Musubet Gülistanı

Bela ve musubetlere en çok peygamberler, sonra veliler ve salihler maruz kalırmış. Allah kimseye taşıyamayacağı yük yükelemez. İnsanın bela ve musubete tahammülü onun kemalatı ölçüsünde. Bela ve musubetleri acı bir ilaç olarak ele alanlar olmuş. Bediüzzaman hazretleri musubet gidince geri faydası kalır demiş. Veliler bela ve musubetleri misafir gibi karşılayıp onların gelmesine şükretmişler. Çok musubetlere maruz kalmış olan Eyyub AS şükredenlerin başındadır. Resulullah SAS efendimiz çok musubetler görmüş. İnsanlar kendisine çeşitli işkenceler, ambargolar uygulamışlar. Bir yandan da ibadet etmede çok gayret göstermiş. Birgün Ömer RA Resulullah SAS efendimizin haline bakıp ağlamış, Resulullah SAS efendimiz istemez misin ki Dünya onların olsun, ahiret bizim demiş. Bela ve musubetler ahiret nimetidir denebilir. Ahiret nimeti dünyaya musubet gibi geliyor, ahiret azabı ise dünya eğlencesi ve zevki ile kendini saklıyor. Cehennem etrafi zevkler ve eğlencelerle çevrili iken Cennetin etrafı cefa ve musubetlerle çevrili. Bunun nedeni, Cennet gibi büyük nimete ancak er kişiler, aslanlar girebilsin, alçaklar yaklaşamasın diyedir. Bu yüzden Allah’ın aslanları bela ve musubetlere doğru at sürenlerdir. Eğlence ve rahat ise aşağılık cehennemliklein çok sevdikleri birşeydir. Aşağılıklar bela ve musubete layık değillerdir. Taşıyamayacakları için çok fazla bela ve musubet verilmez. Mevlana’nın mesnevide bahsettiği gibi aşağılık Firavun’un hayatı boyunca hiç başı bile ağırmamış, Allah kendisine hep iyilik vermis. Cennet etrafını çeviren yüce cefalara layık olmayan bu alçak ancak Cehennem etrafındaki zevk ve sefaya layıktır. Yeri Cehennem olanın layık olduğu şey ham kalmaktır. Bela ve musubet, cefa ve cehd olmadan kemalat olmaz. Ham kalmak isteyen eğlence ile vakit geçirsin. Ham kalanlar Ahiret ateşine dayanamazlar. İnsan ruhlar aleminden bu aşağıların aşağısına indirilirken en son nefis ile bir araya gelir denmis. Nefis ile bir araya gelmesi nefsin hükmüne girmesi veya nefiste fena bulması ile olur. Ruh zaman ve mekansız olduğu için nefiste fena bulunca insan kendini nefismiş gibi veya nefsini kendisiymiş gibi hisseder denmiş. İşte bu haldeyken, yani aşağılardayken, nefsin zevkleri, arzuları, korkuları, cefaları insana tesirli olur. Bu noktada insana sabır düşer. Bela ve musubetlere sabır nefsin tesirinde olanlar içindir. Aşağılık nefis bela ve musubetlerden şikayet eder. Bu ettikleri Hakka isyandır. Hakka ve kadere rıza göstermez. Hakkı itham eder. Kaderi kabul etmez. İnsan nefsinin bu haline sabredip Hak yoldan sapmamaya ve tövbe etmeye gayret göstermelidir. Bu halde ne yazık ki taklidi tövbe ancak olur. Hakiki nasuh tövbesi bu aşağılık derecede mümkün değildir, çünkü nefis yine isyan edecektir. Nefiste fena bulmuş olan ruh yükselmeden acıdan, sızıdan kurtulamaz. Ancak öyle bi hale gelmek lazım ki, artık onlara üzülmek yoktur hükmü gerçekleşsin. Ruh yükselince o zaman artık onlara üzülme yoktur gerçekleşir. Bu noktada bela ve musubete şükredilir, çünkü ruh onun tadini alır, ondan gıdalanır, nefis acı çekse de ruh huzur içinde olur. Bela ve musubetlerin ahirette gerçekleşecek o faydasından ruh bir koku duyabilir, bir tad alabilir. Bir veli birgün yolda yürürken bir dilenci görmüş, dilencinin her tarafı yaralar içindeymiş, yaralarının üstünde arılar geziyormuş, veli dilenciye yaralarını sarayım demis, dilenci, hayır elleme demis. En azından arıları kovayım deyince dilenci ona da izin vermemis. Sen demiş benim yaralarımla uğraşmaktansa git kendi gönül yaralarınla uğraş çünkü ben senin gönlünde bir yara görüyorum, sen nar yemek istiyorsun git bul ye de yaran iyileşsin, çok şükür bizde öyle bir gönül hastalığı yok demis. Veliler bela ve musubetler gelince gitsinler diye dua etmezler. Her zorlukla bir kolaylık vardır. Zorlukla birlikte olan asıl kolaylık odur ki Hakka doğrudan bir yol açılır, perdeler kalkar, Allah hasta ve mazlumlarla beraber olur, yanı Allah’a yakınlaşmak çok kolay olur. İnsan için asıl mesele, en önemli mesele Allah’a yakınlaşmaktir. İnsan dünyada bunun için var. Allah’in rızasını kazanmak için var. En önemli mesele bu. Araba alma, ev alma gibi şeyler için değil. Öyleyse bela ve musubet anında bu daha kolaysa, yollar kısalıp perde kalkıyorsa, bundan daha güzel kolaylık olur mu? İşte bahsedilen her musubetle birlikte olan kolaylık Hakka yakınlık kolaylığıdir. Her musubetle beraber Hakka yakınlık kolaylaşır. O yüzden veliler bela ve musubetleri misafir gibi karşılarlar. Allah’a yakınlaşma çağrısı gelmiş, yollar açılmış demektir. Şükretmek gerektir. Birgün dünya bitecek, fani hayat geçecek, artık bela ve musubete, cefaya sabretme ve şükretme kalmayacak, o zaman kazanç kapıları kapanacak, bu pazarın alışverişi bitecek, bu pazarda güzel bir ticaret imkanı çıkınca akıllı olan sevinir ve şükreder. Nefis bir binek hayvanı olarak bir eşek gibi görülmüş. At olamaz, bu nefisten asla at olmaz, bu olsa olsa aşağılık bir eşektir demek bile eşeğe hakarettir. O yüzden nefsaniyet üzre yaşayan ehli dünya, ehli küfür hayvandan aşağı denmiş. Nefsin zevkleri insana bir iyilik vermez. Nefsin eğlencesine düşüp yükselen yoktur. Nefse muhalefet edip evliya olan çoktur. İnsan olmanın yolu nefse muhalefetten geçiyor. Bu nefis bazan bir yılan gibi görülmüş. Mevlana’nın dediği gibi insan nefsi içinde yüzlerce köpek uykudadır, bir leş kokusu duyarlarsa hemen fırlar koşarlar. Nefis böyle yüzlerce köpekten oluşmuş birşey gibi de düşünülebilir. Bir dünya leşi görününce hemen ona koşarlar. Köpeklere leşler çok lezzetli gelir, kokusuna ve tadına bayılırlar. İşte bu aşağılık dünyanın zevk verici şeyleri böyle şeyler ama nefsine aldanan onlardan zevk alıyor. Mevlana bu konuda pislik böceği pislik kokusunu sever demis. Halis olanlar ise dünya pisliğini sevmezler, onlar Hakkın kokusunu severler. Mevlana’nın dediği gibi aşağılık pislik böcekleri gül kokusun sevmezler, onlar pisliklerin kokusunu severler. Veya ruhsuz bir inek herşeyi koklar ama inek asla kokladığı şeyleri güzel mi kokuyor diye koklamaz, onları koklamasının sebebi yemek içindir önüne gül atılınca gülü de koklar ama hemen kafasını çevirir. İnek için ot kokusu gül kokusundan daha güzeldir. İşte nefis için güzel olan, hoş olan şeyler vardır. Nefsin hoşlandığı şeyler aslında o leşler ve otlar gibdirler. Nefsin önüne musubet gülleri atılınca o alçak nefis o gülleri yemek ister, dikenleri ağzına batar ve feryadı başar. Güllerden nefret eder. Kim nefsinin kölesi olmuşsa inek gibi tepinir, eşek gibi yuvarlanır ve anırır. Nefsinin kölesi olmuş aşağılık birine musubet gülleri vermek ona ancak cefa verir. Şükretmek söyle dursun küfreder. Kafirlerin kafir olmaları onların Hakka olan düşmanlıklarındandır. Alçak nefisleri ve şeytanın oyununa gelmişlerdir. Hak erleri, aslanlar ise eşeğin kafasına birer yular takarlar, o gülleri dererler, eşek o gül bahçesinden geçerken dikenlerden şikayet etmiş, o gül bahçesinde ot bulmamamış kime ne, bu kimin umurunda, o güllerin güzellikleri, o güzel kokuları o Hak erlerini mest eder. İşte Hak yolcusunun sabrı ve şükrü böyledir. Onun sabrı eşeğin gül bahçesindeki sabrı gibiyken şükrü ise eşeğin üstündeki gülistanda mest olmuş olandır. Güllleri görüp yiyen ve dikeni ağzını parçalayan ve acılar içinde anırarak kaçan ve isyan eden bir eşek nerede, o gül bahçesinde mest olan gül toplayıcısı nerde. Kimse sakın o gül bahçesindekinin dikenlere kendini saplattığını düşünmesin. İşte onlara artık korku ve üzülme yoktur demek budur. Bu sabır falan da değildir, zevk ve sefadir. Hakkın dostları bela ve musubetler içinde Hak yakınlığı ile mest olurlar. Onlar bela ve musubetlerde Hak kokusunu alırlar. Bela ve musubetler gül gibi kokarlar. O kokuyu duyamayan kendine bir baksın veya kendine bir mürşidi kamil bulsun. Burnu ve gözü bozulmuştur. Eyyub AS’ın kıssası bu sırrın en güzel örneği. Eyyub AS gül bahçesinde gibi mest olduğundan, büyük bir gönül huzuru içinde olduğundan hastalığının iyileşmesi için dua etmemiş. Daha sonra zikrine engel olacak bir durum olunca dua etmek zorunda kalmış. Hastalığın iyileşmemesi gönül ehli için daha güzeldir. Gönlünde his olmayan bunu anlayamaz. Gönülde bir kapı açılmalı ki o halin hakikatından koku alsın. Hz Ali KV’nin bacağına ok saplanınca, namaz kılarken çıkarın demis, namaz sırasında çıkarmışlar, namazdan sonra çıkardınız mı diye sormus. İşte Eyyub AS’da zikirle meşgul olurken böyle mest olmuş bir haldeyken musubetleri baştacı etmiş. Zikirle meşgul oluren üstünden düşen kurtçukları geri koyarmış. Bütün bunlar zikrullah ile mest olmasındandır. En sonunda zikrine engel olacak duruma gelince hastalığından kurtulmak için dua etmiş. Hastalıklar ve musubetler nefsi zayıflatır, nefsi aciz bırakır. Bu ise gönül ehli için gönle ferahlık verir. Gönül ehli olmayana ise çok büyük acı verir. Allah’ın peygamber ve velilerine verdiği musubetlerle onlara zorluk verdiğini sanan büyük yanılgı içindedir. Süleyman AS da hastalıklarla şereflenmis. Allah kendisini tahtında çok hasta bir hale getirmiş. Bu Allah’ın bir nimetidir. Peygamber ve veliler musubetlerden Hak yakınlığı bulurlar. Hakkın Celal tecellisi gibi büyük nimet yoktur. Hakkın Celali uzaklığı yakar. Uzak yolları yakıp kül eder. Hakkın imtihanları hep birer davettir. Musubetler insanın boynuna geçmiş olup Hakka çeken hakkın kementi olarak görülmüşler. Ama eşeğe takılan kement eşek için bir cefadir, eşek inat eder gitmek istemez. Oysa dev dalgaların olduğu bir denize düşmüş olana bir can simidi bağlı ip atılsa o kimse sevinerek o can simidine tutunup, büyük bir zevkle o tarafa doğru çekilmek ister. İşte veliler musubet kementini can simidi olarak bildiklerinden zevkle mest olurlar, çünkü akıllı olan başlangıçta akıbeti görendir. Onlar kementi atanı ve çektiği yeri görürler, o çekildikleri yeri hayranlıkla seyrederler. Pirimiz Abdülkadir Geylani Efendimiz o kementin peşinden 25 sene çöllerde koşmuş. Cefa can simidine tutunup gitmiş. Canı kurtaran can simidi olan cefaları kovalamış. Canını kurtarmak isteyen bu can simitlerine sevinir. Onlardan şikayet edenler ise cansız kütükler gibi deryada çürüyüp giderler. Uzaklara sürüklenip giderler. Yakınlığa çekilme can simitlerini sevmezler. Hak dostları bu can simitlerine tutunup ebedi huzura ermişler. Onları görünce şükretmişler. Kendi canından bihaber cansızlar ise ebedi yokluğa garkolmuşlar. Mevlana hazretleri efendimizin deyimiyle, Hak erleri o eşeklerini hep ateş dolu vadilere sürerler, İbrahim AS gibi ateşlere atılırlar. O musubet ateşlerinde gül bahçeleri bulurlar. Bunu ancak aslan denen türden olanlar yapar. Candan, fesattan, vardan, yoktan geçmiş olan erler yaparlar demiş Mevlana hazreleri… Kelle uzatan İsmail’ler yaparlar. Cennet’in serbetleri soğuk ve tatlıdır deyip yürüyen ve uçan Cafer Tayyar’lar yaparlar… Kellelerin top gibi uçuştuğu er meydanı er kişilerin yeridir. Bela ve musubetlere koşturan, gözünü budaktan sakınmayan, ruh olmuş uçanların işi bu… Yoksa korkak ve ham olanlar bu işe layık değiller. O yüzden bela ve musubetler erlerin büyükleri peygamberlere ve onların aslanları velilere gelirler. Herkese taşıyacağı verilir. Hak eri denen şey dünyanın herşeyinden kesin olarak geri dönmemek üzere geçip canı üstüne and içmiş, sözünün eri, sonuna kadar Allah’a olan yeminlerini tutup son nefeslerini bu ahitlerini tamamlayarak verenlerdir. Bundan aşağısı bu şerefe layık değildir. Dönek ve aşağılık takımı bu şerefi taşımaya layık değildir. Bela ve musubet ise bu şereflilerin, bu uluların kalburudur. Musubet gelince aşağılık olanlar aşağılara düşerler, sadece Hak erleri aslanlar gibi kükrer ve Zeyd gibi atılır, Cafer Tayyar gibi coşar, Abdullah bin Revaha gibi ey nefsim ben bunu bekleyip durdum, sen ayağıma bağ olmaya kalkma, ben şehit olmayı bekleyip dururdum deyip sevinçle atılır giderler. Musubete sabır ancak alçakların işidir, er kişiler musubete koşarlar, atılırlar. Hak eri dua edecek olsa der ki: Ey Rabbim! dünyanın ne kadar fitne ve fesadı ve musubeti varsa karşıma çıkar ki onları böcek gibi ezeyim! Kimse onun musubet gelmesin diye dua ettiğini sanmasın, aksine nerde acaba diye arayıp bulur. Musubet Hak erinden korkup ondan sakınır ve kaçar. İbrahim AS put musubetini parçalayıp putperest musubetine meydan okuyup ateş musubetine gönüllü atılmış. Muşubeti engellemek için gelen meleğe de cevabı Hasbuyallahu ve nimel vekil deyip ateşe atılmak olmuş.

Schreibe einen Kommentar