Bugün Tasavvuf Yolu Var Mı?

Bugün sofilik kaldı mı, tasavvuf hala var mı diye sorular oluyor. İnsanlık modernlik adı altında geleneksel edebi terk edip modern yollarla bazı şeyler denediler. Tasavvuf bu modernliğe uygun değildir. Bunun nedeni Hakkın adet ve edepleri vardır değişmez. Bunun hikmetleri çok. Mesela seyri sülükte olan bazi şeyler vardır. Öncelikle sofi bir mürşidi kamilden el almak zorundadır. Bu mürşidi kamil bilgin veya profesör değil. Veya çok hitabet sahibi olmak zorunda değil. Din bilgilerş olması gerekli ama asıl onun işi din bilgisi öğretmek değil. Onun işi ilmi ledün denen hak ve maneviyat ilmini öğretip insanı marifetullaha ulaştırmaktır.

Mürşidi kamilden el almak sıradan birşey değildir. Bunun sırrı da büyüktür. Bu tasavvufta en önemli şeydir. Bir insan bir mürşidi kamilden el almazsa asla tasavvuf yoluna giremez. Bazıları bilmeden konuşuyorlar, ben ilahiyat mezunu bazılarının bu konuda bizimle tartıştıklarını gördüm. Tasavvuf ilmi gönlünde olup Hakkal Yakin derecesinde konuşmayam bu sırrı anlamaz. Onlar ilmel yakin ile meseleye bakarken hata ediyorlar. Aynel yakin ve hakkal yakin mertebesine çıkabılseler görecekler ki bir mürşidi kamilden el almayan asla ve katiyen Hak yolda yolculuk edemez. Bayezid Bistami hazretlerinin Şeyhi olmayanın şeyhi seytandır sözü bunun içindir.

Okumakla bu sır anlaşılmaz ancak sofilik yolunda olanlar bunu müşahede ile hakkal yakin olarak bilirler. Bunun nedeni, sofi mürşidinden el alınca ona bazı kapılar açılır. Ayrıca o sofi velilere gönül olarak bağlanır. Bu bağa rabıta denir ve bu rabıta öyle bir şeydir ki sofi heran velilerle gönül olarak birlikte olur. Örneğin rabıtası tam olan bir sofi olsam ben ve şimdi buraya bir cümle yazsam ve onu yazarken kendi ufkuma göre yanlış yazsam veliler hemen o anda müdahele eder ve bunu gönül yoluyla söylerler ve bana onu düzelttirirler. Rabıtası tam biri olsam ve yazarken rabıta halinde yazsam asla o yazıda hikmeten yanlış çıkmaz ama şu vardır o yazılan o an bir müşahede ile yazılmıştır ve bazan bir bölümü tevile yani açıklamaya gerek olabilir.

İşte Bediüzaman hazretlerinin Risalei Nuru böyle yazılmıştır. Sofilik yolunda gönülde rabıta vardır ve yazı ve söz rabıta ile gelir. Bunun gibi rabıta neticesinde sofi yardım görür. Gönül rabıtası olmaya bir yere gelemez.

Bu yüzden el alma meselesinde tasavvufu kitap bilgisi ile ögrenenlerin sözlerine itibar edilmemeli. Bir insan tasavvuf ve hak yoluna girmek isterse bir mürşidi kamilden el alması mecburidir. Yolun edebi budur. Başka söylenenler batıldır. Velilerin yolunu edebi böyledir.

Zamanımızda yok deniyor. Bu doğru olmaz. Hakkın işleri böyle değildir. Allah sevdiği dostlarnı muhafaza eder. Onları ortadan kaldırmaz. Bir insanın bahçesi olsa ve orda birçok otlar ve çiçekler olsa ve en sevdiği çiçekler gül ve sümbül olsa. O bahçede yabancı otlar çok olup gü ve sümbülleri tehdit etse hiç o bahçe sahibi gülleri ve sümbülleri kesip otları büyütür mü. Sevdiği şeyleri ortadan kaldırıp ortalığı diken bahçesine döndürür mü. Sonra oturup yıllarca dikenleri seyreder mi. Allah Teala da yerleri ve gökleri ayna olarak yarattı. Allah o kimsenin bahçesini seyrettigi gibi heran seyrediyor ve herşey elinde olup kader ile her işe müdahele ediyor. Hiç Allah en sevdiği dostları olan evliyaları ortadan kaldırıp sonra yüzlerce yıl kendinden uzak olup bahçedeki diken misali olanları seyretmeyi irade eder mi. İrade etmez ve murad etmezse o dikenler nasıl olup ta gül ve sümbül olan evliyaları okedebilirler.

Ayrıca Allah bilinmek istedi ve yarattı denir. Allahiı hakkıyla bilenler ancak marifet ve takva sahibi velilerdir. Onları kaldırır mı. Kaldırmadığını Allah Kuranida haber veriyor. En büyük imansızlık olan bir an düşünün. Diyelim insanlar bir insanı tanrı ilan edip tapıyorlar. Putlara tapıyorlar. Her günahı işliyorlarç Diyelim Kuran yok hiç din yok. Öyle bir halde dahi evliyalar var. Musa AS böyle bir toplumda doğunca onun annesi büyük bir evliyaymış. Allah kendisine ilham etmiş, oğlunu sandığa koy nehre bırak onu sana geri döndüreceğiz der. Bu zaman ortada hak bir din dahi yoktur ama evliyalar var. Bu zaman ise en büyük resulun zamanı, hak din ve Kuran var bu zamanda evliya biter mi. Bitmez.

Evliyaların yolu aynen devam etmektedir. Kitaplardaki olan herşey bugün aynen var. Kadirilik yolu kıyamete kadar devam edecektir. En son Mehdi AS hem Kadirilik hem Nakşibendilıik ve hem de Mevlevilik yollarında seyri sülük edecektir. Bu yolumuz hamd olsun Mehdi AS’ın da feyz alacağı bir yoldur. Kıyamete kadar velilerin yolu zarar görmez. Bugün tasavvuf yolunun kağısı açıktır.

Son zamanlarda bazı Mevlevilik yoluna gönül vermiş kareşlerimizle tsanıştık bize sordular hala Mevlevilik var mı diye. Şeyhimiz Seyyid Muhammed Efendi hazretlerı Mevlevilik yolunun da mürşitliğini yapar. Bizler Mevlana hazretlerinin sofileriyiz. Kendi zamanındaki sofileri nasılsa bizler de aynen öyleyiz. Aziz pir Mevlana hazretleri bizleri irşad eder. Mesnevinin sırlarını bize açıklar. Feyzi ile bize rehberlik eder. Bu yolda Mevlana hazretleri hayattaymış gibi isitfade edilir. Hatta biz de Mevlana hazretlerinin lutfu ve yol göstermesi ile şeyhimiz Seyyid Muhammed Efendiyi bulduk. Mevlana hazretleri bizzat kendileri bizi Seyyid Muhammed Efendiye yönlendirdiler. Başta pirimiz Abdülkadir Geylani hazretleri ve diğer veliler ve Resulullah SAS efendimiz de bu yolda bizzat rehberlik ederler.

 

Sevdamız

 

 

Abdulkadir Geylani Hazretleri şöyle buyurur:

 

“Dünyayı doğru görebilmek söz ve eylemlerde geçmişlere (selef) uymakla mümkün olur. Onlara uyduğun zaman sen de onların gördüğünü görürsün.”

 

Ya biz; dünyayı nasıl görüyoruz? Kimlere kanıyoruz? Dünyanı kurtar diyenlere mi? Nefsinin konforu öncelikli olmalı, ömrünü bu seviyeyi elde etmeye harcamalısın diyenlere mi?

 

Ehlullah şöyle buyurur:

“Beladan kurtulmak için iki şeyden el çekmek gerekir. Git dünya ve nefisten elini uzak tut ki belaların seninle bir işi olmasın.”

 

Bir kudsi hadis şöyledir:

“Ey dünya! Bana hizmet edene hizmet et, sana hizmet edeni hizmetinde kullan.”

 

Ve sözü Allah Resulüne bırakalım…

Ebu Hureyre (r.a.) diyor ki, Resulullah bana: “Dünyayı kısaca sana göstermemi ister misin? buyurdu. “İsterim ya Resulullah” dedim. Benim elimi tuttu, bir mezbeleye götürdü. Orada insanın başının kemikleri, koyun kemikleri, at ve deve kemikleri, eski insan elbiseleri ve insanın pisliği vardı. Resulullah: “ Ey Eba Hureyre, bu baş kemikleri sizin başınız gibi hırs ve arzularla dolu idi. Şimdi bir derisiz kemik kalmıştır. Yakında o da toprak olacaktır. Bu necasetler, yorucu bir çalışma ile ele geçirilen ve iştah ve zevkle yenen yemeklerdi. Şimdi hor ve hakir olarak onları buraya bırakmışlar. Herkes ondan nefret edip kaçıyor. Eskiler, insanların süslendikleri elbiselerdi. Şimdi rüzgar onları bir taraftan bir tarafa sürüklüyor. Bu kemikler onların binek hayvanları idi. Onların sırtında dünyayı gezerlerdi. Dünyanın tamamı bunlardır” Ebu Hureyre der ki; orada bulunanların hepsi ağladı.

 

Resulullah (s.a.v.) anlattı:

“Allah (c.c.) şöyle buyurdu: “Ey insan! Kendini ibadetime ver ki gönlünü zenginlikle doldurayım, fakirliğini gidereyim. Böyle yapmazsan ellerini meşguliyetle doldururum, fakirliğini de gidermem.”

 

Resulullah (s.a.v.) buyurdu:

“Kim gam ve tasalarını bire indirir ve gönlünde sadece ahiret tasasına yer verirse, Allah onun dünya ile ilgili gamlarını giderir.

Kim de gam ve tasalarını dünya hallerine yayarsa, Allah onun hangi vadide helak olacağına aldırmaz.”

 

Katâde İbnu Nu’mân (radıyallâhu anh) anlatıyor: „Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Allah bir kulu sevdi mi, onu dünyâdan korur. Tıpkı sizden birinin hastasına suyu yasaklaması gibi.”

 

Ebü Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: „Resülullah (aleyhissalâtü vesselam) buyurdular ki: “Dünya mel’undur, içindekiler de mel’undur, ancak zikrullah ve zikrullah’a yardımcı olanlarla alim veya müteallim hâriç.”

 

Peygamberimiz (S.A.V.) buyuruyor ki:

“Bir kimse sabahleyin kalkınca, niyetinin çoğu, Allah için olmayan bir dünyalık için ise, o kimse Allah’ın (sevgili) kullarından olmaz ve onun kalbinden dört haslet ayrılmaz. Biri, ardı arkası kesilmeyen bir üzüntü, ikincisi, hiç bitmeyen bir meşguliyet, üçüncüsü, hiç zenginliğe ulaşmayan bir fakirlik, dördüncüsü, hiç sonu gelmeyen bir emeldir.”

 

Resulullah bir ölmüş koyun leşi yanından geçerken buyurdu ki: “Görüyor musunuz; bu murdar insanlar nazarında ne kadar pis ve aşağıdır ki, hiç kimse ona bakmıyor. Muhammed’in ruhu hükmünde olan Allah’a yemin ederim ki, dünya Hak Teala katında bu murdardan da hakir ve aşağıdır. Eğer Hak Teala katında dünyanın bir sivrisinek kanadı kadar kıymeti olsaydı, ondan hiçbir kafire bir yudum su vermezdi.”

Yine buyurdu ki: “Dünya sevgisi bütün günahların başıdır”

Yine buyurur ki: “Dünyayı sevip dost edinen kimse ahiretinde ziyan etmiş olur, ahiretini sevip dost edinen ise dünyasında ziyan etmiş olur. Siz devamlı olanı tercih ediniz.”

 

Yüzünü dünyaya çevirmiş olanların, ahiret aleminden nasibi yoktur.

Allah yolunun sevdalılarına selam olsun.

 

 

Yusuf AS

Yusuf AS’ın hikayesi kıyamete kadar ibret ve hikmetleri ile anılmaya devam edecektir.  Sofiler Yusuf AS’ı çok severler.  Biz de kendisine en derin muhabbetlerimizi sunuyoruz.  Yusuf AS sofilerin yol göstericisi ve himmet kapısıdır.  Her sofiye yetecek kadar ilim ve sır Yusuf AS kapısında mevcuttur.  Biz de Yusuf AS’dan himmet ve medet dilenerek ve kendisini manevi izin ve yardımları ile haddimiz olmasa da temiz ve güzel adını burada anmak diliyoruz.

 

Yusuf AS deyince öncelikle dervişlik yolunda eski ve mazi değil bu an ve bugün akla gelir.  Sofi gönül yolcusudur.  Sofi Yusuf dostudur.  Gönlü Yusuf iledir.  Geçmiş ve gelecek fanileredir, sofiye bunlar yoktur.  Halk ve varlık sofi için yoktur.  Halka yok olansa sofi için vardır.  Onun için halka eskilerin hikayesi gibi gelen Yusuf AS vardır ama halkın kendisi yoktur.