Müjdelenenler

Resulullah (s.a.v) tağut hakkında bir hadis-i şerifinde; „Her kim (tağuta karşı) cihad etmeden ve onunla mücadele (ederek Hakk’ı hakim kılma) arzusunu ruhunda duymadan ölürse, nifaktan bir şube üzerinde ölür“ buyurmaktadırlar.“ (Muhtasar Sahih-i Müs-lim, Hafız Münzirî, Hd. No: 103) Müminler daima Hakkın rızasını arayıcıdırlar. Allah’ın nuru canlarının gıdası olduğundan Allah’tan gayrısını düşünerek ısdırap çekmezler. Allah’tan gayrısına gönül bağlamazlar. Zümer:17,18. “Şeytana ve putlara kulluk etmekten kaçınıp, Allah’a yönelenlere, onlara müjde vardır. Ey Muhammed! Dinleyip de, en güzel söze uyan kullarımı müjdele. İşte Allah’ın doğru yola eriştirdiği onlardır. İşte onlar akıl sahipleridir.” Ehlullah bu ayeti şöyle tefsir eder: “Tâğuta kulluktan ictinâb edenler, Allah dışında tanrılık iddiasında bulunan her türlü varlığın istediği hayattan uzaklaşıp Allah’a yönelenler, Allah’ın istediği hayata, Allah’ın rızasına yönelenlere müjdeler olsun. Kazançta olanlar onlardır. Tâğut, “tağa, tuğyan haddi aşmak, sınırı çiğnemek” demektir. Allah’a karşı haddi aşan, sınırı çiğneyen, Allah’a isyan içinde bulunan, başkalarını da Allah’a isyana çağıran ya da kendi arzularına, kendi yasalarına itaate çağıran her şey tâğuttur. Allah ve Resûlü’nün belirlediği ölçülerin dışında kanun koyarak, insanları Allah kanunlarını bırakıp kendi kanunlarına uymaya zorlayan, insanları kendisine kulluğa zorlayan ve böylece haddini aşan gerek şeytan, gerek insan, gerek put, gerek müessese ve kurumların hepsi tâğuttur. İnsanları Allah yolundan uzaklaştırmak isteyen, insanları Allah dinini öğrenmekten men eden, yâni din eğitimini yasaklayan her program, her sistem tâğuttur. Allah’ın insan hayatı için belirlediği kulluk yasalarından habersiz olarak, Kitap ve Sünnete müracaat etmeyerek kendi hayatını belirlemeye kalkışan, kendi kendine bir hayat programı belirleyen herkes tâğuttur. Allah karşısında bilgi iddiasında bulunan, “Allah bilirse biz de biliriz! Bizim de bilgimiz var! Bizim de aklımız var! Bizim de keyfimiz var! Biz de biliriz kılık-kıyafetin nasıl olacağını! Biz de biliriz eğitimin nasıl olacağını! Biz de biliriz nereden kazanıp nerelerde harcayacağımızı! Biz de biliriz nasıl bir hukuk yapacağımızı, biz de biliriz nasıl bir hayat programı belirleyeceğimizi,” diyerek Allah karşısında bilgi iddiasında bulunan her insan tâğuttur. Ya da Allah karşısında güç iddiasında bulunanlar, “Allah varsa biz de varız! Allah’ın gücü varsa bizim de gücümüz var! Allah’ın cehennemi varsa bizim de kodeslerimiz var! Allah’ın melekleri varsa bizim de silahlılarımız var! Biz de asar keseriz,” diyerek Allah karşısında güç ve kuvvet iddiasında bulunanlar da tâğuttur. Kendi kendine uyup, kendi hevâsını, kendi düşüncesini, kendi aklını putlaştırıp, kendi kendisini tanrılaştırmış kimse de tâğuttur. Allah’ın kitabından habersiz kendi keyfi istikâmetinde bir hayat yaşayan herkes tâğuttur. İşte böyle tüm tâğutluklardan, tüm tâğutlardan uzaklaşan, onlara bulaşmayan, onlara itaat etmeyen, onlara kulluktan kaçan, hem onların kendilerinden hem de onların bulundukları yerlerden uzak duran kimselere kurtuluşu müjdele, diyor Rabbimiz. Peki nasıl bir müjdedir bu? Veya hangi kullara bir müjdedir? Onu birlikte göreceğiz: Onlar ki sözü işitenler, söze kulak verenler, sözü dinleyenler, Kitaba kulak verenler, kendilerine ulaştırılan Allah’ın âyetlerini duyup o âyetlerin bilincine erenler, Allah’ın âyetlerine karşı ilgisiz kalmayanlar. Allah’ın âyetlerine karşı kulaklarını tıkayıp sağır kesilmeyenler, gözlerini kapayıp kör kesilmeyenler. Allah’ın âyetleriyle karşı karşıya gelince de en güzel söze, en güzel bir şekilde tabi olanlara müjdeler olsun. Allah’ın en güzel sözlerini işitip onların istediği en güzel yola tabi olanlara müjdeler olsun. Peygamberi işitip kendine en güzel kulluk örneği seçenlere, peygambere en güzel bir şekilde uyanlara müjdeler olsun. İşte bunlardır Allah’ın kendilerini hidâyete ulaştırdıkları. İşte bunlardır doğru yolda, hak yolda olanlar. Çünkü elbette Allah’ın kitabını dinleyerek, Allah’ın âyetlerine kulak vererek, kitabın pratiği olan Peygamber’e (a.s) müracaat ederek Rabblerinden hidâyet isteyen bu insanlara Allah hidâyetini nasip edecektir. Elbette bu dünyada koyduğu yasaları gereği Rabbimiz kendisinin rızasının nerede olduğunu, razı olacağı bir hayatı nasıl yaşamaları gerektiğini onlara gösterecek, onlara bu konuda kolaylıklar lütfedecek, hem dünyada hem de âhirette onları başarıya ulaştıracaktır. Çünkü bunlar akıl sahipleridirler. Akıllarını kullanan kimselerdir bunlar. Rabbimiz yeryüzünde aklı herkese vermiştir, herkesi bu nîmetiyle nîmetlendirmiştir. İnsanlara o akılla vahyi anlama, kavrama ve diğer insanlara aktarma görevini de yüklemiştir. Eğer insanlar Allah’ın kendilerine verdiği o akıllarını vahyi anlamada kullanmaz, akıllarını vahyin emrine teslim etmezlerse, o akıl hiçbir değer ifade etmeyecektir. Demek ki müjdelenecek insanlar kimlermiş? Bir, sözü dinleyenler. Söz Kur’an’dır. Bir çok söz işitiyoruz değil mi akşama kadar? Allah’ın sözleri, insanların sözleri, Müslümanların, kâfirlerin, müşriklerin, ateistlerin sözleri. Peki bunların en güzeli hangisidir? Ahsenü’l kelâm, ahsenü’l hadîs, ahsenü’l kasâs hangisidir? Elbette Allah sözüdür değil mi? Veya Allah kendi sözleri içinde de şunlar iyidir, şunlar kötüdür, şunlar habistir, şunlar tayyipdir diye, şunlar hayırlı, şunlar şerdir diye beyanlarda bulunmuştur. İşte bizler Rabbimizin güzel dediği, hayır dediği, tayyip dediği, hasene dediği şeylere tâbi olacağız. Ya da kişinin durumuna göre, konumuna göre güzel olanlar vardır. Meselâ başkaları için cihada gitmek güzel iken, bakıma muhtaç annesi, babası olan birine ise gitmemek güzel olacaktır. Onun annesine bakmak güzel olacaktır. Veya cihada en başta gitmesi gereken birilerinin en sona kalması güzel değildir.” Hakikatin safasına ulaşabilme duasıyla…

Schreibe einen Kommentar