Velilik ve Ehlulahın Yolu

 

Velilik ve Ehlulah’ın Yolu
2. Sohbet

 VELİLİK VE EHLULAH’IN YOLU

^وَلَقَدْ خَلَقْنَا الإِنْسَانَ وَنَعْلَمُ مَا تُوَسْوِسُ بِهِ نَفْسُهُ وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرِيدِ ^
“Andolsunki insanı biz yarattık. Nefsinin ona ne vesveseler vermekte olduğunu bilmekteyiz. Zaten biz ona şah damarından daha yakınız.”

^فَلَوْلا إِذَا بَلَغَتِ الْحُلْقُومَ وَأَنْتُمْ حِينَئِذٍ تَنظُرُونَ ^ وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنْكُمْ وَلَكِنْ لا تُبْصِرُونَ^
“Hele kişinin canı boğazına gelince, işte o vakit gelince siz (ona) bakar durursunuz. Biz ona sizden daha yakınız, ama siz göremezsiniz. ”

 

 

Allah-u zü’l-Celâl bize bizden yakındır. Kainat varlıkları hangi renkte ve şekilde bulunursa bulunsun, nerede olursa olsun Allah-u zü’l-Celâl’in fermanı, hükmü ve emri onlar üzerine galiptir. Rabbimiz kendi isim ve sıfatlarını esmâulhusnâsında bizlere haber vermektedir. O’nun her ismi zatının güzelliğini, büyüklüğünü ve hikmetinini barındırmaktadır. Dirilten o’dur, öldüren o’dur, yaratan o’dur, getiren o’dur, götüren o’dur. Allah-u zü’l-Celâl şöyle buyurmaktadır;
^وَأَنَّهُ هُوَ أَضْحَكَ وَأَبْكَى ^ وَأَنَّهُ هُوَ أَمَاتَ وَأَحْيَا ^ وَأَنَّهُ خَلَقَ الزَّوْجَيْنِ الذَّكَرَ وَالأُنْثَى ^ مِنْ نُطْفَةٍ إِذَا تُمْنَى ^ وَأَنَّ عَلَيْهِ النَّشْأَةَ الأُخْرَى ^ وَأَنَّهُ هُوَ أَغْنَى وَأَقْنَى^
“Güldüren de ağlatan da şüphesiz o’dur. Öldüren de dirilten de gerçekten o’dur. Döküldüğü zaman bir nutfeden erkek ve dişinden oluşan çiftleri yaratan o’dur. Tekrar diriltmek o’na aittir. Şüphesiz zengin kılan ve fakir kılan sadece o’dur.”
Tüm bunlarla birlikte seven ve sevdiren de yüce Allah’tır. Allah (c.c) iradesi ile habibi olan peygamberimiz (s.a.v) efendimizi sevmekte ve onun vesile ve vasıtası ile de bizleri sevmektedir. O bu sevgisinden dolayı bizlere İmanı ve İslamiyet’i nasip etmiştir. İslam, arınmak kalben, ruhen, alken, fikren emr-i ilahiyeye teslim olmaktır.
Velilik, Allah (c.c) ve Rasulüne dostluk demektir. Onların yoluna teslim olmaktır. Kişi sevdiği ile haşr u neşr olacaktır. Sevdiği ile beraber mahşerde bir araya gelecektir. Allah-u zü’l-Celâl’in isimlerinden biri “el-Veliyy” ism-i şerifidir. Habibini de bu isim ile adlandırmıştır. Müminlerin bir ismi de velidir. Allah-u zü’l-Celâl iman edenlerin dostudur. Bir ayet-i celilede şöyle buyrulmaktadır;
^اللَّهُ وَلِيُّ الَّذِينَ آمَنُوا يُخْرِجُهُمْ منْ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ وَالَّذِينَ كَفَرُوا أَوْلِيَاؤُهُمْ الطَّاغُوتُ يُخْرِجُونَهُمْ مِنْ النُّورِ إِلَى الظُّلُمَاتِ أُوْلَئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ^
“Allah, iman edenlerin velisidir. Onları karanlıklardan nura çıkarır, kafirlerin dostu ise taguttur, onlar da onları nurdan karanlıklara iletir, işte onlar cehennemliktirler ve orada ebedî olarak kalıcıdırlar.”
İman, inançtır, Allah (c.c)’ın teklifini kabullenmektir. Onun birliğini ve varlığını tastik etmektir. Ancak insanlar cehennemden iman ile azat olur. Mümin, cehennemden korunmuş, emniyet içerisine alınmış kimse demektir. Allah-u zü’l-Celâl ehl-i imana cennetini vaat etmektedir. Cennet hayatı ebedi bir saadettir. Her atılan tohum vakti ve mevsimi gelince toprak üzerine çıkar, dal budak olur. Dünya hayatında Allah (c.c)’a karşı samimiyet ve sadakat tohumları eken müminler, ahirette bu amellerini cennet nimetleri şeklinde devşireceklerdir.
Allah-u zü’l-Celâl habibiyle vahiy yoluyla bağlantı kurmuştur. Böylelikle Kuran aheste aheste, peyderpey yirmi üç senede nâzil oldu, tekamül etti, tamamlandı. Allah-u zü’l-Celâl, doğrundan yahut uyku yoluyla yahut da Cibrîl-i Emîn vasıtası ile peygamberine vahyini inzal etti. Vahiy, en üst derecede ve kesinlikte Allah (c.c)’ın peygamberlerine dilediği bilgileri talim etmesidir. Bunun yanında şekil ve derece itibari ile vahiyden farklı olan ilham, ilka, mübeşşerat ve daha başka başka isimler altında zikredilen yollarla da Allah (c.c) kulları ile konuşmaktadır. Peygamberler tüm bu yollara, vahye ve ilhama mazhar olmuşlardır. Allah (c.c) enbiyalara ve evliyalara ilham etmektedir. İşte ilham’a mazhar olan zatlara veliyullah denir. Allah-u zü’l-Celâl şöyle buyurmaktadır;
^وَمَا كَانَ لِبَشَرٍ أَنْ يُكَلِّمَهُ اللَّهُ إِلاَّ وَحْيًا أَوْ مِنْ وَرَاءِ حِجَابٍ أَوْ يُرْسِلَ رَسُولاً فَيُوحِيَ بِإِذْنِهِ مَا يَشَاءُ إِنَّهُ عَلِيٌّ حَكِيم ٌ^
“Allah (c.c) bir beşer ile ancak (ya) vahiy yoluyla konuşur ya bir perde arkasından, yahut bir rasul (melek) gönderip izni ile dilediğini vahyeder. Şüphesiz O, çok yüce ve hikmeti sonsuz olandır.”
Allah-u zü’l-Celâl evliyasına ilham eder. İlham gizli bir bilgidir. Kuran-ı Kerim’de ilham ve bu lutfa mazhar olmuş velilerden haber verilmektedir. Hazret-i Musa (a.s)’ın annesi ilhama mazhar olmuş hanımlardandı. Hazret-i Musa yasak senesi dünyaya geldi. Hanımcağız ne yapacağını şaşırmış bir halde iken Allah-u zü’l-Celâl ona şu şekilde ilham etti ve yol gösterdi.
^وَأَوْحَيْنَا إِلَى أُمِّ مُوسَى أَنْ أَرْضِعِيهِ فَإِذَا خِفْتِ عَلَيْهِ فَأَلْقِيهِ فِي الْيَمِّ وَلا تَخَافِي وَلا تَحْزَنِي إِنَّا رَادُّوهُ إِلَيْكِ وَجَاعِلُوهُ مِنَ الْمُرْسَلِينَ^
“Musa’nın annesine şu şekilde ilham ettik; (Musa)’yı emzir, onun adına bir tehlikeden korkarsan onu hemen denize bırak. Çocuğun için korkma ve üzülme. Şüphesiz biz onu sana döndürecek ve onu peygamberlerden kılacağız.”
İşte Allah-u zü’l-Celâl ilham yolu ile evliyasına böylece yol gösterir. Evliya demek Allah’ın dostu demektir. Hazret-i Muhammed’in dostu demektir.
Değerli kardeşlerim,
Kadiriyye tarikatı denen bu tasavvuf yolu Hazret-i Ali (k.v) vasıtası ile sonraki nesillere intikal etmiştir. Bu kol kıyamete kadar da devam edecektir. Peygamberimiz (s.a.v) efendimiz, Hazret-i Ali (k.v)’yi küçük yaşta yanına aldı, kendi terbiyesi altında yetiştirdi. O’na kelime-i tevhidi telkin etti ve böylelikle velayet (velilik) kapısı açıldı. Allahrasulü (s.a.v) bir gün Hazret-i Ali (k.v)’yi yanına çağırdı ve imanın hakikatini ve marifeti telkin etmek için üç kere kelime-i tevhidi okudu, Hazret-i Ali (k.v) dinledi. Daha sonra “Yâ Ali oku tevhidi” buyurdular, Hazret-i Ali (k.v) de üç defa kelime-i tevhidi yani “Lailahe illallah” zikrini okudu ve Peygamberimiz (s.a.v) efendimiz dinledi. Hazret-i Ali (k.v)’nin burada aldığı beyat ile velilik yolu, cehrî zikir yolu, tarikat-ı âliye yani tasavvuf yolu başlamış oldu. Nübüvvetin son bulması ile birlikte evliyaullah devrine girildi.
Hazret-i Ali (k.v), Peygamberimiz (s.a.v) efendimizin en yakın dostu (velisi) idi. Bir hadisinde peygamberimiz (s.a.v); “Ey Ali, Musa ile Harun nasıl kardeş ise biz de öylece kardeşiz, aradaki fark sadece benden sonra peygamberin gelmemesidir.” buydular ve yine “Ben kimin velisi isem Ali de onun velisidir.” buyurarak bu hususa işaret etmektedirler.
Hazret-i Ali (k.v)’nin Peygamberimiz (s.a.v) efendimize beyatı ile neşet eden Tarikat-ı Âliye çeşitli isimler altında ilerledi. Birçok kanaldan yol alan marifetullah ırmakları Abdülkadir Geylânî hazretlerinin havuzunda birikti ve Kadiriyye Tarikatı adı altında toparlandı. Abdülkadir Geylanî hazretleri seyyidi’l-evliyadır.
Allah (c.c)’a ve Rasulüne sevgi, kulluk ve dostluk demek olan velilik, peygamberimiz (s.a.v) efendimizin nurundan Hazret-i Ali (k.v)’e nur akması ve bu nurun daha sonraki nesillere intikal etmesi ile kıyamete kadar devam edecektir. Çiçekler nasıl birbirinden renk alıyor ise veliler de birbirlerinden manevî gıda ve cezbe almaktadır.
Allah-u zü’l-Celâl velilere ilham etmektedir. İlham gizli bir sırdır. Velilik ilm-i ledün yoludur. Allah (c.c) veli kullarının kalplerine tecellî etmektedir, onlara bilmediklerini bildirmektedir. Veliyullah, peygamberlere vâris olan kimse demektir. Her peygamberin her asırda bir vâriscisi vardır. Bu veraset, iman ve İslam’ın gayesini içinde barındırmaktadır. Her çağda onlar vasıtası ile İslamiyet yaşatılmakta ve böylece imanın hakikati ortaya çıkmaktadır. Kıyametin zuhuruna kadar bu hal böylece devam edecektir.
Veliler peygamberlerin manevî evladı sayılmaktadır. Rabbimiz her peygamberin ve velinin yerine vâris ve kâim olacak bir veliyullah ihsan etmiştir. Nasılki insanlar nikah müessesesi ile nesillerini meşru yoldan devam ettiriyor ise peygamberler ve onların manen vârisi olan evliyalar da her asırda manevî bir tenessül ile yerlerine birer veliyullah bırakmaktadır. Kıyamete kadar veliler, manevî bir halka, manevî bir zincir ve manevî bir tenessül ile var olacaklardır. Bir veliyullah devrini tamamlayıp, ahirete irtihal ettikten sonra onun yerine başka bir veliyullah ikâme edilmekte ve vâris kılınmaktadır.
Veliler Allah’a ve Allahrasulü’ne çok yakındırlar. Peygamberlere vahiy yoluyla gelecek hadiselerden haber verildi ve onlar da gerektiği kadarını insanlara tebliğ ettiler. Veliler, kendilerine gelen ilham ile bazı zuhurâttan, olacak hadiselerden ve geleceğe ilişkin olaylardan haber vermektedirler. Tüm bunlar Allah-u zü’l-Celâl’in izni ile gerçekleşmektedir.
Ehlullah yolunda olanlar Allah’ı ve Allah’ın rasulünü çok sevmeli, Kuran’ın ve sünnetin yoluna hizmet etmelidir. Farzlara riayet etmelidir. Edep ve erkan ile hizmetini sürdürmelidir ki Allah-u zü’l-Celâl’in sevgisine ve rızasına nail olabilsin.
Ehl-i dalalet ve gafletin eliyle meydana gelen zuhurâtlar ve harukulâde olaylar sihirle, istidraçla ve kahinlikle gerçekleşmektedir. Tüm bunlar Allah (c.c) tarafında haramdır, Kuran ve sünnetin ölçüleri dışındadır, sapkınlıktır.
Kuran ve sünnetin açıkladığı ölçüler içerisinde veli kullar eliyle meydana gelen çeşitli harukulade olaylar vardır. Bunlardan birisi de keramettir. Keramet aklın erişemediği bir hadisedir. Kuran-ı Kerim’de bazı velilerin kerametleri zikredilmiştir. Kuran-ı Kerim’de anlatılan kıssalardan biri de Hazret-i Süleyman’ın Sebe Melikesi olan Belkıs’ı İslamiyet’e davet etmesidir. Hazret-i Süleyman, Belkıs’ın tahtının Sebe (Yemen) ülkesinden kendi yanına (Filistin’e) getirtilmesini istedi, orada bulunan bir veliyullah göz açıp kapamaya tahtı Hazret-i Süleyman’ın yanına getirdi. Ayet-i Celilede şöyle buyrulmaktadır.
^قَالَ يَا أَيُّهَا المَلؤُا أَيُّكُمْ يَأْتِينِي بِعَرْشِهَا قَبْلَ أَنْ يَأْتُونِي مُسْلِمِينَ ^ قَالَ عِفْريتٌ مِنَ الْجِنِّ أَنَا آتِيكَ بِهِ قَبْلَ أَنْ تَقُومَ مِنْ مَقَامِكَ وَإِنِّي عَلَيْهِ لَقَوِيٌّ أَمِينٌ ^ قَالَ الَّذِي عِنْدَهُ عِلْمٌ مِنَ الْكِتَابِ أَنَا آتِيكَ بِهِ قَبْلَ أَنْ يَرْتَدَّ إِلَيْكَ طَرْفُكَ فَلَمَّا رَآهُ مُسْتَقِرًّا عِنْدَهُ قَالَ هَذَا مِنْ فَضْلِ رَبِّي لِيَبْلُوَنِي أَأَشْكُرُ أَمْ أَكْفُرُ وَمَنْ شَكَرَ فَإِنَّمَا يَشْكُرُ لِنَفْسِهِ وَمَنْ كَفَرَ فَإِنَّ رَبِّي غَنِيٌّ كَرِيمٌ^
“Hazret-i Süleyman (a.s) dedi ki “Ey ulular! Onlar (Belkıs ve kavmi) teslimiyet gösterip, bana gelmeden önce hanginiz o melikenin tahtını bana getirebilir? Cinlerden bir ifrit; “Sen makamından kalkmadan ben onu sana getiririm, gerçekten ben bu işe gücü yeten güvenilir bir kimseyim.” dedi. Kitaptan (yani Allah (c.c) tarafından verilmiş) bir ilmi olan kimse ise “Gözünü açıp kapamadan ben onu sana getiririm” dedi. Süleyman tahtı yanıbaşında görünce “Bu, şükür mü edeceğim yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınamak üzere rabbimin göstermiş olduğu bir lütuftur. Kim şükrederse kendisi için şükretmiş olur, nankörlük eden de bilsinki Allah (c.c) rabbim zengindir ve çok kerem sahibidir.”
Sahabeler eliyle de kerametler zuhur etmiştir. Hazret-i Ömer, Medine’de hutbe okurken o sıralarda İran’ın fethi ile görevlendirilen komutanlardan Ebû Sâre’ye “Ey Ebû Sâre dağa çıkın” diye seslendi. Ebû Sâre ve ordusu Hazret-i Ömer yanlarından emrediyor zannettiler ve hemen konakladıkları yamaçtan dağa doğru çıktılar. Bulundukları yerden aşağıya baktıklarında ise etraflarının tamamen düşmanlar tarafından sarılmış olduğun gördüler. İran üzerindeki İslam ordusu Hazret-i Ömer’in bu kerameti ile kurtuldu.
Cemadât dediğimiz taşlar ve ağaçlar gibi cansız varlıklar da peygamberimiz (s.a.v) efendimizin nurundan nur, sevgisinden sevgi aldılar. Bunun içindir ki Allahrasulü Medine’ye geldiğinde Mescid-i Nebevî’yi bina ettirdi ve kendi de burada çalıştı. Neticede burası namazgah haline gelince hutbe okunması için bir hurma kütüğü getirildi. Allahrasulü birkaç cumada bu kütüğe yaslanarak hutbe okudu. Sahabeler sayıca artınca “Yâ Rasulullah bir minber yapalım, hutbenizi bunun üzerinde irad edin ki sizleri daha yakinen müşahade edelim ve sesinizi duyabilelim” dediler. Peygamberimizin kabulü ile üç basamaklı bir minber yapıldı. Allahrasulü minbere ilk çıktığında hurma kütüğü feryad u figân etti, sabiler gibi inleyip ağlamaya başladı. Allahrasulü kütüğe neden ağladığını sordu, kütük “Yâ Rasulullah senden uzak kaldığım için ağlıyorum. Hutbe okurken bana yaslanıyordun da bundan zevk duyuyordum, tat alıyordum, şimdi benden ayrıldın, muzdarip oldum.” dedi. Peygamberimiz (s.a.v) efendimiz buyurdular ki “Sana dua edeyim, cennette taze meyve veren bir ağaç olasın ve müminler de senin meyve ve yapraklarından istifade etsin, şimdi sakin ol!” Bunun üzerine hurma kütüğünün iniltisi kesilidi ve peygamberimizin emri ile altına gömüldü.
Velilerin Allahrasulü ile çok yakın bağları vardır. Ona aşk ve muhabbetle bağlıdırlar. Gönül yolu, sevgi, aşk ve cezbe ile devamlı olarak Allahrasulü ile irtibat halindedir. Bu bağ ile veliler Allah (c.c) ile de irtibat kurmaktadırlar.
Allah-u zü’l-Celâl velilere tecellî eder. Böylelikle o veli çevresine, Ümmet-i Muhammed’e rahmet olarak yaşar. O velinin devri bir rahmet-i ilâhî olur.
^وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلا رَحْمَةً لِلْعَالَمِينَ^
“Biz seni ancak alemlere rahmet olasın diye gönderdik.” İlâhî hitabı Hazret-i Muhammed (s.a.v)’e vâris olan evliyâlara şâmildir ve veliler de alemlere rahmettir. Ulemâ-i hakîki olan evliyalar peygamberlerin varisçisidirler. Nitekim peygamberimiz (s.a.v) efendimiz bir hadisinde şöyle buyurmaktadır; “Peygamberler ne dinar ve ne de dirhem miras bırakırlar fakat onların mirası ilimdir. Alimler peygamberlerin varisçileridir.” Cüz külle tabidir. Peygamberimiz (s.a.v) efendimizden gelen aşk, muhabbet ve sevgi velilere intikal eder o da böylece rahmet-i ilâhî olur.
Şimdi, sofuluk yoluna bağlananlar mürşitlerine sadakat ve samimiyetle inanmalı ve gönüllerini onlara bağlamalıdırlar. Sofular ancak bu şekilde feyiz ve bereket alırlar ve kemale ererler. Allah-u zü’l-Celâl şöyle buyurmaktadır;
^مَنْ يُطِعْ الرَّسُولَ فَقَدْ أَطَاعَ اللَّهَ^
“Rasule itaat eden Allah’a itaat etmiştir.”
^إِنَّ الَّذِينَ يُبَايِعُونَكَ إِنَّمَا يُبَايِعُونَ اللَّهَ^
“(Ey Muhammed!) sana biat edenler ancak Allah (c.c)’a biat etmiştir.”
Ehlullaha itaat etmek Allahrasulüne itaat etmektir. O’na itaat ise Allah (c.c)’a itaattir. Bir veliyullaha bağlanmak ona biat etmek Allahrasulüne dolayısı ile Allah’a biat etmektir. Onları sevmek Allah (c.c)’ı sevmektir. Şüphesiz kişi sevdiği ile beraber haşr u neşr olacaktır. Peygamberimiz (s.a.v) efendimiz; “Yaptığını yapmasa da kişi sevdiği ile beraberdir.” buyurmaktadır.
Velilerin yoluna ittiba etmek, onların ardı sıra gitmek ve onların yaşantılarına özenmek kişiyi ehlullahın cemaatine dahil eder. Nitekim peygamberimiz (s.a.v) efendimiz; Kim bir topluluğa benzerse o da onlardandır.” buyurmaktadır.
Bizler Kuran ve Sünnet’e tabi olacağız, Allah (c.c)’a ve Rasulüne itaat edeceğiz. Emr-i ilâhî ne ise onları icra edeceğiz, Allahrasulünün sünnetini yaşayıp, yaşatacağız. Allahrasulü şöyle buyurmuştur; “Benim sünnetimden yüz çeviren benden değildir.”
Allah-u zü’l-Celâl ehl-i imanı, ehl-i dalâletin kötülüklerinden korusun.
Ehl-i iman, hidayet yolu üzerindedir. Allah (c.c)’ın ismi anıldığında kalpleri titrer ve ayetleri okunduğunda imanları artar. Ehl-i dalâlet ise Allah’ın ismi anıldığında ve onun ayetleri okunduğunda bunlardan lezzet alamaz. Kalplerine bir sıkıntı dolar da onları imanın nurundan alıkoyar. Allah (c.c), dalâlet ehlinin kalplerini mühürlemiştir.
^خَتَمَ اللَّهُ عَلَى قُلُوبِهِمْ وَعَلَى سَمْعِهِمْ وَعَلَى أَبْصَارِهِمْ غِشَاوَةٌ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ^
“Allah (c.c) (ehl-i küfrün ve dalâletin) kalplerini mühürlemiştir. Onların kulaklarında ve gözlerinde hakkı anlamalarını engelleyici perdeler bulunmaktadır ve onlar için büyük bir azap vardır.”

Bizler imanımızı koruyalım, kollaştıralım, sadakat ile İslamiyet’i yaşamaya ve yaşatmaya gayret edelim.
Allah-u zü’l-Celâl hepinizden ve hepimizden razı olsun. (Amin)

Kaynak:

Tasavvuf Tarikatlar ve Silsileleri 1.Cilt S.111

(c) Ustaoğlu Kitabevi

Copyright © Seyyid Muhammed Efendi Hz. Sohbetleri Tüm hakları saklıdır.

Schreibe einen Kommentar