Kadiriye Tarikatının Anadoluya Gelişi ve Ehlullah Yolunun Çeşitli Halleri

Kadiriye Tarikatı’nın Anadolu’ya Gelişi ve Ehlullah Yolunun Çeşitli Halleri
3. Sohbet

Peygamberimiz (s.a.v) efendimizin nesli, Hazret-i Osman ve Hazret-i Ali döneminde başgösteren kargaşanlıklar ve dört halife dönemi akabinde kurulan Emevî ve Abbasî saltanatlarının baskı ve zulümleri neticesinde Maverâunnehir, İran, Türkistan ve daha başka yörelere hicret ettiler. H. 6 yy. M. 12 yy’da Irak bölgesi Moğollar tarafından işgal edilmiştir. Başta Bağdat ve çevresi olmak üzere o dönemde Moğol işgaline uğrayan tüm İslam beldelerinde büyük bir katliam yaşanmakta idi.

 Sultânu’l-Evliyâ olan Seyyid Abdülkadir Geylânî hazretlerinin halifesi Seyyid Muhammed el-Kadirî hazretlerinin çocukları ve torunları, yanlarında Abdülkadir Geylânî hazretlerinin torunları, Seyyid Muinuddin Hasan el-Çiştî’nin torunları ve daha başka seyyidler ve alimlerle birlikte bir kabile halinde Bağdat’tan Musul’un Sincar bölgesine oradan da aheste aheste Anadolu’la geldiler ve M. 1230’lu yılların sonlarında Kayseri şehrine yerleştirildiler. Bu dönemde Kayseri ve çevresinde Anadolu Selçuklu hükümdarı Sultan II Gıyâseddin Keyhüsrev hüküm sürmekte idi. Selçuklu yöneticilerinin büyük iltifatına ve saygısına mazhar olan Seyyid Muhammed el-Kadirî hazretlerinin torunları ve onlarla birlikte bulunan seyyidler, Kösedağ savaşı akabinde Moğalların Kayseri dahil tüm Anadolu’yu işgal etmeleri üzerine, Sultan II Gıyaseddin ve diğer yöneticiler tarafından o dönemde ormanlık bir arazi olan bugün ise Kayseri ili İncesu ilçesi Kızılöeren Kasabası havalisi içinde kalan Mamalar bölgesine yerleştirildi ve kendilerine Erciyes Dağı eteklerinde bulunan Hisarcık İlçesinden başlayarak, Çora Tuzluğu, Karpuz Sekisi arazisi, Kızılören Kasabası ve Sürtme köyünün tüm arazilerinin içinde bulunduğu bölge vakfedildi. Bu dönemde işgal altındaki her bölgede olduğu gibi Moğollar Selçuklu şehirlerinde büyük bir katliama giriştiler ve halkın elindeki tüm malları yağma ve talan ettiler. İşgal akabinde Antalya şehrine kaçan Selçuklu Sultanı II Gıyaseddin Moğollarla çok ağır şartlar barındıran bir antlaşma imzaladı. Sultan, bunun akabinde devletin başkenti olan Konya’ya geri dönebildi ise de Selçuklu devleti maruz kaldığı bu büyük yağma, talan ve darbelerin etkilerinden kurtulamadı ve dağılma sürecine girdi.
Kadiriyye Tarikatı, Anadolu’da ilk defa büyük dedemiz Seyyid Muhammed el-Kadirî es-Sincânî hazretlerinin çocukları ve torunları tarafından neşredildi. Kadirilik M. 1230’lu yılların sonlarında Anadolu’ya girmiştir. Dolayısı ile kadirilik Anadolu’ya ilk giren tarikatlardandır. Seyyid hazretlerinin nesli tarafından kurulan vakıflar, tekke ve zaviyeler yöre halkının manen ve maddeten ihyasında öncülük etmiştir. Kendi soyumuzu yani büyük dedemiz Seyyid Muhammed el-Kadirî ve onun neslini, Anadolu’ya ilk giren tasavvuf erbabı ile birlikte “Arşiv Belgeleri Işığında Anadolu’da Kadirilik ve Kadirî Tarikatı’nın Muhammediye Kolu” isimli eserimizde anlatmış idik. Bu kitaba dedelerimiz hakkında bize intikal eden kayıtlar ile çeşitli arşiv kaynaklarında mevcut Kadiriye Tarikatı’nın Muhammediye Kolu hakkındaki kayıtları derç ederek Kadiriyye tarikatının Anadolu’daki ilk neşrini ve bu tarikatın tarih içerisindeki gelişimini mufassalan açıklama gayretinde bulunduk. Ayrıca bu eserimize Pir Abdülkadir Geylânî hazretlerinin halifelerini, onun ruhaniyetinden feyz alanları da kaydettik. Kitabın bir bölümünü ise evlatlarına ve onların nesillerine ayırdık. Eserimizi arşiv belgeleri ve diğer önemli deliller ile kaynaklandırdık. Ayrıca Seyyid Muhammed el-Kadirî hazretlerinin torunlarına ve sonraki nesline ait türbeleri ve onlara ait tekkelerin kayıtlarını da derç ettik. Bu vesile ile de peygamberimiz (s.a.v) efendimizin neslinden gelen bu kadirî seyyid evliyâların harap bir vaziyette bulunan türbelerinin tadili ve ihyasına gayret sarfetmekteyiz. Tüm bu çabalarımız şu hakikatlere dayanmaktadır.
Kadiriyye Tarikatı’nın Anadolu’ya bu ilk gelişinden iki yüz yıl sonra aslen Mısırlı olan Eşrefzâde Abdullah Rumî hazretleri Hama’ya giderek Abdülkadir Geylânî hazretlerinin torununun torunundan hilafet aldı ve tarikatını İznik, Bursa ve çevre havâlide neşretti. Daha sonraları ise İstanbul’da İsmail Rumî, Kerkük’te Abdurrahman Halis Talabânî ve bunların halifeleri ve daha başka zevât Kadiriyye Tarikatı’nın neşri için gayret sarfetmiştir.
Kadirî tarikatı tüm tarikatların anası ve özüdür. Diğer tarikatlar Abdülkadir Geylânî hazretlerinin ırmağından feyz ve gıda alarak teşekkül etmiştir. Tüm veliler onun kanadının altında, ondan irşad oldular. Nitekim Seyyid Abdülkadir Geylânî hazretleri bir sözünde “Ayağım tüm velilerin omuzu üzerindedir.” buyurarak tüm velilerin üstünde bir makama nail olduğunu ifade etmektedir. Onun müritlerinden birisini bir yoldan geçerken başka tarikatlara mensup dervişlerinin onun yolunu kesmesi edebe aykırıdır. Çünkü onun şeyhi ve piri hocalar hocasıdır, seyyidi’l-evliyâdır. Yazdığımız bu eser ile de görülecektir ki tüm tarikatlar ve yollar Abdülkadir Geylânî hazretlerinin manevî denizine müntehidir.
Tüm tasavvuf erbabı ve yolları, basamak basamak, zincirin halkaları gibi birbirine bağlı ve bağlantılıdır. Şimdi, Allah (c.c)’a ulaşmak isteyen gönül ehli kimseler kendilerini rızây-ı ilâhiye yaklaştıracak bir mürşidi yani bir veliy-i kâmili vesile edindiler ve onun tevessülü ile Hakk Teâlâya niyazda bulundular. Nitekim Hazret-i Ömer döneminde Medine’ye rahmet yağmadı, bir kuraklık baş gösterdi. Sahâbeler Hazret-i Ömer’in etrafına toplandılar ve “Ey Ömer hayvanlar kuraklıktan ölmektedir, rahmet yağmıyor, rahmet duasına çıkalım; fakat bunun için bir vesile, vasıta gerekmektedir ne yapalım?” diyerek danıştılar. İçlerinden bir kısmı Hazret-i Abbas’ı işaret ederek “Abbas (r.a), Peygamberimiz (s.a.v) efendimizin en yakını, en samimi amcası olur. Onu vasıta edinelim.” dediler. Bunun üzerine Hazret-i Ömer (r.a) varıyor, Hazret-i Abbas (r.a)’ın eteğinden tutuyor. Onu vesile ve vasıta edinerek “Allah’ım peygamberini ve onun amcası ve yakını Abbas (r.a)’ı vasıta ve vesile ediniyoruz, sadakat ve samimiyetle onlarla sana tevessülde bulunuyoruz. Bizleri rahmetinle sula ve bolluk ver” diyerek rahmet duası yapıyor. Bu dua akabinde Medine’ye bol bol rahmet yağıyor. Bolluk ve bereket geliyor.
Aziz kardeşlerim. Evliyalar bizler için birer lütuftur. Onların bulundukları beldelere rahmet yağar. Oralarda büyük depremler ve felaketler meydana gelmez. Yıkım olmaz. Yeryüzünün sallanmasına ve deverân etmesine yeryüzünün kazıkları hükmündeki dağlar nasıl mani olmakta ise veliler de manen o beldenin teskininde dağlar hükmündedir. Ehlullahın bulunduğu beldenin ahalisi aç kalmaz. Allahdostlarını sık sık ziyarette bulunmak rahmet-i ilâhiye mazhar olmak demektir. Sağlıklarında kendilerini vefatlarında ise türbelerini ziyaret edenler ne niyet ile ziyarette bulunmuş ise niyetleri hasıl olur. Hasta ise şifa bulur. Dertli ise devalar bulur. Borçlu ise edalar bulur. Bizler de kayd-ı hayâtımızda Seyyid Muhammed el-Kadirî hazretlerinin torunlarının türbelerinde, Seyyid Muhammed bin Ali Omuzu Güçlü hazretlerinin ve Seyyid Ahmed Kumarî hazretlerinin türbelerinde rahmet dualarında bulunduk. Buraları her ziyaretimizde sayısız tecelliye ve berekete nâil olduk.
Peygamberimiz (s.a.v) efendimiz “Kim bir toplumu severse onlarla birlikte haşrolacaktır.” buyurmaktır. Peygamberimizi (s.a.v) efendimizin türbesini ziyaret etmek onu sağlığında ziyaret etmek gibidir. Kim peygamberi ziyaret ederse onun şefaatine mazhar olur. Peygamberimizin neslini ziyaret etmek peygamberimizi ziyaret etmek gibidir. Peygamberimizin neslini yani evlâd-ı rasulü seven cennete girecektir. Evlâd-ı rasulü seven şehit olarak ölür. Şehitler gibi yetmiş kişiye şefaat eder. Allahrasulünün neslini ve torunlarını sevmek vâciptir. Bir hadisi şerifte “Beni seven Hasan’ı ve Hüseyin’i, onların babasını ve annesini sevsin ki benimle kıyamet günü aynı derecede bulunabilsin.” buyrulmaktadır. Diğer bir hadis-i şerifte ise Ehl-i Beyti, peygamber torunlarını sevmemiz şu şekilde emredilmektedir. “Hasan ve Hüseyin’i ben seviyorum, rabbim de seviyor, siz de sevin. Hasan ve Hüseyin’i seven beni sevmiş onlara buğzeden bana buğzetmiştir.”
Ehl-i Beyte mensup velilerin türbelerini ziyaret ederken 700 istiğfar okunmalı sonra dua edilmelidir. Bu kapıda tüm dilekler kabul olur. Dualar reddolunmaz.
Ehlullah yolunda olan sofular, velilerin kabirlerinden irşad olurlar. Nitekim Nakşibendiyye tarikatının piri Muhammed Bahâeddin Nakşibend hazretleri, Abdülhâlık Gûcdüvânî hazretlerinin kabrine vardı, çok dualarda bulundu. Orada bir müddet uykuya daldı ve onun irşadı ile mürşit oldu. Beyazıt-ı Bestâmî hazretleri de Cafer-i Sâdık hazretlerinin türbesinden irşad olmuştur. Velilerin türbelerinden irşad olan zevât sayılamayacak kadar çoktur. Veliler Allahrasulüne oradan da Allah (c.c)’a uzanan bir zincirin halkalarıdır. Onlar hakikat ehli ile Allah (c.c) arasındaki bağdır. Kullar için Allah (c.c)’ın rızasına ulaştıracak bir vesile ve vasıtadır. Hacıların Mekke ve Medine’yi ziyaret etmesi, iki beyaz kumaşa sarılarak taştan mebnî bir yapının etrafını, kutsal Kabe’nin çevresini tavaf etmesi, peygamberlerin aziz hatıralarını yad ederek Safa ve Merve tepeleri arasında koşuşturmaları rızây-ı ilâhîye ulaşmada rabbimizin emri olan bir vesile ve vasıtadır. Peygamberimiz (s.a.v) efendimizin mübarek türbesini ziyaret etmek bir vesile ve vasıtadır. Pegamberimiz (s.a.v) şöyle buyurmaktadır; “Beni vefatımda ziyaret etmek, sağlığımda ziyaret etmek gibidir.” Şimdi bir veliyullahın türbesini ziyaret etmek sağlığında onu ziyaret etmek gibidir. Allah-u zü’l-Celâl, onları ziyaret etmek için atılan her adıma on sevaptan yediyüz sevab ve niyetlerdeki ihlasın derecesine göre sayılamayacak kadar çok sevaplar ihsan eder.

Allah-u zü’l-Celâl şöyle buyurmaktadır;
^مَنْ جَاءَ بِالْحَسَنَةِ فَلَهُ عَشْرُ أَمْثَالِهَ^
“Kim (Allah (c.c)’ın huzuruna) iyilikle gelirse ona getirdiğinin on katı vardır.”

Allah (c.c)’ın sevgisi enbiyalar ve evliyalar ile birliktedir. Onların çevresinde toparlanabilmek buyük bir ihsan ve yüce bir rütbeye erişmektir. Rabbimiz bizleri velilerin manevî himmetlerine ve peygamberlerin şefaatlerine kavuştursun, bu lütfu bizlere ihsan etsin.
Allah (c.c) hepimizden razı olsun. (Amin)

Kaynak:
Tasavvuf Tarikatlar ve Silsileleri 1.Cilt S.123
(c) Ustaoğlu Kitabevi
Copyright © Seyyid Muhammed Efendi Hz. Sohbetleri Tüm hakları saklıdır.

Schreibe einen Kommentar