Archiv der Kategorie: İsmail Kücüktdurgut

Tevhid Sırrı

Insan yabanci bir yere gider.  O semt veya şehir yabancı gelir, orda belli bir süre durur hele bu yer rahat bir yer değilse ordan gitmek için gün sayar.  İşte dünya insana özü itibariyle böyle yabancı ve garip bir yer ama insan bebek olarak gelip büyüdükçe alışıp burasını bir süre yurt edinir.  Bu da yüce Rabbin ne büyük rahmeti ve hikmeti ki zıdları bir arada bulunduruyor.  İnsan burasını çok acı bir gurbet bilip hergün ağlayacakken Allah hikmeti ve kudreti ile buna mani oluyor.  Gaflet perdesi ile yangını söndürüyor.

Tasavvufta Gönül Yolu

Alimin önünde diline, arifin önünde gönlüne dikkat et denmiş. Bunun gibi şeriat dış ise tarikat iç. Tasavvuf yolu gönül yolu olup gönlün edebe kavuşup olgunlaşması ve hakkın gönülde tecelli etmesi için gönlün temizlenmesi ve eğitilmesi yolu.

Mevlana insan gönülden ibarettir demiş. Gönül gözü dıştaki göze nurunu verir, bunun gibi her duygu ve duyunun gönülde aslı olup insanın bedeninde olan onun sayesindedir. Gönül Hak nuruna tecelligah olunca Hak hisleri gönülde tecelli etmeye başlar. Bu hak hisleri gönülde doğrudan müşahede edilir. Gönül yolu ile keşfedilenler gönül dışındaki dünyaya anlatılamaz. Gönlü olgun biri ham birine gönül ilmini anlatamaz. Ham birinin bu ilimden öğrenmesinin tek yolu gönül sahiplerine gidip onlara teslimiyetle uymasıdır. Bunun hikmeti nefis ve beden varlığını Hakka teslim etmedir. Zira gönül sırrı odur ki gönüller başka bir alemde bulunurlar. Gönül başka bir alem olup beden ve nefis aleminde değildir.

Gönül aleminde gönüller arasında zaman ve mekan yok. O alem başka bir boyut olduğundan gönüllerde uzak yakın gibi şeyler olmaz. Gönüllerin saflık dereceleri olur. Gönül hem bedene hem de ruha bağlı olduğundan ve hem varlık ve hem de melekut alemine açık olduğundan oraya her iki taraftan da hisler gelir. Şeyhimiz Seyyid Muhammed Efendi KS, gönül han gibidir ona gelen giden çok olur der, şeytanlar bişey atar, melekler bişey atar insanın nefsinden kuruntular gelir, ruhu aracılığı ile ilham gelir…

Tasavvufta şeyhe teslimiyetin hikmeti, insanın nefis ve beden perdelerinden gönlünü arındırmak için feyz ve ilham almasıdır. Rabıtanın hikmetlerinden biri de, ne zaman insan rabıta yaparsa o zaman kendi nefsinden uzaklaşıp gönül alemine gider, yani Hak kapısına gider, zira kendi nefsinden, kendinden uzaklık Hakka yakınlık yoludur ve bu ilk adım Hakka yakınlaşmaya doğrudur. İnsan nefsinden uzaklaşmadıkça hakka doğru gidemez.

Gönül başka alem dedik. Gönül yoluyla insan sevdiği iledir sırrınca sevgi duyduğuna yaklaşıp nefsinden uzaklaşır. Mevlana, bunun için hiç değilse bir tahta parçasına aşık ol, der. Yani kendinden başka bir şeyi sevebilen hakka yaklaşır. Bu sırrın nedeni sevilende Hakkın tecellisidir. Sevgili olan Hakkın oltası olur. Yani, Hakka giden yol nefsinden başkasını sevmekle başlar. Rabıta bu yönüyle nefsinden geçme içindir. Bu başkası ise eğer batıl ise helaka yol açar. Eğer Hak ise kurtuluşa ve Hakka götürür.

Asıl değinmek istediğimiz sır gönül aleminin nefis ve beden alemi gibi olmadığı. Rabıta gönül bağı olup gönül ilmi için yapılır. Gönüller arasında bağ var. Gönülden gönüle nur geçer. Bu ilim başka yolla geçmez. Bu yüzden rabıta olur.

Tasavvuf hakikata giden yol olduğundan ve marifetullah ve Hakka varma niyeti olduğundan gönül yolculuğudur. Bu yolda zan ve şüphe bırakılmalı ve gönül mümkün olduğunca temiz tutulmalı. Şüphe ve zan yol keser. Bunun gibi, kıskanma, kızma, hased, kendini beğenme, tuli emel, hubbu cah, hırs, tamah gibi nefsin varlık alemine ait şeylerini gönülden atmak gerek. Nefsani varlıktan olan herşey boştur. Dünya davalarının hepsi boştur ve nefsanidir. Hak dahi olsa dünya davası boş ve yol kesicidir. Gönlü dünya davasından temiz tutamayan Hak yolda ilerleyemez.

Dünya ve nefis ile Hak bir arada olmaz. Eğer nefsin bir davası varsa orda hak olmaz. Nefsin his ve arzuları varsa orda Hak hissi ve arzusu kaçar. Tasavvuf yolu gönlü nefisten tamamen temizleme yoludur. Sadece Hakka hak tanıma ve razı olmadır. Tam bir gönül rızası ve teslimiyetidir. Gönle Hak sevgisinden başka şeyi almamak gerekir. Ancak böylelikle Hakkın yakınlığına ilerlenir.

Velilerin Yolu

Velilerin yolu, Hak dostlarının yolu veya tasavvuf yolu veya tarikat yolu Sübhan ve Hak olan Allah ZülCelal-VelKemal’in en sevdiklerinin ve yakınlarının yolu olup hem bu dünyada hem ahirette Allah’ın ihsanına ve yardımına erenlerin, yakın olanların yolu. Bunda bugüne kadar şüphe olmamıştır ve haşir gününe kadar da kim şüpheye düşerse o kimsenin o şüphesi kendi sapıklığından dolayı Hak tarafından uzaklaştırılmasındandır.  Her kim ki tereddüd ve şüphe ile velilerin yoluna baksa o baktıkça tereddüd ve şüphesi artar.  Bu böyledir zira bu yol saf ve temiz olandan başkalarına haramdır.  Her kime velilerin yolu haram ve yasak ise o kimse velilerin yoluna şüphe ile bakar. 

Zannediliyor ki eskiden evliyalar varmiş, dervişler varmış, bunlar kitaplardan okunuyor.  Bu gibi zan ve şüpheler ham ve nasipsizlerin kendi kuruntularıdır.  Velilerin yolu asla zayıflama göstermez.  Ama insanlardan az kimse Hak yola meyleder, ekserisi velilerin yoluna girmez o zaman azalma olur ama asla ve asla zayıflama olmaz.  Gönlü hased ve kibir dolu olanlar buraya kadar okuduklarını unutup bu yazımı okumayı bıraksınlar hemen çünkü yarasaya Güneş sohbeti fayda vermez.  Hiçbir yarasa Güneş sohbeti dinleyip pervane olmaya karar vermez.  Yarasa olmanın alameti hased ve kibirdir. Hak nuru onlardan kaçar, onlar Hak nurundan kaçarlar.  Hased ve kibir dolu ham olanlar velilerin yolunu yok sanarlar veya bu devirde bitti sanarlar veya kendi yollarını daha ileri ilan etme sapıklığına kadar varırlar.  Her kim yolumuz tasavvuf değil ama velilerden daha iyi bir yoldayız derse, kendini velilerden daha iyi bir yol bulmuş olarak görüyorsa olsa olsa Bayezıd Bıstamı hazretlerinin dediği  kibir ve hased hastalığı ile şeyh ve pire gerek duymayıp kendi nefsini pir ilan etmiştir ve şeyhi şeytandır deyimi bu haliyle ona hak olur.  Zira nefsin kibir ve hased ile sevgi ve hayranlık duyulması gereken sevgili velileri, hak dostlarını hiç vicdan azabı çekmeden küçümsemesi inanılmaz bir zulumdür. Kıyamete kadar kim velilerin yolunu küçümseyip biz daha iyi bir yol bulduk derse Allah onlara cevap olarak yeter.

Yetmez mi hiç, Allah o velileri o derece sevip onlara o dereceler lutfetmiş, Allah için zaman ve mekan yoktur.  Allah bir zaman birini çok sevmiş olsa ve o kimse vefat etse ve asırlar geçse Allah için bir sorun olmaz, çünkü Allah asla unutmaz ve Allah için zaman ve mekan asla yoktur.  Allah Muhammed’i SAS eskiden ne kadar seviyorsa bugün de aynı derecede sever.  Zaten bu veliler bugün Allah ZulCelal’e daha yakın haldeler.

Sevgili pirimiz Abdulkadir Geylani bugün Allah’ın huzurunda.  Diğer veliler hepsi ordalar.  Allah için zaman ve mekan olmadığı gibi, bu dünya ve gayb alemi ayrımı da yok.  Aynı anda hem gelmiş geçmiş insanların ruhları hem de hayattakiler hep Allah’ın huzurundalar.  Bu huzurunda olan geçmiş veliler bugün hala Allah ZülCelal için aynı derecede sevgilidirler.  Allah çok vefalıdır.  Asla sevdiklerini terk etmez.  Bu halde, veliler orda dururken birden Allah asla onları terk etmez.

Tabi o veliler gibi gayb gözleri olmayanlar, gönülleri Haktan ve dostlarından uzak olup kibir ve hased dolu olanlar kendilerini aldatıp bugün artık velilerin mazi olduğunu sanabilirler.  Kör göremez.  Bugün de aynı eski veliler gibi gaybda o velileri müşahede eden veliler vardır.  Bu Hak yakınlıgından olur.  Onlar hakkı görürler.  Bakarlar ve Hak dostlarını görürler.  Bakarlar ki Allah ZülCelal hiçbirşeyi değiştirmemiş.  Velilerin yolu hala aynı.  İşte bu gören göze sahip olanlar zaten bilirler.  Velilerin yolu en sağlam yol olup asla zarar görmez.  Başka yolların hepsi sonunda dönüp dolaşıp velilerin önünde diz çökerler.  Sevgili pirimiz Gavsul Azam hazretlerinin önünde kıyamete kadar her yol ve hareket ve her cemaat ve hizmet boyun eğer.  Eğmeyen ise boynuna Gavsul Azam hazretlerinin ayak basmasına boynunu dik tutarak engel olacak sanmasın.  Eğilmeyen boyna yukardan basmak mümkün olmadığından yukardan inen ayak kafaya iner.  Gavsul Azam hazretlerinin ayağı kıyamete kadar boyun eğenlerin boynunda olup eğmeyenlerin ise kafasındadır.

Vefasız Aşıklar

Bu dünya hayatında hayır ve iyilik pek yok. Resulullah SAS hayrin hepsi ahirette demis. Kuran’da Allah sizin için Allah katında olan daha güzeldir diyor. Bu demek değil ki Allah katında bişey var ama oraya mezarda ulaşılacak. Bu demektir ki Allah katına dünyada yükselmek gerek. Kuran’ın emretmek istediği bu. Allah katında olan, Allah’ın yanında olan daha güzel ve hayırlıdır demek, insanın kendini yükseltip Allah’a ulaşmasına işaret eder.

Dünyadaki herşey geçici. Bazısı kısa zamanda geçiyor. Güzel güller açıp kısa zamanda soluyorlar. Bazısı daha uzun kalıyor, örneğin güzel insanlar uzun yıllar yaşayabiliyorlar. Bazısı daha uzun kalıyor, mesela Kabe binlerce yıldır hala var, ama Kıyametten önce yıkılacağı haber verilmis. Dünya da kıyamette yokolacak. Herşey böyle fani. Bazıları insan hayatından daha uzun da olsa insanın kendisi dünyadan göçünce zaten yine bütün bunlardan ayrılmış oluyor.

Allah insanı dünyaya gönderirken ona demiş ki; şimdi seni bir hayale daldıracağım, orda herşeyi gerçek sanacaksın, seni imtihan edeceğim, sonra seni uyandırıvereceğim, orda ne görürsen gör, ne seversen sev, ne elde edersen et, tamamı ve buna senin ordaki varlığın, vücudun ve cesedin de dahil geride kalacak, asla ordan birşey getirmene izin vermeyeceğim, tek getirebileceğin şey bana olan sevgin, saygın ve beni hatırlamandır.

Bunun nedeni şudur, insan kalu belada büyük bir aşkla sen Rabbimsin dermiş. İnsan bunu söylerken büyük bir aşk ve vecd üzereymiş. Mecnun ve şerhoş gibi kendinden geçmiş bir şekilde diyormuş ki, sen rabbimsın, sen rabbimsın, seni öyle seviyorum ki asla unutamam, seni öyle seviyorum ki senin için herşeyi feda ederim, seni öyle seviyorum ki milyon leyla önüme çıksa seni unutmam, seni öyle seviyorum ki biran seni unutmam…

İnsan kalu belada böyle aşk şerhoşluğu içinde sayıklayıp duruyormuş. Bu sayıklaması ve bu aşıklığı, bu mecnunluğu binlerce yıl devam ediyor ama ruhu asla Allah aşkından mest olmaktan uyanamıyormuş.
 
Allah ona demiş, ki madem öyle diyorsun, madem o kadar beni çok seviyorsun ve seni asla unutmam, istersen dene gör, senin için canım feda ey sevgili diye ağlayıp duruyorsun, madem bana yalvarıyorsun aşkını ispat etmek için, ben de kabul ediyorum, senin bu yapmak istediklerinin hepsini kabul ettim, hanginiz neyi diliyorsa, bana aşkını nasıl göstermek istiyorsa ona öyle bir hayat verip test edeceğim hazır mısınız der.

Ruhlar büyük coşkunluk içinde koştururlar, Mevlana gibi semahlar ederler, ey sevgili senin lütfun ne büyük, aşkımız daha da arttı derler. Aşk içinde dünyaya gelmeye hazırlanırlar. Çöllerde dolaşıp Allah demek için, Allah diye can vermek için koştururlar. Allah hepsine nasıl, ne şekilde aşklarını ve sevgilerini ifade etmek, ispat etmek isterlerse öyle bir hayat verir. Verilen hayatlar kaderde ezelden tayin edilmesi bundandır kalu belada her kul kendi hayatını hayal etmişti. Allah’a aşk şerhoşluğu içinde böyle bir hayat olsa da sana göstersen nasıl sana koşacağımı deyip yalvarmıştı.

Ve birden dünyaya gelince hepsini unuturlar. Allah esma ve sıfatları ile onlara yol göstericiler koymuştur her yere. Ama bu ahmak ve liyakatsiz aşıklar onlara tapmaya başlarlar. Kimi puta tapar, kimi Allah’a o yaktığı aşk dizelerini unutup para ve altına koşar, kimi ev ve araba derdine, kimi aile ve çocuk aşkına dalar, kimi başka sevgi ve aşklar arar, vefasızlık pazarında hepsi rezil olurlar.

Birgün Hak onları uyandırıverir. Rezil ve utanç içinde kalırlar. Hani nerdeydi aşkınız, hani çok aşıktınız, hani Allah için can verecektiniz, hani çöllerde dolaşacaktınız denir. Kıyamet günü de hespi Allah’ın celali parlayınca Yusuf’u görüp elini kesen Mısır kadınları gibi canlarını keserler, ahlar ve feryatlar ederler, ey siz layık olmayan vefasız aşıklar size sevgiliden zerre kadar yakınlık yok, çünkü siz layık olmayan alçaklarsınız denip Cehenneme kapatılırlar.

Vefalılara gelince, vefanın dereceleri vardır. Bazısı arada hatırlar. Bazı daha fazla hatırlar. Bazısı can verecek kadar sever. Bazısı kendinden geçer. Asıl vefalı olanlar kendinden geçip, kendini sevgili için terk edenlerdir. Bunlar daha dünyadayken kalu belaya geri dönerler, aynen ordaki gibi mest olurlar, ey sevgili derler, sana dememişmiydim, bak beni nice perdelerle uzakların uzağına, aşağıların aşağısına indirdin ama ben ordan da sana koşup geldim. İşte bunlar evliyalardır, Hak dostlarıdir. Bunlar evden kilometrelerde uzağa bırakılmış köpekler gibidirler, evin yolunu ve kokusunu hemen bulurlar, bunlar gerçek ve samimi aşıklardır.
 
Vefalı aşıklardan ve onların peşine düşenlerden başka herkes hüsrandadır, sevgiliden uzaklaştirici şeyler peşinde kendi nefsine yazık etmededir.

Ey ahmak, ey aşağılık dünyaperest, bugün sevgili bildiklerin senin can düşmanlarındır. Asıl sevgiliyi hatırlayınca keşke toprak olsaydım diyeceğin gün yakındır. Zannetme ki keşke toprak olsaydım sözü Cehennemin kendisi içindir, Cehennemin kendisi değil Sevgilinin yokluğu o sözü dedirtir. Ey nasipsiz alçaklar gidin durmayın geç olmadan aşıkları arayın da ayaklarına yüz sürün.

Kimisi de birçok işlere dalmış, Allah’a hizmet ediyoruz diyorlar, kalu belada aşk içinde ve vecd içindeydiniz, Hak aşkı ile Yunus gibi Mevlana gibiydiniz, bize senden başkası gerekmez biz miskinleriz derdiniz, şimdi ise biz senin hizmetkarlarınız ve kölelerinizi diyorsunuz, hani sevgiliydiniz, niye zikri ve askı unutup kölelik hizmetlerine daldınız. Gerçi aşıklar da sevgiliye hizmet ederler ama aşığın sevgili için güller toplaması ile kölenin ve hizmetçinin toplaması bir değildir. Sizler aşktan zerre hissedemez olmuşsunuz, kalbiniz körelmiş, sevgiliyi unutmuşsunuz, ama sevgiliden korkudan emirlerini dinliyorsunuz, bu haliniz ne zavalli. Ne utanılacak haldesiniz. Hizmet ve işleriniz kabul görür ve Cennete girersiniz umulur elbet ama ne acı değil mı bu haliniz, hani sevginiz ve aşkınız, hani yangınınız.

Vefa ile dönenlere gelince, artık onlara üzülme ve korku yoktur, sevgili onları kucaklar, sevgili onları sayısız hediyelerle bekliyordur, onlar aritk sonsuza kadar sevgili iledirer, artık asla ayrılık yoktur. Bu bahis ahirette olan birşey değildir. Sevgili onları dünyada beklemektedir, dünyada onlara koşar ve onları dünyada bulur. Çünlü bu dünya sevgilinin çok sıradan ve bakımsız on bahçesidir, buraya sevgili ancak vefalı aşıkları için çıkar, başkaları sevgiliyi göremezler. Asıl sevgilinin arka bahçesi aşıklarını sefa yeridir. Dünyayı bu ön taraftaki Mevlana’nin deyimiyle külhandan ibaret sanan aşağılıklar burada yuvarlanıp dururlar. Bilmezler ki arka bahçede aşıklar sefa içindeler.

Hak Yolun Teorisi

Dünayada iki şey var. İş ve hal. İşler çeşit çeşit. Kimi iş iyi kimi iş kötü. Kimi iş kolay kimi iş zor. Kimi iş hayırlı kimisi ise hayırsız. İşlerin nereye varacağını ancak gaybı bilen ve herşeyi bir kitapta toplamış olan Allah hakkı ile bilir. Genelde iyi iş yapan iyi bir karşılık bulmayı umabilir. İş meselesi böyle. Hal ise iş veya hareket veya tavır veya hizmet değil. Gerçi işler ve hizmetler hale hizmetçi olmuş ama 25 sene çölde gezenin hali herkesi geçmiş. O yüzden hal olarak Hakka yakınlık tam olarak Hakkın ihsanıdır ve diledigine verir. Dilediğine verdiğine göre kimi diler acaba… Sevdiğini diler…. Demek dilediğine veriyor ve bu diledikleri de sevdikleri oluyor. Peki sevdiği nasıl olunacak… Kim Allah’a gönül vermişşe o kimse Allah’ın sevdiğidir. Allah’ı sevmeyen sevildiği kuruntusuna kapılmasın. Allah aşkı ile yanmayan ham gönüller Allah’ın sevdikleri falan olamazlar. Boşuna yeryüzünde gezip dolanıp kibirlenmesinler. Allah aşkı ile yanan bir gönlü olmayan Müslüman oldugunu saklasa yeri var. Allah aşkı ile yanmayan biri Müslümanım demeye utanmalı. Bu nasıl Müslümanlık ki bu nasıl sevgi ki yakmıyor etmiyor, bu olsa olsa sahtedir demeli ve utanmalı halinden. Yakmayan aşk, aşk falan değildir. Aşkı olmayanın Allah sevgisi ise münasebetsizlik ve terbiyesizlikten ibaret. Ne demek Allah’ı seviyorum ama aşk falan değil o kadar çok sevmiyorum, gece gündüz Allah diye sayıklayacak kadar çok sevmiyorum, daha az seviyorum demekten büyük terbiyesizlik ve alçaklık asla yok. Kimde Allah aşkı yoksa o insan olarak büyük terbiyesizlik ve alçaklık üzere. Edepten zerre koklayan gece gündüz Allah der. Edebin elif veya a harfi ise aşktır. Bundan yoksun olan derhal bir mürşidi kamil bulup edep ilmi okumalı. İnsan kendi gönlünde Allah’a varabilmeli. İnsanı insan yapan asıl şey Allah’a giden yola girmesi. Bu yol nasıl bir yol. Bu manevi yol afalt yol degil. Bu yol aynı uzayda gezegenlerin ve yıldızların yolu gibi. Guneş’te Ay’da bir yol üzereler. Belli bir yolu katederler. Bu yol da asfalt bir yol değil. Onların yolunun nedenini Newton çekim kuvveti olarak teori ederken Einstein uzayda kıvrılma veya bükülme olmasına bağlanmış. Bu teorilerle açıklanmaya çalışılan şey bunların birer yörüngelerinin olduğu ve o yolda gittikleri. Hak yol da bunun gibi bir yol, bir yörünge. Hak yolun teorisini ise Mevlana gibi veliler yapmışlar. Nedir bu yol… Çekim kuvveti yok, uzayda deformasyon yok o zaman Hak dostları oraya nasıl bir yolla varıyorlari varmalarının nedeni nedir denince Mevlana aşk yoludur demiş. Nasıl ki bu çekim veya uzay deformasyonu olmasa bu Güneş sistemi düzenini kaybeder, yollarını kaybederler, aşk olmadan Hak yolda gidilmez. Aşk bu yolun kendisi. İnsanın içinde sırlı bir yol var, bu yolun teorisi yani çekim kuvveti aşk. Aşktan başka herşey ise içte değil dışta. Ancak aşk insanı kendi iç derinligindeki yokluğun otesindeki sonsuz varlığa çeker. Bundan başka herşey ise tersine dıştaki varlığın ötesindeki serap olan yokluga sürükler. Hal bu olmalı ki yolculuk tam olsun. İnsanın yörüngesi Allah aşkıdır. Hak yolun yörüngesinin tanımı bu. Allah aşkından yoksun bir insan yörüngesini kaybetmiştir.

Musubet Gülistanı

Bela ve musubetlere en çok peygamberler, sonra veliler ve salihler maruz kalırmış. Allah kimseye taşıyamayacağı yük yükelemez. İnsanın bela ve musubete tahammülü onun kemalatı ölçüsünde. Bela ve musubetleri acı bir ilaç olarak ele alanlar olmuş. Bediüzzaman hazretleri musubet gidince geri faydası kalır demiş. Veliler bela ve musubetleri misafir gibi karşılayıp onların gelmesine şükretmişler. Çok musubetlere maruz kalmış olan Eyyub AS şükredenlerin başındadır. Resulullah SAS efendimiz çok musubetler görmüş. İnsanlar kendisine çeşitli işkenceler, ambargolar uygulamışlar. Bir yandan da ibadet etmede çok gayret göstermiş. Birgün Ömer RA Resulullah SAS efendimizin haline bakıp ağlamış, Resulullah SAS efendimiz istemez misin ki Dünya onların olsun, ahiret bizim demiş. Bela ve musubetler ahiret nimetidir denebilir. Ahiret nimeti dünyaya musubet gibi geliyor, ahiret azabı ise dünya eğlencesi ve zevki ile kendini saklıyor. Cehennem etrafi zevkler ve eğlencelerle çevrili iken Cennetin etrafı cefa ve musubetlerle çevrili. Bunun nedeni, Cennet gibi büyük nimete ancak er kişiler, aslanlar girebilsin, alçaklar yaklaşamasın diyedir. Bu yüzden Allah’ın aslanları bela ve musubetlere doğru at sürenlerdir. Eğlence ve rahat ise aşağılık cehennemliklein çok sevdikleri birşeydir. Aşağılıklar bela ve musubete layık değillerdir. Taşıyamayacakları için çok fazla bela ve musubet verilmez. Mevlana’nın mesnevide bahsettiği gibi aşağılık Firavun’un hayatı boyunca hiç başı bile ağırmamış, Allah kendisine hep iyilik vermis. Cennet etrafını çeviren yüce cefalara layık olmayan bu alçak ancak Cehennem etrafındaki zevk ve sefaya layıktır. Yeri Cehennem olanın layık olduğu şey ham kalmaktır. Bela ve musubet, cefa ve cehd olmadan kemalat olmaz. Ham kalmak isteyen eğlence ile vakit geçirsin. Ham kalanlar Ahiret ateşine dayanamazlar. İnsan ruhlar aleminden bu aşağıların aşağısına indirilirken en son nefis ile bir araya gelir denmis. Nefis ile bir araya gelmesi nefsin hükmüne girmesi veya nefiste fena bulması ile olur. Ruh zaman ve mekansız olduğu için nefiste fena bulunca insan kendini nefismiş gibi veya nefsini kendisiymiş gibi hisseder denmiş. İşte bu haldeyken, yani aşağılardayken, nefsin zevkleri, arzuları, korkuları, cefaları insana tesirli olur. Bu noktada insana sabır düşer. Bela ve musubetlere sabır nefsin tesirinde olanlar içindir. Aşağılık nefis bela ve musubetlerden şikayet eder. Bu ettikleri Hakka isyandır. Hakka ve kadere rıza göstermez. Hakkı itham eder. Kaderi kabul etmez. İnsan nefsinin bu haline sabredip Hak yoldan sapmamaya ve tövbe etmeye gayret göstermelidir. Bu halde ne yazık ki taklidi tövbe ancak olur. Hakiki nasuh tövbesi bu aşağılık derecede mümkün değildir, çünkü nefis yine isyan edecektir. Nefiste fena bulmuş olan ruh yükselmeden acıdan, sızıdan kurtulamaz. Ancak öyle bi hale gelmek lazım ki, artık onlara üzülmek yoktur hükmü gerçekleşsin. Ruh yükselince o zaman artık onlara üzülme yoktur gerçekleşir. Bu noktada bela ve musubete şükredilir, çünkü ruh onun tadini alır, ondan gıdalanır, nefis acı çekse de ruh huzur içinde olur. Bela ve musubetlerin ahirette gerçekleşecek o faydasından ruh bir koku duyabilir, bir tad alabilir. Bir veli birgün yolda yürürken bir dilenci görmüş, dilencinin her tarafı yaralar içindeymiş, yaralarının üstünde arılar geziyormuş, veli dilenciye yaralarını sarayım demis, dilenci, hayır elleme demis. En azından arıları kovayım deyince dilenci ona da izin vermemis. Sen demiş benim yaralarımla uğraşmaktansa git kendi gönül yaralarınla uğraş çünkü ben senin gönlünde bir yara görüyorum, sen nar yemek istiyorsun git bul ye de yaran iyileşsin, çok şükür bizde öyle bir gönül hastalığı yok demis. Veliler bela ve musubetler gelince gitsinler diye dua etmezler. Her zorlukla bir kolaylık vardır. Zorlukla birlikte olan asıl kolaylık odur ki Hakka doğrudan bir yol açılır, perdeler kalkar, Allah hasta ve mazlumlarla beraber olur, yanı Allah’a yakınlaşmak çok kolay olur. İnsan için asıl mesele, en önemli mesele Allah’a yakınlaşmaktir. İnsan dünyada bunun için var. Allah’in rızasını kazanmak için var. En önemli mesele bu. Araba alma, ev alma gibi şeyler için değil. Öyleyse bela ve musubet anında bu daha kolaysa, yollar kısalıp perde kalkıyorsa, bundan daha güzel kolaylık olur mu? İşte bahsedilen her musubetle birlikte olan kolaylık Hakka yakınlık kolaylığıdir. Her musubetle beraber Hakka yakınlık kolaylaşır. O yüzden veliler bela ve musubetleri misafir gibi karşılarlar. Allah’a yakınlaşma çağrısı gelmiş, yollar açılmış demektir. Şükretmek gerektir. Birgün dünya bitecek, fani hayat geçecek, artık bela ve musubete, cefaya sabretme ve şükretme kalmayacak, o zaman kazanç kapıları kapanacak, bu pazarın alışverişi bitecek, bu pazarda güzel bir ticaret imkanı çıkınca akıllı olan sevinir ve şükreder. Nefis bir binek hayvanı olarak bir eşek gibi görülmüş. At olamaz, bu nefisten asla at olmaz, bu olsa olsa aşağılık bir eşektir demek bile eşeğe hakarettir. O yüzden nefsaniyet üzre yaşayan ehli dünya, ehli küfür hayvandan aşağı denmiş. Nefsin zevkleri insana bir iyilik vermez. Nefsin eğlencesine düşüp yükselen yoktur. Nefse muhalefet edip evliya olan çoktur. İnsan olmanın yolu nefse muhalefetten geçiyor. Bu nefis bazan bir yılan gibi görülmüş. Mevlana’nın dediği gibi insan nefsi içinde yüzlerce köpek uykudadır, bir leş kokusu duyarlarsa hemen fırlar koşarlar. Nefis böyle yüzlerce köpekten oluşmuş birşey gibi de düşünülebilir. Bir dünya leşi görününce hemen ona koşarlar. Köpeklere leşler çok lezzetli gelir, kokusuna ve tadına bayılırlar. İşte bu aşağılık dünyanın zevk verici şeyleri böyle şeyler ama nefsine aldanan onlardan zevk alıyor. Mevlana bu konuda pislik böceği pislik kokusunu sever demis. Halis olanlar ise dünya pisliğini sevmezler, onlar Hakkın kokusunu severler. Mevlana’nın dediği gibi aşağılık pislik böcekleri gül kokusun sevmezler, onlar pisliklerin kokusunu severler. Veya ruhsuz bir inek herşeyi koklar ama inek asla kokladığı şeyleri güzel mi kokuyor diye koklamaz, onları koklamasının sebebi yemek içindir önüne gül atılınca gülü de koklar ama hemen kafasını çevirir. İnek için ot kokusu gül kokusundan daha güzeldir. İşte nefis için güzel olan, hoş olan şeyler vardır. Nefsin hoşlandığı şeyler aslında o leşler ve otlar gibdirler. Nefsin önüne musubet gülleri atılınca o alçak nefis o gülleri yemek ister, dikenleri ağzına batar ve feryadı başar. Güllerden nefret eder. Kim nefsinin kölesi olmuşsa inek gibi tepinir, eşek gibi yuvarlanır ve anırır. Nefsinin kölesi olmuş aşağılık birine musubet gülleri vermek ona ancak cefa verir. Şükretmek söyle dursun küfreder. Kafirlerin kafir olmaları onların Hakka olan düşmanlıklarındandır. Alçak nefisleri ve şeytanın oyununa gelmişlerdir. Hak erleri, aslanlar ise eşeğin kafasına birer yular takarlar, o gülleri dererler, eşek o gül bahçesinden geçerken dikenlerden şikayet etmiş, o gül bahçesinde ot bulmamamış kime ne, bu kimin umurunda, o güllerin güzellikleri, o güzel kokuları o Hak erlerini mest eder. İşte Hak yolcusunun sabrı ve şükrü böyledir. Onun sabrı eşeğin gül bahçesindeki sabrı gibiyken şükrü ise eşeğin üstündeki gülistanda mest olmuş olandır. Güllleri görüp yiyen ve dikeni ağzını parçalayan ve acılar içinde anırarak kaçan ve isyan eden bir eşek nerede, o gül bahçesinde mest olan gül toplayıcısı nerde. Kimse sakın o gül bahçesindekinin dikenlere kendini saplattığını düşünmesin. İşte onlara artık korku ve üzülme yoktur demek budur. Bu sabır falan da değildir, zevk ve sefadir. Hakkın dostları bela ve musubetler içinde Hak yakınlığı ile mest olurlar. Onlar bela ve musubetlerde Hak kokusunu alırlar. Bela ve musubetler gül gibi kokarlar. O kokuyu duyamayan kendine bir baksın veya kendine bir mürşidi kamil bulsun. Burnu ve gözü bozulmuştur. Eyyub AS’ın kıssası bu sırrın en güzel örneği. Eyyub AS gül bahçesinde gibi mest olduğundan, büyük bir gönül huzuru içinde olduğundan hastalığının iyileşmesi için dua etmemiş. Daha sonra zikrine engel olacak bir durum olunca dua etmek zorunda kalmış. Hastalığın iyileşmemesi gönül ehli için daha güzeldir. Gönlünde his olmayan bunu anlayamaz. Gönülde bir kapı açılmalı ki o halin hakikatından koku alsın. Hz Ali KV’nin bacağına ok saplanınca, namaz kılarken çıkarın demis, namaz sırasında çıkarmışlar, namazdan sonra çıkardınız mı diye sormus. İşte Eyyub AS’da zikirle meşgul olurken böyle mest olmuş bir haldeyken musubetleri baştacı etmiş. Zikirle meşgul oluren üstünden düşen kurtçukları geri koyarmış. Bütün bunlar zikrullah ile mest olmasındandır. En sonunda zikrine engel olacak duruma gelince hastalığından kurtulmak için dua etmiş. Hastalıklar ve musubetler nefsi zayıflatır, nefsi aciz bırakır. Bu ise gönül ehli için gönle ferahlık verir. Gönül ehli olmayana ise çok büyük acı verir. Allah’ın peygamber ve velilerine verdiği musubetlerle onlara zorluk verdiğini sanan büyük yanılgı içindedir. Süleyman AS da hastalıklarla şereflenmis. Allah kendisini tahtında çok hasta bir hale getirmiş. Bu Allah’ın bir nimetidir. Peygamber ve veliler musubetlerden Hak yakınlığı bulurlar. Hakkın Celal tecellisi gibi büyük nimet yoktur. Hakkın Celali uzaklığı yakar. Uzak yolları yakıp kül eder. Hakkın imtihanları hep birer davettir. Musubetler insanın boynuna geçmiş olup Hakka çeken hakkın kementi olarak görülmüşler. Ama eşeğe takılan kement eşek için bir cefadir, eşek inat eder gitmek istemez. Oysa dev dalgaların olduğu bir denize düşmüş olana bir can simidi bağlı ip atılsa o kimse sevinerek o can simidine tutunup, büyük bir zevkle o tarafa doğru çekilmek ister. İşte veliler musubet kementini can simidi olarak bildiklerinden zevkle mest olurlar, çünkü akıllı olan başlangıçta akıbeti görendir. Onlar kementi atanı ve çektiği yeri görürler, o çekildikleri yeri hayranlıkla seyrederler. Pirimiz Abdülkadir Geylani Efendimiz o kementin peşinden 25 sene çöllerde koşmuş. Cefa can simidine tutunup gitmiş. Canı kurtaran can simidi olan cefaları kovalamış. Canını kurtarmak isteyen bu can simitlerine sevinir. Onlardan şikayet edenler ise cansız kütükler gibi deryada çürüyüp giderler. Uzaklara sürüklenip giderler. Yakınlığa çekilme can simitlerini sevmezler. Hak dostları bu can simitlerine tutunup ebedi huzura ermişler. Onları görünce şükretmişler. Kendi canından bihaber cansızlar ise ebedi yokluğa garkolmuşlar. Mevlana hazretleri efendimizin deyimiyle, Hak erleri o eşeklerini hep ateş dolu vadilere sürerler, İbrahim AS gibi ateşlere atılırlar. O musubet ateşlerinde gül bahçeleri bulurlar. Bunu ancak aslan denen türden olanlar yapar. Candan, fesattan, vardan, yoktan geçmiş olan erler yaparlar demiş Mevlana hazreleri… Kelle uzatan İsmail’ler yaparlar. Cennet’in serbetleri soğuk ve tatlıdır deyip yürüyen ve uçan Cafer Tayyar’lar yaparlar… Kellelerin top gibi uçuştuğu er meydanı er kişilerin yeridir. Bela ve musubetlere koşturan, gözünü budaktan sakınmayan, ruh olmuş uçanların işi bu… Yoksa korkak ve ham olanlar bu işe layık değiller. O yüzden bela ve musubetler erlerin büyükleri peygamberlere ve onların aslanları velilere gelirler. Herkese taşıyacağı verilir. Hak eri denen şey dünyanın herşeyinden kesin olarak geri dönmemek üzere geçip canı üstüne and içmiş, sözünün eri, sonuna kadar Allah’a olan yeminlerini tutup son nefeslerini bu ahitlerini tamamlayarak verenlerdir. Bundan aşağısı bu şerefe layık değildir. Dönek ve aşağılık takımı bu şerefi taşımaya layık değildir. Bela ve musubet ise bu şereflilerin, bu uluların kalburudur. Musubet gelince aşağılık olanlar aşağılara düşerler, sadece Hak erleri aslanlar gibi kükrer ve Zeyd gibi atılır, Cafer Tayyar gibi coşar, Abdullah bin Revaha gibi ey nefsim ben bunu bekleyip durdum, sen ayağıma bağ olmaya kalkma, ben şehit olmayı bekleyip dururdum deyip sevinçle atılır giderler. Musubete sabır ancak alçakların işidir, er kişiler musubete koşarlar, atılırlar. Hak eri dua edecek olsa der ki: Ey Rabbim! dünyanın ne kadar fitne ve fesadı ve musubeti varsa karşıma çıkar ki onları böcek gibi ezeyim! Kimse onun musubet gelmesin diye dua ettiğini sanmasın, aksine nerde acaba diye arayıp bulur. Musubet Hak erinden korkup ondan sakınır ve kaçar. İbrahim AS put musubetini parçalayıp putperest musubetine meydan okuyup ateş musubetine gönüllü atılmış. Muşubeti engellemek için gelen meleğe de cevabı Hasbuyallahu ve nimel vekil deyip ateşe atılmak olmuş.

Huzurun Yolu

İnsan gönülden ibarettir demiş veliler. İnsan gönül üstüne varlık elbisesi giydirilince ırk, dil, renk gibi şekillere bürünüyor. Hakikatta insan gönülken sonra mesela konuşuyor gönül dilinden bir kıvılcım çıkıyor ve o kıvılcım ses tellerinden ses olarak çıkıyor ve başka başka dillerde ifade buluyor. İnsanın bütün duyuları gönül ile irtibatlidir. İnsanın bir dili vardır bir de gönül dili vardır, bir gözü vardır bir de gönül gözü vardır. Gönül olanı gerçek olanıdır, surette olanı ise geçici olanıdır. Süreti dil kopuk gibidir. Türkçe söylersin, İngilizce söylersin, Almanca söylersin, Makedonca söylersin, bir şive ile konuşursun, kelimeleri iyi telaffuz edersin, edemezsin, bizim gibi Trakya şivesinle konuşursun bunlar köpüklerdir. Hakikat gönülde. Gönüldekinde hiç böyle şey yok. Gönülde bir yel eser, dalgalardan köpükler olur, onlar dil ile saçılır. İnsan ilk yaratıldığında gönül duyuları ile kalu belada keskin bir görüş sahibiymis. Sonra varlık perdesine bürünmüş. Varlık perdesi bir senaryodan ibaret. Bu dünyada ne varsa hepsi bir senaryo. Kahramanlar, güçlüler, büyükler, makam sahipleri, koltuk sahipleri, nam sahipleri, açlar, dilenciler, köylüler bütün bunlar senaryo. Canlar çıkıp gidince kabiristanda mezarların altından fark yok. Fark senaryoda. Senaryoya bakıp aldanmamak lazım. Hakikatta şerefli ve aziz olanlar dünyada köylü ve fakirler olurlar. Hakikatta aşağılık olanlar dünyada zengin ve güçlü olurlar bazan. Bütün bunlar oyundan ibarettirler. Nitekim peygamberimiz haber vermiş ki Cennetliklerin çoğu sakatlar, topallar, dilenciler, fakirler, hastalar, acizler gibi dünyada aşağı görülenlerdir. Bunun nedeni bu görüntüye ve surete ait şeylerin tamamen senaryonun kostümleri olması. Kostümler çıkınca ahirete göçülünce iste o zaman gönüllerin hakikatı ortaya çıkar. Gönüllere bakılan günde gönül terazileri kurulunca kimin gönlünde aşktan eser varsa o geçer akçeyi, geçerli parayı kazamiştir. Kimde aşk yoksa sefaatçi arar. Herkes başta Resulullah SAS ve aşıkların sefaatine başvuracaktir. Aşktan anlamam ben Rahmani tecellideyim deyen zamanın büyüğü Bediüzzaman da aşıkların piri Gavsul Azam Abdülkadir Geylani olmasa rahmani tecelli vilayetinden eser göremezdi. Veliler bir Rabbin tesiri altındadırlar. Bediüzzaman rabbının Rahman ismi olduğunu belirtmiş . Aşk yoluna bakışını bu rab altında yaptığından keşfi de Rahmani’dir. Gavsul Azam Abdülkadir Geylani hazretlerinin çöllerdeki halleri, ve aşk hakkında söyledikleri ise Hakikata daha yakındır. Bediüzzaman Rahman-ür-Rahim ismi bütün isimleri kapsayan en kulli isim demiştir. Bunu demesinin nedeni tesiri altında bulunduğu Rahman rabbının tesiri iledir. Gavsul Azam Abdülkadir Geylani hazretleri ise La İlahe Illalah demiştir. Bütün esma tevhidtedir demiştir. Errahman-ür-Rahim’i görmemiştir. Nitekim Güneş çıkınca ay görünmez. Bu yüzden aşk hakkında tevhid mertebesinden Gavsul Azamın halleri ve söyledikleri en kamil olanıdır. (*) Gavsul Azam Abdülkadir Geylani hazretleri halini anlatırken, bazan aşk ile kendimden geçerdim, çöllerde günlerce yürürdüm, sonra kendime gelince hiç bilmediğim yerlerde olurdum der. 25 sene Bağdat’in çöllerinde insanlar benden habersiz ben de insanlardan habersiz yaşadım der. Kıyamete kadar bütün evliyaların piri ve hepsinin büyüğü Gavsul Azam Abdülkadir Geylanı hazretleri sana bu yolda lazım olan bir tek şey vardır o da aşktır buyurur. Araba yolda kalınca bir halat bağlanır çekilir. Pamuk ipliği ile çekilemez. İnsan yolda kalmış bir araba gibidir. Onu çekebilecek tek şey aşktir. İnsan gönlünü temizleyebilirse hakka doğru ilerler. Yoksa yolda kalir. Gönülden temizlenecek olan varlıktır. Buna sadece dış varlık dahil değil kendi varlığı da dahildir. Kendi varlığını temizlemenin dereceleri çöktür. Dünyada geçip ahireti istemek örneğin bir temizliktir ama Allah’a yakın olanlar için büyük vefasızlıktır. Cennet istemek iyi ve güzeldir. Ama Allah’a sevgili olanlar için bir ihanettir. Bütün bunlar gönlün temizliği ile elde edilecek şeyler. Haldir, ve Allah lütfederse tasavvuf yolu ile ulaşılır. Zikir ve tasavvufi edeple yolda ilerlenirse bu haller gelir. Yoksa akli ve mantıki değildir. En zeki insanlar bu yolda kuru yaprak gibi savrulur. Mevlana biz delinin delişiyiz demis. Akıl ve varlıkla Hak aşkı bir araya gelmez. Gelse ne olacak. Bir şişe büyük raki içen birinin aklı başında kalır mi? Mevlana hak askı yüz fıçı şarap tesirinde şerhoşluk yapar demis. Bütün bunlar hak ve hakikattan şeyler. İnsan gönlünün potansiyeli kadar bir yere varabilir. En büyük potansiyel peygamberlere ve evliyalara aittir. Evliyaların yolunda olanlara da bu geçer. Gönül şarabı içmekten başkaları anlamazlar. Gerçekten var olduğunu bilemezler. Çünkü insan hiç bal yememiş olsa balin tadı nasıl anlatılır. Bunun için tasavvufta aşıkların bahsettiği hak aşkı şarabını birşeylere benzeterek anlamaya çalışır bilmeyen. Hakikatta o hiç birşeye benzemez. Ne dünya şarabına benzer, ne aşka benzer ama başka şey olmadığıdan aşıklar böyle şeyleri kullanıyorlar. Aşk gibi bişey, mevlananın deyimiyle yüz varil şarap kadar tesirli ama bütün bunlar sadece benzetme. Gönül olgunluğuna sahip olan ilahi aşka varır. Bu hallere ulaşan olgun gönüller ise Bayezid gibi olurlar. Bayezid Bistamı hazretleri 20 sene yanında duran birine her defasında adın neydi diye sorarmıs. Aklı ve zekasıyla herkesi hayran bırakan ve adı Ariflerin Sultanı olan bu dünyanın gelmiş geçmiş en zeki insanı 20 senede yanındaki hizmetçisinin adını hatırlayamamıs. Aşıkların halı böyle olur. Yusuf AŞ yıllarca Mısır’da zındanda kalmış, ama ona bunca yıllar bir gün gibi gelmis. Bunun nedeni aşk. İlah aşk ile şerhoş olduğundan Yusuf AS hiç yalnızlık ve uzaklık çekmemis. İşte dünya gamından, dünya darlığından kurtuluşun tek çaresi ilahı aşktir. Başka yolu yoktur. İnsan gönülden ibarettir dedik. Gönül ise bu dünyaya ve insanın dünyadaki varlığına sığmayacak kadar yücedir. Bu yüzden ilahı aşk bu dünyada tek teselli ve kurtuluştur. Başka türlü gönülde darlık ve gam bitmez. Gönülden ibaret olan insanın huzur ve iyi hissetmesi, mutlu olması gönlün gıdası olan ilahi aşka bağlıdır. Mal veya mevki veya varlık gönle huzur vermez. Abdülkadir Geylani, Bistami, Cüneyd, Mevlana, Yusuf AS gibi huzur aşkla gelir. İnsan gönülden ibaretse elbette böyle olacak. Elbette huzur yani sürekli ve bitmez tükenmez huzuru aşkla olacak. Hangi gönül Hak şarabından bir yudum içmiş işe, artık ona asla gam, keder gibi şey uğrayamaz. Sonsuza kadar mest olmuştur. Kuran da bunlar hakkında artık onlara üzülme yoktur der. İşte tasavvuf yolu insanları sonsuza kadar gam ve kederden stres ve üzüntüden hepsinden kurtarır. ———————(*) NOT: Yukarıda velilerin Rabları hakkındaki bahis tasavvufi bir kavramdir. Öncelikle Melekler tam bir tecelliye sahip olmadıklarından hepsi kendi esmadan rabları olan tecellidedirler denir. Şeyhül Ekber Muhyiddin İbnu Arabi KS hazretleri Meleklerin Adem AS hakkında yeryüzünde kan dökecek birini mi yarattin diye sormaları tamamen bu nedenledir, yani tesiri altında bulundukları rabbani esma yüzündendir, itiraz değildir der. Veliler de böyle ilahi esmanın birinin kuvvetli tesirine girerler. Bu durumda melekler gibi kendi durumlarında keşifte bulunurlar, meleklerin o dedikleri de onların keşifleridir. Ama renkli bir gözlükle bakmak gibidir. Bediüzzaman da aşk hakkında Mektubatta bazı keşiflerde bulunur, tesirinde bulunduğu Rahman rabbının rengi ile konuşur. Veliler hal ve makamlarında müşahede ve keşif üzeredirler. Bilen üstünde ise her zaman bir bilen vardır. Bediüzzaman Hak olarak kendi ahvalinde Hak olanı o Hak tecellisinden dillendirmiştir. Hakkın varlığı ve tecellisi ise sonsuzdur.

Kutlu Sultanın Kutlu Veraseti

İnsanlar ne kadar gaflete dalarsalar dalsınlar, Hak olan neyse, Hakikat neyse o vardır, başkalarının rüyalar görüyor olması Güneşe tesir etmez, onlar uyanmasalar, gün boyu uyusalar da Güneş olduğu yerde durur. Resulullah SAS efendimiz bu ahirzaman ümmetinin peygamberi. Bu ümmetin peygamberi bu ümmet ile yakındır. Geçmişte kalmış bir peygamber değildir. Geçmiş ümmetlerin peygamberi değil. O yüzden Resulullah SAS efendimiz geçmişte yaşayıp gitmiş gibi düşünülemez. Salavat getirilince ümmetinin salavatları kendisine ulaşıyor, selamları ulaşıyor. Kıyamete kadar yeryüzünde Muhammed bayrağı dalgalanır. Bu değişmez. İsterse milyarlar gelip gözlerini kapasınlar hiç fark etmez. Ummetinin yanındadır. Elini ayağını çekip kabrinde dinleniyor sananlar yanılıyorlar. İman hak ve hakikat olana imandır, yoksa vehim ve kuruntu değil. Bazıları zan ve şüphe ile kendi gönüllerini tatmin etmek için, peygamber geçti gitti, artık ne peygamber var ne veliler var deyip kafalarına göre kendilerini mürşit ve halife ilan ediyorlar. Nitekim bir insan peygamber vefat etti artık hüküm vermek bizim başımıza düştü mecbur bir iki karar ve fetva vereceğiz artık derse bu iman zayıflığındandır. İman zayıflığından olmasının nedeni; imanı yeterince terakki edipte Resulullah SAS ile bağı olan velilerle veya doğrudan Resulullah SAS ile irtibata geçememiş bu yüzden kendi iradesi ile hüküm verme gerekliliğine inanıyor. Halbuki Hak olan insanın hüküm sahibi olmadığıdır. Peygamber dahi hüküm sahibi değilken sadece Hakkı hükmeder yani sadece peygamberliğini yapar. Resulullah SAS kıyamete kadar hüküm sahibidir, yani dini islamin hüküm sahibi kendisidir. Sancak kendisindedir. Kimse artık peygamber yok ben bir sancak dikip ortaya çıkayım deyemez. Bu izin yoktur. Resulullah SAS ve velilerin yolunu bırakan yoldan çıkar. Hak yoldan sapma gösterir. Kıyamete kadar Resulullah icraatlarını velilerin yanı varislerinin yardımı ile yapar. Resulullah SAS bu varislerini yani evliyaları kendisi seçip o makamalara getirir. Kimse kendiliğinden böyle bir iddiada bulunamaz. Görev kendisine verilir. Verilmezse kimse bunu alamaz, zorla da alamaz, ortaya çıkıp aldığını da iddia edemez. Bu da acik bir silsile yoluyla olur. Edebi ve erkani tamdir, kesindir. Resulullah’in doğum ve ahirete göçmesi bir gülün açıp solması gibi değildir. Resulullah SAS kıyamete kadar velayet yolunda asıl varislerince temsil edilir. Bu varisleri Hz Hüseyin RA gibi zorda kalsalar ve şehit edilseler de bu değişmez. Bütün bunlar imtihandan bir parça. Yoksa Resulullah SAS’in ümmetin üstüne peygamberliği ve onun veraseti, veraseti nubuvvet ve veraseti velayeti Güneş gibi hiç değişmez ve bitmez. Son zaman hakkında da bizzat kendisi mehdi hakkında açık seçik bilgiler vermis. Bu da haktir, bazıları bunu sulandırıyor. Milyon tane sahte altın olsa sırf bu yüzden altın yok denir mi? Altın vardır, kesindir, Haktir. Hem sahteler hem de sahtelere bakıp kuruntulara kapılanlar Resulullah SAS efendimizin veraseti ve nubuvveti hakkı için mutlaka o vaadi görecekler ve mahçup olacaklardır. Hem de Resulullah SAS ehli beytinden gelecek olan bu büyük veli ile peygamberliğinin ve hükmünün delilini açıkça ortaya koyacaktir. Resulullah SAS ortadan falan çekilmemiştir. Ehli beyti de ortadan kalkmamıştır. Kıyamete son saniye de kalsa bu böyle devam edecektir. Resulullah SAS efendimiz ve onun aziz ehli beyti devam edecektir. Kendi kafasına göre işler yapanlar, Resulullah SAS efendimizin nubuvvetini ve onun verasetine sahip ehli beytini terk edenler nereye kadar kaçarlarsa kaçsınlar bir yere varamazlar. Hak olan Resulullah SAS efendimizin saltanatı her iki cihanda da Güneşten parlaktır hala da öyledir daha da öyle olacaktir, zaman geçtikçe daha da parlayacaktir. Bunun aksini vehmeden şaşkınlık içindedir.

İnsanlığın Hali

Hak ve hakikatın batılı parçalayıp yeşermesi engellenebilir şey değil. Canın bedeni parçalayıp uçup gitmesi mukadderdir, beden istediği kadar bağ olsun. Güneş’in doğması engellenemez. Bahar vakti gelince sümbül başkaldırıp toprağı parçalar çıkar. Gül vakti gelince dalını parçalayıp çıkar açar. Toprak ve dal onlara hizmetkar olurlar ancak. İster geçmiş zaman olsun ister ahirzaman olsun Cenabı Hak için bişey fark etmez. Nuh AS zamanında tufan kötüleri silip süpürmüş, bu ahirzmanda deniyor daha çok günah var, bunların kökünün kazınması önceden vaadedilmiş, hem de ne kazınma, kıyamet ahirzaman insanlarının Nuh tufanı. Bu sefer gemi falan da yok, Nuh ta yok. Allah değişmez, ve zayıflamaz. Nuh AS zamanındaki tokadın sonsuz büyüklükte bir dalgasını hazırlıyor, kıyamete kadar geçecek süre sadece tokadı atmak için elin geri doğru gerilmesinden ibaret. İnsanlık sanıyor ki gidişat onların iyiliğine. Biri yumruk atmak için elini geri doğru çekip dursa buna gülen aptal değil de nedir. Kıyamet alametleri sadece Allah’in kudret elinin çok kuvvetli bir tokat atmak için gerilirken çıkardığı hafif rüzgardan ibaret, çok hızlı ve sert bir tokat yolda. Ahmak insanlar zannediyorlar ki Allah’ın elinden kurtuldular. Sonları çok yaklaşti, işleri bitti. Aziz ve Celil olan Allah kudreti ve kahredici sıfatları ile insanlığı tepelemekten geri duracak değildir. Kötüleri büyük ve kötü bir akıbet bekliyor. Sanmasınlar ki bu akıbet sadece ahirette olacak, bu kötü akıbet onları çok yakında dünyada çok şiddetli bir şekilde yakalayacaktir, iyiler ise kurtuluşa ereceklerdir. Allah’in şanına layık olan budur. Kasap tarafına doğru yolda yürüyen hayvanlar ekin tarlalarını gördükleri ve geçerken birer yudum yedikleri için neşe içinde hopluyorlar. Çiftçi bizi ekin tarlasının ortasından geçiriyor deyip sevinçle oynaşıyorlar. Allah’tan gafil olanların hali bu. Onlar hayvanlar gibi yiyip eğleniyorlar denmesi bundan. Onların hayvanlar gibi kesileceklerini söylemek için. Kuran bunu haber veriyor. Onlara büyük bir kıyım ve kesilme var. Kaza ve bela, ve her türlü acı ve işkence onları bekliyor. Hayvanlardan aşağı olmaları da bu nedenle. Çünkü, hayvan kasapta bir kere boğazı kesiliyor ve belli bir süre kan kaybederken can çekiyor. Bunlar ise kesildikçe kesilecekler ve can çektikçe can çekecekler. Bu yüzden Cennetlikler için artık size ölmek yok deniyor. Öbürleri ise develer gibi Cehennem tarafına sürülünce kasap bıçakları onlara en küçük işkence gibi gelecek. Hayvandan aşağı olmaları akıbetlerinin hayvandan milyon defa berbat olduğundandır. Cehennem kasapları ve cellatları onları parça parça kesecekler ve işleri hep kasapta boğazı kesilmiş hayvanlar gibi can çekişmek olacak. Sonra da denecek ki, bugün size bir kere ölmek yok, sonsuz olum var. Aziz ve Celil olan Allah’in Celal kılıcı ta kainatın öbür köşelerinde sallanmakta olup, İsrafil’in saldır ve hücum et borusu çalmasıyla kılıcın kesmedik can kalmaması yakın. Allah can acılarından ve can çekişmelerden sadece kendi sevdiklerini korur. Gerisi Celal Kılıcı önünde can çekmeye başlayınca dünyada bıçak ve kılıç keşmeleri oyuncak gibi gelecektir onlara, çünkü bu kesme can kesmesidir, bu kesme çok yakından kesme, bedenin kesilmesi ile canda acı hissedilir, ama can doğrudan kesilince acısını tarfı mümkün olmaz. En son Azrail kendi canını alır ve can çekişmesinin çığlıkları kaniatı sarsar denmiş kıyamet için. Allah’ı hafife alanların canları büyük hüsranda. Ancak ahmaklar korkmaz. Aklı başında olan ise dünyadan falan kesilir, hayvan yolda oyun ve eğlence ile körpe yeşillikleri yiyor ama bıçağı gören biri tatlı ve zevkli şeyleri saman gibi görür o can korkusu halinde. Boğazına iyice bilenmiş bir bıçak dayanan biri tatlıdan tad alabilir mi? Can boğazına heran bıçaklar dayalı olana zevk ve eğlence nasıl mümkün olsun. Bütün insanların can boğazlarında birer bıçak dayalı, heran şah damarını kesmek üzre, biz şah damarından daha yakınız denmesi bu Celal bıçağının kesmeye çok yakın olmasını haber veriyor.

Ehli Beyt’in Yolu

Selamun aleyküm kardeşlerim, Allah’a hamd olsun, Resulullah SAS efendimize ve ehli beytine canımızda ve çiğerimizde ne kadar sevgi mümkünse onlara olsun. Bu ahirzamanda şeyhimiz Seyyid Muhammed efendiye ulaştıran Allah’a hamd olsun. Ahirzaman bu kapıya uğramamıs. İbrahim AS gibi kapısına geleni içeri buyur eden, herkesi buyur eden İbrahim AS gibi cömert ve ihsan sahibi olan, bu devirde İbrahim AS gibi kurtuluş kapısı olan, gönül sahiplerine göklerin ihsanlarını cömertçe veren, çağın bütün iyiliklerini ve manevi lütuflarını gönlünde harman edip gönüllere nur saçan Seyyid Muhammed efendimiz milyonlarca sahte altının olduğu bu devirde o altınların içinde bir elmas hükmünde. Bizim isimiz altın yok demek değil, elbette sahte altınların içinde çok güzel hakiki altınlar da var. Bu ümmet bir maden ki nice cevherler bu ümmette var. Bu ümmetin elmas madeni ise ehli beyttir. Bu devir deniyor, bu devir hangi devir olursa olsun, bu devirde evliyaların yolu ve ehli beytin varlığı ve yolu Güneş gibi hep var. Binlerce yıl geçse Güneş’e ne gam? Güneş yine durur. Allah’in Güneşini kimse söndüremez. Ehli beyt te o Güneş’tir, Peygamber soyu Adem AS ile başlar, sonra İbrahim AS ve onun oğulları ve onların oğulları ve onların oğulları peygamber olup giderler. Bu peygamber soyu Resulullah SAS efendimize gelince Resulullah SAS peygamber soyu konusunda Kevser süresi ile müjdelenir. Peygamber artık gelmeyecektir, bu yüzden İbrahim AS gibi onun oğulları ve torunları peygamber olmayacaklar ama kıyamete kadar devam edecekler ve evliyalar olacaklar. Son olarak ta ehli beytten evladı Mehdi AS’a kadar bu devam edecek. İşte ehli beyt nasıl İbrahim AS’in oğlu İshak AS var onun da oğlu Yakub AS var onun da oğlu Yusuf AS var, sonra DAvud AS var onun oğlu Süleyman AS var böyle oğulları evlatları hep peygamber, bu sır gibi ehli beyt evliyalar olarak devam ediyorlar, Resulullah SAS en sevgili peygamber olarak elbette bu şerefe çok layık ama layık göremeyip ehli beytini aşağı görenler o devirde de olmuş ve onlar hakkında Kevser süresi inmiş, kim ehli beyt layık değil de diğer peygamberlerin torunları layıktı derse Kevser süresinin hışmına uğrar, son zamanda da Mehdi AS ve onun Seyyidler cemaatı denen ehli beytten evliyalar ordusunun tokadını yer ve yiyecektir. Çünkü ehli beyti aşağı görmek Resulullah SAS efendimizi aşağı görmektir. Ehli beyt bu devirde artık yok demek Resulullah SAS efendimizin soyu artık bu devirde kesildi demektir. Allah’in Resulüne ve Kuran’a muhalelefeten böyle demeye kalkanlar ancak hüsrana uğrarlar. Bu konu insanı hüsran sürükler. Ehli beytin yolu evliyalar yoludur. Ehli beytı gözetip onları sevip saymak üstümüze vazifedir.