Vahiyle Yaşamak

           Vahiyle Yaşamak

 

 

Ehlullah şöyle buyurur:

 

“… Allah tarafından gönderilen mesajı dinleyen ve O’nun Rasulünü kabul eden kimseler, gerçek anlamda akıllı olan kişilerdir. Onların bu dünyadaki amelleri, mesajın aydınlığı karşısında körleşen aptallarınkinden kesin şekilde farklıdır.”

 

Rad Suresi:19. “Ey Muhammed! Sana Rabb’inden indirilenin gerçek olduğunu bilen kimse, onu bilmeyen köre benzer mi? Ancak akıl sahipleri ibret alırlar.”

 

Ehlullah bu ayeti şöyle tefsir eder:

 

“Evet ey peygamberim, sana Rabb’inden indirilen kitabı hak bilen, kitabın hak olduğuna inanan ve bu hak kitapla hayatını düzenlemeye çalışan, bu Hakka göre bir hayat yaşamaya çalışan, tüm amellerinde, tüm düşüncelerinde, tüm hareketlerinde bu hakkı istinat noktası kabul eden, hakla düşünen, hakla bakan, hakla gören, hakla yol bulan bir kimse hiç Hakkı görmeyen, Hakka karşı kör ve sağır davranan, Haktan habersiz bir hayat yaşadığı için tüm dünyasında karanlıklar içinde, bir ışık huzmesinden bile mahrum olan kimse gibi olur mu?

 

Hayatını vahiyle düzenleyen kişi elbette vahyi bir kenara bırakıp kendi hevâ ve hevesleriyle yaşayan kimse gibi olmaz. İlim sahibiyle, basiret sahibiyle cahil ve kör asla bir olmaz. İlmi olup da bu ilimle amel eden kişiyle, ilmi olup da bu ilmiyle amele koşmayan kişi de bir olmaz. Rabbi karşısında kendi haddini, kendi konumunu bilenle bunu bilmeyen cahil asla bir olmaz.

 

Vahye tabi olan kişi görendir, vahiyle irtibatı kesik olan da kördür. Vahyi tanımayan vahye tabi olmayan kâfirler de kör değillerdir aslında görmektedirler ama gerekeni görmemektedirler. Kişi eğer vahiyle, Kur’an ile beraber değilse, Kur’an’dan, peygamberden ve onun ashabından örnek alacak kadar onlara yakın değilse, Rasûlullah’ın ve ashabının tatbikatından haberdar değilse kördür.

 

Böyle karanlıkta el yordamıyla düşe kalka yürüyen bir adamla Allah’ın kendisine bir nûr verdiği ve onunla yürüyen insan bir olur mu? İşte iki insan tipi duruyor karşımızda. Biri nûr sahibi, basîret sahibi, yâni Kur’an sahibi, hadiseler karşısında ne yapacağını, nasıl hareket edeceğini bilen  bir insan, öbürü de zulmette kalmış bir kişi.

 

Ama tabi bunu da ancak akıl sahipleri, akıllarını kullanan insanlar anlayabilecektir. Aklı olmayan, ya da aklını kullanamayan kimselerin bu gerçeği anlamaları asla mümkün olmayacaktır. Akıllı insan, aklını kullanabilen insan elbette vahyi tanıdıkça hayatı değişecektir. Vahyi tanıyan, Allah’ın âyetleriyle tanışan insan elbette vahiyden habersiz olandan farklı olacaktır. Vahyi tanıyanla tanımayanın hayatı farklı olmayacaksa vahyi tanıdım demenin hiç bir anlamı olmayacaktır.

 

Eğer şu anda bizler vahyi tanıdığımızı, vahiyle birlikte olduğumuzu, vahiy eğitimine tabi olduğumuzu iddia ediyorsak, ama okuduğumuz Kur’an bizim hayatımızı, bizim düşüncemizi, bizim itikadımızı, bizim dünyamızı, değiştirmiyorsa, evimiz, ticaretimiz, mala bakışımız, çocuklarımızın eğitimi, hanımlarımızın yaşantısı değişmiyorsa, yâni okumayan insanlarla hiçbir farkımız yoksa bu okumanın hiç bir değeri ve anlamı olmayacaktır…..”

 

Hakikatin safasına ulaşabilme duasıyla…

 

 

Schreibe einen Kommentar