Bin Aydan Daha Hayırlı Olan Mübarek Kadir Gecesi’ni Allah Dostlarının Manevi Huzurunda İhya Ettik…

 


Gavsu’l-Azam Seyyid Abdulkadir Geylâni Hz.(k.s.) ile
beraber riyazette bulunmuş ve

 

kendisinden hilafet hırkası giymiş, daha sonra da nesli vasıtasıyla Kadiriliği Anadolu’ya taşıyan büyük
veli Seyyid Muhammed el-Kadiri Hz.(k.s.)’nin torunlarından olan
Ebu’l-Fukara Seyyid Muhammed bin Ali Omuzugüçlü Hz.(k.s.) ve Seyyid Ahmed Kumarî Hz.(k.s.)’nin manevi
huzurlarında Kadir Gecesi’ni namaz ve zikirlerle ihya ettik.
Hamd olsun ki; onların feyz ve bereketlerinden istifade eyledik.
Her sene Ramazan ayında acizane düzenlediğimiz etkinliklerimize sizleri de bekleriz…

Kurbanlar kesildi ve Ramazanın son bir haftası iftarlarda yapılan yemekler ile
beraber bu kurban etleri ikram edildi…

Marifetullah Yolu

Marifetullah Yolu

 

Bismillahirrahmanirrahim

 

Marifetullah insanın manen Hak yakınlığına ermesi ve Hakkın huzuruna ruhunu ve özünü erdirmesidir. Bunun dereceleri olur, bu marifet derecesine göre insanın da derecesi olur.

Hakiki manada marifet fena mertebelerini aşıp tam ve hakiki fenayı bulduktan sonra bekaya varıp daimi fenafillah ve bekabillah ile Hakka vasıl olma denen velayette olur. Seyri sülük ile fena mertebeleri aşıldıktan sonra gelen marifettir. Bununla beraber marifetin sonsuz derecede uzaklara yansıyan bir özelliği olur. Marifetten uzaklık izafi ve görecelidir. Eşya ve kişiye göredir. Yoksa tevhid hakikatına ermiş muvahhide göre Hakkın marifeti onun vahdaniyetinin tecellisi ile bütün 18 bin alemde tam kemal üzere bilinir. Ama gaflet perdeleri ile uzaklık olur ve marifetin tecellisi eşya ve halkta belli derecelerde görülür. Yoksa perdeler kaldırılacak olsa marifet artar.

 

Herkes istidadinca belli bir marifete gaflet perdelerinden gönlünü ve ruhunu arındırarak kemale ererek ulaşır. Marifet tecellisinin önündeki perdeleri kaldırarak ilerler.

Marifet Resulullah SAS aracılığı ile ve oradan velayet yolunun silsilesi ile ehli velayete gelir. Onun için fena mertebeleri Hakikata ve marifete gider. Fena mertebelerinde fenafişeyh, fenafiresul ve fenafillah durakları hakikatta aynı yönde atılan adımlardır. Fena mertebelerinin hepsi basamaklar gibi birbirini takib edip aynı merdivene aittirler. Tasavvufa adabı ve yolu bu merdiveni bir bütün olarak alıp müridleri basamak basamak yükseltir. Basamağa bakıp basamaklar hakkında tartışanlar merdiveni tam göremeyen gaflet ve perdeli kimselerdir. Yoksa vahdet ve tevhid hakikatının basamağı ve yolu olmaz.

 

Tevhid nurunun tecellisi peygamber ve mürşitler olarak zuhur etmiş. Yoksa ne bu tecellinin ilahi irade ile öyle olması ne de tecellinin mahiyeti Hakkın zatında, lahuti alem denen esma ve sıfattan beri ve tam sübhan olan Hakkın zatında bir kısıtlayıclığı olmaz. Yani fena merteblerindeki şeyh ve peygamber durakları bizzat Hakkın tevhid tecellisinin kendisi olması yönüyle Hak marifetine ulaştırır, yoksa uzak olup yavaş yavaş ulaştırmaları ve geride kalmaları gibi şeyler müşahedeye ait şeyler olurlar. Tevhid nuru itibariyle marifet yolundaki fena halleri Hakikatte suretten beri olup Hakikat nurunun tecellisinin edebi ve yoludur.

 

Tasavvuf yolu marifetullah’a giden yolculuktur. Bu yolda nefişs nefsi emmare’den mülhime ve mutmaine şeklinde ilerleme gösterirken bu haller gönülde ve ruhta fena ve marifet olarak yansır. Her mertebenin bir marifeti olması nefisin bu hallerden geçerek fena mertebelerini aşması ile olur. Nefsın emmareden itibaren adım adım fenası marifete götürür. Tasavvufta zikir ve rabıta kalbe marifet tecellisi şeklinde tesir ile kalpten ruha bu şekilde marifet nurunun sirayeti olur.

 

İmam Rabbani KS hazretleri kalp nefis ile ruha arasında bağlantı sağlar der, bu bağlantı ile ruhtan nefse ve nefisten ruha tesir olduğunu bildirir. Kalbe rabıta ile Resulullah SAS ve pir ve şeyhten gelen marifet nuru bu şekilde ruhu yükseltir. Mevlana hazretleri bu yüzden insan kalpten ibarettir der. Kalp manevi alemde insanın irtibat noktasıdır. Gönle rabbani lhamlar geldiği gibi şeytani ilhamlar da gelir. Ama salihlere rabıta yapan bir gönülde şeytani ilham ve vesveseler barınamaz. Gönle Resulullah SASiden gelen şeyhten rabıta ile gelen nur oldukça Güneşte yarasanın durunamadığı gibi şeytani ilham ve vesveseler tutunamaz.

 

Bu şekilde zikir ve rabıta ile müride cezbe gelir. Marifet yolunda cezbe en önemli basamaktır. Hakka giden yolun kilidi cezbedir. Yunus Emre bende cezbe ve aşk olmasa neylesin şeyhim beni demiş. Müridin zikir ve rabıta ile ve hizmeti ile cezbe için uğraşması gerekir. Bununla beraber cezbe istidadına göre müride şeyhinden gelir. Mürşidi kamil Hakkın insanlara uzattığı bir yedi lutuftur. Hakkın rahmetinden ve sevgisinden insanlara uzattığı iptir. Hakkın sevgisi ve aşkı böyle tecelli etmiş. Mürşit Hakkın sevgisini temsil eder.

Gaflet ve uzaklık perdeleri şeyhin sevgisi ile kalkar. Musa AS nasıl ağaçta nuru görüp gittiyse mürid şeyhini görünce öyle koşar gider. Şeyhi ona ayakkabılarını çıkar der o da çıkarır. Bri müridin şeyhinden Hak nurunu müşahedesi olur. Marifetullah ancak şeyhin yaktığı bir cezbe ile mümkün olur. Seven sevdiği ile beraberdir. Mürşidi seven onunla olur. ama mürşid kimse Hakkıs seviyor yani mürşit te zaten Hak il beraber öyleyse mürid te şeyhi ile oldukça Hak ile olur. Onunla otururken Hakkın kokusu gelir, sohbeti gelir, bu da nedir der, bunlar nerden geliyor der, şeyhi Hak ile olduğundan o da şeyhi ile oldukça Hakkın kokusu ve nuru gelir ve cezbeder ve mürid bunu şeyhinden bilir çünkü Haktan gelen bu nur ve güzellikler şeyhinde tecelli edip gelir bu yüzden mürid kalben bu tecelliden dolayı Hak cezbesine ulaşır. Ama bunun için önce gönülden şeyhini sevip onunla olması gerekir. Zikir ve rabıtanın bir nedeni de budur.

 

Şeyhini sevgisi ile şeyhi ile yakın olan bu sefer şeyhinin hallerinden haller alır ve bunun yanında şeyhi piri ile ve Resulullah SAS ile ve diğer velilerle yakınsa bunu da gönül yolu ile sezer. Bu şekilde mana aleminde şeyhine yakın olup onunla oldukça, şeyhi ki bir Hak dostudur onun ruhani alemdeki yakınlıklarını ve meclisleri ile aşina olmaya başlar, şeyhinden öğrenir, hayvan yavruları büyükleri ile geze geze onların huylarını alırlar, bunun gibi mürid şeyhinin huyunu alır, onun birlikte oldukları ile birlikte olup onun uzak olduklarından uzak olmaya başlar. Bu şekilde Hak yolu öğrenir ve nefsinden ve ehli gafletten uzaklaşır. Cezbe ve aşk insanı marifete ulaştıran gemilerdir. Pirimiz Abdülkadir Geylani hazretleri bu yolda sana lazım olan aşktır der. Bu da şeyhin aracılığı ile hissedilip öğrenilir.

 

Cezbe ile Hak yola koyulan mürid bunu şeyhinden bilip Hakkın nurunun cezbesi ile zikrinde ve Hak yolda şevk duyar ve şeyhi ile yakın olursa şeyhinden ona aşk geçer. Bu da yakınlıktan olur, gönülden gönüle yol vardır. Sofiler gönülleri keşfederler. Mevlana hazretleri bir sohbetinde birden durur ve şu adama baklava verin der. Neden derler, biz der 20 senedir canımız baklava istemedi, bu adamdaki baklava arzusu gönlümüze yansıdı der. Sofiler dünya şeylerinden gönüllerini keserler, onlara özlem duymazlar. Bununla beraber sofinin gönlüne başkalarının gönlündekiler yansır. Aynada yansır gibi yansıyınca nasıl aynada yansıyan suret insanın kendisine benziyorsa onun gibi sofi yanındakinin gönlünde olanı aynada akis gibi aynısını müşahede ederek bilir ama edeben bunu anlatmaz. halk ile oturmayı bu yüzden sevmez, onların halleri onun gönlüne yansır. Hatta uzakta da olsa yansır.

İşte bu sofinin şeyhi ile geze geze nasıl ördek yavruları büyükleri ile geze geze suya dalmayı, yüzmeyi öğrenirlerse onlar gibi şeyhinin ahlakından ahlaklanma ile bu hünerleri ondan alması ile ona benzemesi ile olur.

 

Ördek yavruları henüz uçamazlar ama suda yıkanıp dalar ve oynarlar. Bu şekilde gönül keşfine kalbi açılan sofi şeyhi ile gezdikçe şeyhinin kalbindeki Hak aşkını sezer ve şeyhinden onun gönlüne Hak sevgisi ve aşkı geçer. Bu gezme kişi sevdiği ile beraberdir sırrından olan gezmedir manevidir. Şeyh mana aleminin babasıdır. Mevlana şu adama baklava verin dediği gibi şeyhinin gönlündeki Hak aşkını alır, şeyhinin gönlündeki Hak aşkı onun kalbine geçer. Bu şekilde Hak aşkı müridi yolunda ilerletir ve marifete götürür. Hak aşkı marifete engel olan perdeleri ortadan kaldırır.

 

Tasavvuf yolu mürşidin önderliğinde Hak dostları yetiştirme yoludur. Marifetullah yoludur. Marifetin ustaları ve eğitmenleri mürşidi kamillerdir.

 

 

 

 

Selamlar

 

Ismail

 

Uydurma Din

                Uydurma Din

 

       Ehlullah şöyle buyurur:

 

       “Allah’a karşı yalan uyduranlar, Allah’a yalan iftiralarda bulunanlar, efendim Allah da bundan yanadır, Allah da bundan razıdır, Allah da bunu istemektedir, Allah da böyle bir kıyafetten razıdır, Allah da böyle bir hayattan yanadır diyerek; Allah’ın istemediklerini Allah istiyormuş pozisyonunda insanlara sunmak Allah’a yalan iftirada bulunmak demektir. Efendim Allah da demokrasiden yanadır, İslâm da laikliği önermektedir. Efendim Kur’an’da kesinlikle cihad yoktur. Allah böyle bir şeyi emretmemiştir. Bu çağda, bu devirde kesinlikle böyle çağdışı bir şeyi Kur’an emretmez! El kesme, göz çıkarma kesinlikle Kur’an’a yakışan şeyler değildir. Baş örtme de yoktur efendim! Nerden çıkarıyorlar bunu? Kur’an’da kesinlikle böyle bir emir yoktur. Kur’an mahza bir ahlâk kitabıdır! Kur’an da demokratik bir sistem öneriyor efendim! Kur’an bundan başka bir şey demiyor ki! diyerek, Allah’ın demediklerini dedi, dediklerini de demedi biçiminde Allah’a yalan iftirada bulunanlar asla kurtuluşa eremezler.

 

         Öyleyse madem ki bu işin sonunda cehenneme gitmek varsa Allah’ı iyi tanıyalım, Allah’ın kitabını ve elçisinin Sünnetini iyi tanıyalım, konuştuklarımızı, yaptıklarımızı Allah kitabı ve Resûlünün sünneti kaynaklı konuşalım ve yapalım ki Allah’a iftira etme isyanına düşmeyelim.

 

         Allah korusun kitabı tanımadan, sünneti tanımadan, Bakara‘yı bilmeden, Yunus’u bilmeden din konusunda, Allah konusunda, Allah’ın hayat programı konusunda söz söylersek biz de Allah’a iftira edenlerden oluruz.

 

         Allah için bu âyetler ışığında kendimizi bir daha kontrol edelim. Acaba din diye nelere sarılıyoruz? Dinimizi nereden alıyoruz? Kendimize uyguladığımız dinimizi ve de başkalarına duyurduğumuz dinimizi nereden ve kimden alıyoruz? bunu bir düşünelim. Acaba ölülerin arkasından okunan hatimleri, mevlüdleri din mi zannediyoruz? Particilik yapmayı din mi zannediyoruz? Tarikatı din mi zannediyoruz? Eğer din diye insanlara bunları götürüyorsak vallahi aldanıyoruz. Halbuki din Allah’ın kitabı ve Resûlünün sünnetidir. Kendimiz din diye bunlara sarılmak zorunda olduğumuz gibi insanlara da din diye bunları götürmek zorundayız. Bir insan benim dinim var diyorsa, ben insanlara din götürüyorum diyorsa Allah’ın kitabını ve Resûlünün sünnetini anlatmak zorundadır. Eğer insanlara din diye siyaseti götürüyorsak, din diye particiliği anlatıyorsak, yahut da parti düşmanlığını anlatıyorsak, insanlara din diye tarikatı anlatıyorsak bilelim ki bunlar ne kitaptır ne de sünnettir. İnsanlara Allah’ın kitabını ve Resûlünün sünnetini götürmek zorundayız başka çaremiz yoktur.

 

         Evet işte bu Allah’ı yanlış tanıyanlar, Allah’ı insanlara yanlış tanıtanlar, Allah’ın dinini yanlış tanıyanlar ve bu dini toplumlarına yanlış tanıtarak Allah’a yalan iftirada bulunanlar, kendi anlayışlarını, kendi hevâ ve heveslerini işte din budur diye, eğri büğrü bir dini insanlara takdim ederek Allah’a yalan iftirada bulunanlar, sanki Allah’ın âyetlerinin toplumu düzenleme hakkı ve yetkisi yokmuş gibi toplum hayatını kendi yasalarıyla düzenlemeye çalışanlar, sanki Allah âyetleri kendilerinden hiç bir mükellefiyet istemiyormuş gibi hayatlarını keyiflerinin istediği gibi yaşamaya çalışanlar asla kurtuluşa eremeyeceklerdir.”

 

Zümer Suresi:32. “Allah’a karşı yalan uydurandan, kendisine gelmiş olan gerçeği yalan sayandan daha zalim kimdir? İnkârcılar için cehennemde bir durak olmaz olur mu?”

 

 Ehlullah bu ayeti şöyle tefsir eder:

 

         Allah’a karşı yalan uydurandan, yalan iftira edenden ve kendisine gelmiş olan sıdkı, hakkı, gerçeği yalan sayandan daha zalim kim vardır? Cehennemde böyle kâfirler için bir sığınak, bir barınak yok mudur? Allah’a yalan uydurmak demek Allah’ın zatıyla, sıfatlarıyla, yetkileriyle alâkalı yalan söylemek demektir. Allah hayata karışmaz, Allah vahiy göndermez, Allah bizden kulluk istemez şeklindeki yalanlardır bunlar. Allah’ın sıfatlarını, Allah’ın yetkilerini Allah’tan başkalarına vermek türündeki yalanlardır.

 

Yeryüzünde Allah’tan başka Rabblerin, İlâhların, tanrıların varlığını kabul etmek türündeki yalanlar, Allah’ın yeryüzünde yetkilileri, oğulları, evlâtları vardır şeklindeki yalanlardır.

 

Veya Allah bir konuda öyle bir şey demediği halde Allah böyle buyuruyor, Allah böyle istiyor şeklinde yapılan yalanlardır. İdeolojiler uyduruyorlar, sistemler geliştiriyorlar ve bunları Allah’a isnat ederek, O’na onaylattırmaya, Allah’ta böyle istiyor demeye, Allah’a yalan iftira etmeye  çalışıyorlar.

 

        Yeryüzünde Allah’ın asla istemediği bir hayatı yaşıyorlar ve işte şu bizim yaşadığımız hayat Allah’ın istediği, Allah’ın razı olduğu bir hayattır diyerek küfürlerini, şirklerini Allah adına yasallaştırmaya çalışıyorlar.

 

        Allah’tan kendilerine gelmiş doğruları, Allah âyetlerini yalanlıyorlar. Allah âyetlerini hayatlarında boşa çıkarmaya, işlemez hale getirmeye çalışıyorlar. Sanki Rablerinden kendilerine hiçbir âyet gelmemiş, hiçbir doğru gelmemiş gibi onları görmezden, duymazdan geliyorlar, yok farz ediyorlar. Allah’tan gelen bu doğruları gündemlerinden düşürmeye çalışıyorlar. Tüm Allah doğrularını boşa çıkarıyorlar. Bunlardan daha zalim kim vardır, diyor Rabbimiz.

 

Böyle Allah’a karşı yalan iftiralarda bulunan, yalanlarını Allah’a izâfe eden ve bir de Allah’tan gelen doğruları, Allah’ın âyetlerini yalanlayandan daha zalim kim vardır? Allah’ın âyetlerini yok farz ederek bir hayat yaşayandan daha zalim kim vardır? Âyetlerin varlığını görmezden gelerek, âyetleri örterek, örtbas ederek, gündeme almayarak bir hayat yaşayan kişiden daha zalim kim vardır, diyor Rabbimiz. Böyle yapan zalimleri Allah kesinlikle hidâyete ulaştırmayacaktır. Bu tür insanlar kesinlikle saadeti bulamayacak, huzuru göremeyeceklerdir. Âhiret gününde de cehennem onların barınağı, sığınağı olacaktır.”

Alçak Olan..

                      Alçak Olan..

 

          Ehlullah şöyle buyurur: “Yaratıcı olarak herkes Allah’ı kabul ediyor da Rab olarak, hayata karışıcı olarak Allah’ı kabule yanaşmıyorlar. Dün de, bugün de müşrikler yaratıcı olarak, her şeyin var edicisi olarak, göklerin ve yerin yaratıcısı olarak Allah’ı kabul ediyorlar, ama Rab olarak hayata karışıcı ve kanun koyucu olarak Allah’ı kabul etmiyorlar. Rızık verici olarak, yaratıklarının tümünü doyurucu olarak Allah’ı biliyorlar, inanıyorlar ama hayatı düzenleyici olarak Allah’a inanmıyorlar. Yaratıcı olarak var olan, ama hayata karışıcı olarak sanki yok olan bir Allah inancını yâni şirki yaygınlaştırma eğilimine girmektedir insanlar.

 

         Sizin kendisine kulluk yapmanız gereken, çektiği yere gitmeniz gereken, arzularını gerçekleştirmeniz gereken, sizin hayat programınızı belirleme yetkisine sahip olan Rabbiniz Allah’tır. Allah vardır, birdir ile kalmayıp Ona kulluk etmeniz ve sadece Onu dinlemeniz gerekmektedir.

 

           Allah dururken insanların Ondan başkalarını Rab kabul etmeleri, Allah’tan gelen hak yasalar dururken insanların başka yasalara tâbi olmaları sapıklıktan başka bir şey değildir. Siz de biliyorsunuz , tüm insanlar da biliyorlar ki Hak Rab Allah’tır. Hak din, hak yol, hak nizam, hak hayat tarzı Allah’ın hayat tarzıdır. Hak, hukuk Allah’ın gönderdikleridir. Sizler ya Allah’ın Rabliğine, rubûbiyetine, ulûhiyetine evet der, Onun istediği şekilde bir hayat yaşayarak müslüman olursunuz, ya da sapıklığı tercih etmiş olursunuz. İnsan ya haktadır, ya da sapıklıkta. Ya mü’mindir ya da kâfir. Çünkü hak özelliğine sahip olan sadece Allah’tır ve hakkın dışında da sapıklık vardır.

 

         Rabbimiz hak, kitabı hak, peygamberi hak, yasaları hak, sistemi hak, yolu hak, cenneti hak, cehennemi hak, Sıratı hak, terazisi hak, Mizanı hak, hepsi haktır. Evet hak Allah’tan gelendir. Namaz haktır, Oruç, Hac, tesettür, infak, Cihad haktır. Müslümanca bir hayat haktır. Kitap ve sünnete dayalı bir hayat haktır.

 

         Eğer hakkı Allah’ın gönderdiklerinin dışında görürseniz, Allah’ın vahyinin ötesinde hak peşine düşerseniz, Allah’ın dininin dışında hak aramaya kalkışırsanız, problemlerinizin çözümünü bu kitabın dışında ararsanız, başka yerlerde ararsanız mutlaka bâtıla düşmek zorunda kalacaksınız. Çünkü yalnız Allah’ın indirdiği haktır. Ona muhalefet eden her şey bâtıldır ve sapıklıktır. Tüm insanlık bir şey üzerinde toplanıp bu haktır deseler de şâyet o Allah’ın indirdiğine ters düşüyorsa o bâtıldır.

 

          Allah’ın indirdiğinin dışında hak yoktur. Allah’ın indirdiğinin dışında hüküm de yoktur. Ve bu hak hüküm ortaya konulmadıkça insanlar arasındaki ihtilâfların bitmesine de imkân ve ihtimal yoktur. Allah’ın hak olarak indirdikleriyle hükmetmedikçe yeryüzünde asla salah da olmayacaktır. Yeryüzünde sulh ve sükun asla gerçekleşmeyecektir. İhtilâfları çözecek bir tek yol, bir tek kaynak vardır. O da Allah’ın yeryüzünde ihtilâfları çözmek üzere indirdiği kitaptır. Hal böyleyken nasıl da yamuluyorsunuz? Nasıl da edilgen bir hayatın sahibi olarak size etkili olanlar tarafından haktan döndürülmeye razı oluyorsunuz? Nasıl da böyle bildiğiniz tanıdığınız hak bir Rabbiniz varken, hak bir Mâbudunuz varken, hak bir Rab’den gelen hak dininiz, hak yolunuz varken gidip başka yollara tâbi olmaya kalkışıyorsunuz?”

 

Mücadele Suresi:5. “Allah’a ve peygamberine karşı gelenler, kendilerinden öncekiler nasıl alçaltıldı ise öyle alçaltılacaklardır. Biz, apaçık âyetler indirmişizdir, bunları inkâr edene alçaltıcı azap vardır.”

 

          Ehlullah bu ayeti şöyle tefsir eder:

 

         Gerçekten Allah ve Resûlü’ne karşı gelenler, Allah ve Resûlü’ne karşı duranlar, Allah ve Resûlü’ne kafa tutanlar, Allah ve Resûlü’nün koyduğu sınırları tanımayıp kendi kendilerine yarış yapmaya kalkışanlar, Allah ve Resûlünün çizgilerine, sınırlarına karşı sınır çizme yarışına girenler, Allah ve Resûlüne karşı karşıt saf oluşturanlar, Allah ve Resûlü’nün koyduğu yasaları beğenmeyip kendi hevâ ve hevesleriyle yasa belirlemeye kalkışanlar, insanları, toplumları Allah ve Resûlü’nün yasalarını bırakıp kendi yasalarına uymaya çağıranlar, zorlayanlar var ya, onlar bilsinler ki kendilerinden öncekiler nasıl alçaltılmışlarsa, onlar da aynen öylece alçaltılacaklardır. Kendilerinden önce kendi yollarında giderek Allah ve Resûlü’yle savaş halinde olanlar nasıl yıkılmış, nasıl devrilmiş, nasıl helâk edilmişlerse, onlar da aynen onlar gibi devrileceklerdir.

 

İşte bu kitabında Rabbimiz onların devrilişlerini bize anlatıyor. Geçmişlerin başlarına nelerin geldiğini haber veriyor. Allah ve elçileriyle savaşan Âd kavminin, Allah yasalarını reddeden Semûd kavminin, Allah âyetlerini, Allah yasalarını reddeden Firavunların, Allah’la savaşa tutuşan Nemrutların başlarına neler gelmişse, bunların başlarına da aynen gelecektir haberleri olsun. Allah yasalarını beğenmemenin, Allah yasalarına karşı alternatif yasalar belirlemenin, Allah ve Resûlü’yle yarışa kalkışmanın ne demek olduğunu yakında görecek bu kâfirler! Çünkü Rabbimiz bakın âyetin devamında buyuruyor ki:

 

         “Biz size apaçık âyetler gönderdik. Gönderdiğimiz bu âyetlerimizle gün kadar açık bir şekilde size hudutlarımızı, yasalarımızı açıkladık, beyan ettik, haber verdik. Size hayat programımızı apaçık anlattık, her şeyi ortaya koyduk. Şimdi nasıl oluyor da bizim âyetlerimizi ciddiye almadan bir hayat yaşayabilirsiniz? Nasıl oluyor da bu âyetlerimizi yok farz edebiliyorsunuz? Nasıl oluyor da bu kitabı örterek bir hayat yaşayabiliyorsunuz? Nasıl oluyor da Bizim yasalarımızı bir kenara koyup kendi yasalarınızı, ya da kendiniz gibilerin yasalarını uygulamaya kalkışabiliyorsunuz? Bizim kurallarımız varken nasıl oluyor da kendi kendinize kurallar koyabiliyorsunuz? Kimden aldınız bu yetkiyi? Sizden önceki seleflerinizin başlarına gelenlerden haberiniz yok mu? Unutmayın ki böyle Allah’ın kitabını örtenlere, Allah’ın âyetlerini, yasalarını görmezden gelenlere dayanılmaz bir azap vardır. Unutmayın ki:

 

Mücadele Suresi:6. “Allah onların hepsini dirilttiği gün, kendilerine işlediklerini haber verir; Allah onları bir bir saymıştır, fakat kendileri unutmuşlardır. Allah her şeye şahittir.”

 

           Bir Allah dostu şöyle buyurur: “Seviye insanlığın şanıdır, şerefidir. Bir millet ki helalı haram eder, haramı helal eder, seviyesini kaybetmiştir, kabil-i hitap değildir, gideceklerdir.”

 

Filiz Konca