Ve Şeytan Hüküm Verdi…

Ve Şeytan Hüküm Verdi… Allah’ın Resûlü elindeki bir çöple, yere bir çizgi çizdi ve buyurdu ki; “İşte bu, Rabbimin dosdoğru yoludur.” Sonra onun sağına ve soluna başka çizgiler çizerek; “İşte bunlar da şeytanların yollarıdır. Sakın sizler bu yollara gitmeyin, çünkü o yollardan her birisinin üzerinde sizi ona çağıran, sizi sırat-ı müstakimden uzaklaştırmak ve saptırmak isteyen şeytanlar vardır” buyurdu. Ehlullah şöyle der: “Allah kendi yolunu, dosdoğru yolunu kitabında ortaya koymuştur. Öyleyse bütün mesele Allah’ın kitabına uymak ve kitaba göre yaşamaktır. Kitapla yol bulmaktır. Yolunu kitaba ve sünnete sorarak bulmaktır. Takva da budur işte. Takva, Rabbimizin yukarıda tarif buyurduğu esaslara göre hayat yaşamaktır. Rabbimizin, kitabında anlattığı bu emir ve yasaklara riâyettir takva. Rabbimiz bizim muttaki olmamız için, bizim böylece bir hayat yaşayarak cennete ulaşmamız için, yollarını göstermiştir. Kitabın ve sünnetin dışında takva yolu da yoktur. Kim ki kitap ve sünneti bırakır da başka şeylerin, başka yolların peşine takılırsa, o mutlaka sapmak zorunda kalacaktır.” Araf:12. “Allah, „Sana emrettiğim halde, seni secdeden alıkoyan nedir?“ dedi, „Beni ateşten onu çamurdan yarattın, ben ondan üstünüm“, cevabını verdi.” Bu ayet için tefsirlerde geniş açıklamalar var. Ehlullah bu ayetin tefsirine şöyle devam eder: “…Burada Şeytanın işlediği bir başka bâtıl daha var ki o da bizim yaşamımızın temelini oluşturan bir bâtıldır. O da şudur: Şeytan diyor ki; ne? Ben Âdem’e secde edeceğim ha? Ne dedin ne dedin? Âdem’e secde mi dedin? Niye secde edecekmişim ben ona? Kim o? Sanki onun maddesi benim maddemden üstün mü ki ona secde edeceğim? İbadet ve emirler konusunda, varlıklar arası ilişkiler konusunda maddeyi temel kabul edip materyalistçe bir düşünce mantığı. Meseleye materyalistçe bir yaklaşım. İnsanların pek çoğu böyle değil mi? Adam her şeyi parayla ölçüyor bugün. İffeti, namusu, dostluğu, arkadaşlığı, sevgiyi hep parayla ölçüyor. O kaç paralık adammış da onunla arkadaşlık edecekmişim! diyor. Kaç paralık adam da onun dâvetine icâbet edecekmişim! O kim ki onun elini öpecekmişim! Hattâ benim karnımı yarsalar onun karnından daha fazla kazurat çıkar diyor adam. Her şeyi maddeyle ölçmeye çalışıyor. İşte şeytan da aynı şeyi yapmaya çalışıyordu. Evet şeytan Allah karşısında bilgi iddiasında, güç iddiasında bulunuyordu. Allah bilgisi, Allah mesajı, Allah yasaları karşısında ilk defa kendi bilgisini, kendi fikirlerini, kendi yasasını savunan bir tip olarak ortaya çıkıyordu şeytan. Ve kıyâmete kadar onun yolunu takip edenler için bir selef oluyordu. İnsanlardan da Allah bilgisini, Allah mesajını, Allah yasalarını beğenmeyerek kendi yasalarını onun yasalarına tercih edenler, Allah yasalarını ilga ederek kendi yasalarını onun yerine ikâme etmeye çalışan insan şeytanları da hep var olagelmiştir yeryüzünde. İşte Allah’la çatışan, Allah’la ve Allah yasalarıyla savaşa tutuşan bu tâğutların başlangıcı da o döneme dayanmaktadır. Şeytanî güçler, şeytanî fikirler, şeytanî sistemlerle Rahmânî güçlerin kavgası da o zamandan beri devam edip gelmektedir. Ve kıyâmete kadar da yeryüzünde bu mücâdele devam edecektir. Şeytan Allah’ın kendisine tanıdığı tevbe imkânını da kendisine kafa tutarak, delil getirerek, verdiği emrin beklentilerine uygunsuzluğunu ortaya koyarak aslında o güne kadar Allah’a değil de kendi arzularına kendi nefsinin isteklerine tapındığını ortaya koyunca bakın Rabbimiz şöyle buyurdu”: Araf.13. “Ona, “ İn oradan, orada büyüklenmek sana düşmez, defol, sen alçağın birisin“ dedi.” Ehlullah bu ayeti de şöyle tefsir eder: “Öyleyse ey İblis in oradan! İn o mevkiden, makamdan! Çık o makamdan mansıptan! Defol o tertemiz meleklerimin arasından! Defol o şerefli meleklerimin arasından! Ya da çık o nimetler yurdu cennetimden! Ya da ayrıl benim korumamdan! Çünkü o yüce makam Allah karşısında haddini bilen, Rab karşısında ubûdiyet konumunda olan itaat ve tevazu sahibi kullarımın makamıdır. Sense Rabbinin açık ve net secde emrine karşılık geliştirdiğin bâtıl kıyasın, sapık düşüncen ve tavrınla küçülmeyi, zillet içinde bir hayatın sahibi olmayı kendin istedin. Yaratıcının emrini icra etmekle küçüleceğini zannettin. Âdem’e secde etmekle değersiz olacağını zannettin. Ama bilemedin ki asıl küçülmen yaratıcına karşı gelmendir. Böylece küçülmeyin, alçalmayın, horluğunun sebebini kendin hazırladın. Defol sen alçağın birisin. Alçalmaya lâyıksın buyurdu. Bugün aynen şeytan gibi nice alçaklar görüyoruz ki Rabbi huzurunda secdeye varmaktan korkuyorlar. Küçüleceğiz endişesiyle Rablerinin emirlerini icradan kaçıyorlar. Halbuki peygamberimiz bir hadislerinde şöyle buyuruyor: “Kim secde eder, Allah karşısında tevazu gösterirse Allah onu yüceltir, kim de tekebbür eder Allah’a ve kullarına karşı büyüklük taslamaya kalkışırsa Allah da onu alçaltır” Bir kimse Rabbinin emirlerine ne kadar teslim olursa, ne kadar muttaki davranırsa, Allah emirleri karşısında ne kadar boynu bükük olursa o nispette izzet ve şeref sahibi olur. Allah’ın Resûlü yine başka bir hadislerinde buyurur ki: “Gerek fert planında gerekse devletler planında güçlü olmak isteyen Allah’a tevekkül etsin. Allah’a güvensin. Allah’ı velî bilip İşlerini Allah’a havale etsin. Allah’ın yasalarını uygulayarak ona teslim olsun. Kim insanların en zengini olmak istiyorsa kendi yanındakilere ya da insanların elindekilere değil sadece Allah’ın yanındakine güvensin. Çünkü kendi yanındakiler de insanların elindekiler de bir gün gelir biter. Onlar bitmezlerse bile bir gün gelir insan kendisi onları terk etmek zorunda kalır. Kim ki insanların en şereflisi olmak isterse, gerek fert planında, gerekse devletler planında kim ki en aziz, en güçlü ve en şerefli olmak isterse muttaki olsun. Allah’ın koruması altına girsin, yolunu Allah’la bulsun, yolunu Allah’a sorarak bulsun, hayatını Allah’ın istediği biçimde düzenlesin. Kim ki hayatını Allah’a sorarak yaşarsa, hayatını Allah’ın kitabına sorarak yaşarsa yeryüzünün en şerefli, en aziz ve en güçlü insanı odur. Ama kim de Allah’ın kitabından Allah’ın yasalarından habersiz bir hayat yaşarsa, Allah’a ve Allah’ın kitabına rağmen tıpkı İblis gibi Allah’a isyan bayrağı açarcasına bir hayat yaşarsa o da küçülmeye hor ve hakir bir hayatın adamı olmaya mahkumdur. Çünkü Allah’a isyan etmiş, Allah’la savaşa tutuşmuş kimseler sonunda mağlup olmak, küçülmek ve izzetsiz bir duruma düşmek zorunda kalacaklardır. Tıpkı selefleri gibi cennet için yaratılmışlarken, yüce makamlar için yaratılmışlar iken, yeryüzünde halîfe olarak yaratılmışlar iken halîfelik konumuna lâyık hareket etmediklerinden, cennete lâyık hareket etmediklerinden, kulluktan çıktıklarından Allah’ın hazırladığı makamların tümünden çıkarılmak ve kovulmak zorunda kalacaklardır. Evet Rabbimiz çık oradan alçak! İn oradan alçalmış olarak! buyurunca Rabbimizin bu tehdit içeren ifadesi karşısında İblisi bir korku, bir titreme, bir telaş ve yıkılış sarıverdi. Anladı ki artık hayatının sonu gelmişti. Anladı ki artık Rabbi onu helâk edecekti. Bu vaziyette Allah tarafından helâk edilmektense, işlediği bu suç yüzünden kahrolup gitmektense, geberip gitmektense zillet içinde de olsa, horluk hakirlik içinde de olsa, rahmetten kovulmuş ve gazaba uğramışlardan olarak da olsa yaşamayı tercih etti…” Hakikatın safasına ulaşabilme duasıyla…

Schreibe einen Kommentar