Hakkın Celal Tecellisi

Sevgili pirimiz Abdülkadir Geylani hazretleri kimseye bedelini ödemeden birşey verilmez der. Tasavvufta mihnet ve belalar tecelli eder.  Hakkın Celal tecellisinin yardımı olmadan Hak erlerinin yolunda ilerlemek olmaz.  Hak erlerini sevenlere Hakkın Celal kapıları açılır.  Resulullah bir sahabenin seni seviyorum demsi üzerine, musubete hazırlan buyurmuş. 

Bu Celali tecelliler sebepsiz değil.  Hakkın yakınlığı kalb alemini Hak esma ve sıfatylarını müşahedesi ile mümkündür.  Kalb bir kapı gibi ruha terakki yollarını açar.  Hakkın azimetinin gönülde tecellisi ve müşahedesi insanı Hakka uyandırır.  Tecelli iki şekilde olur.  Biri dış alemde olur ki bu bela ve musubetler olarak gelir.  İkinci tecelli ise sadece gönülde olur.  Bu Celali tecelli gönülde tecelli edip gönülü büyük bir azimet müşahesedi ile sarsar.  Gönülde olan tecelli dışardaki şehadet alemine de tecelli ettiği olur.  Gönle gelen manevi tecelli şehadet alemine yansır.  Böyle olunca dış dünya gönüldeki tecelli ile paralel gelişme gösterir.  Bu aynı zamanda olur.  İkisi beraber olur.  Bazan da dış dünyada bir tecelli olur.  Dıştaki tecelli tevhid sırrınca gönülde tecelli eder.  Bu sefer de şehadet alemindeki celali tecelli gönle bir müşahede hali verir.  Böylece gönüldeki halden şehadet alemine ve şehadet aleminden gönül haline tevhid sırrı gereği paralel tecelli olur.

Böylece Hakkın Celali müşahedesi cismani ve nefsani sıfatları tesir altına alır.  Hakkın celali tecellisi nefsi tamamen halsiz ve tesirisiz kılar.  Ayrıca kalb ve ruhun alemlerine kapı açar.  Hakkın celali tecellilerini nefsin sevmemesinin nedeni, nefis bunlara dayanamaz.  Bunlar nefsin zevk ve sefasını keser.  Bu Celali tecelli olmasa zikir ve ibadetle bir yere varılamaz.  Zira Hakkın Celal kılıcının yardımı olmadan nefis kesilemez.  Hakkın bu celali tecellisi Nuh AS’ın gemisi gibidir, nefis deryasından kurtarır.  Nefis Ad kavmi gibidr.  7 gün 8 gece esen Hakkın Celal rüzgarları olmadan Hud onlardan kurtulamaz.  İnsan gönlü Hud AS gibidir.  Nefis onu dinlemez.  Gerçi Hud zikir ve inadete devam eder ama Hakkın Celal rüzgarı olmadan o kötü kavimden kurtulamaz.  Hakkın celal tecellisi de böyle nefse gelen şeydir.  Nefis aradan çekilmeden yol açılmaz, kurtuluş olmaz.

Gönlün Hakka yakınlığı dünyadan uzaklaşmaya sebep olur.  Dünya marifet sahiplerini reddeder.  Marifet arttıkça dünya aksine gidip uzaklaşır.  Bu uzaklaşma da musubet olarak görünür.  İnsanlar Hak yolcusunu terk ederler.  İşlerin ters gitmesi, sağlık sorunları, insanların sui zan etmeleri ve hased etmeleri, kaza ve belalar heryerden gelir.  Ama bunlar gönle bir üzülme vermezler.  Gönül huzurunu bozamazlar.  Bunun nedeni gmnlün Hakka yakınlaşması ve marfietin artması bunları getirir, yani Hakkın Celal tecellisi terakki yolunu açıyordur ve bunu Hak yolcusuna duyurur, gönlünde bir mestlik ve tecelli müşahede eder.  Hakkın aşkı ve sevgisi bu noktada çok artar.  Aşk yangını gönlü doldurur.  Bu olup biten musubet ve belalar gerçi nefsi kesen Hakkın celal kılıcıdır ama aşk şarabının verdiği serhoşluk ve mestlik bunları hissettirmez.  Kalp ve ruh mestlik ve aşk serhoşluğuna ulaşır.  Nefis bu noktada perişan olmaya hazır olsun, çünkü Hak gönlünü aşkının serhoşluğu ile mest ettiği sevgili kulunun nefsine acımaz, her yerden vurur.  Her taraftan bela ve musubet yağar ve nefse göz açtırılmaz.  Nefis yalnız kalmıştır, kalb ve ruh onu terk etmişlerdir.  Bu hal devam ederken nefis binlerce eğitimden geçirilir, nefsin canına okunur.

Hak yolcusu bu Celali Hak yardımına hamd içinde mesttir.  Dıştan bakan onun halini anlayamaz.  Onun gönlünde Hakkın aşkından başkası kalmamıştır.  Onun bir beklentisi ve isteği kalmamıştır.  Manevi derece veya yükselme veya dünyevi menfaat, mal veya makam onun için bişey ifade etmez.  İşte Hakkın Celal tecellisi onu aldı nereye götürdü.  Hakka yakınlaşmak isteyen nefsini Hakkın musubet tufanlarına hazırlasın.

Allah’ın Yolu

 

 

 

Abdulkadir Geylani Hazretleri şöyle buyurur:

 

“Allah’a ancak O’ndan başka herşeyi terkeden kimseler yaklaşabilir.”

“Kalpte çok az bir dünya sevgisi bulundukça iman sıhhat bulmaz.”

“Bir kalpte hem dünyanın hem de ahiretin bulunması mümkün değildir.”

 

İbrahim Suresi:3. “Onlar dünya hayatını âhirete tercih ederler, Allah’ın yolundan alıkoyup onun eğriliğini isterler. İşte onlar uzak bir sapıklık içindedirler.”

 

Ehlullah bu ayeti şöyle tefsir eder:

 

         “Onlar dünya hayatını âhirete tercih etmişlerdir. Âhiretin güzelliğini, mutluluğunu bırakıp dünyayı kıble edinmişlerdir. Fâniyi bâkiye tercih etmişlerdir. Gelip geçici olan dünya zevklerini, dünya mutluluklarını kalıcı olan âhiret hayatına tercih etmişlerdir. Dünya peşinde, mal mülk peşinde, ev bark peşinde, para pul peşinde, makam koltuk peşinde, diploma doktora peşinde koşacağız derken Allah’ı razı edecek, Allah’a kulluk yapacak ve âhireti düşünecek, âhireti kazanacak zamanları kalmamıştır. Dünyayı dert edindikleri kadar âhiretteki hesabı kitabı dert edinmemişlerdir. Burada kalacak olan üç kuruşluk dünya menfaati için kalıcı olan âhiretlerini öldürmüşlerdir.

 

Halbuki âhiret ise daha bâkîdir. Dünya göz açıp yumacak kadar kısa iken âhiret sonsuzdur. Dünyadakilerin hepsi burada kalacak, ama âhiret için yapılanlar kalıcıdır. Bunu hiç düşünmüyorlar da hep ileriye doğru bir hırs ve doyumsuzluğun içinde, önlerindeki ölümü, kabri, hesabı, kitabı, haşr’i, neşri görememişlerdir. Hayatı sadece bu dünyadan ibaret zannetmişler, bu dünyanın mamur edilmesinden başka, bu dünyanın zenginliğinden, bu dünyanın rahatından, bu dünyanın zevk ve sefasından başka bir şey düşünmemişlerdir. Ölüm ötesi hayata inanmamışlar, âhiret, hesap kitap endişesi taşımamışlardır.

 

          Allah yoluna tabi olmadıkları gibi bir de üstelik insanları da Allah yolundan alıkoyabilmek için, insanların Allah’a kulluk yollarına engeller koyabilmek için ellerinden geleni de yapmaya çalışıyorlar. Allah’ın dinini, Allah’ın yolunu eğriltmeye, eğip bükmeye, yamultmaya çalışıyorlar. Allah’ın dinini bozmaya çalışıyorlar. İnsanların karşısına Allah’ın diniyle uzak ve yakından hiçbir ilgisi olmayan, hayata karışmayan, hayatta hiçbir etkinliği olmayan, vicdanlara hapsedilmiş resmî bir din çıkarıyorlar, işte Allah’ın dini budur diyorlar ve böylece hem kâfirlerin, müşriklerin bu dine girmelerine engel olmaya, hem de müs-lüman olanları kâfir ve müşrik yapmaya çalışıyorlar. Kendi hevâ ve heveslerini İslâm budur diye insanlara sunarak hem kendi hayatlarını, hem de insanların hayatlarını öldürmeye sa’y ediyorlar. İşte Mûsâ (a.s) nın yolu, İşte Îsâ (a.s) nın yolu, işte Muhammed (a.s) in yolu diyorlar, peygamberlerin ismi var ama yolları ortada yok. Gösterdikleri yol ne Tevrat’ın, ne İncil’in, ne de Kur’an’ın yolu değil. Böylece Allah kullarını saptırıyorlar.

 

          Bunlar bazen din adamlarıdır, bazen yöneticilerdir, bazen başkalarıdır. Bunu yapanlar kim olurlarsa olsunlar bilsinler ki acıklı bir azap, dayanılmaz bir azap onları beklemektedir. Kim böyle insanları Allah yolundan saptırabilmek için Allah’ın dinini tahrif etmeye çalışırsa, İslâm budur diye kendi hevâ ve heveslerini insanlara takdim etme yoluna girerse, kendi yasalarını Allah yasalarıymış gibi insanlığa sunma çabası içine girerse kesinlikle bilsinler ki onlar Allah’ın lânetine uğramışlardır. Allah’ın azabından ötürü yazıklar olsun onlara diyor Rabbimiz. İşte böyleleri Allah’tan, Allah’ın rahmetinden çok uzak, İslâmdan çok uzak bir yanılgı, bir sapıklığın içindedirler.”

 

         Hakka vasıl olabilme duasıyla…