Efendimiz

 

 

Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurmaktadır: “Kıyamet günü insanların diriltilecekleri vakit yerden ilk çıkacak olan benim. Onlar Allah (c.c.)’ın huzuruna geldiklerinde onlar adına hatipleri ben olacağım. Allah (c.c.)’ın rahmetinden ümitlerini kestiklerinde rahmet ve mağfireti onlara ben müjdeleyeceğim. O gün Livâu’l-hamd (şükür sancağı) benim elimde olacaktır. Âdemoğlunun en şereflisi benim. Bunda övünmek yok“

 

Ahkaf:32. “Allah’a çağıran, Muhammed’e uymayan kimse bilsin ki, Allah’ı yeryüzünde âciz bırakamaz; onların O’ndan başka dostları da bulunmaz; işte onlar apaçık sapıklıktadırlar.”

 

Ehlullah bu ayeti şöyle tefsir eder:

 

         Her kim de Allah’a iman etmez, Allah’ın dâvetçisi olan peygambere icabet etmez, onun getirdiği mesaj istikâmetinde bir hayat yaşamaya yanaşmazsa bilsin ki yeryüzünde asla Allah’ı âciz bırakamaz. Yeryüzünde Allah’ın kulu olduklarını unutarak Allah’la savaşa tutuşan, Allah’a rağmen, Allah’ın kitabına ve elçisinin örnekliliğine rağmen kendi bildiklerince bir hayat yaşamaya çalışanların Allah’tan başka velîleri, dostları da bulunmaz. İşte onlar apaçık sapıklardır.

 

         Allah’ı da, O’nun kitabını da, O’nun peygamberini de, O’nun hayat programını da reddeden kâfirler yeryüzünde Allah’ı âciz bırakacak değillerdir. Yeryüzünde Allah’ı âciz bırakacak yoktur. Ne cinler, ne insanlar Allah’ı âciz bırakamaz, Allah’ı mağlup edemezler. Ne kaçarak, saklanarak, ne de savaş açarak hiç kimsenin onu âciz bırakması mümkün değildir. Hiç kimsenin, hiçbir varlığın Allah yasalarına karşı gelmesi, Allah yasalarını durdurması, galip gelmesi mümkün değildir. Göklerde ve yerde Allah’ın yasalarını alt edecek, Allah’ın yasalarının dışına çıkabilecek hiçbir güç, hiçbir kuvvet yoktur. Aslında şu anda Allah’ı inkâr ettiklerini söyleyen kâfirler bile Allah’ın yasalarına itaat edip boyun bükmektedirler. Hiç kimse Allah’ın yasalarının dışında değildir.

 

         Çünkü göklerde ve yerde ne varsa hepsinin Rabbi, hepsinin İlâhı, hepsinin sahibi Allah’tır. Gökleri de, yeri de idare eden O’dur. Göktekiler ve yerdekiler konusunda söz sahibi O’dur. Gökler ve yer O’nun koyduğu ilâhî yasalara uymaktadır. Her ikisi de Allah’ın emrine boyun bükmektedir.

 

Kur’an’ın başka yerlerinde de anlatıldığı gibi, Allah tarafından yaratılmış olan gökler ve yer, her ikisi de nasıl ki yaratıcısına boyun bükmüşse, yine yaratılış yönünden onlardan farklı olmayan insan da Allah’ın kanunlarına boyun bükmeli, Allah’ın yasalarına itaat etmelidir. Fıtraten zaten insan Allah’ın yasalarına boyun bükmektedir. Kâfirler de, Allah’ı inkâr edenler de şu anda Allah yasalarına itaat etmektedirler. Allah’ın yarattığı bu insan yaratılış yönünden üşümekte, acıkmakta, uyumakta, yorulmakta, üşümekte ve ölmektedir.

 

Yani insan fıtraten Allah’ın koyduğu yaratılış yasalarının dışına çıkamamaktadır. İşte fıtrî hayatında Allah’ın yasalarına boyun büktüğü gibi, günlük hayatında da Allah’ın yasalarına boyun bükmek zorundadır. Değilse, fıtrî hayatında Allah’ın yasalarına boyun büken bu insan günlük hayatında başkalarının yasalarına boyun bükerse, hayatının birinde Rabbinin ilâhî yasalarına, ötekisinde de beşer yasalarına teslim olursa, yani iki Rabbi, iki İlâhı olursa, fıtrî hayatıyla günlük hayatı çatışma içine girerse, o zaman bu ikisi arasında insan ezilip gidecektir. Çatışan bu iki hayat arasında insan mahvolup gidecektir.

 

         Rabbimiz diyor ki:

         “Onların Allah’tan başka dostları, velîleri de bulunmaz.” Onların ellerinden tutacak, kendilerine yardım edecek, isteklerini yerine getirecek, problemlerini çözümleyecek, başları daraldığı zaman korktuklarından onları kurtaracak, onlar adına aldığı kanunlar, yasalar ve kararlarla onları sahil-i selâmete çıkaracak, dünyada da ukbâda da onları mutlu ve mes’ud edecek, onların işlerini kolaylaştırıp yollarını açacak hiçbir velîleri de yoktur.

 

“İşte böyleleri apaçık bir sapıklık içindedirler,” diyor Rabbimiz. İşte böyle Allah’ı velî kabul etmeyen, Allah’ın velâyeti ve koruması altına girmeyen, Allah’ın kendileri adına aldığı kulluk maddeleriyle ilgilenmeyen, kitap ve peygamberle diyalog kurmayan, kendisine şeytanları, tâğutları, kâfirleri, nefsini, hevâ ve heveslerini velî edinen, onların istediği biçimde bir hayat yaşayan, onların hayat programlarını uygulamaya çalışan bir adam elbette çok açık bir sapıklık içinde kıvranan kişidir. Böyle bir adamın tüm hayatı bozuktur. Allah’tan, Allah’ın kitabından ve elçisinin hayat programından habersiz yaşayan bir adamın tüm hayatı bâtıllarla doludur. Aile hayatı bozuktur, ticarî hayatı, sosyal hayatı, ekonomik hayatı bozuktur; insanlarla ilişkileri, çevresiyle münâsebetleri bozuktur. Kısacası tüm hayatı bozuk ve bâtıllarla doludur.

 

         Bunlar dalâlette, çölün ortasında yolsuz, yordamsız kalmış, yollarını şaşırmış ve ne yapacaklarını bilemeyecek bir vaziyette bocalayan çırpınan insanlardır. Binlerce yol vardır karşılarında ama bu yollardan hangisinin kendilerini sahil-i selâmete çıkaracağını bilememektedirler. Binlerce alternatif vardır hayatlarında ama hangisinin doğru, hangisinin yanlış olduğunu bilememektedirler. Bir yasa yaparlar, onunla problemlerini çözeceklerini zannederler ama üç gün geçmeden değiştirmek zorunda kalırlar onu. Yaptıkları yasalar üç gün bile gitmez. Yaptıklarının hiç birisi problemlerini çözmüyor, hayatlarına huzur getirmiyor. Aksine her yaptıkları yasa başka huzursuzluklara, başka sıkıntılara dâvetiye çıkarıyor. Sıkıntılardan bunalınca da yalvarıp yakarmaya başlıyorlar.

 

         Rahatları yerindeyken, hayatları tıkırındayken Allah’ı da Allah’ın yasalarını da, Allah’ın kitabını da diskalifiye eden, Allah’a kulluktan yüz çeviren bu zalimler, elleriyle dünyada işledikleri bu suçlardan dolayı kendilerine bir azap, bir sıkıntı geldiği, başları daraldığı zaman Allah’ı hatırlar ve kendilerini kınamaya başlarlar: “Eyvah bize! Vah bize! Yazıklar olsun bize! Meğer bizler zalimlermişiz! Meğer bizler Rabbimize ve kendimize karşı zulüm içindeymişiz! Kendimizi Rabbimize kulluk ortamından çıkararak hem Rabbimize, hem de kendimize zulmetmişiz. Yazıklar olsun bize ki, biz Rabbimizi diskalifiye edip kendimizi tanrılaştırmışız. Rabbimizin yasalarını terk edip kendi hayat programlarımızı kendimiz yapmaya kalkışmışız!”

 

“Yani biz hayatta kendimizi etkin zannetmişiz. Ne yapacağımızı, nasıl yaşayacağımızı kendimiz belirlemeye kalkışmışız. Allah karşısında bilgi, güç iddiasında bulunmaya çalışmışız. Allah hukuku dururken kendimize hukuk belirlemeye, Allah yasaları varken kendimize yasa belirlemeye kalkışmışız,” diyerek zalimliklerini itiraf edip feryat ediyorlar.

 

         Allah’ı da, Allah’ın yasalarını da, Allah’ın kitabını ve peygamberinin sünnetini de dışlayarak onlar yerine yeryüzü tanrılarının yasalarını uygulamaya çalışırken sistemleri tıkandığı, uyguladıkları yasalar kendilerini çıkmaza sürüklediği zaman, bu tür insanların aynı feryatlarının yükseldiğini görüyoruz. Birbirlerini suçladıklarını ama Allah yasalarını da bilmedikleri için yine bir pislikten başka bir pisliğe, bir çıkmazdan başka bir çıkmaza yuvarlanıyorlar.

 

Tam bulduk dediklerinde, biraz daha yokluğa saplandıklarını görüyoruz. Yaptıklarının kendilerine zulümden, ıstıraptan, gözyaşından başka bir şey sağlamadığını görüyoruz. Ezen ve ezilenler olarak, sömüren ve sömürülenler olarak bir ömür tüketiyorlar.

 

         Eğer bir toplumda egemen, yasa belirleyen güçler zalimler olursa, elbette yasa onlar lehine işleyecektir. Eğer egemen güçler hırsızsa, bu sefer de yasa onların lehine işleyecektir. Homoseksüellerin egemen olduğu toplumlarda da yasa onların lehine işlemeye başlayacaktır. Demokrasi bu, ne olacağı belli olmaz. Toplumda egemen güç Allah olmazsa, denge bir taraftan öbür tarafa kayıp duracaktır.

 

Meselâ şu anda bizim müşrik toplumda içki kimilerine serbest, kimilerine yasak. Zina kimilerine serbest, kimilerine yasak. Dokunulmaz olanlar, egemen olanlar istedikleri suçu işleyecekler ama ötekilere bunlar yasaktır. Kim dedi bunu? Kim verdi bu yetkiyi? Kim çizdi bu sınırları? Kim koydu bu kuralları? Eğer Allah, kullarının tümüne eşit haklar vermişse, bu Allah’a iftira değil de nedir?”

 

Nur:63. “Peygamberin çağrısını, kendi aranızda birbirinizi çağırmanız gibi tutmayın. Allah, içinizden sıvışıp gidenleri şüphesiz bilir. O’nun buyruğuna aykırı hareket edenler, başlarına bir belânın gelmesinden veya can yakıcı bir azaba uğramaktan sakınsınlar.”

                                                                                                      

Schreibe einen Kommentar