Dost’a Doğru

İmanın sıhhat bulması için dünya sevgisinin kalpten çıkarılması gerekir. Kalp; Kitap ve Sünnete göre amel ederse kurbiyet kazanır. Allah’ın hükümlerine, emir ve yasaklarına Hz. İsmail gibi teslim olmak ruhun ebedi mutluluğudur. Hac:3, 4. “Allah hakkında bilmeden tartışan ve her azılı şeytana uyan insanlar vardır.” “Onun hakkında şöyle yazılmıştır: O kendini dost edinen kimseyi saptırır ve alevli azaba götürür.” Ehlullah bu ayetleri şöyle tefsir eder: İnsanlardan kimileri Allah hakkında bilgisizce tartışırlar. Bilgileri olmadığı halde Allah konusunda tartışmalara girerler. Hiç bir bilgileri olmadığı halde, Allah’ın kitabından, peygamberinin sünnetinden zerre kadar nasipleri olmadığı halde Allah hakkında, Allah’ın sıfatları hakkında, Allah’ın yetkileri hakkında ileri geri ağızlarına geldiği gibi, akıllarına estiği gibi tartışmaya girerler. Ve bu konuda da her inatçı, azgın şeytana uyarlar. Şeytanların peşi sıra giderler. Allah hakkında, Allah’ın dini hakkında, Allah’ın yetkileri hakkında, Allah’ın yolu, Allah’ın hayat programı hakkında, Allah’ın kitabı, Allah’ın elçileri hakkında saçma sapan şeyler söylerler. Hiçbir bilgileri olmadığı halde şeytanlara uyarak, şeytanların fısıltılarına kulak vererek iftiralarda bulunurlar. Halbuki Allah’ın kitabının kapağını bile açmamışlardır. Veya Allah elçilerine bir kerecik bile sormamışlardır. Kafalarına estiği gibi ahkâm keserler. Bana göre Allah şöyle olmalıdır. Bana göre Allah böyle buyurmaktadır. Bana göre Allah’ın dini böyledir. Bana göre Allah’ın kitabı böyle olmalıdır. Allah’ın kitabı da böyle buyurmaktadır. Bana göre kitabın fonksiyonu şöyledir. Bana göre kitap şöyle okunmalıdır. Allah da demokrasiden yanadır. Din de bu tür bir kıyafetten yanadır. Bana göre Allah hayata karışmamalıdır. Bana göre hukuk böyle olmalıdır. Allah da böyle bir hukuktan yanadır. Bana göre sosyal hayat, bana göre siyasal yapılanma, bana göre ekonomik hayat böyle olmalıdır. Allah da böyle istemektedir. Bana göre kılık kıyafet böyle olmalıdır. Bana göre kılık kıyafetin bu kadarını da Allah istememektedir diyerek Allah’a iftirada bulunurlar. Allah’ı şartlandırmaya, Allah’a yol göstermeye, akıl vermeye kalkışırlar. Halbuki Allah kitabıyla ve elçilerinin beyanıyla bilinir. Allah’ın ne istediği, nasıl istediği, neden yana olduğu kitabı ve o kitabının pratiği olan peygamberinin hayatıyla bilinir. Allah hakkında konuşabilmek için kitaba ve elçilerine müracaat şarttır. Kitabı ve peygamberi tanımayanların Allah hakkında, Allah’ın dini hakkında söz söyleme yetkileri yoktur, olamaz. Allah’tan habersiz oldukları halde Allah hakkında konuşurlar. Dinden habersiz oldukları halde din hakkında konuşurlar. Kur’an’dan habersiz oldukları halde Kur’an hakkında konuşurlar. Peygamberi tanımadıkları halde peygamber hakkında fikir yürütürler, ahkâm keserler. Kendi fikirlerini, kendi görüşlerini ve hevâlarını Kur’an’la, peygamberle ve dinle özdeşleştirmeye çalışırlar. Sanki bana göre sen böyle olmalısın ya Rabbi! Biz senin böyle olmanı istiyoruz! Sen bizim istediğimiz gibi olmak zorundasın! Sen bizim istediklerimizi istemek, bizim istediklerimizi emretmek zorundasın! diyerek Allah’ı yönlendirmeye çalışanlar. Demediğini dedi, dediğini de demedi diyerek zorla Allah’a, peygambere, kitaba kendi hevâlarını söyletmeye çalışırlar. Peygamber de böyleydi. Peygamber de bizim gibi düşünüyordu. Peygamber de tıpkı bizim gibi yaşıyordu. Peygamber de bizim düşüncemizin üyesiydi. Eğer peygamber şu anda hayatta olsaydı bizim dediğimizden farklı yapmazdı diyerek peygamberi de şartlandırmaya çalışırlar. Bana göre, bize göre Allah’ın istediği hayat, Allah’ın istediği kılık kıyafet, Allah’ın istediği hukuk, eğitim, nikâh, talâk böyle olmalıdır diyerek kendilerince bilgisizce bir şeyler ortaya koyarlar. Böyle kimseler için bakın Allah buyuruyor ki: “Onun hakkında şöyle yazılmıştır: O kendini dost edinen kimseyi saptırır ve alevli azaba götürür.” Onun için yazılmıştır. Onun hakkında, onun aleyhinde yazılmış ve kararlaştırılmıştır. Her kim ki onu veli edinirse, kim o şaşkını, o sapığı veli bilir, onun velâyeti altına girer, onun aldığı kararları uygular, onun peşi sıra giderse o şeytan onu saptırır, ona yolunu kaybettirir ve çılgın ateşin azabına yöneltir. Evet şeytan kendisine uyanı dosdoğru yoldan saptırır ve alevli ateşin, cehennemin azabına götürür. İşte bu Allah tarafından bir yasa olarak, bir realite olarak yazılmıştır. Kendisini veli edineni saptırmak ve cehenneme götürmek şeytan için değişmez bir hüküm olmuştur. Allah, peygamber, kitap, din, hayat, hayat programı, yol, yordam, dünya, âhiret, ölüm, hesap, kitap konularında kim ki Allah’ı, Allah’ın kitabını bırakıp ta şeytanların peşinde koşarsa kesinlikle bilesiniz ki şeytan tıpkı kendi saptığı gibi onu da saptıracak ve kendi ebedi azap yerine onu da götürecektir. Evet Allah karşıtı kimseleri veli edinenlerin, onların yasalarını, programlarını uygulayanların vazgeçilmez sonucu işte budur. Evet demek ki buraya kadar Rabbimiz bize şunları söyledi: Ey kullarım, Benden ittika edin. Bana karşı takvalı olun. Yolunuzu Benimle bulun. Hayatınızı Benim için ve Benim belirlediğim ölçüler istikâmetinde yaşayın. Çünkü kıyâmetin zelzelesi çok azıym bir şeydir. Attığınız her adım, alıp verdiğiniz her nefes sizi ölüme doğru yaklaştırmaktadır. O kıyâmet geldiği zaman sizin sarhoşluktan başka bir görüntünüz olmayacak. Sarhoş değilken sarhoş gibi olacaksınız. Böyle sizi insanlıktan çıkaracak adım adım yaklaştığınız bir gün varken birileri sizi Rabbinize itaatten, yaklaşmakta olan kıyâmet bilincinden uzaklaştırıp bu hayatı, bu dünyayı kendi istek ve arzularına göre yaşatmak isterlerse. Birileri sizi cehenneme çağırmak, cehenneme götürmek isterlerse. Bu şeytan olabilir. Bu iki ayaklı şeytanlar olabilir. Şimdi bu durumda bizler onlara mı kulak vereceğiz, yoksa Allah’a mı? Onları mı dinleyeceğiz, yoksa cenneti ve cehennemi olan Allah’ı mı? Onları mı veli kabul edeceğiz, yoksa Allah’ı mı? Onların velâyeti altına mı gireceğiz, yoksa Allah’ın mı? Onlar için mi hayatımızı yaşayacağız, yoksa Allah için mi? Kendimizi onlara mı beğendireceğiz, yoksa Allah’a mı? Evet bizler velî olarak sadece Rabbimizi kabul ederiz. Kâfirler ve zalimler gibi tâğutları ve şeytanları asla velî bilmeyiz. İradelerimizi onlara telsim edip, onların kararlarını, yasalarını uygulamadan yana olmayız. Çünkü onlar velâyeti altına girenleri nûrdan, imandan, İslâm’dan, Allah’a kulluktan yaratılışlarından, fıtratlarından, insanlıklarından, doğru yoldan çıkarıp karanlıklara, küfre, inkâra, ilhada ve karanlıklara sürüklerler. Gidilmeyecek yollara sürüklerler onları. Aklı, ilmi, düşünceyi fesada verirler. Ahlâkı ve fıtratı bozarlar. Allah ve Resûlüyle yarış iddiasıyla yapılmayacak şeyleri yaparlar. Peşlerine taktıkları kullarını belâların kucağına taşırlar. Boyunlarındaki ipin ucunu o ipin de kendilerinin de sahibi olan Allah’a vermeyerek kendi ellerinde tutmak isteyen, ya da onu boşlukta tutmak isteyen herkesin iplerini ellerine alırlar ve onları kendilerine kul köle edinirler. İnsanlar güya Allah’a kulluktan kaçarken bu defa tâğutların kulu kölesi olurlar. Allah’ı inkâr eden, velâyetini Allah’a vermeyen kişi binlerce tâğutun kulu olur. Bir tek Allah’a kulluktan kaçarken pek çok tâğutlara kulluğa razı olur. Meselâ Allah’a kulluktan kaçan kişi evvela kendisini Allah’a kulluktan koparıp ayaklarını kaydırmak için fırsat kollayan şeytanın kulu durumuna düşer. Sonra onu Allah’ın arzularından koparıp kendi arzu ve şehvetlerinin kulu kölesi durumuna düşürmek isteyen nefsinin kulu durumuna düşer. Daha sonra başkaları, karısı, babası, anası, çocukları, akrabaları, kavmi, kabilesi, milleti, devleti, politik ve dini liderleri, ağası, patronu, çevresi, âdetleri, töreleri, modası ve daha yüzlerce tâğutların kulu kölesi durumuna düşecektir. Görüyoruz işte Allah’ın velâyetini kabul etmeyen insanlar bir tek Allah’a kulluktan kaçarken yığınlarla tâğutun kulu kölesi olmuşlar. Kimisi Şeytanın kulu, kimisi nefsin kulu, kimisi modanın kulu, kimisi şehvetlerinin, kadının, âdetlerin, törelerin, kanun koyucuların, çevrenin, ağalarının, patronlarının kulu, kimisi bu âlemde sebepler nizamı üzerinde galip ve müessir zannettikleri, zarar ve felâketler anında kendilerinden medet bekledikleri, kendilerine sığındıkları, kendilerini kurtarıcı olarak bildikleri kimselerin kulu. Yâni güya bir tek Allah’a kulluktan kurtulup özgürlüğe kavuşacaklarını zanneden bu insanlar boyunlarına pek çok varlığın kulluk iplerini takmışlar ve onların çektikleri yere gitmek zorunda kalmışlardır. Hepsini aynı anda razı etmek zorunda kalmışlar, kalpleri parça parça olmuş, burunlarına vurulmadık zincir kalmamış, zillet ve meskenetin esfeline düşmek zorunda kalmışlardır. Öyleyse Allah dışındaki tüm tâğutları inkâr edip, hayatımızda onlara karışma alanı bırakmayıp, boyunlarımızdaki kulluk ipinin ucunu sadece Allah’ın eline verip, sadece Rabbimizi velî kabul etmek zorundayız. Sadece Allah’ı velî kabul edip, kulluğumuzu sadece Allah’a yapıp, Allah’ın bizim adımıza aldığı kulluk maddelerine sım sıkı sarılıp bu karanlıklardan kurtulmak zorundayız. Bundan başka çaremiz de yoktur. Allah yardımcımız olsun inşallah.

Schreibe einen Kommentar