Allah’ın Ayetlerini Yalanlayanlar

        Ehlullah şöyle buyurur:

 

        “Hakikati söylemek halkın nefretini mûcibdir. Halbuki Hak Teala, kullarında ve kainatta hakkın kaim kılınmasını murad eder. Hakkı kaim kılmaya çalışanlar Allah’ın sevgilileridir. Amma hakka riayet edemeyenler Allah’a “düşmanım” diyemezler, Allah’ı anlatanlara düşmanlık ederler.

 

        Bu dünya imtihanına gelmemizden murad tevhidden ibarettir. Herkes bu alemde derecesine göre tevhid edecek ve bu tevhid meratibine göre akıbet menzilini bulacaktır. Bu alemi böyle fehmeylemeyen isterse dünyaya sahip olsun, idraksizliği hasebiyle deli mesabesindedir. Tevhid edenler deli değildir ve asla mahrum ve mahzun olmayacaklardır.  Gayba iman ederek hazır bil-meclis olmuşlar ve bu dünya gecesinde cemalullah zevkiyle gül goncaları gibi sabaha doğmuşlar ve vuslat zevkiyle ebedi güzelliklere nail olmuşlardır.

 

        Şirkin binlerce çeşidi vardır. Sadece puta tapmak şirk değildir ki. Şirk Allah’ın benliğini kabul ettiği halde, başka benlikleri de kabul etmek demektir. Hak yolunda, Hak’tan başka talepte bulunanlar, zâhiren, şirk koşmuyormuş gibi olsalar da bâtınen (içte ve özde) münkîr olur ve şirk-i hafî (gizli şirk) işlemiş olurlar.

 

 Cenabı Hakk bizi halkeyleyip halk içerisine gönderdi amma halka tabi olalım diye değil, Hakka tabi olalım diye.

 

         Yunus Suresi:95. “Allah’ın âyetlerini yalanlayanlardan da olma, yoksa kaybedenlerden olursun.” 96,97. “Doğrusu Rabbinin söz verdiği azabı hak edenler, can yakıcı azabı görene kadar kendilerine gelen her türlü belgeye bile inanmazlar.”

 

          Ehlullah bu ayetleri şöyle tefsir eder:

 

         “Bir de ey peygamberim, ve ey peygamber yolunun yolcuları, sakın Allah’ın âyetlerini yalanlayanlardan olmayın. Yoksa kaybedenlerden, hüsrana mahkum olanlardan, hem dünyada hem de yarın âhirette eli boşa çıkanlardan olursunuz.

 

         Allah’ın âyetlerini yalan saymak, yok farz etmek, kaale almamak, âyetlere rağmen onlardan habersiz bir hayat yaşamak, demektir. Veya diliyle onlara inandığı halde amelen onları küfretmek demektir. Meselâ biliyor adam, anlıyor âyetlerin ne dediğini, ama imanını eyleme dönüştürmüyorsa, inandığı, bildiği âyetlere imanını amele dönüştürmüyorsa işte bu da yalan saymadır.

 

         Yalan saymak küfürden biraz farklıdır. İnkâr etmek âyetleri tümüyle reddetmek ve inanmamak demektir. Ama yalan saymak âyetlere inanmakla beraber gereğini yerine getirmemek demektir. Meselâ adam inanıyor namazın farz olduğuna, ama yine de kılmıyor. İnanıyor tesettürün farziyyetine, ama yine de örtünmüyor. İnanıyor âhiretin varlığına, ama öyle bir hayat yaşıyor ki hayatında bu inancın kokusunu bile görmek mümkün değildir. İşte bu da âyetleri yalan saymak, âyetleri boşa çıkarmak, âyetlerin varlık sebebini kaldırmak demektir. İşte böyle Allah’ın bunca âyetlerine rağmen sanki onlar yokmuş gibi bir hayat yaşayanlar kaybetmişlerdir.

        

        İşte böyle Allah’ın âyetlerini yalanlayanlar üzerine, onlar hakkında Allah’ın hükmü hak olup kesinleşmiştir. Evet Allah’ın bu zâlimler üzerindeki hükmü hak oldu. Neydi bu Allah’ın onlar konusundaki hükmü? Onlar iman etmeyecekler. Cehennem ashabıdır onlar cehenneme gideceklerdir. Önceki âyetlerde de geçmişti, Allah onların kendi hür iradeleriyle kendileri hakkındaki tercihlerini onaylamıştır. Yâni bu konuda onlar asla mazur değillerdir. Bunu kendileri istemişler, Allah’ın âyetlerini yalan saymışlar, yok farz etmişler, âyetlerle ilgilenmemişler, kendilerini yoktan var eden ve yaşadıkları bu hayatı kendilerine lütfeden Rab’lerini tanımadan, o Rabbin hayat için koyduğu yasalarını, kitabını tanımadan, o Rabbin âyetlerini örterek, örtbas ederek, o âyetleri kendilerine ulaştırmaya çalışan Allah’ın elçilerini susturmaya çalışarak, onlara hayat hakkı tanımayarak bir hayat yaşadılar.

 

         İşte böyle yaşayanlara ne kadar âyet gösterirseniz gösterin, ne kadar delil getirirseniz getirin asla iman etmeyeceklerdir, ta ki kendilerine can yakıcı azap gelene kadar. Azapla karşı karşıya gelene kadar onlar iman etmeyecekler diyor Rabbimiz……”

 

Terkedilen Kuran

                  Terkedilen Kur’an..

 

          Ehlullah şöyle buyurur: “Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhû ve Resûluhû… Yani şehâdet ederiz. Ne deriz, “Yâ Rabbi, ben kendi benliğim vehmindeydim. Amma ruhlar alemindeki sözümü hatırladım ve bu nefis benliğinden sıyrıldım. Bu zevk ile Senin birliğini müşahede ettim. Ben yokum Sen varsın Allah’ım. Buna şahidim ve benim kendi şeraitim, kendi aklım ve fikrim Sana kulluk etmek üzere kurban olsun. Ben bu zevk ile Senin gönderdiğin Rasûlünü tasdik ettim. Kendi yoluma değil, kendi nefsimin çektiği yere değil, Resûlünün yoluna gitmek zevkine eriştim ve ona tâbi oldum. Benliğimi Muhammed’in yolunda sarfettim, hakiki kulluğu onda müşahede ettim, diyerek şehadet etmez miyiz? Şehadet bizlere tezkiye-i nefsi ve tasfiye-i kalbi işaret ediyor.”

 

          Furkan Suresi:27,28,29. “O gün, zalim kimse ellerini ısırıp: “Keşke Peygamberle bir yol tutsaydım, vay başıma gelene; keşke falancayı dost edinmeseydim. Andolsun ki beni, bana gelen Kur’an’dan o saptırdı. Şeytan insanı yalnız ve yardımcısız bırakıyor” der.” 30. “Peygamber: “Ey Rabbim! Doğrusu milletim bu Kur’an’ı terk etmişti” der.” 31. “Ey Muhammed! Her peygamber için, böylece suçlulardan bir düşman ortaya koyarız. Doğruyu gösterici ve yardımcı olarak, Rabbin yeter.”

 

            Ehlullah bu ayetleri şöyle tefsir eder:

 

            O gün zalim elini ısırır. Pişmanlık içinde zalimler o gün ellerinin üzerini ısıracak. Hınçla ellerini gevmeye başlarlar o gün. Ve der ki: Eyvah! Eyvah! Yazıklar olsun bana! Yuh olsun bana! Keşke peygamberle bir yol tutsaydım! Ne olurdu keşke peygamberle birlikte bir yol tutsaydım! Keşke peygamberle birlik olsaydım! Keşke beni peygambere götürecek bir yol izleseydim! Keşke beni peygamber safında kılacak bir yola girseydim! Keşke yanlış yerden bilet almasaydım! Keşke falanların, filânların yoluna değil de peygamber yoluna girmiş olsaydım! Keşke peygamberi tanıyıp onun gibi bir hayat yaşasaydım!..

 

            Yazıklar olsun bana. Keşke ben falanı, filânı dost edinmeseydim. Çünkü o dost edindiklerim beni zikirden, beni kitaptan uzaklaştırdı, beni vahiyden saptırdı. Halbuki o zikir bana gelmişti. Halbuki o kitap bana gelmişti. O filân ve falan kitapla benim arama girerek benim kitabı öğrenmeme, kitabı tanıyıp onunla amel etmeme engel oldu. O kitap bana gelmişken, Rabbim beni o kitapla sorumlu tutmuşken, tam ben o kitapla karşı karşıya gelmişken, tam ben o kitapla tanışmak üzereyken o falan filân beni o kitaptan saptırıverdi. Meselâ adamı meyhaneden çıkarıyorsunuz, Müslüman olması gerektiğini söylüyorsunuz, adam Allah yoluna girmeye karar veriyor. Adam tam zikirle, kitapla tanışmak üzereyken birileri başka bir kitabı veya işte filân cemaati, falan grubu tavsiye ediyor.

 

İşte din budur diyerek kendi kliklerini, kendi gruplarını, kendi kitaplarını sunuveriyorlar ve işini bitiriyorlar adamın. Bu belki bir cemaattir, bir liderin kitabıdır, bir partidir, bir tarikat grubudur veya işte bizim ülkedeki düzenin resmi din kitaplarıdır, resmi din anlayışıdır. Meselâ Jamaika’dan geldi bir kadın Müslüman olmak için, ama birileri ona öyle din sundular ki o kadın şimdi hem Müslüman, hem de başörtüsüz dolaşıyor Konya’da. Evet insanlara kulluk kitabı olarak şu kitabı tavsiye edeceğiniz yerde başka şeyleri tavsiye ediyorsanız insanları saptırıyorsunuz demektir.

 

            Evet o gün öyle diyecekler. Eyvah, keşke falanları filânları değil de direk kitabı tanısaydım. Direk peygamberi tanısam ve onun gibi olmaya çalışsaydım. Keşke falan ya da filân tipi yaşamasaydım. Keşke falan ya da filân tipi giyinmeseydim. İnsanlar hiç kitaba ve peygamberi tanımaya yönelmiyorlar şimdi değil mi? Efendim önce filân zâtı  tanıyalım, falan gibi olalım, falanın dediği gibi yapalım demeye çalışıyorlar. Halbuki biz peygamberi değil de birilerini örnek almaya çalışırsak kesinlikle bilelim ki onda çakılıp kalacağız ve onu bir adım daha ileriye geçemeyeceğiz demektir. Ancak onun kadar olabileceğiz demektir.

 

            Muhakkak ki şeytan insanı yapayalnız ve yardımcısız bırakır. Şeytan her zaman insanı aldatandır. Gerek insanları saptırmaya çalışan insan şeytanlarına, gerekse cin şeytanlarına karşı çok dikkatli olmak zorundayız. Önce bir takım şeylere teşvik ederler, süslü gösterirler, Allah yolundan saptırırlar, sonra da onu yapayalnız bırakıverirler. Evet ana, baba, hoca, koca, mal mülk, dükkan tezgah, zenginlik, makam, mevki yâni bizi kitabı Sünneti öğrenmekten engelleyen ne varsa hepsi şeytandır, onlara dikkat edelim.

 

            Resul der ki: Ey Rabbim, muhakkak ki şu kavmim bu Kur’an’ı terk ettiler. Kavmim bu Kur’an’dan hicret ettiler. Kavmim bu Kuran’ı kendilerinden hicret ettirdiler. Kendileri değil, onu kendilerinden hicret ettirdiler. Bu Kur’an’ı sosyal hayatlarından uzaklaştırdılar. Bu Kur’an’ı mekteplerinden, hukuklarından, eğitimlerinden uzaklaştırdılar. Bu Kur’an’ı aile hayatlarından, evlerinden, mutfaklarından, kazanma harcama anlayışlarından uzaklaştırdılar. Bu Kur’an’ı terkedilmiş olarak, metruk olarak, kendisine başvurulmaz olarak bıraktılar. Bu Kur’an’ı dikkate değer görmediler. Bu kitapla amel etmeyi terk ettiler. Hayatlarını bu kitaba göre yaşamaktan vaz geçtiler. Hayat problemlerini bu kitaba sormaz oldular. Bu kitabın önüne başkalarının kitaplarını, başkalarının yasalarını geçirdiler. İşte böylece:

 

            Her bir Nebi, her bir peygamber için mücrimlerden bir düşman kıldık. Ama kesinlikle bilesin ki; Ey Peygamberim Hâdî olarak, hidâyet edici olarak ve yardım edici olarak Rabbin sana yeter. Sen sadece Rabbine güven, Rabbine dayan, Rabbine teslim ol peygamberim. Yâni ey peygamberim, şu anda karşında amansız düşmanlarının bulunması seni korkutmasın. Sadece senin için değil, senden önceki elçilerimizin karşısında da aynı düşmanlar vardı. Bu zalimlerin Hakka karşı çıkmaları yeryüzünde vazgeçilmez bir yasadır. Olacak bunlar. Sen onları Bana bırak ve yoluna devam et. Hâdî ve yardımcı olarak Ben sana yeterim.

 

            Mekkeliler Allah’ın kitabını reddediyorlar. Kur’an’sız bir hayattan yana tavır alıyorlar. Bugün bizim etrafımızdakiler ise inandıkları bir kitabı reddediyorlar. Yâni inandım dediği bir Kur’an kendi dünyalarına hizmet etmediği için Onu bir kenara almışlar. Ama belki bir gün bu Kur’an da onun kendi dünyasına, para kazanmasına, makam elde etmesine, dünyalık devşirmesine hizmet ederse o zaman bu kitabı eline alacak ve bu kitabı da pazarlayabilecektir. Bu kitabı kendi menfaatine alet edecektir. Yazıklar olsun bu insanlığa.

 

O gün Mekkeli inanmadığı Kuranı reddederken bugünküler inandıkları bir Kur’an’ı arkalarına atıyorlar. Başka kitaplar, başka sistemler, başka yasalar bu kitabın önüne geçmiş. Bir oyun ve eğlence, bir felsefi hareket, bir mal mülk hesabı, bir makam mansıp hedefi bu kitabın önüne geçirilmiş. Kur’an unutulmuş, insanlar başka sevdaların peşine düşmüşler. Bunu anlamak mümkün değildir.”