Zalimler

 

 

Abdulkadir Geylani Hazretleri şöyle buyurur:

 

“Kim kendi görüşüyle yetinirse yolunu kaybeder”, “Allah’ı tanıyan O’nu sever, O’nu seven

O’na uyar.”, “Şeriatin şahitlik etmediği her hakikat zındıklıktır.”

 

Fatır Suresi:37. “Orada; “Rabbimiz! Bizi çıkar; yaptığımızdan başka, yararlı iş işleyelim” diye bağrışırlar. O zaman onlara şöyle deriz: “Öğüt alacak kişinin öğüt alabileceği kadar bir süre sizi yaşatmadık mı? Size uyarıcı da gelmişti. Artık azabı tadınız, zalimlerin yardımcısı olmaz.”

 

Ehlullah bu ayeti şöyle tefsir eder:

 

          “Onlar orada birbirlerine bağırıp çağırıp, çığlık atıp duracaklar. Diyecekler ki, “ey Rabbimiz! Çıkar bizi buradan! Tekrar dünyaya gönder bizi de orada daha önce yaptıklarımızdan başka, onlardan farklı salih ameller işleyelim! Ey Rabbimiz, elçilerin şüphesiz ki dünyada bize hakkı getirmişti. Elçilerin bizi hakla tanıştırmıştı. Heyhat ki bizler elçilerinin getirdiği mesajla ilgilenmedik. Gururumuz galebe çaldı da senin kitabınla diyalog kurmadık. Senin hayat programınla ilgilenmedik. Kendi hayatımızı kendimiz belirlemeye kalkıştık. Kitabından habersiz bir hayat yaşadık. Şimdi acaba bize bir geri dönüş imkânı var mı? Pişman olma hakkı var mı bize?” diyecekler, dövünecekler, pişman olacaklar, af dileyecekler, günâhlarını itiraf edecekler ama onların bu pişmanlıkları kendilerine asla bir fayda sağlamayacak.

 

Dünyada iken eteklerine yapıştıkları, kurtarıcı bildikleri tanrıları ve tanrıçaları da kendilerine herhangi bir fayda sağlamayınca diyecekler ki, “ya Rabbi keşke dünyaya bir daha geri döndürülsek de önceki işlediklerimize bir daha dönmesek. Dünyaya tekrar döndürülsek, bize bir fırsat daha tanınsa da önceki günâhlarımızdan uzaklaşıp senin istediğin hayatı yaşasak. Ya Rabbi, ne olur bizi dünyaya bir daha geri çevir de sana asla şirk koşmayalım. Yapay tanrılar, tanrıçalar edinmeyelim. Kendi hayat programımızı kendimiz belirlemeye kalkışmayalım. Senin gönderdiğin kitabını ve elçilerini örnek alalım,” diyecekler ama artık onlar için dünyaya bir daha geri döndürülme hakkı kalmamıştır. Gerçekten bunlar kendi kendilerini mahvetmişler, fırsatlarını, imkânlarını kötüye kullanmışlar, sermayelerini kaybetmişler, kendi kendilerine yazık etmiş kimselerdir. Kendi kendilerini cehenneme, azaba sürüklemiş kimselerdir.

 

          Önceki âyetlerde anlattı Rabbimiz, cennete gidenler, rahmete erenler kendilerine hiçbir yorgunluk, hiçbir sıkıntı, hiçbir darlık dokunmadan orada nîmetler içinde bir hayat yaşarlarken, beri tarafta kâfirler cehenneme yuvarlanmışlar. Orada ölüm de kaldırılmış, azapları da asla hafifletilmiyor. Dehşet içinde çığlıklar atıp, feryatlar ediyorlar. Diyorlar ki, “ey Rabbimiz, ey bizim Rabbimiz!” Alçaklar dünyada kimleri Rab bilmişlerdi değil mi? Kimlerin rubûbiyetine teslim olmuşlardı değil mi? Kimlerin velâyeti ve terbiyesine kendilerini teslim ediyorlardı değil mi? Şimdi de gerçek Rablerini anlamışlar “ey Rabbimiz,” diyorlar. Hakkınız var mı buna? Hakkınız var mı bunu demeye? Utanmadan diyorlar ki, “ey Rabbimiz, ne olur bizi dünyaya bir daha çevir de bu sefer önceki amellerimizden farklı olarak orada fıtrata uygun, kitaba uygun, peygambere uygun ameller işleyelim.”

 

Kâfirlerin oradaki kendi ağızlarından bu kaçınılmaz ifadelerinden anlıyoruz ki, salih amel şu anda onların işleyip durdukları amellerden başka amellerdir. Yâni işte şu anda kimileri ısrarla gündeme getirmeye çalışıyorlar ki, efendim bu adamlar da salih ameller işliyorlar, bu adamlar da cennetlik ameller işliyorlar. Hayır hayır, işte kendi ağızlarından Rabbimiz durumu bize anlatıyor. Bunların yaptıkları amellerin tamamı niyet ve hedef olarak mü’minlerin amellerinden farklıdır. Mü’min yaptığını Allah için yapar, Allah için hayatını yaşar. Mü’minin yaptığı her şey zâhiriyle, bâtınıyla, içiyle, dışıyla, niyetiyle, hedefiyle Allah’ın rızasına uygundur. Allah içindir, Allah’ın belirlediği zaman ve orandadır. Ama kâfir belki sûret itibariyle, dış görünüşü itibariyle Müslümanın ameline benzeyen bir amel işlemiş olsa da, niyet itibariyle, yaptırıcısı itibariyle, hedef itibariyle farklı olduğu için ona asla salih amel denemez. Onların bu geri dönüş isteklerine karşılık bakın Rabbimiz buyuruyor ki:

 

          Biz size tezekkür edecek, durup düşünecek, akıl yorup anlayacak, kavrayacak, bir kimsenin tezekkür edeceği, düşünebileceği kadar bir süre, bir ömür vermedik mi dünyada? Size uyarıcılar göndermedik mi? Elçilerimiz gelmedi mi size? Hayır hayır sizler zalimsiniz! Kendinizi bana kulluk ortamından çıkaran, kendi kendinize zulmeden, kendi kendinizi ateşe gönderen zalimlersiniz sizler! Benim hakkımı vermeyen, kitaplarımın hakkını vermeyen, görsel ve işitsel âyetlerimin hakkını vermeyerek onlara zulmeden, peygamberlerime zulmeden, beni ve benim size gönderdiğim hayat programımı hesaba katmadan bir dünya yaşayan zalimler olarak haydi tadın azabımı. Zalimler için artık hiçbir dost, hiçbir yardımcı yoktur.

 

          Böyle zulüm içinde bir hayat yaşayanların âkıbeti işte budur. Zalimdirler bunlar, kendilerine karşı zalimdirler. Kendilerini yaratıcılarına kulluk ortamında tutmayarak, bedenlerine, nefislerine, âzâlarına, gözlerine, kulaklarına zulmetmiş kimselerdir bunlar. Her şeye zulmetmiş, eşyayı Allah’ın istediği yerde kullanmayarak varlıklara zulmetmiş, ailelerine, toplumlarına karşı Allah’ın istediği şekilde davranmadıklarından, insanlara karşı Allah’ın belirlediği hukuku yerine getirmediklerinden zulmetmiş insanlardır bunlar. Böyle zalimler için asla bir yardımcı olmayacaktır.”