Ölçü

 

 

              

 

  Derin araştırıcı ve büyük alim olan veli zatlar, Sa’di-i  Şirazi’nin şu düsturunda fikir birliği etmişler: “Resul-i  Ekrem (s.a.v.)’ in caddesinden hariç ve onun arkasından gitmeyenlerin, gerçek olan hakikat nurlarına kavuşabilmesi imkansızdır.”

 

Sünnet-i seniyye, Peygamberimizin (s.a.v.) yüksek ve nurlu yolu anlamına gelir.

 

Zünnun El Mısri: “Allah Tealayı sevenin alameti, Allah’ın sevgilisinin ahlakına, fiillerine, emirlerine ve sünnetine tabi olmasıdır.”

 

Ebu Süleyman Darani: “Çoğu kez sufilere gelen (ilham türü) şeyler kalbime gelirdi de, onları iki adaletli şahit olan kitap ve sünnete arzedip gelenin hak olduğuna dair tasdiklerini almadan kalbime girmesine izin vermem.”

 

Urve: “Sünnete tabi olmak dinin esasıdır.”

 

Amir: “Sünneti terk ettiğiniz zaman helak olursunuz”

 

İbni Hazm: “Ateşten kurtuluş, Rabbimizin bizi yükümlü tuttuğu Kur’an ve sünnete dönüştedir.”

 

Cüneyd-i Bağdadi: “Hakka giden bütün yollar, halka kapalıdır; ancak Resulullahın (s.a.v.) hal ve hareketine sarılıp sünnetine uyanların üzerinde bulunduğu Peygamberin (s.a.v.) yolu açıktır.”

 

“Bizim gidişatımız, Kitap ve sünnetteki esaslarla sınırlandırılmıştır.”

 

Ahmed bin Ebi Havari (230/844): “Kim sünnete uymadan amel işlerse ameli batıl olur.”

 

Ebu Hafs Haddad (260/874): “Her an hal ve davranışlarını Kur’an ve sünnet ölçüsüne vurmayan adam sayılmaz.”

 

“Kulun Rabbine ulaşacağı yolların en güzeli, bütün hallerinde Ona ihtiyaç içinde olduğunu bilmek, bütün hareketlerinde sünnete uymaya devam etmek ve yiyeceğini helal yoldan temin etmektir.”

 

Buyurmuşlardır.

 

Tevbe Suresi:62,63. “Sizi hoşnut etmek için Allah’a yemin ederler. Eğer inanıyorlarsa Allah’ı ve peygamberini hoşnut etmeleri daha gereklidir. Allah’a ve peygamberine karşı koymağa kalkışana, ebedî kalacağı cehennem ateşi bulunduğunu bilmezler mi? Büyük rezillik budur.”

 

Ehlullah bu ayeti şöyle tefsir eder:

 

          “Evet o münâfıklar sizi hoşnut etmek için Allah adına yemin ederler. Biz de sizdeniz, biz de Müslümanız diye yemin üstüne yemin ederler. Halbuki eğer onlar iman ediyorlarsa hoşnut edilmeye Allah ve Resulü daha lâyıktı. Allah ve Resulü insanları razı etmekten daha önceliklidir. İnsanlardan önce Allah ve Resulünü razı etmeyi düşünmeleri gerekiyordu. Allah ve peygamberine düşmanlık edenler içinde ebedî kalacakları bir cehenneme hazırlanmalıdır. İşte en büyük rüsvalık budur.

 

          Öyleyse bizler de buna çok dikkat edeceğiz. Münâfıklar gibi olmamaya çalışacağız. Tüm dünya bizden razı olmasa bile Allah ve Resulü razı olsun yeter diyeceğiz. Kendimizi insanların beğenisine değil Allah ve Resulünün beğenisine sunacağız. Hayatımızı Allah ve Resulünün beğenisine adayacağız. Yeryüzünde hiç kimse bizi beğenip sevmese ne gam? Allah ve Resulü seviyor ya diyeceğiz. Çünkü işte Rabbimiz anlatıyor Allah ve Resulünü bırakıp da insanları razı etmeye çalışanlar başka değil münâfıklardır. Allah ve Resulünün beğenisiyle değil de insanların alkışlarıyla hareket edenler münâfıklardır. Allah ve Resulünü hesaba katmayıp da insanları hesaba katarak onlar için, onların beğenisi için bir hayat yaşayanlar münâfıklardır. Allah karşısında kötü bir konuma düşmekten korkmayıp insanlar karşısında kötü bir konuma düşmekten korkanlar münâfıklardır.

 

Allah’ın azabından, Allah’ın sorgulamasından korkmayıp, insanların sorgulamasından korkanlar münâfıklardır. Allah’a karşı görevlerini yerine getirmeyip insanlara karşı titiz davranmaya çalışanlar münâfıklardır. Çünkü sevilmeye de, korkulmaya da, hatırı kazanılmaya da, beğenisine hayat fedâ edilmeye de en lâyık olan Allah ve Resulüdür.”

 

Enfal Suresi:13,14. “Bu, onların Allah’a ve peygamberlerine karşı koy-malarındandır. Kim Allah’a ve peygamberine karşı koyarsa, bilsin ki, Allah’ın cezası şiddetlidir. İşte bunu tadın, inkâr edenlere cehennem azabı da vardır.”

 

Ehlullah bu ayeti şöyle tefsir eder:

 

          „Allah ve Resulüne karşı düşman olmalarındandı. Allah ve Resulüne karşı başka bir şık, başka bir alternatif olmalarından, oluşturmalarındandır. Kim ki Allah ve Resulüne karşı bir şık, bir cephe, bir alternatif olursa hiç şüphesiz ki Allah ikabı, cezalandırması çok şedit olandır. Onun karşısında herhangi bir gücün durması, herhangi bir silahın dayanması mümkün değildir.

 

          İşte böyle. Haydi tadın bakalım Allah’ın azabını. Varın bakalım Allah’ın azabının tadına. Bugüne kadar Allah’ın nîmetlerinin tadına baktınız hainler. Hep Allah’ın nîmetleriyle Allah’a kafa tutmaya alıştınız. Hep Allah’ın nîmetleriyle Allah kullarına düşmanlık yaptınız. Allah’ın arzında, Allah’ın mülkünde Allah’a hayat hakkı tanımadınız. Allah’ın mülkünde Allah yasalarına söz hakkı tanımadınız. Allah’ın arzında Allah’ın mü’min kullarına hayat hakkı tanımadınız. Allah kullarının Allah’a kulluk merkezi olan mescitlerini harap ettiniz. Kâbe’yi putlarla doldurup mü’minlerin oraya girmelerini yasakladınız. Rabbi-niz hep size lütuflarda bulunduğu halde siz O’na ve dinine karşı düşmanca bir tavır sergilediniz. Nîmetleriyle yaşadığınız Rabbinize iman ve şükür gereği duymadınız. Ama bu Allah aynı zamanda ikabı, azabı, yakalaması da çok şedit olandı. İntikam sahibi bir Allah’tı. Haydi şimdi bir de Allah’ın azabının tadına bakın bakalım. Hem de küçümsediğiniz, değersiz gördüğünüz mü’minler eliyle böyle bir öldürülüşle öldürülerek tadın azabı.

 

          Bu sizin dünyada tadacağınız azaptır. Ama unutmayın ki kâfir olarak yaşayıp da kâfir olarak ölenlerin bir nasipleri daha vardır. Tadına bakacakları bir azapları daha vardır ki o da kıyâmet günü görecekleri cehennem azabıdır. Evet işte Rabbimiz bu âyetlerini savaş meydanında hem müminlere gösterdi hem de kâfirlere gösterdi. Neden? Kâfir olmak isteyen bilerek kâfir olsun, mü’min olmak isteyen de bilerek mü’min olsun diye. Allah ve Resulüne şık olmak, şak olmak, ayrılmak, cephe olmak, muhalefet etmek, düşmanlık etmek ne demekmiş? Bunu herkes anlasın ve bilsin diye.

 

Evet yeryüzünde hiç kimse Allah’ın nîmetleriyle bir hayat yaşarken O’na düşmanlığı savunabilecek bir delil, bir mâzeret bulamaz. Allah’ın nîmetleriyle O’na kulluğu ön plana çıkaracağı yerde, O’na teşekküre yöneleceği yerde, O’na düşmanlığa kalkışmanın hiçbir mantığı yoktur. Yâni kâfirliğin hiçbir tutarlı ve hayırlı yönü yoktur. Kâfirler ve müşrikler ne bu dünyada, ne de âhirette insana hiç bir kâr sağlamaz. Onun içindir ki bu kâfirlerin niçin kâfirliği tercih ettiklerini anlamak gerçekten mümkün değildir.“