Allah’a Dönmek

   Allah’a Dönmek

 

Hasan-ı Basrî Hazretleri şöyle buyurur:

 

“Manevi lezzeti üç şeyde arayın: Namazda, zikirde ve Kur’an okumakta. Bulursanız ne âlâ! Bulamazsanız kalbiniz hasta demektir.”

 

İmam Rabbani Hazretleri şöyle buyurur:

 

“Kıyamette şeriatten sorulur. Ebedi hayata giriş ve azaptan kurtuluş, şeriatin yerine getirilmesine bağlıdır.”

 

Hz. Ali şöyle buyurur:

 

“Dünyaya az meylet rahat yaşarsın”

“Allah, dinini düzelten kişinin dünyasını da düzeltir.”

 

Hz. Mevlana şöyle buyurur:

 

“Tevbesiz ömür tamamen bir can çekişmedir…”

 

Hud Suresi:1,3. “Elif, Lâm, Ra. Bu kitap, hakim ve haberdar olan Allah tarafından, Allah’tan başkasına kulluk etmeyesiniz diye âyetleri kesin kılınmış, sonra da uzun uzadıya açıklanmış bir Kitaptır. Ben size, O’nun tarafından gönderilmiş bir uyarıcı ve müjdeciyim. Rabbinizden mağfiret dileyin ve O’na tevbe edin ki, belli bir süreye kadar sizi güzelce geçindirsin ve her fazilet sahibine faziletinin karşılığını versin. Eğer yüz çevirirseniz o zaman ben doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkarım.”

 

Ehlullah bu ayetleri şöyle tefsir eder:

 

         Huruf-ı mukatta âyetinden sonra Rabbimiz buyurur ki, Hakîm ve Habîr olan, hikmet sahibi ve her şeyden haberdar olan Allah’tan gelme bir kitap ki, bir yasa ki, bir ferman ki, bir hayat programı ki, bir yazgı ki onun âyetleri tahkim edilmiş, sağlamlaştırılmıştır. Bu Allah âyetleri bir yasa olarak, bir kader olarak tüm zamanları, tüm mekânları ve tüm insanlığı kapsamaktadır. Bu Allah âyetlerinin karşısına hiçbir gücün çıkabilmesi, hiç kimsenin onları nakzetmesi, ilga etmesi, değiştirmesi mümkün değildir. Kıyâmete kadar kimsenin o âyetlerle savaşması ve galip gelmesi mümkün değildir. Kıyâmete kadar hiçbir gücün bu âyetlere karşı galip gelmesi mümkün değildir. Kıyâmete kadar hiç kimsenin, hiç bir gücün bu kitabın âyetlerinden daha güzelini ortaya koyması mümkün değildir.

 

         Evet muhkem bir kitabın âyetleridir bu âyetler. Semavat gibi, yıldızlar gibi tahkim edilmiş, sağlamlaştırılmış, bozulmaktan, tahrifattan korunmuş, insanlar tarafından yıkılamayacak muhkem varlıklar gibi tahkim edilmiş sağlamlaştırılmıştır. Hiç kimse ona müdahale edemez. Hiç kimse onu iptal edemez. Hiç kimse onun âyetlerini kaldıramaz. Hiç kimse onun yasalarını iptal edecek, ondan daha muhkem, ondan daha güzel bir yasa koyamaz. Böyle Allah tarafından tahkim edilmiş, sağlamlaştırılmış, kalpte olan kabulde olan, Levh-i Mahfuz’dan dünyaya yansıyan bir kitabın âyetleridir bunlar. Hayata hakim olan, hayata hükmeden, hayatın tümünde söz sahibi olan bir kitabın âyetleridir bunlar. Zira Kur’an hangi konuda ne diyorsa bu değişmeyen bir yasadır. İyi kötü konusunda, hayır şer konusunda, hak bâtıl konusunda, adâlet zulüm konusunda, iman küfür konusunda, cennet cehennem konusunda, hayat ölüm konusunda tek hakim, tek kıstas bu kitaptır.

         Sonra, bu tahkiminden sonra da âyetleri tafsıyl edilmiş, açıklanmış, herkesin anlayabileceği, herkesin uygulayabileceği, her kesin kendisiyle yol bulabileceği, herkesin kendisiyle hayatını düzenleyebileceği açık bir hale getirilmiştir Hakîm ve Habîr olan Allah tarafından.

 

         Veya fâsılalı fâsılalı bir şekilde, bölüm-bölüm, sûre-sûre, âyet-âyet hükümleri beyan edilmiştir. Hükümler, kıssalar, âyetler detaylı olarak anlatılmış, her şey ne eksiği ne de fazlalığı olmadan tastamam ortaya konmuştur. Gerçekten Hakîm olan, hikmet sahibi olan, hayata hakim olan, hayata hükmeden, her şeyi bilen, en iyi hüküm veren, her şeyin sahibi olan Allah tarafından gönderilmiştir bu kitap.

 

         Peki niye gelmiş bu kitap? Niye göndermiş Rabbimiz bu kitabını? Ne istiyor bu kitabın sahibi kullarından? Bakın âyetin devamında bu kitabın geliş sebebi şöylece gündeme getirilir:

         Sadece Allah’a kulluk edin. Kulluğunuz, ubûdiyetiniz sadece Allah’a olsun. Sadece Allah’ı dinleyin. Sadece Allah’a boyun bükün. Sadece Allah için yaşayın. Hayatınızın tümünde tek hakim varlık Allah olsun. Hayatı parçalamayın. Kulluğu parçalamayın. Gece hayatınızda, gündüz hayatınızda, aile hayatınızda, bireysel hayatınızda, toplumsal hayatınızda, evlenmenizde, boşanmanızda, hukukunuzda, eğitiminizde, savaşınızda, barışınızda, kazanmanızda harcamanızda söz sahibi sadece Allah olsun. Sadece O’nu razı etmeye çalışın. Kendinizi sadece O’na beğendirmeye çalışın.

 

         Evet işte kitabın tebliğcisinin kimliği. İşte bu kitabın pratiği, bu kitapta istenen kulluğun örneği olan peygamberin özelliği ve şerefi. Elbette böyle bir Allah’ın yeryüzündeki sözcüsü olan, böyle değişmez ve değiştirilemez bir kitabın tahkim edilmiş âyetlerini okuyan, o âyetlerin bilincine eren bir tebliğci bu kitabın diliyle konuşacaktı. Kendinden emin, yolundan emin, çağırdığından emin, Allah karşısında boynu bükük, ama Allah’tan başkaları karşısında başı dimdik olarak şöyle diyor: İşte ey insanlar, ben size Allah tarafından gönderilmiş, görevlendirilmiş bir müjdeci ve uyarıcıyım. Allah’ın bu kitabında istediği kulluğu size gösterecek, size örnekleyecek yasal bir örnek olarak beni izlerseniz, benim gibi bir hayat yaşarsanız sizi Cennetle müjdeler, aksini yaparsanız da cehennemle uyarırım. Sizler bu misyonumla Allah’a kulluğu bende göreceksiniz. Rabbinizin istediği örneği bende bulacaksınız.

 

Evet işte bu kitap bunun için gelmiştir. Allah sizden kulluk istiyor. Allah sizden sadece kendisini dinlemenizi, sadece kendisine ibadet etmenizi istiyor ve bu konuda örneğiniz de benim dedikten sonra Rasulullah efendimiz bu kitabın ve kendisinin geliş gayesini anlatmaya devam ediyor:

         Rabbinize istiğfar edin. Rabbinizden bağışlanma dileyin. Çünkü ne siz, ne ben, hiçbirimiz Rabbimizin bu kitabında bizden istediği kulluğu lâyıkıyla yapamayız. Kusurlarımız, hatalarımız, falsolarımız olacaktır. Öyleyse gelin Rabbimize istiğfar edelim. Hatalarımızı, kusurlarımızı görmemesini, eksiklerimizi tam kabul etmesini, günahlarımızı kale almamasını dileyelim O’ndan. Becerebildiğimiz kadar kulluğa koşalım, beceremediklerimiz konusunda da O’nun affını isteyelim.

 

         Sonra O’na tevbe edin. O’na yönelin. Yönünüzü O’na dönün. O’nun yörüngesine girin. O’nun kulluk programına yönelin. İyiliklerinizle güzel amellerinizle Rabbinize yönelin. Günahlarınızdan, isyanlarınızdan, O’ndan habersiz, O’nun kitabından, O’nun kulluk programından habersiz hayatlarınızdan vazgeçip Rabbinize kulluğa yönelin. Rabbinizin kitabına yönelin. Rabbinizi hoşnut etmeye, Rabbinizin rızasını kazanmaya koşun. Sadece ve sadece O’nun onayladığı bir hayatı yaşamaya koşun. Eğer böyle yaparsanız kesinlikle bilesiniz ki Allah belli bir ecele kadar, yâni ölümlerinize kadar size çok hoş nîmetler verecek. Bu dünyada bol bol nîmetler, bol bol rızklar verecek, bu dünyada güzel bir hayat yaşatacak, sizi güven ve emniyete kavuşturacaktır.

         Ve O Allah her fazilet sahibine faziletini de verir. Yâni sorumlu olduğu mükellefiyetinden fazlasını yapan, farzların ötesinde nafilelerle Allah’a yaklaşmaya çalışan kullarına hem dünyada, hem de âhirette fazla fazla verir Allah. Dünyada Müslümanca bir hayat yaşadığınız sürece Rabbinizin güzel nîmetleriyle nîmetlenir asla bir darlık çekmezsiniz. Dünyada bereketli bir hayatınız olur, huzur içinde bir hayat sürersiniz. Ölümlerinize kadar huzur içinde olursunuz. Aksi takdirde dünyada ebedîyen bu nîmetler içinde olmayacaksınız. Öbür tarafta Müslümanca bir hayat yaşayanlar gözlerin görmediği, kulakların duymadığı, kalplerinizden bile geçiremeyeceğiniz, hayal bile edemeyeceğiniz envai çeşit nîmetler sizi beklemektedir.

         Ama eğer Allah’ın istediği kulluktan yüz çevirirseniz, Allah’ın istediği gibi yaşamaktan yüz çevirirseniz, O’na istiğfardan, O’na yönelmekten, Onun için bir hayat yaşamaktan uzaklaşırsanız, o zaman ben büyük bir günün azabının size geleceği günden korkuyorum. Korkarım ki o kıyâmet gününün azabı size gelecek ve o zaman hiçbir şey yapamayacaksınız. O gün rezil ve perişan olacaksınız. Öyleyse gelin ey insanlar, sadece Allah’a kulluk yapın. Gelin sadece O’nu dinleyin, sadece O’na yönelin. Çünkü:

 

4. “Dönüşünüz ancak Allah’adır. O her şeye Kâdirdir.”

 

 

                                                                                                     Filiz Konca

Cennete Doğru

Cennete Doğru

                

      Hasan Basri Hazretleri (r.a.) şöyle buyurur: “Kervanın hareket edeceği kendilerine bildirildiği halde, ilk neferinden son neferine kadar hepsi orada burada hazırlıksız oyalanıp duran bir topluluk ne kadar hayretamiz bir topluluktur.”

 

      Abdullah b. Mübarek (k.s.)’in ölüm anı gelip çattığında, gözlerini açmış sonra gülümseyerek: “Çalışanlar, ancak böyle bir durum için çalışsınlar” demiş.

 

      Cevahirname’de Feridüddin Attar (k.s.) hazretleri şöyle buyurur: “Yavrum madem ki elinden geliyor, hizmet yolunu seçtin, murad atını eyerliyesin. Erenler hizmetinde bulunan bir kula, feleğin kubbesi hizmetkar olur. Hizmete bel bağlayan kimse, dünya afetlerinden korunmuş olur. Allah adamları önünde hizmet edenleri, Allah devletlü ve hürmetli kılar. Hizmet ehline cennette yer vardır. Kıyamet günü, onlar için sorgusuz ve sualsizdir. Hizmet görenler kardeşlerine de şefaatçi olurlar. Onların cennetteki yerleri yüksektir.

      Hizmet ehli ne kadar asi ve fesatçı da olsa, yine yüz sofudan daha iyidir. Her hizmet ehline Allah, oruçlu ve namazlı kulların sevabını verir. Hizmet uğruna kemer bağlayan, mağrifet ağacından meyve yer. Cenneti erenler hizmetinde olanlara verirler. Onlara gaziler sevabı da ihsan edilir.”

 

         Anlatılır ki: Ölüm meleği, ruhunu kabzetmek maksadı ile salih bir zatın yanına geldiğinde bu zat: “Hoş geldin, vallahi elli senedir senin için hazırlık yapıyorum” demiş.

 

         Bir hadiste rivayet edildiğine göre “Cennetin bedeli taat ve dünyayı terketmendir” buyurulmuştur.

 

         Al-i İmran Suresi: 195. “Rab’leri dualarını kabul etti: “Birbirinizden meydana gelen sizlerden, erkek olsun, kadın olsun, iş ya­panın işini boşa çıkarmam hicret edenlerin, memleketle­rinden çıkarılanların, yolumda ezaya uğratılanların, sava­şan ve öldürülenlerin günahlarını elbette örteceğim. Andolsun ki, Allah katından bir nimet olarak, onları içle­rinden ırmaklar akan cennetlere koyacağım. Nitekim gü­zeli Allah katındadır.”

 

          Ehlullah bu ayeti şöyle tefsir eder:

 

         Rableri onlara icabet etti. Böyle inanan, böyle yaşayan, böyle dua dua Rablerine yalvaran kullarına Rableri icabet edip, onlara yö­nelip buyurdu ki: Ey benim kıymetli kullarım, ben sizden gerek erkek, gerek kadın kim bir iş yapmışsa, kim sâlih ameller, fıtrata uygun ameller, güzel ameller işlemişse, hayırlı işler yapmışsa onların bu amellerini asla zayi etmeyeceğim. Hayatlarını Allah için yaşayanların, bana lâyık bir hayat yaşayanların, benim yasalarıma, benim elçileri­min hayatlarına uygun bir hayat yaşayanların hayatlarını bereketlendi­recek ve asla zayi etmeyeceğim. Onların zerre kadar iyiliklerini bile büyütülmüş olarak onlara karşılık vereceğim.

 

         Ve yine hicret edenler, Allah için evlerini, yurtlarını, mallarını mülklerini, dükkanlarını, tezgahlarını terk edenler, Allah’a kulluğa im­kân bulamadıkları ortamlarını, imkânlarını, fırsatlarını terk ederek Al­lah’a kulluğu icra edebilecekleri başka ortamlara, başka konumlara hicret edenler, Allah’ın haramlarından helâllerine hicret edenler, kö­tülerden ve kötülüklerden uzaklaşanlar, küfürden, şirkten, isyandan İslâm’a hicret edenler, Allah’ın arzında Allah’a Allah’ın istediği biçimde kulluk edebilecekleri, Allah’ın dinini daha güzel yaşayabilecekleri bir ortama koşanlar var ya. Tek suçları Rabbim Allah demek olduğu halde işlerinden atılanlar, yurtlarından çıkarılanlar, mesleklerini kay­be-denler, statülerini yitirenler, mallarını mülklerini gözden çıkaranlar, tüm servetleri ellerinden alınanlar var ya.

 

Ve bir de benim yolumda, bana kulluk yolunda, benim emirle­rime teslimiyet yolunda, benim istediğim hayata, benim istediğim kılık kıyafete sahip çıkma yolunda türlü türlü eziyetlere maruz bırakılanlar, türlü türlü işkencelere uğratılanlar, mahrumiyetlere katlananlar, geri adım atmayanlar, Allah için imanları uğrunda savaşanlar, ölenler, öl­dürülenler var ya işte onları örteceğim diyor Allah. Onların tüm gü­nahlarını, tüm kusurlarını, tüm falsolarını, tüm geçmişlerini örtecek, tüm günahlarını sıfırlayacak, tüm problemlerini bitirecek ve öbür ta­rafta onları zeminlerinden ırmaklar akan cennetlere girdireceğim diyor Allah. Allahu Ekber, ne büyük bir müjde değil mi?

 

         İşte mü’minlerin dualarına Rabbimizin cevabı. Ne demişti 191. âyetteki dualarında o mü’minler?

 

         Bizim seyyiatımızı, bizim günahlarımızı örtüver, görmeyiver, kaale almayıver ya Rabbi. Dünyada bireysel, ailevi, toplumsal prob­lemlerimizi bitiriver, huzur içinde bir hayat veriver bize demişlerdi, Rabbimiz de ey kullarım, madem ki sizler benden problemlerinizin bi­tirilmesini istiyorsunuz, madem ki geçmişte işlediğiniz günahların sı­fırlanmasını istiyorsunuz, madem ki benden hayatınızın düzlüğe çıka­rılmasını istiyorsunuz, madem ki benden ekonomik, siyasî, ahlâkî, hukukî her türlü problemlerinizin çözümünü istiyorsunuz ve böyle gü­zel, mutlu bir hayatın sonunda da benden cennete ulaştırılmayı isti­yorsunuz, bunun için beni buna ehil görüp dua dua bana yalvarıyor­sunuz, öyleyse ben de sizin geçmişinizi sıfırlayıp geleceğinizi bere­ketlendireceğim diyor Rabbimiz.

 

         Ey kullarım, erkekler ve kadınlar olarak, birbirinizden hiçbir farkı­nız, üstünlüğünüz alçaklığınız olmayarak bana sâlih ameller işle­yin. Benim istediğim güzel amellere koşun. Benim hatırıma hicret edin. Küfürden, şirkten, isyandan, zulümden, haksızlıklardan, günah­lardan, günah ortamlarından bana kulluğa hicret edin. Bana kulluğu her şeye tercih edin. Gerekirse benim hatırıma evlerinizden, barkları­nızdan, mallarınızdan, mülklerinizden, sosyal statülerinizden, diplo­malarınızdan, doktoralarınızdan vazgeçip fedâkârlıkları göze alın.

 

Unutmayın ki benim rızama, benim mağfiretime, benim affıma ve cennetime basit menfaatlerini terk edemeyenler ulaşamazlar. Be­nim lütfuma ancak müslümanca bir tavır sergileyerek bana kulluktan vazgeçmeyerek, geri adım atmayarak, sabredenler, eziyetlere, mah­rumiyetlere göğüs gerip katlananlar ulaşabilirler. Benim yolumda hic­ret edip hicret sonrası bir toplum oluşturup benim düşmanlarımla sa­vaşanlar, az sayıda olmalarına rağmen kâfirlere savaşı göze alabi­lenler nerede, hangi toplumda, hangi coğrafyada olurlarsa olsunlar işte kazananlar bunlar olacaktır. Dünyada galip gelecek, âhirette de Allah’ın cennetine ulaşacak olanlar bunlar olacaktır.

 

         Eh! İyi, anladık da şu anda dünyada süper güçler var, güç kuv­vet sahibi melikler var, o gün için söylersek Bizans var, Roma var, İran var, bugün için A.B.D si var, Rusya’sı var, Çini var, Japonya’sı, İngiltere’si, Almanya’sı, Avrupa’sı var. Sahte güç ve kuvvetleriyle, sahte teknolojileriyle, hikaye askeri ve siyasal bloklarıyla, sahte adâlet ve özgürlük numaralarıyla tüm dünyaya egemenmiş gibi gözüken, sahte yayın organlarıyla tüm dünya insanlığının gözünü boyamışlar, dünyanın başına belâ olmuşlar, tüm dünyayı sömürmeye çalışanlar var. Ve bu büyük şeytanların karşısında da kitaplarından, Rablerin­den, güç kaynaklarından habersiz oluşları sebebiyle, Rablerinin vah­yinden boşalmış kalpleri bu şeytanların vahiyleriyle doldurulmuş ol­duğu için bu kâfirler karşısında ezilip büzülen müslümanlar var. Bakın Rabbimiz o günün müslümanlarına da bugünün gariban müslümanlarına da şöyle sesleniyor:

 

 196,197. “İnkar edenlerin diyar diyar gezip refah içinde dolaş­ması sakın ey Muhammed, seni aldatmasın; az bir faydalanmadan sonra onların varacakları yer cehennemdir. O ne kötü duraktır!.”

 

Allah (c.c.)’a  vasıl olabilme duasıyla…

 

Filiz Konca