Sofuların Vazifeleri

Sofuların Vazifeleri
7. Sohbetin ikinci Bölümü

Allah-u zü’l-Celâl, Hazret-i Adem’i yarattı ve yeryüzüne indirerek onu halife ve peygamber kıldı.
Hazret-i Adem’in birçok çocukları dünyaya geldi.
Bu çocuklar arasına hasetlik girdi ve bir peygamber çocuğu iken Kabil, kardeşi Habil’i öldürdü.
Kabil’in hissesinde dalalet var imiş, o hidayet-i rabbanî’ye nâil olamadığından dolayı şeytanın vesvesesi ile kardeşini katletti.
Hazret-i Adem’in nesli devam edip geldi.
Bu nesilden yeryüzüne çeşitli peygamberler gönderildi.

Nuh (a.s) insanları İslama devam etti, yıllarca ve yıllarca çok hizmetler de bulundu. “Gelin iman edin, Allah birdir deyin, lailaheillallah deyin” diyerek çok uğraştı. Kuran-ı Kerim’in ifadesi ile 950 sene kavmi içerisinde ve Hadis-i Şerif’in ifadesi ile de 60 sene tufandan sonra olmak üzere toplam 1010 sene ömür sürdü. Fakat bu kadar yıl ömrün içerisinde çok az kimse iman etti. Neticede Hazret-i Nuh kendine inananları gemisine aldı, geri kalanlar ise yerin ve göğün gazabına uğradı. Yeryüzü patladı, içindeki suları dışarı çıkardı, semadaki bulutlar ise akarak yeryüzünü bir deniz haline getirdi. Hazret-i Nuh (a.s)’a inanmayanlar, İslamiyeti kabul etmeyenler bu deniz içerisinde boğularak helak oldular. Vakti saati gelince ilahî takdir böyle tecellî etti. Tarih içerisinde nice kavimler zuhur etti, Lut (as)’ın, Hud (a.s)’ın, Salih (a.s)’ın kavmi gibi nice topluluklar peygamberlerin sözlerini duyup da dinlemedikleri, hak ve hakikati kabul etmedikleri için helak oldular. Ehl-i küfür olan toplumlar, Hazret-i İbrahim (a.s)’ı ateşe attıkları gibi nice peygamberleri de cezalandırmak istediler.

Hazret-i Adem (a.s)’dan peygamberimizin zamanına kadar 124 bin yahut 224 bin peygamber gönderildi. Gelen peygamberlerin adedini ancak Allah-u zü’l-Celâl bilmektedir. Her asırda peygamber var idi. Bir asrın ne kadar yıl sürdüğünü, peygamberlere ait bir devrenin hangi müddetle değiştiğini Allah-u zü’l-Celâl bilir, tüm bu bilgiler bizden gizlenmiştir. Şimdi son noktayı peygamberimiz (s.a.v) koydu. Son mührü o bastı. Hazret-i Muhammed (s.a.v) “Hâtemu’l-Enbiyâ ve’l-Murselîn”dir yani peygamberlerin sonuncusudur. Risalet onun ile son buldu. O alemlere rahmet olarak gönderildi. Ondan sonra ise velilik şuyu’ buldu, veliler zuhur etti. Eski zamanlarda da veliler var idi; ancak onların içlerinde peygamberler bulunuyordu. Peygamberimiz (s.a.v) efendimizden sonra peygamber gelmeyeceği için peygamberlerin mirası velilere verildi. Allah-u zü’l-Celâl vakitleri geldikçe velileri ihdas edip çeşitli bölgelere göndermektedir. Alemdeki herşey belli bir müddet ve ölçü ile deverân etmektedir. Velilerin de Allah (c.c) tarafından takdir edilmiş nöbetleri vardır. Omuzugüçlü hazretlerinin türbesi ve dergahı yedi yüz yıla yakın gizli kalmıştı. Fakat onun vakti ve nöbeti geldiğinden Allah (c.c) bizleri onun etrafında toparladı. Onun himmet ve hidayeti ile dağlar ve taşlar ihya oldu. Müminlerin gönülleri aydınlandı. Ölü kalpler dirildi. Peygamberimiz alemlere rahmet olduğu gibi veliler de alemlere rahmettir. İşte Omzugüçlü hazretleri de bu velilerden birisidir. Bu da alemlere rahmettir. Bu veliyullah dağlar ve taşlar ile dostluk kurdu. Dağlar ve taşların da sesi vardır. Omuzugüçlü hazretleri çevresindeki cümle varlıklar ile zikir dostluğu, hayat dostluğu kurarak ebediyetle kıyamete kadar dağların ve taşların sevgisini kazandı. O sevgi şimdi bizlere ve gönüllere yansımaktadır. Allah (c.c)’a bağlı sofular gönüllerimize yansıyan bu sevgiyi başka beldelere taşıyacak ve oralarda yayacaktır.

Bu veliyullahın türbesini ziyaret edenler, onun manevî huzuruna çıkanlar hem gönül hem de beden şifası bulur. Ruhu dalalet ve sapkınlıktan kurtularak manevî bir şifaya kavuşur. Bizler de dedemiz olan Muhammed bin Ali Omuzugüçlü hazretlerinin yanında bekleyerek manen ve bedenen şifaya kavuştuk. Aylarca hastanelerde yatmış iken çok ağır belalar ve hastalıklar ile imtihan olmakta iken bu dedenin manevî huzurunda şifaya kavuştuk. Vücudumuza sıhhat geldi. Uzun boylu yollara gittik, bedenen çok yorucu işler yaptık ama Elhamdülillah şimdi dipdiri olduk.

Evliyaların kerametleri vardır. Onlar ölüleri diriltmektedirler. Onları ziyaret etmek bütün velilerin sevgi ve himmetine ulaşmak demektir. Bu kapıya gelenler velilerin himmet ve sevgilerini insanlara aktarmakla yükümlüdür. Nasibi olanlar alacak, nasibi olmayanlar almayacaktır; ama bizlerin görevi tebliğ etmektir. Nitekim peygamberin görevi de ancak açık bir şekilde kendilerine vahyolunanları insanlara tebliğ etmekti. Şimdi Sofuların gayret etme, tebliğ etme, ehlullahın yolunu aktarma ve anlatma, insanlara hakikatleri söyleme mecburiyetleri vardır.
Allah-u zü’l-Celâl hepinizden ve hepimizden razı olsun. (Amin)

Kaynak:
Tasavvuf Tarikatlar ve Silsileleri 1.Cilt
(c) Ustaoğlu Kitabevi

Copyright © Seyyid Muhammed Efendi Hz. Sohbetleri Tüm hakları saklıdır.

Schreibe einen Kommentar