Ahirzaman ve Tasavvuf Yolu

Hamd Allah’a ve Allah’in selami Resulullah SAS efendimize ve aziz ailesine ve ümmetine ve ahirzamanın nuru Seyyid Muhammed efendi ve sofularına ve ümmete olsun. İnsan bu dünyaya göz açınca, uçsuz bucaksız tecelliler alemiyle karşı karşıya kalıyor. Bakmak, görmekle, gezmekle öğrenmekle, yemekle, içmekle bitmez tükenmez koca varlık alemi. Sonu mu gelir bunun hiç. O dışa açılan göz açık durdukça görecek şey de bitmiyor. Ağız oldukça yeme içme bitmiyor. ciğer oldukça alınacak nefes bitmek bilmiyor, bir nefes alsan sırada öteki de bekliyor, nefes alma iyi ki elimizde olan bir şey değil, taş taşımak gibi ağır gelmiyor; çünkü hayat boyu bu isten kurtulabilen kimse yok. Bu dış alem, esma-i ilahi ve sıfat-i ilahi tecellileri ile sonsuz bir okyanus. Dalgaları, rüzgarları, kuşları, balıkları, köpükleri, batık gemileri, korsanları, adaları, bulutları, hortumları, güneşleri, meltemleri, incileri, mercanları bitecek gibi değil. Atlantis kayıp şehri gibi bir şehir varmış bu okyanustan ötede. Ötesi neresi, içi mi, dibi mi, üstü mü, altı mi, başı mi, sonu mü kim bilir… Sular, deryalar denince insana lazım olan bir gemidir. Dağa kaçan bu deryadan kurtulamaz. Yer suyunu çıkar emri heran yankılanıyor, heran sular çıkıyor yerden de. Taşlardan su kaynıyor. Dağ görülen şey bakıyorsun bir nehre kaynak oluyor. Nice büyük nehirler dağlardan fışkırıyor, sonra nehirler deryaya akıyor, derya oluyor. Dağa kaçan nehrin membaına gidiyor. İşte aklını kullanmaya kalkanın hali budur. Gemiye binmek yerine ben dağa giderim deyen böyle aldanir. Dağlar gibi gemileri yüzdüren Cenab-ı Hakkın gemisi Dağdan daha üstündür. O gemiye davet edenin sesi de Hz Ömer RA’ın „dağ tarafına, dağ tarafına“ demesi gibidir. Nuh AS’in gemisi Cudi dağının doruğuna oturmuş. Dağa kaçanlar telef olmuşlar ama gemiye koşanlar Cudi dağının doruğunda selamete varmışlar. Asıl dağ yolu gemi tarafındaymıs. Dağa giden suya gark olmuş. Dağ onlar için batan bir gemi olmuş. Gemisiz ummanlar aşılmaz. Gemi Nuh AS’in gemisi gibi Hak gemisi olmalı ki tufana dayansın. Yoksa Titanik gibi dev bir gemi de olsa buz dağına çarpar. O yüzden her gemi de Hakkın gemisi değildir. Bu da başka bir mesele. Gemi işlerini gemiciler anlarlar. Nuh AS gibi bu geminin planları, notası, itici rüzgarı, korunması hepsi Hak’tan gelir. Bu yüzden geminin şekline, rengine, tasarımına, hızına falan bakan aldanir. İşte bugün bu ahirzaman tufanında bazı sesler çıkmışlar diyorlar ki, ey ahali! tarikat yolunu bırakınız, gelin dağ tarfına koşun, gelin bize sığının, bu tarikat yolunu, denize Hak gemisi denen o eski gemi ile açılmayı bırakın. O gemi tamam Nuh AS’i kurtarmış ama artık eskimis, yaması çok, artık sizi Cudi’ye ulaştırmaz, hem o gün bugündür bakın dağları bırakın biz göklerde uçan uçaklar yapmışız, bizim yolumuz daha iyi gelin bize. Dağdan çıkıp daha olmadı bir helikopterle uçar gideriz, o eski gemi baksanıza çürüyor, hiçbirşeyini yenilemiyorlar, bu devirde o gemiye binilir mi diyorlar. Helikopter ama, yer suyunu çıkar denmiş te gök suyunu tut mu denmiş? Dağa çıkmak veya eller çıktı Ay’a mantığı hep aynı kafanın ürünü olduğundan, bu uzaylı ve havali yaklaşımlar iyi bir akıbete ulaştırmazlar. İşte bu ahirzamanda da en hayırlı sığınma kapısı yine aynı gemi. Hak ve hakikat gemisi dağlara sağlam ev yapanlar zamanında olsun, tufanlardan dağlara sığınanlar zamanında olsun, hep bu ummandan bir kurtuluş çaresi olarak varolmuş ve olur. Bu geminin kazanında kaynayan marifetullah ve yelkenlerini şişiren rüzgar ise muhabbetullah’tir. Marifetullah kazanı kaynayınca gemi yol alır. Gemi yol alınca ne dağ kalir, ne bağ kalir, ne dalga kalir, ne derya kalir. Hepsi dağılır gider, rüya biter, göz ve gönül açılır. Şimdi bu noktada marifetullah nuru Cudi dağı gibi çıkınca ve gönül gemi gibi oturunca gemiyi veya cudiyi kim ne yapsin. Dağa kaçanlar, daha büyük ve modern gemilere binenler bunlar başka bir alemde kaldılar. Arada tatlı su ile tuzlu su arasındaki perde gibi perde var. Derya, gemiler, dağlar, yollar, binalar, uçaklar, bulutlar, mallar, mülkler neler neler, hepsi deryada bir köpük, tufan hikayesi de, dağ ve gemi meselesi de arada gezinen bir iki çöp, Hak gemisi bunların arasından sıyrılmış sakin sakin seyrediyor. Ahirzaman devri ne kadar tufanlı olursa Hak yolun gemisi o kadar vardır ve kazanı o kadar kaynıyor. Dağ bile bu sırrı taşımaya yürek yetirememis. İnsan dağ değildir. Dağ asla olmaz. Öyleyse kimse sanmasın ki Ademoğlu bu ahirzamana gelince dağ gibi oldu, sırrı reddetti veya dağ fikrini değiştirip sırrı ondan aldı. Bu fitrata aykırı bir hayalden ibaret. Çağlar ve dağlar biter gider ama Hakkın hükmü değişmez. Bu devir hele Ummeti Muhammed’in SAS devri işe. Heyhat! Musa AS dahi keşke ben de o ümmetten olsaydım demis. Mümkün mü ki O iki cihan sultanının ümmetinin erleri, gemileri telef olsun. Olmaz. Resulullah SAS birgün bir rüya gormuş, o rüyada kıyamete kadar uyudukça ümmetinin gemilerle yapacağı fetihleri görmüş. Birinde Hala Sultan ben de onlarla gideyim deyince, sen öncekilerle idin buyurmuş. Daha sonra Hala Sultan Kıbrıs fethine katılıp orada şehit olmuş ve gömülmüş. Resulullah SAS o gün kıyamete kadar, belki Kıbrıs’in 1571’deki fethi ve 1974’teki fethi de dahil olmak üzere ümmetini görmüş. Hak gemisi o adaya gidip durmuş rüyalarında. İşte bu şekilde Hak gemisi hep vardır ve hep tufanlardan kurtarır. Tarikat bitti, tasavvuf bitti diyenler aldanmışlık içindeler. Kıyamete kadar bu yol var. Resulullah SAS efendimizin bu güzel rüyasının manevi bir yorumu da Hak gemisinin kıyamete kadar devamıdır belki. Resulullah SAS ölüm gelince o ölen kişi için kıyamettir buyurmuşlar. Bunun gibi insanda kalp düşük derecede ise ve ruh ham ise onun için tarikat ve tasavvuf yolunun sonudur. Bu devirde kalpleri Hakkın zikrinden soğumuş ve Hak nurundan uzaklaşmış çok insan olduğundan bazıları sanıyorlar ki Güneş battı gitti. Halbuki gözünü bağlayıp, kör gözlüğü takandan Güneşe ne? Güneş hiç ışık vermez mi? Güneş doğdu ama ışık vermiyor dense buna herkes güler. Bunun gibi yerler ve gökler var, ve bu yerler ve gökler esma ve sıfatların tam kamil bir tecellisidir ama Hak gemisi eksik, tarikat ve tasavvuf bitti dense buna gökler ve yerler güler. Tasavvuf ve tarikat dipdiri ayakta. Resulullah SAS efendimizin ve tasavvuf büyüklerinin nuru apaydınlık hatta belki eskisinden daha parlak. Marifetullah ve muhabbetullah ile şereflenmiş dervisler yeleri ve gökleri şenlendiriyorlar. İki cihanın sultanı Resulullah SAS efendimizin ehli beyti Kevser süresindeki Allah’in vaadince ayakta ve gittikçe kemalleşiyor, aksine hergeçen gün daha büyük veliler gelip gidiyorlardır, hiç Allah’in işleri geri gider mi? Daha çok iyiye ve güzele ve kemale gider. Bunun için en büyük veli olan Mehdi AŞ en son gelecek deniyor. Yani o güne kadar evliyalar gittikçe daha çoğalıp daha yüksek derecelere ereceklerdir, bunun tersini iddia edenler gibi dünyada nuru Muhammedi kalkacak değil, aksine daha da artar. Hak yol gün geçtikçe ancak daha kemalleşir ve artar. Tasavvuf bitti gibi şeyler söyleyenler bu tarafa hiç bakmıyorlar mı acaba yoksa baksalar da görmüyorlar mı ne bilmem, aklım almıyor böyle şeyleri, bu hayretimi de ifade edeyim. Nuh AS’in gemisinde her çeşit hayvan da varmıs. Bizim gemideki yerimiz kamil kimselerin yeri olmadığında bu sır bize kapalı sadece bakıp hayret ediyoruz…

Schreibe einen Kommentar