Marifetullah Yolu

Marifetullah Yolu

 

Bismillahirrahmanirrahim

 

Marifetullah insanın manen Hak yakınlığına ermesi ve Hakkın huzuruna ruhunu ve özünü erdirmesidir. Bunun dereceleri olur, bu marifet derecesine göre insanın da derecesi olur.

Hakiki manada marifet fena mertebelerini aşıp tam ve hakiki fenayı bulduktan sonra bekaya varıp daimi fenafillah ve bekabillah ile Hakka vasıl olma denen velayette olur. Seyri sülük ile fena mertebeleri aşıldıktan sonra gelen marifettir. Bununla beraber marifetin sonsuz derecede uzaklara yansıyan bir özelliği olur. Marifetten uzaklık izafi ve görecelidir. Eşya ve kişiye göredir. Yoksa tevhid hakikatına ermiş muvahhide göre Hakkın marifeti onun vahdaniyetinin tecellisi ile bütün 18 bin alemde tam kemal üzere bilinir. Ama gaflet perdeleri ile uzaklık olur ve marifetin tecellisi eşya ve halkta belli derecelerde görülür. Yoksa perdeler kaldırılacak olsa marifet artar.

 

Herkes istidadinca belli bir marifete gaflet perdelerinden gönlünü ve ruhunu arındırarak kemale ererek ulaşır. Marifet tecellisinin önündeki perdeleri kaldırarak ilerler.

Marifet Resulullah SAS aracılığı ile ve oradan velayet yolunun silsilesi ile ehli velayete gelir. Onun için fena mertebeleri Hakikata ve marifete gider. Fena mertebelerinde fenafişeyh, fenafiresul ve fenafillah durakları hakikatta aynı yönde atılan adımlardır. Fena mertebelerinin hepsi basamaklar gibi birbirini takib edip aynı merdivene aittirler. Tasavvufa adabı ve yolu bu merdiveni bir bütün olarak alıp müridleri basamak basamak yükseltir. Basamağa bakıp basamaklar hakkında tartışanlar merdiveni tam göremeyen gaflet ve perdeli kimselerdir. Yoksa vahdet ve tevhid hakikatının basamağı ve yolu olmaz.

 

Tevhid nurunun tecellisi peygamber ve mürşitler olarak zuhur etmiş. Yoksa ne bu tecellinin ilahi irade ile öyle olması ne de tecellinin mahiyeti Hakkın zatında, lahuti alem denen esma ve sıfattan beri ve tam sübhan olan Hakkın zatında bir kısıtlayıclığı olmaz. Yani fena merteblerindeki şeyh ve peygamber durakları bizzat Hakkın tevhid tecellisinin kendisi olması yönüyle Hak marifetine ulaştırır, yoksa uzak olup yavaş yavaş ulaştırmaları ve geride kalmaları gibi şeyler müşahedeye ait şeyler olurlar. Tevhid nuru itibariyle marifet yolundaki fena halleri Hakikatte suretten beri olup Hakikat nurunun tecellisinin edebi ve yoludur.

 

Tasavvuf yolu marifetullah’a giden yolculuktur. Bu yolda nefişs nefsi emmare’den mülhime ve mutmaine şeklinde ilerleme gösterirken bu haller gönülde ve ruhta fena ve marifet olarak yansır. Her mertebenin bir marifeti olması nefisin bu hallerden geçerek fena mertebelerini aşması ile olur. Nefsın emmareden itibaren adım adım fenası marifete götürür. Tasavvufta zikir ve rabıta kalbe marifet tecellisi şeklinde tesir ile kalpten ruha bu şekilde marifet nurunun sirayeti olur.

 

İmam Rabbani KS hazretleri kalp nefis ile ruha arasında bağlantı sağlar der, bu bağlantı ile ruhtan nefse ve nefisten ruha tesir olduğunu bildirir. Kalbe rabıta ile Resulullah SAS ve pir ve şeyhten gelen marifet nuru bu şekilde ruhu yükseltir. Mevlana hazretleri bu yüzden insan kalpten ibarettir der. Kalp manevi alemde insanın irtibat noktasıdır. Gönle rabbani lhamlar geldiği gibi şeytani ilhamlar da gelir. Ama salihlere rabıta yapan bir gönülde şeytani ilham ve vesveseler barınamaz. Gönle Resulullah SASiden gelen şeyhten rabıta ile gelen nur oldukça Güneşte yarasanın durunamadığı gibi şeytani ilham ve vesveseler tutunamaz.

 

Bu şekilde zikir ve rabıta ile müride cezbe gelir. Marifet yolunda cezbe en önemli basamaktır. Hakka giden yolun kilidi cezbedir. Yunus Emre bende cezbe ve aşk olmasa neylesin şeyhim beni demiş. Müridin zikir ve rabıta ile ve hizmeti ile cezbe için uğraşması gerekir. Bununla beraber cezbe istidadına göre müride şeyhinden gelir. Mürşidi kamil Hakkın insanlara uzattığı bir yedi lutuftur. Hakkın rahmetinden ve sevgisinden insanlara uzattığı iptir. Hakkın sevgisi ve aşkı böyle tecelli etmiş. Mürşit Hakkın sevgisini temsil eder.

Gaflet ve uzaklık perdeleri şeyhin sevgisi ile kalkar. Musa AS nasıl ağaçta nuru görüp gittiyse mürid şeyhini görünce öyle koşar gider. Şeyhi ona ayakkabılarını çıkar der o da çıkarır. Bri müridin şeyhinden Hak nurunu müşahedesi olur. Marifetullah ancak şeyhin yaktığı bir cezbe ile mümkün olur. Seven sevdiği ile beraberdir. Mürşidi seven onunla olur. ama mürşid kimse Hakkıs seviyor yani mürşit te zaten Hak il beraber öyleyse mürid te şeyhi ile oldukça Hak ile olur. Onunla otururken Hakkın kokusu gelir, sohbeti gelir, bu da nedir der, bunlar nerden geliyor der, şeyhi Hak ile olduğundan o da şeyhi ile oldukça Hakkın kokusu ve nuru gelir ve cezbeder ve mürid bunu şeyhinden bilir çünkü Haktan gelen bu nur ve güzellikler şeyhinde tecelli edip gelir bu yüzden mürid kalben bu tecelliden dolayı Hak cezbesine ulaşır. Ama bunun için önce gönülden şeyhini sevip onunla olması gerekir. Zikir ve rabıtanın bir nedeni de budur.

 

Şeyhini sevgisi ile şeyhi ile yakın olan bu sefer şeyhinin hallerinden haller alır ve bunun yanında şeyhi piri ile ve Resulullah SAS ile ve diğer velilerle yakınsa bunu da gönül yolu ile sezer. Bu şekilde mana aleminde şeyhine yakın olup onunla oldukça, şeyhi ki bir Hak dostudur onun ruhani alemdeki yakınlıklarını ve meclisleri ile aşina olmaya başlar, şeyhinden öğrenir, hayvan yavruları büyükleri ile geze geze onların huylarını alırlar, bunun gibi mürid şeyhinin huyunu alır, onun birlikte oldukları ile birlikte olup onun uzak olduklarından uzak olmaya başlar. Bu şekilde Hak yolu öğrenir ve nefsinden ve ehli gafletten uzaklaşır. Cezbe ve aşk insanı marifete ulaştıran gemilerdir. Pirimiz Abdülkadir Geylani hazretleri bu yolda sana lazım olan aşktır der. Bu da şeyhin aracılığı ile hissedilip öğrenilir.

 

Cezbe ile Hak yola koyulan mürid bunu şeyhinden bilip Hakkın nurunun cezbesi ile zikrinde ve Hak yolda şevk duyar ve şeyhi ile yakın olursa şeyhinden ona aşk geçer. Bu da yakınlıktan olur, gönülden gönüle yol vardır. Sofiler gönülleri keşfederler. Mevlana hazretleri bir sohbetinde birden durur ve şu adama baklava verin der. Neden derler, biz der 20 senedir canımız baklava istemedi, bu adamdaki baklava arzusu gönlümüze yansıdı der. Sofiler dünya şeylerinden gönüllerini keserler, onlara özlem duymazlar. Bununla beraber sofinin gönlüne başkalarının gönlündekiler yansır. Aynada yansır gibi yansıyınca nasıl aynada yansıyan suret insanın kendisine benziyorsa onun gibi sofi yanındakinin gönlünde olanı aynada akis gibi aynısını müşahede ederek bilir ama edeben bunu anlatmaz. halk ile oturmayı bu yüzden sevmez, onların halleri onun gönlüne yansır. Hatta uzakta da olsa yansır.

İşte bu sofinin şeyhi ile geze geze nasıl ördek yavruları büyükleri ile geze geze suya dalmayı, yüzmeyi öğrenirlerse onlar gibi şeyhinin ahlakından ahlaklanma ile bu hünerleri ondan alması ile ona benzemesi ile olur.

 

Ördek yavruları henüz uçamazlar ama suda yıkanıp dalar ve oynarlar. Bu şekilde gönül keşfine kalbi açılan sofi şeyhi ile gezdikçe şeyhinin kalbindeki Hak aşkını sezer ve şeyhinden onun gönlüne Hak sevgisi ve aşkı geçer. Bu gezme kişi sevdiği ile beraberdir sırrından olan gezmedir manevidir. Şeyh mana aleminin babasıdır. Mevlana şu adama baklava verin dediği gibi şeyhinin gönlündeki Hak aşkını alır, şeyhinin gönlündeki Hak aşkı onun kalbine geçer. Bu şekilde Hak aşkı müridi yolunda ilerletir ve marifete götürür. Hak aşkı marifete engel olan perdeleri ortadan kaldırır.

 

Tasavvuf yolu mürşidin önderliğinde Hak dostları yetiştirme yoludur. Marifetullah yoludur. Marifetin ustaları ve eğitmenleri mürşidi kamillerdir.

 

 

 

 

Selamlar

 

Ismail

 

Schreibe einen Kommentar