Kur’an’ın Nuru

        

 Rasulullah (s.a.v.) buyurdu: “Kim, Kur’an’ı okur, öğrenir, sonra da helâlini helâl, haramını haram bilirse, Allah bu sebeple onu cennete girdirir, ailesinden olup da cehennemi hak eden on kişiye şefaatçi yapar.”

 

Ehlullah şöyle der: “Kur’an’ın nuru, bizim için zerrelerine varıncaya kadar hak ile batılı ayırdetmiştir.”

 

Casiye Suresi:11. “İşte bu Kur’an doğruluk rehberidir. Rabblerinin âyetlerini inkâr edenlere, onlara, tiksindiren, can yakan bir azap vardır.”

 

Ehlullah bu ayeti şöyle tefsir eder;

 

         “İşte bu Kur’an hidâyet rehberidir. İşte hidâyet ve yol gösterecek olan budur. İşte kılavuz ve mihmandar budur. İşte tüm hayat problemlerinizi çözecek olan budur. Artık hak belli, hidâyet bellidir. Artık yol belli, yol kılavuzu da bellidir.

 

         Doğrusu İslâm yolu, doğrusu Allah yoludur. Doğrusu bu kitabın gösterdiği yoldur. Başkalarına ihtiyacınız yoktur. Sizin tüm problemlerinizi çözecek, sizi hem dünyada hem ukbada mutluluk ve saadete ulaştıracak tek kaynak işte bu kitaptır. Diyebilirsiniz ki bizim bir takım problemlerimiz, sıkıntılarımız var. Bizler yeryüzünde yalnız değiliz. Bu dünyada yalnız yaşayamayız, birilerine muhtacız. Bizim ekonomik, siyasî, askerî problemlerimiz var. Bizim yol göstermeye ihtiyacımız var. Bizim bir hidâyete ihtiyacımız var. Görüyoruz ki şu andaki Yahudiler ve Hıristiyanlar da dünyanın en büyük dev güçleridir. Ülkelerinin problemlerini halletmişler, sanayilerini kurmuşlar, insanlarını mutlu etmişler. Hikâye bunlar aslında… Eh, biz ne yapalım? Ne edelim? Kime gidelim? Kiminle beraber olalım? Bu dünyada tek başına yaşayamayacağımıza göre, mutlaka birileriyle beraber olmak zorundayız filan dersek, diyorsak o zaman bakın bize diyor ki Rabbimiz:

 

         İşte hidâyet budur. Eğer hidâyet istiyorsanız, bilesiniz ki hidâyet Allah’ın hidâyeti, yol Allah’ın yoludur. Probleminiz varsa Allah’a havale edin, Allah’a yalvarın, Allah’a yakarın. Eğer Allah’ın âyetlerinin tarif ettiği bir hayata yöneliverirseniz, bir de bakacaksınız ki problemleriniz kendiliğinden çözülmüştür. Tüm problemleriniz ama. Ekonomik, siyasî, içtimaî, askerî, eğitim, hukuk, seçim, geçim tüm dertleriniz bir anda bitecektir. Çünkü o zaman siz yenilmez ve yanılmaz olan bir Allah’la, yenilmez ve yanılmaz bir Allah kitabıyla  berabersiniz demektir. Kesinlikle bilesiniz ki böyle Âzîz ve Hakîm olan bir Allah’la, O’nun yol gösterisiyle, O’nun hidâyetiyle, O’nun kitabıyla beraber olursanız, sizler de yenilmez ve yanılmaz olacaksınız demektir.

 

         Ama öyle değil de, problemlerinizi Allah’ın kitabına değil de, Allah’ın yasalarına değil de başkalarının hevâ ve heveslerine arz eder, Rabbinizin çözümüne değil de başkalarının çözüm önerilerine müracaat eder, onların isteklerine, arzularına, sevgilerine, nefretlerine, düşüncelerine, sosyal sistemlerine, ekonomi anlayışlarına, eğitimlerine, ceza kanunlarına, âhiret görüşlerine yahut ahlâk, siyaset yapılarına uyarsanız, artık senin için, sizin için Allah’tan ne bir dost vardır, ne de bir yardımcı.

 

         “Dost ve yardımcın olarak Beni bulamayacaksın,” diyor Rabbimiz. Peki Allah bunu kime diyor? Yeryüzünde en çok sevdiği peygamberine. Allah çok sevdiği peygamberine diyor ki, “ey peygamberim! Sen sana gelen ilimden sonra eğer onların hevâ ve heveslerine uyarsan, dostun ve yardımcın değilim. Sana gelen ilimden, sana ilim geldikten sonra.” Peki acaba buradaki ilimden Rabbimiz neyi kastediyor?

 

Buradaki ilim vahiydir. Peygamberimize gelen ilim, vahiydi. Öyleyse Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Ey peygamberim, eğer sana gelen bu vahiyden sonra, sen sana gelen bu vahyi bırakır da onların ilme, vahye dayanmayan hevâ ve heveslerine uyacak olursan, kesinlikle bilesin ki artık dostun da yoktur, yardımcın da.” Yeryüzünün en sevgilisine bu söyleniyorsa, bizlerin durumunu bir düşünün. Allah korusun bizleri böyle bir âkıbetten! Allah’tan gelen ilmi, Allah’tan gelen vahyi bırakıp da onların hevâ ve heveslerine tabi olarak Allah’ın velâyetini, Allah’ın dostluğunu kaybettikten sonra artık mü’minler için dünyada ne rahat yüzü, ne saadet, ne bereket, ne de âhirette cennet ve devlet olması mümkün değildir.

 

         Yıllar önce bizler vahyi bıraktık. Yıllardır bizler Allah’tan gelen ilme sırt çevirdik ve bu kâfirlerin hevâ ve heveslerine uyduk. Yıllardır şöyle der olduk: “Ey Yahudi ve Hristiyanlar! Ey bizim efendilerimiz! Ey bizim hocalarımız! Bak biz de sizin gibi olduk! Sizin gibi giyiniyor, sizin gibi soyunuyoruz! Eskiden tepeden tırnağa giyinirdik, ama şimdi bak sizin hatırınıza kılık-kıyafetimizi değiştirdik! Sizin yazınızı kullanıyor, sizin eğitiminize sahip çıkıyoruz! Sizin kanunlarınızı, sizin tatillerinizi, sizin takvimlerinizi kullanıyoruz! Sizin hatırınıza NATO’ya girdik! Birleşmiş Milletlere üye olduk! AT’la nikâhlandık, I.M.F ile nişanlandık! Bugüne kadar bir dediğinizi iki etmedik. Size yalvarıp yakardığımız halde yine de kendimizi sevdiremedik. Ama beri tarafta Allah’ın yardımı kesildiği için de gittikçe batağa battık ve bir türlü belimizi doğrultamadık.”

 

Elbette öyle olacaktık. Çünkü biz vahyi terk ettik, ilmi bıraktık. Biz Rabbimizin bizim adımıza hidâyet kaynağı olarak gönderdiği tüm problemlerimizin çözümü olan vahyi terk edip, başkalarının yasalarında, başkalarının yol göstericiliğinde çözüm aradık. Böylece Allah dostluğunu, Allah desteğini kaybettik. Allah desteğini kaybeden bir toplumun iflahı mümkün mü? Allah’ın yardımını kaybeden bir toplumun çözüme ulaşması mümkün mü? Huzur ve sükûnu bulması mümkün mü? İşte hâlimiz, dilimizden daha güzel anlatıyor durumumuzu.”

 

 

Hayır ve Şer

Hayır ve şer ne varsa hepsi Allah’tan.  Bazan insana Haktan hayır erişir, buna şükür gerekir.  Bazan da imtihan ve musubet gelir.  Buna da sabır ve tevekkül gerek.  Bir insanın nefsani arzu ve tamahlarından ve dünyanın fani menfaat ve faydalarindan geçip Hakka yüzünü çevirebilmesi için çok cefalar çekmesi gerekir.  Insan kendi düşmani olan nefsinin arzu ve zevklerinden geçip nefsin tersi yönde yol almasi gerekiyor.  Durduk yere bu olmaz.  Nefsin hilesi çoktur.  Nefis Hakkin celal kilicindan baska şeyle vazgeçmez, çok inatçı ve israrlıdır, vazgeçmez ve asla yorulmaz ve pes etmez.  Nasıl geçebilsin ki, nefis varlıgını feda etmek istemez.

Cenabı haktan gelen cefa ve imtihanlar insana yardim içindir.  Hiçbir cefa ve musbet insanin ruhuna ve özüne gelmez, nefsine gelir.  Hastalik nefse gelir.  Nefsin istedigi seyler elde edilemez veya nefsin çok sevdikleri kaybedilir.  Bunların hepsi Haktan rahmettir.  Nefsin işi gaflettir. Nefis saglıklı olsun, keyfi yerinde olsun, her istedigi ayagına gelsin, her arzusu olsun, kendisinden baskalarina ne olursa olsun ama kendi zevk ve sefa içinde olsun ister.  Allah’ın dediklerini yapmak istemez. 
Allah’ı anmayi sevmez.  Allah’ın rububiyetinin en büyük gereği olan ölümü sevmez.  Ahiret gününü hiç istemez.  Hesap ve kitap versin istemez.  Nefis nankördür, Hakkı anmayi sevmez.

Allah verdiği bela ve musubetlerle insana nefse karşı yardim eder.  Bela ve musubetle hep Allah’tan yardımdırlar, Allah merhametini böyle gösterir, nefisten insani kurtarmaya yol açar.

Nefse gelen musubet ve belalardan insan Eyyub AS gibi şükür içinde olmalıdır.  Nefse gelen belalar içinde Hakki zikredip sükredenlerden olmalidir.  Bela ve musubet halinde sükretmeyen nefsine aldaniyordur.  Nefsine düsman olan ise nefsine gelen seylere üzülmez.  Düsmana gelen bela insana ancak fayda verir. 

Pirimz Abdülkadir Geylani hazretleri bela ve musubetler için onların geçmesini isteme, sabret der.  Imtihan ve belalara sabredip Hakka sükretmek gerektir.  Bir de aziz ve sevgili pirimiz hazretleri bela ve musubetleri gizle ve anlatma, gücün yettiğince gidermeye gayret et ama şikayet etme ve anlatma der.  Cenabı hak luzumsuz birşey yaratmaz ve yapmaz.  Bela ve musubetler de faydasiz veya zararli değillerdir.  Allah kula asla zararli birsey vermez.  Ne veririse hepsi rahmettir.  Resulullah SAS efendimizin buyurduklari gibi, iyilik verirse kul şükreder kazanir, musubet verirse kul sabreder kazanir.  Yani hayir ve şer Allah’tandir ama hem hayir hem de şer iyidir ve Hakkin rahmetidir.  Onu için Eyyub AS gibi peygamber ve veliler musubete de sükrederler.

Ne gelirse hoştur senden derler.  Hak cezbesi ile gönlü dolan ve Hak aşkı ile yanan gönülleri sevgili Rablerinden her geleni sevmiştir.  Aşıklara sevgiliden cefa yoktur.  Sevgilinin iyi veya kötü işi yoktur.  Sdece mest eden ve serhos eden işleri vardir.  Aşık sevgiliden ne olursa olsun bundan serhoşluk ve mestlik duyar ve kendinden geçer.  Aşik buna denir.  Serhoşluk vermeyen aşk yoktur.  Aşk iyi veya kötü ne varsa yakar yok eder, bela ve musubetleri bal eder.  Yusuf AS zindandaki yillarini aşk yüzünden sefa ve huzur içinde geçirmis.  Zindan aşiklar için Cennet ile ayni yerdir.  Bir aşiğa Cehenneme gitme Cennet daha güzel dense o bakar ikisi arasinda fark göremez.  Cehennem ateşi aşiklari yakamaz vazgeçer, çünkü aşkin zerresi Cehennemi yakar, Cehennem yanar feryad eder ve aşıktan kaçar.

Aşıklarin halleri ileri derecede olan.  Insan önce Velilere uyup onların ahlakı ile ahlaklanmaya çalışmalı.  Bir mürşidi kamilden el alip zikir ve velilerin manevi feyzleri ile gönlünü temizlemeli.  Sonra pirimiz hazretlerinin demesiyle sabirla kendisine cezbe gelene kadar devam etmelidir.  Sonra ilahi cezbe ve aşkullah gelince bu onu Hakka ulastırır.

Bu bizim Kadiri Muhammediye yolumuz zindanları Cennet eden, ilahi cezbe, muhabbetullah, aşkullah ve marifetullah deryasidir.  Bu yola yaklaşan kuyulara atilsa, kuyu ona zemzem kuyusu olur.  Şeyhimiz Seyyid Muhammed Efendi hazretlerinin feyz ve himmetleri ile bu ahirzaman çölleri toz duman olup Cennet bahçesine döner.  Pirimiz abdülkadir Geylani hazretlerinin yardim ve himmeti atesi gül bahçesi eder. Ebedi kurtuluş ve saadet bu yoldadir.