Başıboş Yaşamak

Seyyid Muhammed (k.s.) Efendi Hazretleri şöyle buyururlar: “İnsanoğlu başı boş yaşasın diye dünyaya gelmedi. İslamiyetin öngördüğü kurallar haricine çıkanların ve başı boş hareket edenlerin cezalandırılması için Allah-u zü’l-Celâl cehennemi halketti (yarattı), İslamiyeti kabul edenler için ise cenneti halketti (yarattı)…” Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: “Dünyaya meyledenin emeli uzun olur, sonunu getiremez, bitmez tükenmez ihtiyaca düşer; öyle bir meşgale kaplar ki mihnetinden kendini kurtaramaz.” “Ahiret işi sana kolay gelir, dünya işi zor gelirse, bil ki sen iyi hâl üzeresin. Ahiret işi zor, dünya işi kolay gelirse, bil ki durumun kötüdür.” “Bir kimsenin dünyada yediği lokmanın karşılığı, ahiretteki hissesinden eksilir.” “Eğer mü’minin dünyalıktan birşeyi artarsa Allah katındaki noksan olur ve eski hali gibi olmaz.” “Dünyasını seven ahiretine, ahiretini seven de dünyasına zarar verir. O halde siz baki olanı fani olana tercih ediniz.” “Dünya ve ahiret birbirinin zıddıdır. Birini ne kadar memnun edersen, diğerini de o kadar gücendirirsin.” “Kimin emeli dünya olursa, Allah onun işini aleyhine olarak darmadağın eder, fakirliği iki gözünün arasında kılar, dünyadan eline geçen miktar da kaderinde yazılandan fazla olmaz. Kimin de maksadı ahiret olursa, Allah, onun işlerini derleyip toparlar, zenginliğini kalbine koyar, dünya nimetleri koşarak ayağına gelir.” “Kim gam ve tasalarını bire indirir ve gönlünde sadece ahiret tasasına yer verirse, Allah onun dünya ile ilgili gamlarını giderir. Kim de gam ve tasalarını dünya hallerine yayarsa, Allah onun hangi vadide helak olacağına aldırmaz.” “Hak teâlâ buyurdu ki, „Ey dünya, bana hizmet edene hizmetçi ol! Sana hizmet eden de senin hizmetçin olsun.“ “Ey Ademoğlu! Bana ibadet etmek için seni meşgul eden şeyleri bırak ki gönlünü zenginlikle doldurayım. İhtiyaçlarını da gidereyim. Böyle yapmazsan elini meşgalelerle doldururum, ihtiyacını da gidermem.” Naziat:37-39. “İşte, azıp da dünya hayatını tercih edenin varacağı yer şüphesiz cehennemdir.” 40-41.“Ama kim Rabbinin azametinden korkup da kendini kötülükten alıkoymuşsa varacağı yer şüphesiz cennettir.” Ehlullah bu ayetleri şöyle tefsir eder: “Buyurularak iki insan tipi ortaya konuyor: Birincisi tâğutluk edip, azgınlaşıp, Allah karşısında güç ve bilgi iddiasında bulunup, dünyayı, dünya hayatını tercih eden bir insan tipi. İkincisi de Rabbinin makamından korkup, nefsini hevâsından arındıran insan tipi. Evet; “Evimi ben de düzenleyebilirim! Ev tefrişinin nasıl olması gerektiğini ben de bilirim! Hanımımı nasıl giydireceğimi ben de bilirim! Çocuklarımı nasıl eğiteceğimi ben de bilirim! Nereden kazanıp nerelerde harcayacağımı, nasıl düğün yapacağımı, misafirlerime neleri ikram edeceğimi, nerede okuyacağımı, neleri okumam gerektiğini, nerede görev alacağımı ben de bilirim! Allah’ın tüm bu konularda bilgisi varsa, benim de bilgim var! Benim de aklım, benim de keyfim var! Ey Allah’ım! Her ne kadar da zahmet edip bir kitap göndererek bütün hayatım konusunda bana bir program belirlemişsen de ben bu aklımla, bu bilgimle seninkine muhtaç olmadan, senin kitabına hiç de müracaat etmeden ben de hayatımı düzenleyebilirim!” diyerek kim tâğutluk ederse, haddi aşarsa, hayatını Allah’a sormadan yaşarsa, Kitabı yok farz ederek, peygamberi gelmemiş sayarak bir hayat yaşamaya kalkarsa, Ve de dünya hayatını tercih ederse. Yani dünyayı kıble bilerek, dünyayı hedef bilerek tüm planını ve programını dünyaya göre, dünya adına ve dünyada bitecek şekilde yaparsa. Ölüm ve ölüm ötesi hayat için bir derdi, bir yatırımı yoksa; Onların varacakları yer, me’vâları, barınakları cehennemdir. Soluğu cehennemde alacaklardır onlar. Ama; Ama kim de Rabbinin makamından korkarsa. Kim de Allah karşısında kötü bir konuma düşmekten korkarsa. Yani toplum karşısında değil, baba ana karşısın da değil, âdetler, konu komşu, amir-müdür, moda, yönetmelikler karşısında kötü bir konuma düşmekten değil, Allah karşısında kötü bir konuma düşmekten korkarsa, yani el âlem ne der acaba? İnsanlar benim hakkımda ne düşünürler acaba? Müdürüm, amirim ne der acaba? değil de Rabbim ne der acaba? diye korkarsa, Rabbi karşısında kötü bir duruma düşmekten, Allah’ın hoşnutluğunu, Allah’ın rızasını kaybetmekten, Allah’ı üzmekten ve darıltmaktan tir tir titrerse, yaptığı her işinde, her eyleminde sadece Allah’ı düşünür ve O’nu hesap ederse. Ve bir de; Nefsini hevâdan korursa, havadan, havalanmaktan kendini korursa. Hevâ nedir? Hevâ boş şey demektir. Yani yarın kişinin mîzanına konunca onu cennete götürmeyecek olan her şey hevâdır. İsterse cehenneme götürmesin, o boş şeydir. Kişi kendisini boş şeylerden korusa, Hayatını vahiy kaynaklı, Beyyine kaynaklı yaşarsa; İşte onun da varacağı yer, gideceği yer de cennettir. Hevâsını terk eden, hevâ ve hevesiyle hareket etmekten kurtulup vahiyle, Beyyine ile hayatını düzenleyen kişinin gideceği yer cennetmiş. Rabbimiz öyle diyor. Öyleyse bizler kesinlikle hevâlarımızı, heveslerimizi terk edip, onlarla hareket etmekten vazgeçip cenneti kazanmak zorundayız. Ama unutmayalım ki bunun yolu da Beyyine ile tanışmaktan geçmektedir. Peki Beyyine nedir? Beyyine, Allah’tan gelendir. Beyyine, Allah’ın kullarının hayatına karışmak üzere gönderdiği hayat programıdır. Vahiydir, kitaptır, Allah bilgisidir. Kitaba sahip olan, kitapla hareket eden Allah’ın Resûlüdür. Elinde Kitapla insanları hakka çağıran peygamberdir. Beyyine ile, Kitap ve sünnetle hareket eden bir Müslüman, Kitap ve sünneti tüm hayatında tüm hareketlerinde istinat kabul eden bir mü’min, Beyyine üzere demektir. Beyyine’den habersiz, Kitap ve sünnetten uzak, delilsizce kendi hevâ ve heveslerine uyanlar da kâfirlerdir. İşte mü’minle kâfiri birbirinden ayıran belirgin nokta budur. Mü’min her adım atışında beyyine ile hareket ederken, kâfir ise kendi aklını, kendi heveslerini ve keyfini ölçü almaktadır. Eğer bizler de bugün hevâ ve heveslerimizi bırakıp Beyyineyle hareket edeceksek o zaman biz de vahyi bilmek zorundayız. Ben kitaba dayanıyorum, benim istinatgahım, benim hareket noktam vahiydir diyeceksek, vahyi tanımak zorundayız. Kur’an ve sünneti tanımamız lâzım. Aksi takdirde bugün pek çoğunun biz kitaba dayanıyoruz iddiasında bulunup da kitaptan habersiz bir hayat yaşadıkları gibi yapmaya kalkışırsak Allah korusun sonumuz cehennemdir. Şunu da asla unutmayalım ki, Beyyine’nin olmadığı yerde hevâ ve hevesler geçerlidir. İnsanlar eğer amel edecek kadar, hayatlarını düzenleyecek kadar Beyyine ile tanışmamışlarsa hayatlarını mutlaka başka şeylerle doldurmak zorunda kalacaklardır. Öyleyse Allah’ınızın aşkına Beyyine ile tanışmaya çalışalım. Yaptığımız her işte, verdiğimiz her kararda, attığımız her adımda Beyyine’ye dayanmaya, Beyyine’ye sarılmaya çalışalım. İşte o zaman biz Allah’ın bu âyetinde anlattığı cennetlik Müslümanlardan olma imkânı elde etmiş olacağız inşallah. Değilse Allah korusun Kitap ve sünneti tanımadan, beyyineyle tanışmadan bir hayat yaşayacak olursak o zaman ya kendi hevâ ve heveslerimizi putlaştıracak ya da günümüz müşriklerinin yaptığı gibi bir kısım Allah düşmanı tâğutların hevâ ve heveslerine uymak zorunda kalacağız. Eğer bu tür zavallıların hevâ ve heveslerine tabi olursak o zaman kesinlikle bilelim ki Rabbimizi ve O’nun âyetlerini terk etmek zorunda kalırız. Allah korusun o zaman hayatımızda Rabbimizin âyetlerine gündemimizde yer kalmaz. Onlara tabi olduğumuz zaman onların gündemlerine tabi olmak zorunda kalırız. İşte görüyoruz her gün yeni bir gündemle insanları meşgul ediyorlar. Ne zaman bunların vahiylerinden vakit bulup da insanlar vahye dönebilecekler bilmiyorum? Bugün şu konu, öbür gün bu konu derken gündemi tamamen dolduruyorlar ve insanların vahiyle meşgul olmasına fırsat vermiyorlar. Allah korusun öyle olunca da âhiret gündemlerimizden düşüverir. O zaman yine Rabbim muhafaza buyursun tıpkı onlar gibi sırf dünya ve dünyalık düşünen birer materyalist olup çıkıveririz. Tıpkı bu müşrik kafalar gibi Allah yetkilerini alıp birilerine veren birer demokratik olur çıkarız. Ve korkuyorum farkında olmadan hızla Müslümanlar buna doğru gidiyorlar. Hayır hayır! Bizim aklımız başımızdadır elhamdülillah. Bizler kesinlikle bu adamların hevâ ve heveslerine tabi olmayacağız. Bizler vahyi tanıyıp onun dedikleri istikâmetinde bir hayat yaşayacağız ve şirke düşmemeye azami gayret göstereceğiz inşallah. Allah bu konuda bize şuur versin, basiret versin inşallah.” Hakikatin safasına ulaşabilme duasıyla…

Schreibe einen Kommentar