Allah’ı Bırakan

 

 

Allah Rasulü (s.a.v.) şöyle buyuruyor:

 

 “Sizler karış karış, arşın arşın sizden öncekilerin yolunu izleyeceksiniz. Hatta bir keler deliğine girecek olsalar, siz de onları takip edeceksiniz.” “Ya Resullah, bunlar; Yahudi ve Hıristiyanlar mı olacak” diye sordular. Allah’ın Resulü: “Başka kim olacak” buyurdular.” Mişkat-ül Mesabih: h.5361; Et-Taç: 1/43

 

Tevbe Suresi: 31. “Onlar Allah’ı bırakıp hahamlarını, papazlarını ve Meryem oğlu Mesih’i Rab’leri olarak kabul ettiler. Oysa tek ilâh’tan başkasına kulluk etmemekle emrolunmuş-lardı. Ondan başka ilâh yoktur. Allah, koştukları eşlerden münezzehtir.”

 

Ehlullah bu ayeti şöyle tefsir eder:

 

         “Onlar Allah’ı bıraktılar da Onun berisinde Hahamlarını, papazlarını, Meryem oğlu Mesih’i Rab’ler edindiler. Oysa onlar sadece tek İlâh olan Allah’a kullukla emrolunmuşlardı. Sadece tek İlâh olan Allah’ı dinlemekle emrolunmuşlardı. Haram helâl sınırlarını belirleme noktasında, hayat programını tespit etme konusunda, yasa koyma konusunda sadece Allah’ı dinlemeleri gerekirken, onlar Allah’ı bıraktılar da Onun dûnunda, Onun berisinde Hahamlarına, Rahiplerine, siyasîlerine itaat edip tâbi oldular. Böylece Allah’ı bırakıp onlara kulluk ettiler. Yasa belirleme yetkisini Allah’tan başkalarına verdiler. Allah’ın emir ve yasaklarını değil de onların emir ve yasaklarını dinlediler. Kendilerini Allah’tan başkalarına nisbet ettiler.

 

         Ehl-i Kitabın sapıklığını gündeme getiren bu âyet-i kerîme nâzil olduğu zaman âyetin nüzûlünden çok kısa bir süre önce Hıristiyanlıktan İslâm’a giren Adiy Bin Hatem Rasulullah efendimize gelerek şöyle diyordu: Ey Allah’ın Resulü, biz Hıristiyanken Allah’tan başkalarına asla kulluk etmiyorduk. Burada anlatılan kulluk da neyin nesi? der. Bunun üzerine Allah’ın Resulü ona şöyle sorar: Ey Adiy, söyler misin bana, sizin papazlarınız, keşişleriniz, din adamlarınız, siyasîleriniz size bir kısım şeyleri emrederlerdi de siz onların bu emirlerini yerine getirir miydiniz? Adiy, evet yerine getirirdik der. Peki onlar sizin için bir kısım şeyleri yasaklardı da siz onların bu yasaklarına tâbi olur muydunuz? Onların yasakladıklarını Allah yasağı gibi bilmiyor muydunuz? Onlar Allah’ın yasak kıldıklarına yasak değil deyince siz de aynen bunu kabul etmiyor muydunuz? Adiy evet deyince, Allah’ın Resulü buyurdu ki:

 

“Zalike hiye ibadetün”

 

 Ey Adiy işte bu onlara ibadetin ta kendisidir buyurdu. İşte onları Allah berisinde Rab ittihaz etmek ve onlara kulluk yapmak budur.

 

         Evet öyleyse kişinin hayatında Allah makamında oluş şeklinde helâl ve haram koymak, emir ve yasaklarda bulunmak Rab’likitir bunu unutmayalım. Yâni bir karar merciini ve ondan çıkan kararları ilâhî kararlar seviyesine çıkarmak onları ilâh ittihaz etmek, rab ittihaz etmek demektir.

 

Meselâ birileri çıkıp dese ki ben sizin et yemenizi yasaklıyorum. Veya ben sizin eğitiminizin, hukukunuzun, kılık kıyafetinizin şöyle olmasını istiyorum. Yaşayışınızın, mirasınızın, kazanmanızın, harcamanızın şöyle olmasını emrediyorum. Şu işi, şu kıyafeti, şu alfabeyi, şu anlayışı sizin için yasaklıyorum diyen varlık raptır, Rablik iddiasında bulunmuştur. Onu öylece razı olarak kabullenen, itirazsız gönül rahatlığıyla onun bu emir ve arzularını uygulayan kişi de Allah’a müşrik olarak onun kuludur. Ama kalben razı olmadığı halde köleliği sebebiyle bunu kabullenen kişi büyük günâh işlemektedir.

 

         Evet, eğer birileri Allah’ın hüküm koymadığı bir konuda bir hüküm koyarsa veya Allah’ın hüküm koyup yasakladığını emreder, emrettiğini yasaklarsa, Allah’ın helâllerini yasaklar, yasaklarını helâllerse, onun bu hareketini yol olarak, yasa olarak benimseyip uygulayan kişi müşriktir, öbürü de onun rabbidir. Halbuki insanlar tek bir Rabbe, tek bir İlâha kulluğun dışında başka hiç kimseye kulluk etmemekle emrolunmuşlardı. Çünkü O Allah kendisinden başka ilâh olmayandır. Kendisinden başka kullarının hayatına program yapma yetkisine sahip varlık olmayandır.”

 

 

 

 

Schreibe einen Kommentar