Cennete Doğru

Cennete Doğru

                

      Hasan Basri Hazretleri (r.a.) şöyle buyurur: “Kervanın hareket edeceği kendilerine bildirildiği halde, ilk neferinden son neferine kadar hepsi orada burada hazırlıksız oyalanıp duran bir topluluk ne kadar hayretamiz bir topluluktur.”

 

      Abdullah b. Mübarek (k.s.)’in ölüm anı gelip çattığında, gözlerini açmış sonra gülümseyerek: “Çalışanlar, ancak böyle bir durum için çalışsınlar” demiş.

 

      Cevahirname’de Feridüddin Attar (k.s.) hazretleri şöyle buyurur: “Yavrum madem ki elinden geliyor, hizmet yolunu seçtin, murad atını eyerliyesin. Erenler hizmetinde bulunan bir kula, feleğin kubbesi hizmetkar olur. Hizmete bel bağlayan kimse, dünya afetlerinden korunmuş olur. Allah adamları önünde hizmet edenleri, Allah devletlü ve hürmetli kılar. Hizmet ehline cennette yer vardır. Kıyamet günü, onlar için sorgusuz ve sualsizdir. Hizmet görenler kardeşlerine de şefaatçi olurlar. Onların cennetteki yerleri yüksektir.

      Hizmet ehli ne kadar asi ve fesatçı da olsa, yine yüz sofudan daha iyidir. Her hizmet ehline Allah, oruçlu ve namazlı kulların sevabını verir. Hizmet uğruna kemer bağlayan, mağrifet ağacından meyve yer. Cenneti erenler hizmetinde olanlara verirler. Onlara gaziler sevabı da ihsan edilir.”

 

         Anlatılır ki: Ölüm meleği, ruhunu kabzetmek maksadı ile salih bir zatın yanına geldiğinde bu zat: “Hoş geldin, vallahi elli senedir senin için hazırlık yapıyorum” demiş.

 

         Bir hadiste rivayet edildiğine göre “Cennetin bedeli taat ve dünyayı terketmendir” buyurulmuştur.

 

         Al-i İmran Suresi: 195. “Rab’leri dualarını kabul etti: “Birbirinizden meydana gelen sizlerden, erkek olsun, kadın olsun, iş ya­panın işini boşa çıkarmam hicret edenlerin, memleketle­rinden çıkarılanların, yolumda ezaya uğratılanların, sava­şan ve öldürülenlerin günahlarını elbette örteceğim. Andolsun ki, Allah katından bir nimet olarak, onları içle­rinden ırmaklar akan cennetlere koyacağım. Nitekim gü­zeli Allah katındadır.”

 

          Ehlullah bu ayeti şöyle tefsir eder:

 

         Rableri onlara icabet etti. Böyle inanan, böyle yaşayan, böyle dua dua Rablerine yalvaran kullarına Rableri icabet edip, onlara yö­nelip buyurdu ki: Ey benim kıymetli kullarım, ben sizden gerek erkek, gerek kadın kim bir iş yapmışsa, kim sâlih ameller, fıtrata uygun ameller, güzel ameller işlemişse, hayırlı işler yapmışsa onların bu amellerini asla zayi etmeyeceğim. Hayatlarını Allah için yaşayanların, bana lâyık bir hayat yaşayanların, benim yasalarıma, benim elçileri­min hayatlarına uygun bir hayat yaşayanların hayatlarını bereketlendi­recek ve asla zayi etmeyeceğim. Onların zerre kadar iyiliklerini bile büyütülmüş olarak onlara karşılık vereceğim.

 

         Ve yine hicret edenler, Allah için evlerini, yurtlarını, mallarını mülklerini, dükkanlarını, tezgahlarını terk edenler, Allah’a kulluğa im­kân bulamadıkları ortamlarını, imkânlarını, fırsatlarını terk ederek Al­lah’a kulluğu icra edebilecekleri başka ortamlara, başka konumlara hicret edenler, Allah’ın haramlarından helâllerine hicret edenler, kö­tülerden ve kötülüklerden uzaklaşanlar, küfürden, şirkten, isyandan İslâm’a hicret edenler, Allah’ın arzında Allah’a Allah’ın istediği biçimde kulluk edebilecekleri, Allah’ın dinini daha güzel yaşayabilecekleri bir ortama koşanlar var ya. Tek suçları Rabbim Allah demek olduğu halde işlerinden atılanlar, yurtlarından çıkarılanlar, mesleklerini kay­be-denler, statülerini yitirenler, mallarını mülklerini gözden çıkaranlar, tüm servetleri ellerinden alınanlar var ya.

 

Ve bir de benim yolumda, bana kulluk yolunda, benim emirle­rime teslimiyet yolunda, benim istediğim hayata, benim istediğim kılık kıyafete sahip çıkma yolunda türlü türlü eziyetlere maruz bırakılanlar, türlü türlü işkencelere uğratılanlar, mahrumiyetlere katlananlar, geri adım atmayanlar, Allah için imanları uğrunda savaşanlar, ölenler, öl­dürülenler var ya işte onları örteceğim diyor Allah. Onların tüm gü­nahlarını, tüm kusurlarını, tüm falsolarını, tüm geçmişlerini örtecek, tüm günahlarını sıfırlayacak, tüm problemlerini bitirecek ve öbür ta­rafta onları zeminlerinden ırmaklar akan cennetlere girdireceğim diyor Allah. Allahu Ekber, ne büyük bir müjde değil mi?

 

         İşte mü’minlerin dualarına Rabbimizin cevabı. Ne demişti 191. âyetteki dualarında o mü’minler?

 

         Bizim seyyiatımızı, bizim günahlarımızı örtüver, görmeyiver, kaale almayıver ya Rabbi. Dünyada bireysel, ailevi, toplumsal prob­lemlerimizi bitiriver, huzur içinde bir hayat veriver bize demişlerdi, Rabbimiz de ey kullarım, madem ki sizler benden problemlerinizin bi­tirilmesini istiyorsunuz, madem ki geçmişte işlediğiniz günahların sı­fırlanmasını istiyorsunuz, madem ki benden hayatınızın düzlüğe çıka­rılmasını istiyorsunuz, madem ki benden ekonomik, siyasî, ahlâkî, hukukî her türlü problemlerinizin çözümünü istiyorsunuz ve böyle gü­zel, mutlu bir hayatın sonunda da benden cennete ulaştırılmayı isti­yorsunuz, bunun için beni buna ehil görüp dua dua bana yalvarıyor­sunuz, öyleyse ben de sizin geçmişinizi sıfırlayıp geleceğinizi bere­ketlendireceğim diyor Rabbimiz.

 

         Ey kullarım, erkekler ve kadınlar olarak, birbirinizden hiçbir farkı­nız, üstünlüğünüz alçaklığınız olmayarak bana sâlih ameller işle­yin. Benim istediğim güzel amellere koşun. Benim hatırıma hicret edin. Küfürden, şirkten, isyandan, zulümden, haksızlıklardan, günah­lardan, günah ortamlarından bana kulluğa hicret edin. Bana kulluğu her şeye tercih edin. Gerekirse benim hatırıma evlerinizden, barkları­nızdan, mallarınızdan, mülklerinizden, sosyal statülerinizden, diplo­malarınızdan, doktoralarınızdan vazgeçip fedâkârlıkları göze alın.

 

Unutmayın ki benim rızama, benim mağfiretime, benim affıma ve cennetime basit menfaatlerini terk edemeyenler ulaşamazlar. Be­nim lütfuma ancak müslümanca bir tavır sergileyerek bana kulluktan vazgeçmeyerek, geri adım atmayarak, sabredenler, eziyetlere, mah­rumiyetlere göğüs gerip katlananlar ulaşabilirler. Benim yolumda hic­ret edip hicret sonrası bir toplum oluşturup benim düşmanlarımla sa­vaşanlar, az sayıda olmalarına rağmen kâfirlere savaşı göze alabi­lenler nerede, hangi toplumda, hangi coğrafyada olurlarsa olsunlar işte kazananlar bunlar olacaktır. Dünyada galip gelecek, âhirette de Allah’ın cennetine ulaşacak olanlar bunlar olacaktır.

 

         Eh! İyi, anladık da şu anda dünyada süper güçler var, güç kuv­vet sahibi melikler var, o gün için söylersek Bizans var, Roma var, İran var, bugün için A.B.D si var, Rusya’sı var, Çini var, Japonya’sı, İngiltere’si, Almanya’sı, Avrupa’sı var. Sahte güç ve kuvvetleriyle, sahte teknolojileriyle, hikaye askeri ve siyasal bloklarıyla, sahte adâlet ve özgürlük numaralarıyla tüm dünyaya egemenmiş gibi gözüken, sahte yayın organlarıyla tüm dünya insanlığının gözünü boyamışlar, dünyanın başına belâ olmuşlar, tüm dünyayı sömürmeye çalışanlar var. Ve bu büyük şeytanların karşısında da kitaplarından, Rablerin­den, güç kaynaklarından habersiz oluşları sebebiyle, Rablerinin vah­yinden boşalmış kalpleri bu şeytanların vahiyleriyle doldurulmuş ol­duğu için bu kâfirler karşısında ezilip büzülen müslümanlar var. Bakın Rabbimiz o günün müslümanlarına da bugünün gariban müslümanlarına da şöyle sesleniyor:

 

 196,197. “İnkar edenlerin diyar diyar gezip refah içinde dolaş­ması sakın ey Muhammed, seni aldatmasın; az bir faydalanmadan sonra onların varacakları yer cehennemdir. O ne kötü duraktır!.”

 

Allah (c.c.)’a  vasıl olabilme duasıyla…

 

Filiz Konca

Schreibe einen Kommentar