YOL

Seyyid Muhammed (k.s.) Efendi Hazretleri şöyle buyururlar: “…Önce iman, iman-ı kamil yoluna girmeliyiz. İmanın anahtarı “la ilahe illallah muhammedu’r-rasulullah” demektir. “Lailaheillallah” demek “Ben Allah-u zü’l-Celal’in birliğine, varlığına inandım iman getirdim. Hakimiyet, din, adalet ve nizam Allah’a aittir. Allah-u zü’l-Celal’in hükmünü kabul ettim” demektir. Muhammedu’r-rasulullah demek ise şeriat-ı muhammediye’yi kabul etmektir. Yani Hazreti Muhammed’in getirdiğinin helalını helal bilmek haramını haram bilmek, günahını günah sevabını sevap bilmek, kabul etmek icra etmek mecburiyeti demektir. İman bu iki temel esas üzerine bina edilmiştir. İman parçayı kabul etmez. Kuran’ın bir bölümünü kabul ettiği halde bir bölümünü inkar edeler mesela namazın farz olduğunu kabul ettiği halde faizin de helal olduğunu kabul eden kimse küfürden kurtulamaz ve cehennemden de çıkamaz…” Yunus Suresi: 7,8. “Bizimle karşılaşmayı ummayan ve dünya hayatından hoşnut olup ona bağlananların ve âyetlerimizden habersiz bulunanların, işte bunların kazandıklarına karşılık varacakları yer cehennemdir.” Ehlullah bu ayetleri tefsirinde şöyle der: Bizimle kavuşmayı ummayanlar, bizimle karşı karşıya gelecekleri randevu gününü hesaba katmayanlar, ölüm ötesini hesaba katmadan yaşayanlar, öldükten sonra dirilip hesaba çekileceklerini kabul etmeyenler, dünya hayatından razı olup onu tatminkâr bulanlar, dünyayla mutmain olup onun ötesinde âhirete bir meyil bir arzu duymayanlar, dünyayı ve dünya nîmetlerini yeterli bulup âhiret adına bir yatırımda bulunmayanlar. Evet işte ancak bunlar bizim âyetlerimizden gafildirler diyor Rabbimiz. Evet işte Allah’ın âyetlerine karşı gaflet içinde olanlar bunlardır. Kim ki dünyayı yeterli bulur, kim ki dünyayı hedef bilir, dünya ve içindekilerden razı olur, onu tatminkâr bulur, onunla yetinmeyi düşünür, dünyayla mutlu olur ve dünyanın ötesindeki âhiret mutluluğunu, cennet nîmetlerini ve cennet saadetini arzu etmezse elbette bu kişi Allah’ın âyetlerinden gafil olacaktır. Benim için önemli olan dünyadır, dünyam iyi olsun da gerisi önemli değildir, dünyada ulaşayım da gerisi önemli değildir diyerek, dünyayı tatminkâr görerek tüm plan ve programını dünyayı kazanma adına yapan bir kişinin elbette Allah’ın âyetleriyle ilgilenmesi mümkün olmayacaktır. Elbette Allah’ın âyetlerinden gafil olan bir kimse de dünya hayatını Allah’ın istediği gibi değil de kendi istediği biçimde değerlendirecek ve böylece o kişinin dünyası da âhireti de berbat olacaktır. Çünkü Allah’ın istediği biçimde yaşanmayan dünyanın Allah katında hiç bir değeri yoktur. İmtihan için geldiğimiz bu dünya hayatı Allah’ın istediği gibi değerlendirilir, Allah’ın belirlediği hayat programı istikâmetinde yaşanırsa bir değer ifade edecektir. Dünyayı Allah’ın istediği biçimde değerlendiren insanların dünya hayatları da güzel, âhiret hayatları da güzel demektir. O zaman mü’min dünyada da cennet hayatını yaşamış olacaktır. Ama dünyada Allah’ın programıyla değil de kendi hevâ ve hevesleriyle yaşayan ve yine kendi hevâ ve hevesleriyle dünyayı hedef bilen, onunla tatmin olan, onu yeterli gören, onun ötesindeki hayata hazırlık içinde olmayan kişi Allah’ın âyetlerinden habersiz, Allah’ın âyetlerine karşı gaflet içinde yaşayan kişi demektir. İşte böylelerinin varacağı yer cehennemdir. Dünyada yaptıklarından dolayı, kazandıklarından dolayı onların gidecekleri yer cehennemdir, ateştir. Evet işte dünya hayatında dünyayı hedef bilen, dünyayı tercih edip âhireti ve âhiretteki mutlulukları mükâfatları hesaba katmadan bir hayat yaşayan, yaşadığımız hayat ancak işte bu dünya hayatıdır, bunun ötesinde başka bir hayat yoktur. Varsa da yoksa da hayat bu dünya hayatıdır, bu hayatın ötesinde ne dirilme vardır ne de hesap kitap diyerek hayatını dirilme de hesap kitap da yoktur inancına bina ederek yaşayan, dünyada ne bulmuşlarsa mal mülk, ev bark, dükkan tezgah, şan şöhret, yeme içme, giyinme kuşanma gibi onlardan razı olan, onlarla övünen insanların sonunda gidecekleri yer burasıdır. İşte bunlar bizim âyetlerimizden gafildirler buyururken Rabbimiz bu duruma düşmenin sebebini de aslında burada açıklamış oluyor. Allah’ın âyetlerinden gaflet. Allah’ın âyetlerinden habersizce bir hayat yaşamak. Allah’ın hayatımıza diktiği işaret levhâlârını örterek, Allah’ın yol gösterici uyarılarını gündemden düşürerek yaşanan bir hayatın sonucu elbette böyle olacaktır. Bir insan düşünün ki Allah tarafından dünyaya getiriliyor, dünyada kendisi için gerekli tüm yaşam şartları hazırlanıyor, muhtaç olduğu tüm nîmetler cömertçe kendisine sunuluyor ve yine Allah tarafından geçici bir imtihan süresi için getirildiği bu dünyada nasıl bir hayat yaşayacağına dair kendisine bir hayat programı gönderiliyor, bu programın icrası konusunda kendisine örnek elçiler sunuluyor. Sonra da eğer böyle bir hayatı yaşarsan sonunda Rabbinin cenneti var, değilse sen bilirsin ateş seni bekliyor diye açık, açık uyarılıyor. İşe bütün bunlara rağmen bir insan düşünün ki Allah’ın kendisine verdiği bu hayattan istifade ediyor, Allah’ın kendisine verdiği tüm nîmetleri kullanıyor ama Allah’ın kendisine gönderdiği vahyi reddediyor, bu hayatın yaşam kurallarını, hayatın katalogunu görmezden geliyor Allah’ın kendisine gönderdiği peygamberin hayat programını reddediyor ve kendi hevâ ve hevesleri istikâmetinde bir hayat yaşamaya kalkışıyor. Kendi görüşlerine, kendi heveslerine tapınarak bir hayat yaşamaya kalkışıyor. Şehvetleri varsa, kadın kız varsa, para pul varsa, şöhret, alkış varsa, yeme içme varsa tamam, bundan başkası bize lâzım değil diyorsa elbette onun gideceği yer de cehennemdir ateştir. Rabbimizin bu uyarıları istikâmetinde kendimizi hesaba çekmek zorundayız. Acaba okuduğumuz bu âyetler çerçevesinde bizim yerimiz neresidir? Bu âyetler ışığında acaba bizim konumumuz nedir? Acaba yaşadığımız hayatta ne kadar dünyacıyız ne kadar âhiretçiyiz. Acaba yaşadığımız hayat gerçekten Allah’ın âyetlerinden kaynaklanan bir hayat mı, yoksa Allah’ın âyetlerinden gaflet içinde, onlardan habersizce bizim kendi hevâ ve heveslerimizden kaynaklanan bir hayat mı? bunu çok ciddi düşünmek zorundayız. Yâni acaba dünyamız için âhiretimizi fedâ etmiş, âhireti unutarak tüm plan ve programlarımızı dünya için mi yapıyoruz? bunu çok ciddi düşünmek zorundayız. Elbette müslümanın hayatında da dünyayla ilgilenme vardır. Yeme, içme, giyinme, kuşanma, kazanma harcama gibi. Çünkü biz dünyada yaşıyoruz, dünya şartlarında yaşıyoruz. Ama müslüman hiç bir zaman dünyası için âhiretini fedâ eden insan değildir. Müslüman dünyasını Allah için, Allah’ın haber verdiği ebedî saadet yurdu âhiret için yaşayan insandır. Bunu hiç bir zaman unutmamalıyız. Onun içindir ki bu âyetler ışığında kendimizi hesaba çekmek zorundayız. Acaba şu anda Allah’ın âyetleri bizim gündemimizde ne kadar yer işgal ediyor? Acaba gündemimizde ne kadar cennet var? cehennemi ne kadar düşünebiliyoruz? Gündemimizde dünya mı var yoksa bunlar mı? En çok dert edindiğimiz şey nedir? bunu ciddi ciddi düşünmek zorundayız. Eğer şu anda bizim dünyamızda bizim gündemlerimizde gerçekten âhiret hakimse, gerçekten cennet ve cehennem hakimse, yaşadığımız hayatta tüm eylemlerimizde, tüm tavırlarımızda, tüm amellerimizde hakim unsur bunlar ise o zaman biz hayata Allah’ın âyetleriyle bakabilecek, hayatı Allah’ın vahyiyle değerlendirecek, problemlerimizi Allah’ın âyetleriyle çözümleyecek ve Allah’ın bize lütfettiği bu dünya hayatını Allah’ın istediği biçimde değerlendirecek bir noktadayız demektir. Ama bütün hemmimizle, bütün gayretimizle dünyaya yönelmiş, dünyanın peşine takılmış, dünyayla tatmin olmuş, daha fazla kazanma, daha fazla üretim, daha fazla ekonomi, daha fazla alkış, daha fazla makam, daha fazla koltuk ve şöhret peşine takılıp, dünyanın içine gömülüp âhireti hatırımıza bile getirmeyecek bir pisliğin içine düşmüşsek, o zaman bilelim ki biz Allah’ın âyetlerinden uzak, Allah’ın hayat programından habersiz bir hayatın içindeyiz demektir ki bu hayatın sonu cehennemdir. Allah’a kulluğa, Allah’ın dinini, Allah’ın kitabını ve Resûlünün sünnetini tanıyarak iyi bir müslüman olmaya ayrılması gerek zamanın sadece para kazanmaya ayrıldığı bir hayat insanı cehennemden başka bir yere götürmez. Allah’ın âyetleriyle birlikte olmayan, Allah’ın âyetlerinden habersiz yaşayan, toplumun empoze ettiği sahte âyetlerle, toplumun sunduğu sahte hedeflerle, sahte önderlerle, sahte peygamberlerle, şeytanla ve şeytan vahiyleriyle hareket eden bir kimsenin gideceği yer elbette şeytanların gidecekleri yer olacaktır. Bundan sonraki âyetinde kendi âyetleriyle hareket eden, Allah’ın âyetlerini gündeminde canlı tutarak o âyetler istikâmetinde bir hayat yaşayan ve böylece dünya ve âhiret dengesini Kur’an, yâni tercihini Allah’ın istediği şekilde bir hayattan yana kullanan, ölüm ötesi hayatı hesaba katarak yaşayan mü’minlerin hem dünyada hem de âhirette kazanacakları mükâfatları mutlulukları anlatacak Rabbimiz bakın şöyle buyuruyor: 9. “İnananlar ve yararlı iş yapanları, imanlarına karşılık Rab’leri doğru yola eriştirir; nîmet cennetlerinde onların altlarından ırmaklar akar.”

Schreibe einen Kommentar