarının ahlakı ile ahlaklı olan, her türlü vasfın üzerinde bir şerefe sahip olandır. O çok cömert bir dost, büyük ve yüce bir sevgilidir.
Yâ Rabbi, tüm bu vasıfların sahibi Efendimiz Muhammed Mustafa (s.a.v)’a, onun ehline, ashabına ve O’na ihsan ile tabi olan herkese, yarattıklarının adedince, arşın süslerince, zâtının genişliği ve rızanın büyüklüğünce, kelimelerinin sayısı ve uzunluğunca sonsuz salât-u selâm eyle. Seni ananların her anışında ve kullarının senin zikrinden gafil oldukları her anda, kıyamete değin çokça ve tam bir şekilde peygamberimiz (s.a.v) efendimize salât-u selâm kıl.
Allah’ım senin sonsuz ve taşkın rahmet deryandan bir bölüm, senin yakınlık nurundan bir parça, dostluk ve kerem denizinden bir katre de bizlere ihsan et. Her işin ve her şeylerin anahtarları şüphesiz senin elindedir. Katından bize bir rahmet, ilim ve yakınlık ver. “Allah” ism-i celilin hürmetine bunları niyaz ediyoruz. Bizi rızana ermekle nimetlendir.
Allah’ım, rahmetinle bizleri idrak sahibi kıl. Tüm beşeriyetin sıkıntılarını ve ihtiyaçlarını gideren sadece sensin. Bizlerin de sıkıntılarını gider. Bizleri üzüntü, gam ve kederden kurtar.
Ey cömertlerin ve kerem sahiplerinin en yücesi, kendine inananları selamete çıkaran Allah’ım, lütfun, cömertliğin ve keremin ile dualarımız kabul eyle.
“Ey Habibim, eğer yüz çevirirler ise deki; “Bana Allah (c.c) yeter, O’ndan başka ilah yoktur. O’na tevekkül ettin. O en yüce arşın rabbidir. ”
“Senin güç ve kuvvet sahibi Rabbin, onların yakıştırdıkları vasıflardan münezzeh ve yücedir. Gönderilen bütün peygamberlere selam olsun. Hamd Alemlerin rabbi olan Allah’a mahsustur.

اللَّهُمَّ اجْعَلْ اَفْضَلُ صَلَوَاتِكَ اَبَداً ^ وَ اَنْمَى بَرَكَاتِكَ سَرْمَداً ^ وَ اَزْكَى تَحِيَّاتِكَ فَضْلاً وَ عَدَداً ^ عَلَى اَشْرَفِ الخَلاَئِقِ الاِنْسَانِيَّة ِ^ وَ مَجْمَعَ الحَقَائِقِ الاِيمَانِيَّةِ ^ وَ طُورِ التَّجَلِّيَاتِ الاِحْسَانِيَّةِ ^ وَ مَهْبَطِ الاَسْرَارِ الرُّوحَانِيَّةِ وَاسِطَةِ عَقْدِ النَّبِيِّينَ ^ وَ مُقَدِّمِ جَيْشِ الْمُرْسَلِيْنَ ^ وَ اَفْضَلِ الْخَلْقِ اَجْمَعِينَ ^ حَامِلِ لِوَاءِ الْعِزِّ اْلاَعْلَى ^ وَ مَالِكِ اَزِمَّةِ الشَّرَفِ اْلاَسْنَى ^ وَ شَاهِدِ اَسْرَارِ اْلاَزَلِ ^ وَ مَشَاهِدِ اْلاَنْوَارِ السَّوَابِقِ اْلاُوَلِ ^ وَ تَرْجُمَانِ لِسَانِ الْقِدَمِ ^ وَ مَنْبَعِ الْعِلْمِ وَ الْحِلْمِ وَ الْحِكَمِ ^ وَ مَظْهَرِ الْجُودِ الْجُزْئِىِّ الْكُلِّى ^ وَ اِنْسَانِ عَيْنِ الْوُجُودِ الْعُلْوِىِّ وَ السُّفْلِىِّ ^ رُوحُ جَسَدِ الْكَوْنَيْنِ ^ وَ عَيْنِ حَيَاةِ الدَّارَيْنِ ^ الْمُتَحَقِّقِ بِاَعْلَى رُتَبِ الْعُبُودِيَّةِ ^ اَلْمُتَخَلِّقِ بِاَخْلاَقِ الْمَقَمَاتِ اْلاِصْطِفَائِيَّةِ ^ اَلأَشْرَافِ جَامِعُ اْلاَوْصَافْ ^ اَلْخَلِيلِ اْلأَكْرَمِ وَ اْلحَبِيبِ اْلاَعْظَمِ ^ سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَ عَلَى آلِهِ وَ صَحْبِهِ اَجْمَعِينَ وَ مَنِ اتَّبَعَهُ اِلَى يَوْمِ الدِّينِ ^ عَدَدَ خَلْقِكَ وَ زِينَةَ عَرْشِكَ وَ رِضَاءَ نَفْسِكَ وَ مِدَادَ كَلِمَاتِكَ ^ كُلَّمَا ذَكَرَكَ الذَّاكِرُونَ وَ غَفَلَ عَنْ ذِكْرِكَ الْغَافِلُونَ ^ وَ سَلِّمْ تَسْلِيمًا كَثِيرًا كَثِيراً اِلَى يَوْمٍ الْجَزَاءِاَللَّهُمَّ اِنِّى اَسْاَلُكَ فَيْضَةً مِنْ فَيَضَانِ فَضْلِكَ ^ وَ قَبْضَةً مِنْ نُورِ صِلَتِك وَ اَنَسًا وَ فَرْجًا مِنْ بَحْرِ كَرَمِكَ ^ بِيَدِكَ اْلاَمْرُ كُلِّهِ وَ مَقَالِيدُ كُلِّ شَيْءٍ ^ فَهَبْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةً و عِلْمًا وَ يَقِينًا ^ وَ اَسْاَلُكُ يَا الله ياَ الله ياَ الله ^ اَنْ تُنْعِمَ عَلَيْنَا بِرِضَاكَ ^^ اَللَّهُمَّ اَدْرِكْنَا بِرَحْمَتِكْ ^ وَ فَرِّجْنَا عَنَّا مَا نَحْنُ فِيهِ ياَ مُفَرِّجَ كَرْبِ الْخَلاَيِقِ اَجْمَعِينِ ^ وَ نَجِّنَا مِنَ الْغَمِّ وَ الْهَمِّ وَ اكْشِفْ الْحُزْنَ ^ ياَ مُنْجِىَ الْمُؤْمِنِينَ ^ فَاِنْ تَوَلَّوْا فَقُلْ حَسْبِىَ اللهُ لاَ اِلَهَ الاَّ هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَ هُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ ^

^ سُبْحَانَ رَبِّكَ رَبِّ الْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ ^ وَسَلامٌ عَلَى الْمُرْسَلِينَ ^ وَالْحَمْدُ

لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ ^

Kadiriyye Tarikatından gelen diger Şeceresi

 1. Şeyh Seyyid Şerif Abdülkâdir el-Geylânî (Bağdat)
(Kadiriyye Tarikatı Piri) H. 561 M. 1166

2. Oğlu Şeyh Seyyid Taceddin
Abdürrezzak (Bağdat) H. 603 M. 1207
3. Şeyh Şerafettin el-Gıtâl
4. Şeyh Seyyid Abdulvahhab
5. Şeyh Seyyid Bahaeddin
6. Şeyh Şah Ukayl
7. Şeyh Şemseddin es-Sahrâî
8. Şeyh Küday-ı Rahman el-Evvel
9. Şeyh Ebu’l-Hasan Şemseddin Arif
10. Şeyh Şah Küday-ı Rahman es-Sânî
11. Şeyh Şah Fudayl
12. Şeyh Şah Kemal Arif el-Kühtenlî
13. Torunu Şeyh Şah İskender Kühtenlî
14. Şeyh İmam-ı Rabbani Ahmed Farukî Serhendî (Serhand)
(Müceddiyye Tarikatı Piri) H. 1034 M. 1624
15. Oğlu Şeyh Muhammed el-Ma’sum el-Faruki (Serhand)
(Masumiyye Tarikatı Piri) H. 1098 M. 1686
16. Oğlu Şeyh Seyfeddin Arif
17. Şeyh Seyyid Muhamed Nur Bedvânî H. 1135 M. 1722
18. Şeyh Seyyid Mazhar-ı Can-ı Canan (Delhi)
(Mazhariyye Tarikatı Piri) H. 1195 M. 1780
19. Şeyh Şah Abdullah Dehlevî Hindî (Delhi)
(Dehleviyye Tarikatı Piri) H. 1240 M. 1824
20. Mirzâde Şeyh Hafız Ebu Said Muhammed Dehlevî (Delhi)
(Saidiyye Tarikatı Piri) H. 1250 M. 1835
21. Oğlu Şeyh Ahmed Said Dehlevî (Medine)
(Saîdiyye Tarikatı 2. Piri) H. 1278 M. 1861
22. Oğlu Şeyh Abdürreşid Sahib Farukî (Mekke)
(Reşîdiyye Tarikatı Piri) H. 1287 M. 1870
23. Şeyh Seyyid Ahmed H. 1311 M. 1893
24. Şeyh Seyyid Muhammed M. 1341 M. 1922
25. Şeyh Seyyid Abdüsselam M. 1365 M. 1944
26. Şeyh Seyyid Hocazâde Osman Efendi
(Kızılören) H. 1392 M. 1972
27. Oğlu Seyyid Muhammed Hoca Efendi

Şeyh Seyyid Muhammed Efendinin Nesebi Altın Silsile

 

1. Fahri Kainat Muhammed Mustafa (s.a.v.) Efendimiz
2. Hazret-i İmam Alî el-Murtazâ
bin Ebî Tâlib (k.v) (Necef) H. 40 M. 661

3. Oğlu İmam Seyyid Ebu Abdullah
Hüseyin (r.a) (Kerbelâ) H. 49 M. 670
4. Oğlu İmam Seyyid Zeynelabidin Alî (Medine) H. 95 M. 713
5. Oğlu İmam Seyyid Muhammed el-Bâkır (Medine) H. 114 M. 733
6. Oğlu İmam Seyyid Ca’fer es-Sâdık (Medine) H. 148 M. 765
7. Oğlu İmam Seyyid Mûsâ el-Kâzım (Bağdat) H. 183 M. 799
8. Oğlu İmam Seyyid Alî er-Rızâ (Meşhed) H. 203 M. 818
9. Oğlu Seyyid İbrahim Merda Ebu’s-Sadât el-Hüseynî
10. Oğlu Seyyid Fahreddin Muhammed
11. Oğlu Seyyid Nureddin Mustafa el-Mübarek
12. Oğlu Seyyid Takiyyuddin Ahmed el-Hakim
13. Oğlu Şeyh Seyyid Mecduddin Hüseyin el-Hüseynî
14. Oğlu Şeyh Seyyid Alamuddin Osman el-Hüseynî
15. Oğlu Şeyh Seyyid Zeyneddin Ömer el-Hüseynî
16. Oğlu Şeyh Seyyid Şemseddin Muhyiddin el-Hüseynî
17. Oğlu Şeyh Seyyid Şihabeddin İbrahim el-Hüseynî
18. Oğlu Şeyh Seyyid Ziyaeddin Hasan el-Hüseynî
19. Oğlu Şeyh Piru’t-Tarika, Şâhu’l-Evliya, Kâmilu’l-Asfiya et-Takî
el-Velî eş-Şehid es-Seyyid Muhammed el-Kadirî
el-Hüseynî Gavsullah es-Sincanî (Cizre) H. 619 M. 1223
20. Oğlu Şeyh Seyyid Ebu’l-Fazl Mustafa el-Hüseynî
21. Oğlu Şeyh Seyyid Kemaleddin Muhammed el-Hüseynî
22. Oğlu Şeyh Seyyid Bediuddin Ahmed el-Hüseynî
23.Oğlu Şeyh Seyyid Abdurrahim Mustafa el-Hüseynî
24. Oğlu Şeyh Seyyid Abdülmecid Mahmud el-Hüseynî
25.Oğlu Şeyh Seyyid Abdüllatif Ahmed el-Hüseynî
26. Oğlu Şeyh Seyyid Abdülhamid Hasan el-Hüseynî
27.Oğlu Şeyh Seyyid Mevlana Mustafa Efendi el-Hüseynî
28. Oğlu Şeyh Seyyid Mevlana Muhammed Efendi el-Hüseynî
29. Oğlu Şeyh Seyyid Mevlana Ebu’l-Fukara Ali Efendi el-Hüseynî
30.Oğlu Şeyh Seyyid Mevlana Celil Ahmed Efendi el-Hüseynî
31. Oğlu Şeyh Seyyid Mevlana Ebu’l-Feta
Ömer Efendi el-Hüseynî H. 1035 M. 1645
32.Oğlu Şeyh Seyyid Mevlana Ebu’l-Etkıyâ
Muhammed Efendi H. 1078 M. 1667
33. Oğlu Şeyh Seyyid Mevlana
Ebu’l-İhsan Ali Efendi H. 1110 M. 1698
34.Oğlu Şeyh Seyyid Mevlana
Osman Bey el-Mamalavî H. 1145 M. 1732
35. Oğlu Şeyh Seyyid Mevlana Taceddin
Ahmed efendi el-Mamalavî H. 1180 M. 1766
36.Oğlu Şeyh Seyyid Mevlana Ahmed Ağa Efendi H. 1220 M. 1805
37. Oğlu Şeyh Seyyid Mevlana Murtazabillah
Osman Ağa Efendi [Kızılviran] H. 1255 M. 1839
38.Oğlu Şeyh Seyyid Mevlana
Ahmed Ağa Efendi [Kızılviran] H. 1275 M. 1858
39.Oğlu Şeyh Seyyid Mevlana Muttaki
Mahmud Ağa Efendi [Kızılviran] H. 1303 M. 1889
40. Oğlu Şeyh Seyyid Hocazade
Mahmud Usta Efendi [Kızılviran] H. 1349 M. 1931
41. Oğlu Şeyh Seyyid Usta Hocazade
Osman Usta Efendi [Kızılören] H. 1392 M. 1972
42. Oğlu Seyyid Muhammed Hoca Efendi Hz.

Nakşibendiyye Tarikatından Gelen Şeceresi

1. Şeyh Hâce Muhammed Bahâeddin Nakşibend (Kasr-ı Ârifân)
(Nakşibendiyye Tarikatı Piri) H. 791 M. 1388
2. Şeyh Hâce Alaeddin Attar el-Buhârî (Buhara-Çağaniyan)
(Attariyye Tarikatı Piri) H. 802 M. 1399

3. Şeyh Yakup Çerhî el-Hisârî (Buhara) H. 847 M. 1443
4. Şeyh Nasıruddin Ubeydullah Ahrar Taşkendî (Semerkant)
(Ahrariyye Tarikatı Piri) H. 895 M. 1489
5. Şeyh Muhammed Zâhid Emkenekî H. 935 M. 1529
6. Yeğeni Şeyh Derviş Muhammed H. 961 M. 1554
7. Oğlu Şeyh Muhammed Hâcegî Semerkandî H. 982 M. 1574
8. Şeyh Muhammed Bâkî Billah Taceddin H. 1015 M. 1606
9. Şeyh İmam-ı Rabbani Ahmed Farukî es-Serhendî
(Müceddidiyye Tarikatı Piri) H. 1034 M. 1624
10. Oğlu Şeyh Muhammed el-Ma’sum el-Farukî (Serhand)
(Masumiyye Tarikatı Piri) H. 1098 M. 1686
11. Oğlu Şeyh Seyfeddin Arif
12. Şeyh Seyyid Muhamed Nur Bedvânî H. 1135 M. 1722
13. Şeyh Seyyid Mazhar-ı Can-ı Canan (Delhi)
(Mazhariyye Tarikatı Piri) H.1195 M. 1780
14. Şeyh Şah Abdullah Dehlevî Hindî (Delhi)
(Dehleviyye Tarikatı Piri) H. 1240 M. 1824
15. Şeyh Ebu’l-Bahâ Ziyâeddin Halid el-Bağdadî el-Osmanî
(Halidiyye Tarikatı Piri) H. 1242 M. 1826
16. Şeyh Seyyid Seyfullah
17. Şeyh Seyyid Abdülkadir
18. Şeyh Seyyid Abdullah (Mısır)
19. Şeyh Seyyid Hocazâde Osman Efendi
(Kızılören) H. 1392 M. 1972