Sahih inanç ve ehl-i Küfrün Dalaleti

Sahih inanç ve ehl-i Küfrün Dalaleti
5. Sohbet

Hazret-i Adem (a.s)’ın nesli, kabileler halinde tarih içerisinde birbirlerinden uzaklaştılar. Allah-u zü’l-Celâl her kavme ve kabileye ilâhî nizamının hatırlatılması, tevhit ve ibadet yolunun öğretilmesi için peygamberler ve peygamberlerin varisçileri olan veliler ve alimler gönderdi. Hazret-i Muhammed’in devrine kadar çok peygamberler geldi ki bunların sayısını ancak Allah-u zü’l-Celâl bilir. Tüm peygamberler kendi toplumuna, ümmetine kendilerine vahyedilen tevhidi ve tabi’ oldukları şeriatı tebliğ ettiler. Onlara iman edenler hidayete kavuştular. Şimdi tüm peygamberler aynı dini yani Allah dinini, İslam dinini tebliğ etmişlerdir. Cenâb-ı Hakk;
^إِنَّ الدِّينَ عِنْدَ اللَّهِ الإسْلامُ ^
“Şüphesiz Allah nezdinden din İslamdır.” buyurmaktadır.

İslamiyet’i kabul edenler tüm peygamberlerin dinini kabul etmiş, İslamiyet’e karşı çıkanlar da tüm peygamberlerin dinine karşı çıkmış olmaktadırlar. Yeryüzüne tek bir din gönderilmiştir, bu din İslam dinidir. Hazret-i Muhammed Mustafa (s.a.v) Efendimiz, Hâtemu’l-Enbiyâ ve’l-Murselîn’dir. Peygamberlerin sonuncusudur. Ahir zaman peygamberidir. Bütün ümmetlere, insanlığın hepsine peygamber olarak tayin edildi. Allah-u zü’l-Celâl şöyle buyurmaktadır;
^وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلا كَافَّةً لِلنَّاسِ بَشِيرًا وَنَذِيرًا وَلَكِنَّ أَكْثَرَ الناسِ لا يَعْلَمُونَ^
“(Ey Muhammed) Biz seni bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler.”

Allah (c.c)’a inananlar, onun varlığı ve birliğini tastik edenler ancak İslamiyet’in getirdiği inancı ve itikadı kabul ettikleri ve Hazret-i Muhammed’i son peygamber olarak tasdik ettikleri takdirde mümin ve müslüman olmaktadırlar. Yani “Lâilâhe illallah Muhammedurrasûlullah” diyerek ikrar edip ve Hazret-i Muhammed’in getirdiklerini bilâ noksan ve lâ ziyâde (eksisiz ve artısız) kabul edenler ehl-i imandır. Bu çizginin haricinde kalanlar ise ehl-i dalalet ve ehl-i küfür olarak nitelenmektedir. Tüm bunlar yanında peygamberlerin tebliğlerinin ulaşamadığı bir yerde bir insan arz u semavâta bakarak aklı ile bu kainatın bir sahibinin olduğuna inanabilir, Allah (c.c)’ın varlığını kabul edebilir onu bulabilir. Aklın müellefiyeti vardır. Bu mükellefiyeti hakkı ile ifa edenler ehl-i imandandır yani cennetliktir.
Hazret-i Adem (a.s)’dan, ahir zaman peygamberi ekmelu’t-tahiyyât Hazret-i Muhammed Mustafa (s.a.v) efenmizin zamanına kadar gelen peygamberler çok çeşitli isnat ve iftiralara maruz kaldılar.
Hıristiyanlar, teslis inancı ile küfre girdiler. Ekânumu’s-Selâse inancı ile tek bir ilah olan Allah-u zül-Celâl’i baba, oğul ve Ruhu’l-Kuds olmak üzere üç parçaya böldüler. Bir yandan “Bu üç uknum tek bir ilahın yansımasıdır” dediler diğer yandan da Hazret-i Meryem oğlu İsa (a.s)’ı ilah olarak kabul ettiler. Allah-u zü’l-Celâl onların kafir olduklarını Kuran-ı Kerim’de şu şekilde beyan etmektedir.
^لَقَدْ كَفَرَ الَّذِينَ قَالُوا إِنَّ اللَّهَ هُوَ الْمَسِيحُ ابْنُ مَرْيَمَ^
“Şüphesiz Allah, Meryem oğlu Mesih’tir” diyenler andolsun ki kafir olmuşlardır.”
^لَقَدْ كَفَرَ الَّذِينَ قَالُوا إِنَّ اللَّهَ ثَالِثُ ثَلاثَةٍ وَمَا مِنْ إِلَهٍ إِلا إِلَهٌ وَاحِدٌ وَإِنْ لَمْ يَنتَهُوا عَمَّا يَقُولُونَ لَيَمَسَّنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ^
“Andolsun, “Allah üçün üçüncüsüdür” diyenler kafir olmuşlardır.

Halbuki tek bir ilahtan başka ilah yoktur. Eğer onlar dedikleri bu sözlerden vazgeçmezlerse elbette ol kafirlere acı bir azap isabet edecektir.”
Hıristiyanların Allah (c.c)’a ve Rasulü olan İsa (a.s)’a attıkları iftiralara karşı Allah-u zü’l-Celâl şu açıklamayı ortaya koymaktadır.
^مَا الْمَسِيحُ ابْنُ مَرْيَمَ إِلا رَسُولٌ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِ الرُّسُلُ وَأُمُّهُ صِدِّيقَةٌ كَانَا يَأْكُلانِ الطَّعَامَ انظُرْ كَيْفَ نُبَيِّنُ لهُمُ الآيَاتِ ثُمَّ انظُرْ أَنَّى يُؤْفَكُونَ^
“Meryem oğlu Mesih ancak bir rasuldür. Ondan önce birçok rasüller gelip geçmiştir. Annesi de çok doğru bir kadındı. Her ikisi de yemek yerlerdi. Şimdi bak ayetlerimizi nasıl açıklıyoruz da onlar bu hakikatlerden nasıl yüz çeviriyorlar.”

Hıristiyanlar gibi Yahudiler de kimi din adamlarını ve peygamberleri ilahlaştırdılar. Allah-u zü’l-Celâl yahudilerin inançlarını şu şekilde açıklamaktadır;
^وَقَالَتْ الْيَهُودُ عُزَيْرٌ ابْنُ اللَّهِ وَقَالَتْ النَّصَارَى الْمَسِيحُ ابْنُ اللَّهِ ذَلِكَ قَوْلُهُمْ بِأَفْوَاهِهِمْ يُضَاهِئُونَ قَوْلَ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ قَبْلُ قَاتَلَهُمْ اللَّهُ أَنَّى يُؤْفَكُونَ^
“Yahudiler, “Uzeyr (a.s) Allah (c.c)’ın oğludur” dediler. Hıristiyanlar da “Mesih (İsa) Allah’ın oğludur” dediler.

Bu onların ağızlarıyla geveledikleri sözlerdir. Sözlerini daha önce küfre girmiş kimselerin sözlerine benzetmektedirler. Allah onları kahretsin! Nasıl da (haktan batıla) döndürülmektedirler.”
Başka bir ayeti celilede şöyle buyrulmaktadır;
^اتَّخَذُوا أَحْبَارَهُمْ وَرُهْبَانَهُمْ أَرْبَابًا مِنْ دُونِ اللَّهِ وَالْمَسِيحَ ابْنَ مَرْيَمَ وَمَا أُمِرُوا إِلا لِيَعْبُدُوا إِلَهًا وَاحِدًا لا إِلَهَ إِلا هُوَ سُبْحَانَهُ عَمَّا يُشْرِكُونَ^
“(Yahudiler) Allah (c.c)’ı bırakıp bilginlerini (hahamlarını); (hıristiyanlar) da rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih (İsa)’yı rabler edindiler. Halbuki onlar ancak tek bir ilaha kullukta bulunmakla emrolunmuşlardı. O’ndan başka ilah yoktur. Allah (c.c), kafirlerin ortak koştukları şeylerden beridir.”

Hıristiyan ve Yahudilerin yanında Mecusiler, Dehrîler, Sabiiler, Putperestler ve daha başka inançlara sahip diğer kafirler ve müşrikler’in Allah (c.c)’a ve onun temiz peygamberlerine yapmış oldukları iftiralar Kuran-ı Kerim tarafından bizlere nakledilmektedir.
^وَجَعَلُوا بَيْنَهُ وَبَيْنَ الْجِنَّةِ نَسَبًا^
“(O müşrikler) Allah (c.c) ile cinler arasında bir soy birliği uydurdular.”
^وَيَجْعَلُونَ لِلَّهِ الْبَنَاتِ سُبْحَانَهُ^
“O müşrikler Allah (c.c)’a kız çocuklar izafe etmektedirler.”

Bizler, bütün peygamberi ve onların getirdiklerini, onlara inen kitap ve suhufları kabul eder, tasdik eder ve böylece inanırız. Tevrat Musa’ya, Zebur Davut’a, İncil İsa’ya nâzil oldu, peygamberlerin bazılarına suhuflar indirildi. Bu ilahî eserlerin içlerine hükümler ve nasihatler vaz’ edildi, böylelikle insanlara hidayet yolu gösterildi. Neticede peygamberimiz (s.a.v) efendimizin devri geldi. Hazret-i Muhammed (s.a.v) son peygamber olarak, tüm insanlara gönderildi. Kuran-ı Kerim ayet ayet nazil olmuştur. Kuran, İçinde Allah (c.c)’ın nizamını açıklayan ve insanları dalaletten kurtaran hükümler barındırmakta ve kendisinden önce inen tüm kitapları ve suhufları nesh etmektedir yani onların hükümlerini geçersiz kılmaktadır. İslam kendisi haricindeki tüm inanç ve yolları nefyetmektedir. Her şey Kuran ile tekâmül etmektedir.
Peygamberimiz (s.a.v) efendimiz alemlere rahmet olarak gönderildi. Allah-u zü’l-Celâl şöyle buyurmaktadır;
^وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلا رَحْمَةً لِلْعَالَمِينَ^
“(Ey Muhammed) biz seni ancak alemlere rahmet olasın diye gönderdik.”

Hazret-i Muhammed (s.a.v)’in peygamber olarak tayin edildiği devrede Mekke ve çevresinde putlar dikiliydi. Müşrikler, onlara Lat, Uzza gibi çeşitli isimler vermekte ve tapınmaktaydılar. Putları Allah’a yaklaşmada bir vesile ve vasıta olaraka görmekte ve onlara şefaatçiler olarak inanmaktaydılar. Allah-u zü’l-Celâl sapkın inançlı o kimselerin itikatlarından şu şekilde haber vermektedir;
^وَالَّذِينَ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِهِ أَوْلِيَاءَ مَا نَعْبُدُهُمْ إِلا لِيُقَرِّبُونَا إِلَى اللَّهِ زُلْفَى^
“Allah (c.c)’ı bırakarak kendilerine bir takım dostlar (putlar) edinenler “Onlara bizi sadece Allah’a yaklaştırsınlar diye kulluk yapıyoruz” derler.”
^وَيَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ مَا لا يَضُرُّهُمْ وَلا يَنْفَعُهُمْ وَيَقُولُونَ هَؤُلاءِ شُفَعَاؤُنَا عِنْدَ اللَّهِ^
“Onlar Allah (c.c)’ı bırakıp kendilerine ne zarar ne de fayda verebilecek şeylere tapıyorlar ve “bunlar, Allah katında bizim şefaatçılarımızdır” diyorlar.”

Ehl-i küfrün bu şekil batıl inanç, ibadet ve adetleri yanında peygamberimiz (s.a.v) efendimizin tebliği neticesinde ilk dönemde İslam dinini kabul edenler oldu. İlk önce Hazret-i Hatice, Hazret-i Ebu Bekir, Hazret-i Ali, Hazret-i Zeyd bin Hâris iman etti. Daha sonraları ise Mekke’nin tepkisinden ve aşiretinin zulmünden çekinen kimseler peygamberimize gelerek gizlice müslüman oldular.
Hazret-i Ebu Bekir vasıtası ile birçok kimse iman etmiştir. Hazret-i Bilal (r.a) da Hazret-i Ebu Bekir vasıtası ile iman edenlerdendir. Hazret-i Bilal (r.a), Ümeyye bin Halef isminde anûd, zâlim bir müşrikin kölesiydi. Bu zalim kişi Bilal-i Habeşî’nin iman ettiğini duyunca onu yanına getirtip “Ey Bilal, sen tevhit dinine girmişsin, Hazret-i Muhammed’i peygamber olarak kabul eylemişsin, bunlar doğru mu?” diyor. Bilal-i Habeşî “Doğrudur” diyor, imanını gizlemiyor. O zalim kimse, Mekke’nin hararet ve sıcaklıktan kavrulduğu bir saatte Hazret-i Bilal (r.a)’ı kızgın kumlar üzerine yatırtıryor. Avanesine işkence yapmalarını söylüyor. Hazret-i Bilal (r.a)’a vuruldukça o “Ahad Ahad” yani “Allah birdir, birdir” diyor. O zalim kimseler mühlet vermeksizin dövüyorlar. Hatta üzerine ağır taşlar koyarak zulümlerine devam ediyorlar. Hazret-i Ebu Bekir Sıddîk o çevreden geçerken Hazret-i Bilal’in feryadını işitiyor, ağlıyor. Gizli bir vakit Hazret-i Bilal’in yanına varıp “Ey Bilal, bu küfrün zulmü karşısında sen imanını gizle, ne derlerse peki de. Zahiren ikrar et. İmanına zarar gelmez” diyor. Bir müddet Bilal-i Habeşî imanını gizliyor ama aşkullah, muhabbetullah onu haline bırakmıyor. Zira Aşk, öyle bir dert ki geldiği zaman her şeyi siler süpürür, kaynayan çömlek içinde tanelerin barınamadığı gibi âşıkın içindeki bütün dert aşikar olur. Hazret-i Bilal (r.a), aşkullah galebe çalınca gene Allah demeye başlıyor. Bilal-i Habeşî’ye yapılan işkenceler ve onun feryatları çevrede çok tesir yapıyor. Hazret-i Bilal’in bu vaziyetine Hazret-i Ebu Bekir çok ağlıyor. Neticede Hazret-i Ebu Bekir o zalim kimseye, çok bir para ve beyaz bir köle vererek Hazret-i Bilal (r.a)’ı kurtarıyor.
Hazret-i Bilal (r.a) Allah-u zü’l-Celâl’e o kadar kurbiyet, yakınlık kazanıyor, kesbediyor ki ezan okuduğu zaman semanın melekleri de çûşa geliyor, miraçta dahi Allahrasulü Hazret-i Bilal’in ayakkabısının, takunyalarının takırtısını duyuyor. Bu dereceye nasıl nail oldun diye sorduğun da ise “Olaki ben abdest aldıktan sonra iki rekat namaz kılarım, belki bu vesile olmuştur.” cevabını alıyor.
Melekler dahi Hazret-i Bilal (r.a)’a gıbta etmişlerdir. Çünkü ihlas, samimiyet ve sadakatla yapılan ameller, Allah (c.c) katında çok sevgili ve makbuldür. Kul “Allah” dediği zaman semavâtın ve arzın sevgisine, onların diline ve lisanına tercüman olur. Canlı ve cansız her ne var ise Allah (c.c)’ı zikretmektedir. Yerler ve gökler de lisan-ı hal ile daima zikretmektedir. Allah-u zü’l-Celâl şöyle buyurmaktadır;
^يُسَبِّحُ لَهُ مَا فِي السَّمَاواتِ وَالأَرضِ^
“Göklerde ve yerde olanların hepsi, Allah (c.c)’ı tesbih etmektedirler.”

Müslümanlar Mekke ahâlisinden birçok zulüm ve eziyet çektiler. İçlerinde şehit olanlar da oldu. Neticede müminler çeşitli yerlere hicret etmeye başladılar. Allahrasulü (s.a.v) de risaletin onüçüncü senesi Hazret-i Ebu Bekir Sıddîk ile birlikte Medine’ye hicret ettiler. Hicret gecesi Allahrasulü (s.a.v) yatağına Hazret-i Ali (k.v)’yi yatırdı. Üzerindeki emanetleri ona teslim ederek, Hazret-i Ebu Bekir ile birlikte yola çıktılar. Birçok mihnet, meşakkat ve imtihan akabinde Medine havalisinden Kuba köyüne geldiler. Orada bir müddet misafir kaldılar. Hazret-i Ali (k.v) emanetleri yerli yerince teslim etti. Üç gün sonra gizlenerek ve saklanarak hicret etti. Geceleri gitti, gündüzleri saklandı. Neticede Kuba’da peygamberimiz ile buluştu.
O gün Allahrasulü Hazret-i Ali (k.v)’nin hal u vaziyetine baktı, aşağıdan yukarı bir süzdüğünde gördü ki diz kapağından aşağısı bütün yara bere içerisinde kanamaktadır. Hazret-i Ali (k.v) hicret ederken papuçları parçalanmış, yalın ayak geceleri yol almış, her yeri kan revân olmuştur. Peygamberimiz (s.a.v) efendimiz bu durumu görünce çok ağladı.
Hicret akabinde Allahrasulü Medine’de cami cemaat oluşturdu. Çok zorluklar ve eziyetler çekildi. Kısa bir müddet zarfında İslamiyet çok çeşitli beldelerde yayılarak güçlendi.

Kaynak:
Tasavvuf Tarikatlar ve Silsileleri 1.Cilt S.136
(c) Ustaoğlu Kitabevi

Copyright © Seyyid Muhammed Efendi Hz. Sohbetleri Tüm hakları saklıdır.

Schreibe einen Kommentar