Teslimiyet

 

Abdülkadir Geylânî Hazretleri şöyle buyurmaktadır:

“Sakın Mevla’ya ibadet etmekten, seni Mevla’nın gayri alıkoymasın. Allah’tan başka ne varsa hepsini gayri olarak bil. Ve bunları Hak’ka tercih etme… Çünkü seni onlar değil, Allah yarattı. Sakın kötülükleri yaparak nefsine zulmetme. Eğer, Yaratan’ın emirlerini bırakıp, başkasıyla uğraşırsan seni ateşe atar. Öyle ateş ki; onu tutuşturan insanlar ve küfür taşıdır. Sonra pişman olursun fakat beyhude. Özür dilersin kabul olunmaz. İtap (azarlama, darılma) olunmaya razı olursun fakat yine hiç. Tekrar iyilik yapmak için dünyaya dönmek istersin, kimse seni gönderemez.

Özüne acı, acı… Ona merhamet et. Sana verilen duygularını iman yolunda, iyi işlerde, taat ve ibadet yolunda kullan. Bunlarla marifet kazan, ilim öğren. Bu ibadet ve marifet nuru ile karanlıkları aydınlatmağa çalış. Emri tut. Yasaklardan kaç. Hak yolda bu ikisi ile yürü. Seni, ilk önce topraktan insan yapan Halık’ını inkara kalkışma!..

O’nun emrinden başka bir şey isteme. Ve O’nun kötülediği şeylerden başkasını kötü görme. Dünya ve ahiret için elindekiyle yetin. Dünya ve ahiret için kötülediğimiz şeyleri kötü olarak bil.

Her sevilen, istenen Allah için istenmeli. Ve her istenilmeyen yine, O’nun için istenmemeli.

Eğer sen, Allah’ın emrinde olursan, bütün canlılar da senin emrinde olur. Ve eğer Allah’ın yasak ettiği şeylerden kaçarsan bütün kötülükler de senden kaçar. Nerede bulunursan bulun daima iyilikle karşılaşırsın.

Allah-ü Taâla Hazretleri Peygamberlerine gönderdiği bazı kitaplarda şöyle buyurmuştur:

– “Ey Ademoğlu! Ben öyle Allah’ım ki benden başka ilah yoktur; bir şeye ol dersem, olur. Bana itaat edersen, seni de benim gibi yaparım. Her neye ol desen olur!..”

Yine buyurmuş:

– “Ey dünya! Bana ibadet edene sen yardım et… Sana koşanı da yor!..”

Necm Suresi:62. “Artık secdeye varın Allah’a kulluk edin.”

 

Ehlulah bu ayeti şöyle tefsir eder:

 

“Hemen bir secde edelim. Rabbimizden bir secde emri geliyor. Artık secdeye varın. Secdeye yaklaşın. Allah karşısında bel bükün, boyun eğin. Hayatınızın her konusunda Rabbinizi dinleyin. O’nun emirlerine itaat edin. O’nun emir ve yasakları karşısında boyun bükün. Allah karşısında ukalalık etmeyin. O’nun kitabından habersiz bir hayat yaşamaya kalkışmayın. Kendi görüşlerinizi, kendi anlayışlarınızı Allah’ın emir ve yasaklarının önüne geçirmeyin. Allah’a akıl vermeye, yol göstermeye kalkışmayın. Her konuda Allah’ı dinleyin. Allah’a kulak verin. Allah’ın istediği gibi yaşayın. Allah ne demişse, nasıl tarif etmişse, hemen hiç beklemeden, savsaklamadan, şeytan gibi duymazdan, anlamazdan gelmeden hemen uygulamaya koyarak Rabbinize secde edin. “Tamam ya Rabbi, baş üstüne ya Rabbi, anladım ya Rabbi, hemen uygulamaya koyuyorum ya Rabbi!” diyerek Allah’a secde edin.

 

Meselâ Rabbiniz tarafından size örtünün denilmişse, Rabbinizden böyle bir emir almışsanız, hemen hiç beklemeden bu konuda secdeyi gerçekleştirin. Hemen Rabbinizin istediği biçimde örtünün. İşte bu konuda secde hemen emri yerine getirmektir. Veya meselâ namaz kılın, çocuklarınızı Müslümanca eğitin, Kitapla tanışın, sünnetle buluşun, hayatınıza Allah’ın istediği biçimde program yapın denilmişse, hemen hiç beklemeden, hiç zaman kaybetmeden “baş üstüne ya Rabbi” diyerek bütün bunları uygulamaya koymak üzere secde edeceğiz. Tüm bu konuların secdesini, teslimiyetini gerçekleştireceğiz Allah’ın izniyle.

 

Secde inkıyattır. Secde Allah’ın emirlerine boyun eğmek, itaat etmektir. Secde, “baş üstüne ya Rabbi! Anladım ya Rabbi! Hemen gereğini yerine getiriyorum ya Rabbi!” demektir. İtiraz etmemenin, yan çizmemenin, savsaklamamanın beyanıdır secde. Uygulamaya koymanın beyanıdır secde. Secde, Kur’an okununca, Kur’an’da gelen Rabbimizin emirlerine, yasaklarına, beyanlarına evet demek, inandım demek, ben buna teslim oldum demektir.

 

Öyleyse Kur’an âyetleri okununca aklı işin içine karıştırmadan secde etmek zorundayız. Namaz kıl denince, iyi ama yahu abdestim yok demeden, itiraz etmeden, mâzeretlerin arkasına saklanmadan, aklı işin içine karıştırmadan hemen namaza doğrulmak zorundayız. “Tamam anladık da hele bir çocukları büyüteyim. Hele şu müşterileri bir savayım. Hele şu okulu bir bitireyim. Ya iyi de elbisem temiz değil. Şunları, şunları bir bitireyim de ondan sonra kılayım,” dememeliyiz. Teslim olunmalıdır, hemen secde edilmelidir. Tıpkı, “asanı taşa vur ey Mûsâ!” şeklindeki emir karşısında aklı işine karıştırmadan, ya acaba suyla bunun ne ilgisi var demeden Hz. Mûsâ’nın teslim olup emri uyguladığı gibi biz de Rabbimizin tüm emirlerini uygulayacak, hemen hiç beklemeden secde edeceğiz.

 

Secdeniz, boyun bükmeniz Allah’a olsun. Yaklaşmanız Allah’a olsun. İbadetiniz, kulluğunuz, teslimiyetiniz, bağlılığınız, sığınmanız, güvenmeniz Allah’a olsun. Sûrenin ta başında ifade ettiğimiz gibi Rabbimizin bu secde emrini alan Rasulullah Efendimiz (s.a.v.) ve beraberindeki mü’minler secdeye kapanırlarken, sûreyi Rasulullah Efendimizin (s.a.v.) mübârek fem-i saadetlerinden dinleyen oradaki müşrikler de secdeye kapanmak zorunda kalıyorlardı. Çünkü bütün bu Rabbimizin âyetlerini dinleyen hiçbir kimsenin başka bir seçeneği yoktu. Çünkü o günün insanı bu ifadeleri gâyet güzel anlıyordu. Anlayan herkes, mü’min, kâfir tercihini secdeden yana yapmak zorunda kalıyordu. Rabblerine teslimiyet anlamına bir secde gerçekleştiriyorlardı. Bu secde elbette ki Müslümanlar adına Rabblerine bağlılıklarının devamı, tescili anlamına, Rabblerine kulluklarının, Rabbleri yolundaki kavgalarının devamı anlamına bir secdeydi. Kıyamete kadar bu kavga yeryüzünde devam edecekti.

 

Bu sûre ile alâkalı da bu kadar söz yeter. Rabbim gereğiyle amel etmeyi hepimize nasip etsin, kolay getirsin inşallah. Vel hamdü lillahi Rabbil’âlemîn.”

 

Marifetullah ve İlmi Ledün

 İlmi ledün velayet yolunda manevi yolla gelen ilimdir. Bilgi ve düşünce yoluyla, akıl ve mantıkla elde edilen bir ilim olmayıp kitabı yazılamaz, zira Hak heran başka ve yeni bir iş yapıp yepyeni bir tecellid eolduğundan ilmi ledün de velayet yoluyla Hakka yakınlıktan yani Hak marifetinden elde edildiğinden kişinin marifetine yani o andaki yakınlığına göre Hak tarafından o kimseye ilham, mübeşşerat ve rüya yolları gibi yollarla taze olarak verilir ve yeni ve başka manevi yollu bilgiler ve manevi işaretler zuhur eder. Kitap bilgisi yazıldığı anda eski bir bilgidir, yeni bilgi yazılana kadar eski bilgi olmuştur, Hak dostlarının ilmi olan ledün ilmi Cenabı Hak tarafından sevgili yakın dostlarına lutuf olarak verilir. Yüce Allah’ın sevgili kulu pirimiz Abdülkadir Geylani hazretleri, sevgiliye sırlar açıklanır der.

Kuran’daledün ilmi çok yerde geçer, bunlardan en çok bilineni Musa AS ile Hızır AS’ın yolculuğudur. Bunun yanında Yusuf Suresinde de büyük ledün ilmine dair sırlar vardır.

Yusuf AS daha çocukluğunda bir rüya görür, bu hikaye teferruatıyle Kuranı Kerim’de anlatılıyor, bu rüyanın yorumunu yapan Yakub AS kendisi peygamberken oğlunun aldığı bu ledün ilmini yorumlar ve ondan bir ilim çıkarır. Bunda hikmetler vardır. Bir peygamber o zaman bir çocuk olan oğlu aracılığı ile ilahi ilim almıştır. Burada peygambere Cebrail AS gelmiyor, ama Allah vermek istediği bilgiyi oğluna bir rüya göstererek veriyor. Burada ilahi ledün ilminin peygamberin yakınına bir rüya ile verilmesi var. Bu adetullah Resulullah SAS zamanında da devam eder ve Ezan konusunda sahabenin gördüğü rüyalar bir ilmi ledün tecellisidir ve Ezan bu şekilde Hak tarafından ilmi ledünle peygambere ve sahabelere bildirilir.

Sonra Yusuf AS kuyudayken Hak kendisine ilham eder, sonra sen bunları ona haber vereceksin diye ilham yoluyla bildirir. Bu da ledün ilmi iledir.

Zindanda Yusuf AS’ın iki arkadaşı rüya görürler. Bu iki kişi peygamber falan değiller, sıradan insanlar. Bunlardan biri oranın melikine hizmetçi olur ve zamanla melik bir rüya görür. Hizmetçi o zaman Yusuf AS’ı hatırlar ve rüyayı ona yorumlatırlar. Yusuf AS rüyayı yorumlar ve 14 sene boyunca benim yapacağım iş bu rüyanın yorumuna göre olacak der. Burada Yusuf AS’ın tanımadığı bir melik bir rüya görüyor ve Yusuf AS gibi büyük bir pygamber bu rüyaya bakıp 14 sene boyunca nea işle meşgul olacağını planlıyor ve 14 sene o başka birinin gördüğü rüyanın yorumuna göre amel ediyor. İlmi ledün yoluyla Allah kendisine bu şekilde yol gösteriyor. Bu büyük bir ilimdir. Sıradan tanımadığı bir insan rüya anlatınca bir peygamber 14 senelik hayatını o rüyaya göre yaşıyor. Bu ilmi ledünün ne kadar erişilmez olduğuna en büyük delildir.

Evliyaların yolunda sofilere ilmi ledün yolları açılır bunun nedeni şeyhimiz Seyyid Muhammed Efendi hazretlerinin açıkladığı gibi Muhammedi nurun pirimiz Abdülkadir Geylani hazretlerine ve sonra bu yolda gönül yoluyla zincirin halkası gibi sofilere geçmesidir, bu hep hak marifetinden oluyor. Hak marifeti en kamil şekilde habibi ve resulu Muhammed’te tecelli eder. Sonra bu tecelli nuru peygamberlere ve velilere ondan geçer. Veliler de marifet nurlarına göre ilmi ledün tecellisine mazhar olurlar. Güneş kış mevsiminde görünse de fazla ısıtmaz ve çiçekler açmaz. Bahar gelince hem ısı ve hem de ışık artar. Bunun nedeni dünya Güneşe yaklaşır. Bunun gibi insanın manevi dünyası Hakka yaklaşınca Hak nurunun tesiri artar. Bundan dolayı ilmi ledün çiçekleri Hakkın hediyesi, sevgisinin lutfu olarak açarlar. Bu çiçekler çeşit çeşit ve renk renk açar ve Hakkın sevgisini temsil ederler.

Tasavvuf yolu Hakka yakınlaşma ve Hakka kendini sevdirme yoludur. Sevgi esas alınır. Mevlana’nın deyimiyle geçer akçesi ve pazarının geçerli parası sevgidir, aşktır. Başka paraya bu pazarda değer vermezler. Sofilerin pazarında alışveriş muhabbet ile olur. Bu yolun esası teslimiyet ve muhabbet olup başka şeye bakılmaz. İlmi ledün de bu sevgi ile mest olanların sevgilerinin Hakka yakınlaştırması ile Haktan sevgili kullarına bir nişan ve hediye olarak gelir. Ayrıca bununla Hak sevgili kullarına kendini daha da sevdirir.

Bu yazıyı yazıp hemen Muhammediye.net sitemize yüklemek için siteye geldiğimde Şura Suresi 51.ci ayeti sitemizde karşıma çıktı, Cenabı Allah’ın ilmi ledün konusundaki bu ayeti kerimesi bu şekilde tam da bu konuda bir yazı yazmışken sitemizde karşıma çıkınca o ayeti kerimeyi de ekleyim hem de ilmi ledünün nasıl olaylara göre geldiğine de örnek olarak bu olayı da yazıya ekleyim dedim, işte o ayeti kerime:

Allah bir insanla ancak vahiy yoluyla veya perde arkasından konuşur. Yahut da bir elçi gönderir de izniyle ona dilediğini vahyeder. Şüphesiz ki O çok yücedir, hüküm ve hikmet sahibidir. Şura, 51

Kalbimiz

Abdulkadir Geylani Hazretleri şöyle buyurmaktadır:

“Bir kalpte hem dünyanın hem de ahiretin bulunması mümkün değildir.”

 “Bu kalb tek şey için yaratılmıştır; ikincisi sığmaz. Âyet;

– “Allah, iki kalbe sahip bir kişi yaratmamıştır.”

Bir kalbde iki sevgi yaşayamaz.

– “Padişahlar bir beldeye girince orayı darmadağın ederler. Eşrafını zelil ederler.”

İşte bu sebeptendir ki; İlâhi sevginin girdiği yerde başkalarının işi kalmaz. Başkasının sözü geçtiği yerde ise ilâhi feyz olmaz. Kalbinden kötülükleri at; göreceksin ki, ilâhi feyz her yanını sarmış…”

 “Kalp Kitap ve Sünnete göre amel ederse kurbiyet (yakınlık) kazanır. Bunu kazanınca da neyin kendi lehine ve aleyhine, neyin Allah için veya başkası için, neyin de hak ve batıl olduğunu bilir ve görür.”

          Hakka Suresi : 10. “Rabbinin peygamberine baş kaldırmışlardı. Bunun üzerine Rabbleri onları şiddeti arttıkça artan bir şekilde yakaladı.”

 

Ehlullah bu ayeti şöyle tefsir eder:

 

         “Bir de onlar Rabblerinin elçisine isyan ettiler. Allah’ın kendilerine kulluk örneği olarak gönderdiği peygamberin örnekliliğini reddettiler, dinlemediler. Peygamberi vasıtasıyla Allah’ın onların hayatlarına müdahalesine izin vermediler. Allah’ı ve elçisini hayatlarına karıştırmadılar. Hayatlarında Allah’a ve elçisine söz hakkı tanımadılar. Allah’a ve peygambere isyanı kendilerine din edindiler. Ya da peygamberin kendilerine gösterdiği yol dışında kendilerine yol edindiler.

 

         Rabbimiz diyor ki, “onlar peygambere isyan ettiler.” Peki acaba peygambere isyanı nasıl anlayacağız? Arkadaşlar Peygambere isyan demek, onunla kavga etmek demek değildir. Peygambere karşı bağırıp çağırmak değildir sadece ona isyan. Peygambere isyan demek, peygambere aykırı hararet etmek, tersine hareket etmek demektir. Yani peygamber hayatına, peygamber örnekliğine, peygamber mesajına karşı ilgisiz kalmak, peygamberle ve peygamberin getirdikleriyle ilgilenmemek, peygamberin hayat programına rağmen kendisine hayat programı çizmek demektir. Yani peygamber ne derse desin, ne getirirse getirsin fark etmez yine kendi bildiğince bir hayat yaşamaya yönelmek demektir. İşte peygambere isyanın manası budur.

 

Onlar peygambere isyan ettiler, kafa tuttular, Peygambere değer vermediler. Peygamberi kulluk örneği kabul etmediler. Onun gibi olmaya, onun gibi yaşamaya, onun gibi inanmaya, onun gibi Allah’a teslim olmaya yanaşmadılar. Hayat programlarını peygambere sormadılar. Peygamberi kullukta örnek almadılar, peygambere rağmen, peygamberin kendilerine getirdiği hayat programına rağmen kendilerine hayat programı çizdiler de:

         Allah da onları gittikçe artan bir tutuşla tutuverdi. Yani kahir bir kabzayla, şedit bir kapışla onları yakalayıverdi. Kaçmaları ne mümkün ki kaçsınlar?

 

         Peki buraya kadar Âd’ın, Semûd’un, Firavunların ve benzerlerinin başlarına gelenleri anlatmakla Allah ne dedi bize? Buraya kadar anlatılanlarla Allah bize şunları söyledi: “Ey kullarım! Sizler sizden öncekilerin başlarına gelenleri görmediniz mi? Benimle savaşa tutuşan, Bana ve elçilerime kafa tutan, Bana kulluğa ve Benim istediğim hayatı yaşamaya yanaşmayan öncekilerin başına gelenleri sizler görmediniz mi? Ne yaptılar onlar? Nasıl bir hayat yaşadılar ve sonuçları ne oldu? Ne oluyor size? Ne yapmaya çalışıyorsunuz? Bütün bunları ben size ne için anlatıyorum? Sizler ne yapmaya çalışıyorsunuz? Niye ibret almıyorsunuz bu hadiselerden? Size olan rahmetim gereği bu kadar ibret levhasıyla sizi uyardığım halde niye hâlâ aynı yanlışlarınıza devam ediyorsunuz? Neyinize güveniyorsunuz?

 

Yoksa sizler de, “onlar güçsüzlerdi, onlar dağınık toplumlardı, Allah onlarla baş edebilmiştir. Ama şu anda düzenli ordularımız var, yeraltı-yerüstü filolarımız, tanklarımız, zırhlarımız var. Bizler şimdi Birleşmiş Milletleri oluşturduk. Nato’yu kurduk. Artık Allah bizimle başedemez” diyerek kendinizde güç, kuvvet görüyorsunuz da, ondan mı Rabbinizle, Rabbinizin yasalarıyla savaşa kalkışıyorsunuz? Kendinizi bir şey zannederek mi Rabbinizin yasaları yerine kendi yasalarınızı hakim kılmaya çalışıyorsunuz? Gerek bu âyetlerin geldiği dönemin kâfirlerine, gerekse asrımız kâfirlerine Rabbimiz böyle sesleniyor.

 

         “Ey insanlar! Unutmayın ki tarih boyunca helâke uğrayan toplumlar teknolojik yönden, ekonomik yönden zayıf oldukları için helâke uğramış değillerdir. Helâk sebebi bu değildir. Aksine helâk sebebi insanların Benim tarafımdan kendilerine verilen dünya güçlerine dayanarak, Benim tarafımdan kendilerine lütfedilen imkânlarına, saltanatlarına güvenerek kendilerini Benden ve Benim dinimden müstağni sayarak kendi hevâ ve hevesleri istikâmetinde bir hayat yaşamalarıdır. Beni, peygamberimi, kitabımı yok farz ederek hayat programlarını kendileri yapmaya kalkışmalarıdır. Bana ve dinime rağmen bu dünyada dilediklerini yapabilecekleri zannına kapılıp, kendilerini bir şey zannedip, gururlanıp, gerçek güç kaynağına kafa tutmalarıdır. İşte helâk sebebi budur.”

 

Şimdi de öyle diyor değil mi bu müstekbirler? “Artık insan çağ atlamıştır. Artık önceki dönemler kapanmış, insan rüştünü ispat etmiştir. Artık insan kendi kendine yeterli olduğu, kendi kendine ayakta durabileceği, kendi sistemini kendisi yapabileceği bir bilince ulaşmıştır. Artık insanın Allah’a da, Allah’ın kitabına da, Allah’ın elçisine de, Allah’ın hayat programına da ihtiyacı kalmamıştır,” diyorlar. Allah bilgisi olmadan kendi bilimlerimizle de biz hayatımızı yaşayabiliriz, diyorlar. Allah bilgisi, vahiy yerine putlaştırdıkları bilimi ikâme edebileceklerini iddia ediyorlar. Göreceğiz bakalım ne yapabilecekler? Bugüne kadar yapabildikleri hiçbir şey yok. Bundan sonra ne yapabileceklerini göreceğiz…”

 

         ‘‘‘Can bahşedenin fermânını tutmayanın canına ekmek neye yarar?’’’