Huzurun Yolu

İnsan gönülden ibarettir demiş veliler. İnsan gönül üstüne varlık elbisesi giydirilince ırk, dil, renk gibi şekillere bürünüyor. Hakikatta insan gönülken sonra mesela konuşuyor gönül dilinden bir kıvılcım çıkıyor ve o kıvılcım ses tellerinden ses olarak çıkıyor ve başka başka dillerde ifade buluyor. İnsanın bütün duyuları gönül ile irtibatlidir. İnsanın bir dili vardır bir de gönül dili vardır, bir gözü vardır bir de gönül gözü vardır. Gönül olanı gerçek olanıdır, surette olanı ise geçici olanıdır. Süreti dil kopuk gibidir. Türkçe söylersin, İngilizce söylersin, Almanca söylersin, Makedonca söylersin, bir şive ile konuşursun, kelimeleri iyi telaffuz edersin, edemezsin, bizim gibi Trakya şivesinle konuşursun bunlar köpüklerdir. Hakikat gönülde. Gönüldekinde hiç böyle şey yok. Gönülde bir yel eser, dalgalardan köpükler olur, onlar dil ile saçılır. İnsan ilk yaratıldığında gönül duyuları ile kalu belada keskin bir görüş sahibiymis. Sonra varlık perdesine bürünmüş. Varlık perdesi bir senaryodan ibaret. Bu dünyada ne varsa hepsi bir senaryo. Kahramanlar, güçlüler, büyükler, makam sahipleri, koltuk sahipleri, nam sahipleri, açlar, dilenciler, köylüler bütün bunlar senaryo. Canlar çıkıp gidince kabiristanda mezarların altından fark yok. Fark senaryoda. Senaryoya bakıp aldanmamak lazım. Hakikatta şerefli ve aziz olanlar dünyada köylü ve fakirler olurlar. Hakikatta aşağılık olanlar dünyada zengin ve güçlü olurlar bazan. Bütün bunlar oyundan ibarettirler. Nitekim peygamberimiz haber vermiş ki Cennetliklerin çoğu sakatlar, topallar, dilenciler, fakirler, hastalar, acizler gibi dünyada aşağı görülenlerdir. Bunun nedeni bu görüntüye ve surete ait şeylerin tamamen senaryonun kostümleri olması. Kostümler çıkınca ahirete göçülünce iste o zaman gönüllerin hakikatı ortaya çıkar. Gönüllere bakılan günde gönül terazileri kurulunca kimin gönlünde aşktan eser varsa o geçer akçeyi, geçerli parayı kazamiştir. Kimde aşk yoksa sefaatçi arar. Herkes başta Resulullah SAS ve aşıkların sefaatine başvuracaktir. Aşktan anlamam ben Rahmani tecellideyim deyen zamanın büyüğü Bediüzzaman da aşıkların piri Gavsul Azam Abdülkadir Geylani olmasa rahmani tecelli vilayetinden eser göremezdi. Veliler bir Rabbin tesiri altındadırlar. Bediüzzaman rabbının Rahman ismi olduğunu belirtmiş . Aşk yoluna bakışını bu rab altında yaptığından keşfi de Rahmani’dir. Gavsul Azam Abdülkadir Geylani hazretlerinin çöllerdeki halleri, ve aşk hakkında söyledikleri ise Hakikata daha yakındır. Bediüzzaman Rahman-ür-Rahim ismi bütün isimleri kapsayan en kulli isim demiştir. Bunu demesinin nedeni tesiri altında bulunduğu Rahman rabbının tesiri iledir. Gavsul Azam Abdülkadir Geylani hazretleri ise La İlahe Illalah demiştir. Bütün esma tevhidtedir demiştir. Errahman-ür-Rahim’i görmemiştir. Nitekim Güneş çıkınca ay görünmez. Bu yüzden aşk hakkında tevhid mertebesinden Gavsul Azamın halleri ve söyledikleri en kamil olanıdır. (*) Gavsul Azam Abdülkadir Geylani hazretleri halini anlatırken, bazan aşk ile kendimden geçerdim, çöllerde günlerce yürürdüm, sonra kendime gelince hiç bilmediğim yerlerde olurdum der. 25 sene Bağdat’in çöllerinde insanlar benden habersiz ben de insanlardan habersiz yaşadım der. Kıyamete kadar bütün evliyaların piri ve hepsinin büyüğü Gavsul Azam Abdülkadir Geylanı hazretleri sana bu yolda lazım olan bir tek şey vardır o da aşktır buyurur. Araba yolda kalınca bir halat bağlanır çekilir. Pamuk ipliği ile çekilemez. İnsan yolda kalmış bir araba gibidir. Onu çekebilecek tek şey aşktir. İnsan gönlünü temizleyebilirse hakka doğru ilerler. Yoksa yolda kalir. Gönülden temizlenecek olan varlıktır. Buna sadece dış varlık dahil değil kendi varlığı da dahildir. Kendi varlığını temizlemenin dereceleri çöktür. Dünyada geçip ahireti istemek örneğin bir temizliktir ama Allah’a yakın olanlar için büyük vefasızlıktır. Cennet istemek iyi ve güzeldir. Ama Allah’a sevgili olanlar için bir ihanettir. Bütün bunlar gönlün temizliği ile elde edilecek şeyler. Haldir, ve Allah lütfederse tasavvuf yolu ile ulaşılır. Zikir ve tasavvufi edeple yolda ilerlenirse bu haller gelir. Yoksa akli ve mantıki değildir. En zeki insanlar bu yolda kuru yaprak gibi savrulur. Mevlana biz delinin delişiyiz demis. Akıl ve varlıkla Hak aşkı bir araya gelmez. Gelse ne olacak. Bir şişe büyük raki içen birinin aklı başında kalır mi? Mevlana hak askı yüz fıçı şarap tesirinde şerhoşluk yapar demis. Bütün bunlar hak ve hakikattan şeyler. İnsan gönlünün potansiyeli kadar bir yere varabilir. En büyük potansiyel peygamberlere ve evliyalara aittir. Evliyaların yolunda olanlara da bu geçer. Gönül şarabı içmekten başkaları anlamazlar. Gerçekten var olduğunu bilemezler. Çünkü insan hiç bal yememiş olsa balin tadı nasıl anlatılır. Bunun için tasavvufta aşıkların bahsettiği hak aşkı şarabını birşeylere benzeterek anlamaya çalışır bilmeyen. Hakikatta o hiç birşeye benzemez. Ne dünya şarabına benzer, ne aşka benzer ama başka şey olmadığıdan aşıklar böyle şeyleri kullanıyorlar. Aşk gibi bişey, mevlananın deyimiyle yüz varil şarap kadar tesirli ama bütün bunlar sadece benzetme. Gönül olgunluğuna sahip olan ilahi aşka varır. Bu hallere ulaşan olgun gönüller ise Bayezid gibi olurlar. Bayezid Bistamı hazretleri 20 sene yanında duran birine her defasında adın neydi diye sorarmıs. Aklı ve zekasıyla herkesi hayran bırakan ve adı Ariflerin Sultanı olan bu dünyanın gelmiş geçmiş en zeki insanı 20 senede yanındaki hizmetçisinin adını hatırlayamamıs. Aşıkların halı böyle olur. Yusuf AŞ yıllarca Mısır’da zındanda kalmış, ama ona bunca yıllar bir gün gibi gelmis. Bunun nedeni aşk. İlah aşk ile şerhoş olduğundan Yusuf AS hiç yalnızlık ve uzaklık çekmemis. İşte dünya gamından, dünya darlığından kurtuluşun tek çaresi ilahı aşktir. Başka yolu yoktur. İnsan gönülden ibarettir dedik. Gönül ise bu dünyaya ve insanın dünyadaki varlığına sığmayacak kadar yücedir. Bu yüzden ilahı aşk bu dünyada tek teselli ve kurtuluştur. Başka türlü gönülde darlık ve gam bitmez. Gönülden ibaret olan insanın huzur ve iyi hissetmesi, mutlu olması gönlün gıdası olan ilahi aşka bağlıdır. Mal veya mevki veya varlık gönle huzur vermez. Abdülkadir Geylani, Bistami, Cüneyd, Mevlana, Yusuf AS gibi huzur aşkla gelir. İnsan gönülden ibaretse elbette böyle olacak. Elbette huzur yani sürekli ve bitmez tükenmez huzuru aşkla olacak. Hangi gönül Hak şarabından bir yudum içmiş işe, artık ona asla gam, keder gibi şey uğrayamaz. Sonsuza kadar mest olmuştur. Kuran da bunlar hakkında artık onlara üzülme yoktur der. İşte tasavvuf yolu insanları sonsuza kadar gam ve kederden stres ve üzüntüden hepsinden kurtarır. ———————(*) NOT: Yukarıda velilerin Rabları hakkındaki bahis tasavvufi bir kavramdir. Öncelikle Melekler tam bir tecelliye sahip olmadıklarından hepsi kendi esmadan rabları olan tecellidedirler denir. Şeyhül Ekber Muhyiddin İbnu Arabi KS hazretleri Meleklerin Adem AS hakkında yeryüzünde kan dökecek birini mi yarattin diye sormaları tamamen bu nedenledir, yani tesiri altında bulundukları rabbani esma yüzündendir, itiraz değildir der. Veliler de böyle ilahi esmanın birinin kuvvetli tesirine girerler. Bu durumda melekler gibi kendi durumlarında keşifte bulunurlar, meleklerin o dedikleri de onların keşifleridir. Ama renkli bir gözlükle bakmak gibidir. Bediüzzaman da aşk hakkında Mektubatta bazı keşiflerde bulunur, tesirinde bulunduğu Rahman rabbının rengi ile konuşur. Veliler hal ve makamlarında müşahede ve keşif üzeredirler. Bilen üstünde ise her zaman bir bilen vardır. Bediüzzaman Hak olarak kendi ahvalinde Hak olanı o Hak tecellisinden dillendirmiştir. Hakkın varlığı ve tecellisi ise sonsuzdur.

Schreibe einen Kommentar