Yüz Çevirmek

                

 

Ehlullah şöyle der:

 

“Bir tarafta Allah’ı inkâr eden, Allah’ın âyetlerini reddeden, Allah’ın âyetlerine karşı zâlimce bir tavır takınan, Allah’ın âyetlerine kulak vermeyen, Allah’ın elçileriyle ilgilenmeyen, Allah’tan gelen hayat programına değer vermeyerek kendi hevâ ve hevesleri istikâmetinde bir hayat yaşayanlara müjdelenen dayanılmaz bir azap, diğer tarafta Allah’a îman eden, Allah’tan gelen hakim bir kitabın âyetlerine kulak veren, Allah’ı görüyormuşçasına O’na kulluğa koşan, namazı ikame eden, zekâtı veren, gayba îman eden ve yaşadıkları bu hayatın sonunda çekilecekleri hesabın korkusuyla tir tir titreyen muhsinlere, Müslümanlara vaadedilen bir cennet vardır.”

 

Lokman suresi:6. “İnsanlar arasında, bir bilgisi olmadığı halde Allah yolundan saptırmak için gerçeği boş sözlere değişenler ve Allah yolunu alaya alanlar vardır. İşte alçaltıcı azap bunlar içindir.” 7. “Âyetlerimiz o sapık kimseye okunduğu zaman sanki kulaklarında ağırlık var da işitmiyormuş gibi büyüklenerek sırt çevirir. İşte ona can yakıcı azabı müjde et.”

 

Ehlullah bu ayetlerin tefsirinde şöyle der:

 

        “Ama insanlardan öyleleri de vardır ki lehv el hadisi, boş sözleri satın alırlar. Sözün boşuna, sözün eğlencesine yönelirler. Kitap ve sünnet konuşacakları yerde, Allah’ın âyetlerini gündemlerine alıp konuşacakları yerde boş lafların içine dalarlar. Hayatı kitap ve sünnetle değerlendirecekleri yerde kitabı ve peygamberi bir kenara alıp kendi kendilerine bir değerlendirmenin içine girerler. Niye yaparlarmış bunu? İnsanları Allah yolundan saptırmak için. Bilgisizce, cahilce insanların Allah’a kulluğunu bitirmek için yaparlar bunu. İnsanları çaktırmadan Allah yolundan alıkoymak için lehv el hadisi satın alırlar.

 

Yâni şarkı, türkü, roman, film, eğlence, hikaye, masal, gibi şeylerle insanları meşgul edip onları Kur’an ve sünnete gitmekten alıkoymaya çalışırlar. İnsanların beyinlerini, kulaklarını bu tür boş şeylerle doldurarak orada kitap ve sünnete yer bırakmamaya çalışırlar. İnsanların gündemlerini değiştirler. Yok ekonomiydi, yok kalkınmaydı, yok teknolojik gelişmeydi filan diyerek boş sözlerle insanları kulluk endişelerinden uzaklaştırırlar.

 

Ve üstelik Allah âyetlerini de alaya alırlar. Allah âyetlerini hafife alırlar, değersiz görürler. Bunların modası geçmiştir. Bunlar karın doyurmuyor, bırakın şimdi bunları da hayatı ilgilendiren ekonomik konulardan, sosyal konulardan bahsedelim derler. İşte böyleleri için alçaltıcı bir azap vardır.

 

         Böylelerine âyetlerimiz okunduğu, hatırlatıldığı zaman, âyetlerimiz izlettirildiği zaman da müstekbir davranarak, kibirlenerek, eyvallah’sız ve ihtiyaçsız davranarak âyetlerimizden yüz çevirirler. Sanki hiç duymamış, hiç işitmemiş gibi bir tavır alırlar. Sanki kulaklarında bir ağırlık vardır. Sanki böyle kulaklarında hakkı duymalarına, hakkı anlamalarına engel kılıflar veya sanki ısıdan izole etme veya elektrikten yalıtma anlamına bir izole, bir tecrit bölgesi var.

 

Yâni kulakları vardır ama onlarla duymuyorlar. Allah kendilerine kulaklar vermiştir ama onlar bu kulaklarını Allah’ın âyetlerini duymada kullanmıyorlar. Kendilerini cennete götürecek, kendi lehlerinde sonuçlar doğuracak uyarıcıları duymuyorlar. Kulaklarını kendi lehlerinde kullanmıyorlar. Kulaklarını kullanmayarak cehennemlerini hazırlıyorlar. Duyuyorlar ama duymazdan geliyorlar. İnkâr ettikleri için, reddettikleri için sanki hiç duymamış gibi bir tavır takınıyorlar. Halbuki Allah’ın âyetleri okunduğu zaman kulak verip icabet etmeleri gerekiyordu. Oyunun, eğlencenin, şarkının, türkünün, boş şeylerin peşine takılıyorlar. Öyle ya Allah’ın âyetleri karın doyurmuyordu onlar için. Bir para getirmiyordu âyetler. Dünya onlar için çok daha kârlıydı. Büyüklendiler, sanki hiç duymamış gibi Allah’ın âyetlerinden yüz çevirdiler, ilgilenmediler.

 

         Peygamberim, sen böyle insanlar için acıklı bir azap müjdele. Azabın müjdelenmesi aslında mümkün değildir, ama burada onlarla bir alay söz konusudur. Elbette onların bu tavırlarına münasip bir ifadedir bu. Onlar Allah’ın âyetleriyle alay etsinler, Allah’ın âyetleri yerine boş şeyleri satın alsınlar, elbette Rabbimiz de müjdenin konusu olmayan bir azabı müjdelemekle onlarla alay edecektir. Cehennemi müjde konusu yaparak onlarla alay edecektir. Lâyıktır bu azap müjdesi büyüklük taslayanlara. Lâyıktır Allah’ın âyetlerini duymak, dinlemek istemeyenlere bu azap..”

 

         Hakikatin safasına ulaşabilme duasıyla…

Velilerin Yolu

Velilerin yolu, Hak dostlarının yolu veya tasavvuf yolu veya tarikat yolu Sübhan ve Hak olan Allah ZülCelal-VelKemal’in en sevdiklerinin ve yakınlarının yolu olup hem bu dünyada hem ahirette Allah’ın ihsanına ve yardımına erenlerin, yakın olanların yolu. Bunda bugüne kadar şüphe olmamıştır ve haşir gününe kadar da kim şüpheye düşerse o kimsenin o şüphesi kendi sapıklığından dolayı Hak tarafından uzaklaştırılmasındandır.  Her kim ki tereddüd ve şüphe ile velilerin yoluna baksa o baktıkça tereddüd ve şüphesi artar.  Bu böyledir zira bu yol saf ve temiz olandan başkalarına haramdır.  Her kime velilerin yolu haram ve yasak ise o kimse velilerin yoluna şüphe ile bakar. 

Zannediliyor ki eskiden evliyalar varmiş, dervişler varmış, bunlar kitaplardan okunuyor.  Bu gibi zan ve şüpheler ham ve nasipsizlerin kendi kuruntularıdır.  Velilerin yolu asla zayıflama göstermez.  Ama insanlardan az kimse Hak yola meyleder, ekserisi velilerin yoluna girmez o zaman azalma olur ama asla ve asla zayıflama olmaz.  Gönlü hased ve kibir dolu olanlar buraya kadar okuduklarını unutup bu yazımı okumayı bıraksınlar hemen çünkü yarasaya Güneş sohbeti fayda vermez.  Hiçbir yarasa Güneş sohbeti dinleyip pervane olmaya karar vermez.  Yarasa olmanın alameti hased ve kibirdir. Hak nuru onlardan kaçar, onlar Hak nurundan kaçarlar.  Hased ve kibir dolu ham olanlar velilerin yolunu yok sanarlar veya bu devirde bitti sanarlar veya kendi yollarını daha ileri ilan etme sapıklığına kadar varırlar.  Her kim yolumuz tasavvuf değil ama velilerden daha iyi bir yoldayız derse, kendini velilerden daha iyi bir yol bulmuş olarak görüyorsa olsa olsa Bayezıd Bıstamı hazretlerinin dediği  kibir ve hased hastalığı ile şeyh ve pire gerek duymayıp kendi nefsini pir ilan etmiştir ve şeyhi şeytandır deyimi bu haliyle ona hak olur.  Zira nefsin kibir ve hased ile sevgi ve hayranlık duyulması gereken sevgili velileri, hak dostlarını hiç vicdan azabı çekmeden küçümsemesi inanılmaz bir zulumdür. Kıyamete kadar kim velilerin yolunu küçümseyip biz daha iyi bir yol bulduk derse Allah onlara cevap olarak yeter.

Yetmez mi hiç, Allah o velileri o derece sevip onlara o dereceler lutfetmiş, Allah için zaman ve mekan yoktur.  Allah bir zaman birini çok sevmiş olsa ve o kimse vefat etse ve asırlar geçse Allah için bir sorun olmaz, çünkü Allah asla unutmaz ve Allah için zaman ve mekan asla yoktur.  Allah Muhammed’i SAS eskiden ne kadar seviyorsa bugün de aynı derecede sever.  Zaten bu veliler bugün Allah ZulCelal’e daha yakın haldeler.

Sevgili pirimiz Abdulkadir Geylani bugün Allah’ın huzurunda.  Diğer veliler hepsi ordalar.  Allah için zaman ve mekan olmadığı gibi, bu dünya ve gayb alemi ayrımı da yok.  Aynı anda hem gelmiş geçmiş insanların ruhları hem de hayattakiler hep Allah’ın huzurundalar.  Bu huzurunda olan geçmiş veliler bugün hala Allah ZülCelal için aynı derecede sevgilidirler.  Allah çok vefalıdır.  Asla sevdiklerini terk etmez.  Bu halde, veliler orda dururken birden Allah asla onları terk etmez.

Tabi o veliler gibi gayb gözleri olmayanlar, gönülleri Haktan ve dostlarından uzak olup kibir ve hased dolu olanlar kendilerini aldatıp bugün artık velilerin mazi olduğunu sanabilirler.  Kör göremez.  Bugün de aynı eski veliler gibi gaybda o velileri müşahede eden veliler vardır.  Bu Hak yakınlıgından olur.  Onlar hakkı görürler.  Bakarlar ve Hak dostlarını görürler.  Bakarlar ki Allah ZülCelal hiçbirşeyi değiştirmemiş.  Velilerin yolu hala aynı.  İşte bu gören göze sahip olanlar zaten bilirler.  Velilerin yolu en sağlam yol olup asla zarar görmez.  Başka yolların hepsi sonunda dönüp dolaşıp velilerin önünde diz çökerler.  Sevgili pirimiz Gavsul Azam hazretlerinin önünde kıyamete kadar her yol ve hareket ve her cemaat ve hizmet boyun eğer.  Eğmeyen ise boynuna Gavsul Azam hazretlerinin ayak basmasına boynunu dik tutarak engel olacak sanmasın.  Eğilmeyen boyna yukardan basmak mümkün olmadığından yukardan inen ayak kafaya iner.  Gavsul Azam hazretlerinin ayağı kıyamete kadar boyun eğenlerin boynunda olup eğmeyenlerin ise kafasındadır.

Efendimiz

 

 

Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurmaktadır: “Kıyamet günü insanların diriltilecekleri vakit yerden ilk çıkacak olan benim. Onlar Allah (c.c.)’ın huzuruna geldiklerinde onlar adına hatipleri ben olacağım. Allah (c.c.)’ın rahmetinden ümitlerini kestiklerinde rahmet ve mağfireti onlara ben müjdeleyeceğim. O gün Livâu’l-hamd (şükür sancağı) benim elimde olacaktır. Âdemoğlunun en şereflisi benim. Bunda övünmek yok“

 

Ahkaf:32. “Allah’a çağıran, Muhammed’e uymayan kimse bilsin ki, Allah’ı yeryüzünde âciz bırakamaz; onların O’ndan başka dostları da bulunmaz; işte onlar apaçık sapıklıktadırlar.”

 

Ehlullah bu ayeti şöyle tefsir eder:

 

         Her kim de Allah’a iman etmez, Allah’ın dâvetçisi olan peygambere icabet etmez, onun getirdiği mesaj istikâmetinde bir hayat yaşamaya yanaşmazsa bilsin ki yeryüzünde asla Allah’ı âciz bırakamaz. Yeryüzünde Allah’ın kulu olduklarını unutarak Allah’la savaşa tutuşan, Allah’a rağmen, Allah’ın kitabına ve elçisinin örnekliliğine rağmen kendi bildiklerince bir hayat yaşamaya çalışanların Allah’tan başka velîleri, dostları da bulunmaz. İşte onlar apaçık sapıklardır.

 

         Allah’ı da, O’nun kitabını da, O’nun peygamberini de, O’nun hayat programını da reddeden kâfirler yeryüzünde Allah’ı âciz bırakacak değillerdir. Yeryüzünde Allah’ı âciz bırakacak yoktur. Ne cinler, ne insanlar Allah’ı âciz bırakamaz, Allah’ı mağlup edemezler. Ne kaçarak, saklanarak, ne de savaş açarak hiç kimsenin onu âciz bırakması mümkün değildir. Hiç kimsenin, hiçbir varlığın Allah yasalarına karşı gelmesi, Allah yasalarını durdurması, galip gelmesi mümkün değildir. Göklerde ve yerde Allah’ın yasalarını alt edecek, Allah’ın yasalarının dışına çıkabilecek hiçbir güç, hiçbir kuvvet yoktur. Aslında şu anda Allah’ı inkâr ettiklerini söyleyen kâfirler bile Allah’ın yasalarına itaat edip boyun bükmektedirler. Hiç kimse Allah’ın yasalarının dışında değildir.

 

         Çünkü göklerde ve yerde ne varsa hepsinin Rabbi, hepsinin İlâhı, hepsinin sahibi Allah’tır. Gökleri de, yeri de idare eden O’dur. Göktekiler ve yerdekiler konusunda söz sahibi O’dur. Gökler ve yer O’nun koyduğu ilâhî yasalara uymaktadır. Her ikisi de Allah’ın emrine boyun bükmektedir.

 

Kur’an’ın başka yerlerinde de anlatıldığı gibi, Allah tarafından yaratılmış olan gökler ve yer, her ikisi de nasıl ki yaratıcısına boyun bükmüşse, yine yaratılış yönünden onlardan farklı olmayan insan da Allah’ın kanunlarına boyun bükmeli, Allah’ın yasalarına itaat etmelidir. Fıtraten zaten insan Allah’ın yasalarına boyun bükmektedir. Kâfirler de, Allah’ı inkâr edenler de şu anda Allah yasalarına itaat etmektedirler. Allah’ın yarattığı bu insan yaratılış yönünden üşümekte, acıkmakta, uyumakta, yorulmakta, üşümekte ve ölmektedir.

 

Yani insan fıtraten Allah’ın koyduğu yaratılış yasalarının dışına çıkamamaktadır. İşte fıtrî hayatında Allah’ın yasalarına boyun büktüğü gibi, günlük hayatında da Allah’ın yasalarına boyun bükmek zorundadır. Değilse, fıtrî hayatında Allah’ın yasalarına boyun büken bu insan günlük hayatında başkalarının yasalarına boyun bükerse, hayatının birinde Rabbinin ilâhî yasalarına, ötekisinde de beşer yasalarına teslim olursa, yani iki Rabbi, iki İlâhı olursa, fıtrî hayatıyla günlük hayatı çatışma içine girerse, o zaman bu ikisi arasında insan ezilip gidecektir. Çatışan bu iki hayat arasında insan mahvolup gidecektir.

 

         Rabbimiz diyor ki:

         “Onların Allah’tan başka dostları, velîleri de bulunmaz.” Onların ellerinden tutacak, kendilerine yardım edecek, isteklerini yerine getirecek, problemlerini çözümleyecek, başları daraldığı zaman korktuklarından onları kurtaracak, onlar adına aldığı kanunlar, yasalar ve kararlarla onları sahil-i selâmete çıkaracak, dünyada da ukbâda da onları mutlu ve mes’ud edecek, onların işlerini kolaylaştırıp yollarını açacak hiçbir velîleri de yoktur.

 

“İşte böyleleri apaçık bir sapıklık içindedirler,” diyor Rabbimiz. İşte böyle Allah’ı velî kabul etmeyen, Allah’ın velâyeti ve koruması altına girmeyen, Allah’ın kendileri adına aldığı kulluk maddeleriyle ilgilenmeyen, kitap ve peygamberle diyalog kurmayan, kendisine şeytanları, tâğutları, kâfirleri, nefsini, hevâ ve heveslerini velî edinen, onların istediği biçimde bir hayat yaşayan, onların hayat programlarını uygulamaya çalışan bir adam elbette çok açık bir sapıklık içinde kıvranan kişidir. Böyle bir adamın tüm hayatı bozuktur. Allah’tan, Allah’ın kitabından ve elçisinin hayat programından habersiz yaşayan bir adamın tüm hayatı bâtıllarla doludur. Aile hayatı bozuktur, ticarî hayatı, sosyal hayatı, ekonomik hayatı bozuktur; insanlarla ilişkileri, çevresiyle münâsebetleri bozuktur. Kısacası tüm hayatı bozuk ve bâtıllarla doludur.

 

         Bunlar dalâlette, çölün ortasında yolsuz, yordamsız kalmış, yollarını şaşırmış ve ne yapacaklarını bilemeyecek bir vaziyette bocalayan çırpınan insanlardır. Binlerce yol vardır karşılarında ama bu yollardan hangisinin kendilerini sahil-i selâmete çıkaracağını bilememektedirler. Binlerce alternatif vardır hayatlarında ama hangisinin doğru, hangisinin yanlış olduğunu bilememektedirler. Bir yasa yaparlar, onunla problemlerini çözeceklerini zannederler ama üç gün geçmeden değiştirmek zorunda kalırlar onu. Yaptıkları yasalar üç gün bile gitmez. Yaptıklarının hiç birisi problemlerini çözmüyor, hayatlarına huzur getirmiyor. Aksine her yaptıkları yasa başka huzursuzluklara, başka sıkıntılara dâvetiye çıkarıyor. Sıkıntılardan bunalınca da yalvarıp yakarmaya başlıyorlar.

 

         Rahatları yerindeyken, hayatları tıkırındayken Allah’ı da Allah’ın yasalarını da, Allah’ın kitabını da diskalifiye eden, Allah’a kulluktan yüz çeviren bu zalimler, elleriyle dünyada işledikleri bu suçlardan dolayı kendilerine bir azap, bir sıkıntı geldiği, başları daraldığı zaman Allah’ı hatırlar ve kendilerini kınamaya başlarlar: “Eyvah bize! Vah bize! Yazıklar olsun bize! Meğer bizler zalimlermişiz! Meğer bizler Rabbimize ve kendimize karşı zulüm içindeymişiz! Kendimizi Rabbimize kulluk ortamından çıkararak hem Rabbimize, hem de kendimize zulmetmişiz. Yazıklar olsun bize ki, biz Rabbimizi diskalifiye edip kendimizi tanrılaştırmışız. Rabbimizin yasalarını terk edip kendi hayat programlarımızı kendimiz yapmaya kalkışmışız!”

 

“Yani biz hayatta kendimizi etkin zannetmişiz. Ne yapacağımızı, nasıl yaşayacağımızı kendimiz belirlemeye kalkışmışız. Allah karşısında bilgi, güç iddiasında bulunmaya çalışmışız. Allah hukuku dururken kendimize hukuk belirlemeye, Allah yasaları varken kendimize yasa belirlemeye kalkışmışız,” diyerek zalimliklerini itiraf edip feryat ediyorlar.

 

         Allah’ı da, Allah’ın yasalarını da, Allah’ın kitabını ve peygamberinin sünnetini de dışlayarak onlar yerine yeryüzü tanrılarının yasalarını uygulamaya çalışırken sistemleri tıkandığı, uyguladıkları yasalar kendilerini çıkmaza sürüklediği zaman, bu tür insanların aynı feryatlarının yükseldiğini görüyoruz. Birbirlerini suçladıklarını ama Allah yasalarını da bilmedikleri için yine bir pislikten başka bir pisliğe, bir çıkmazdan başka bir çıkmaza yuvarlanıyorlar.

 

Tam bulduk dediklerinde, biraz daha yokluğa saplandıklarını görüyoruz. Yaptıklarının kendilerine zulümden, ıstıraptan, gözyaşından başka bir şey sağlamadığını görüyoruz. Ezen ve ezilenler olarak, sömüren ve sömürülenler olarak bir ömür tüketiyorlar.

 

         Eğer bir toplumda egemen, yasa belirleyen güçler zalimler olursa, elbette yasa onlar lehine işleyecektir. Eğer egemen güçler hırsızsa, bu sefer de yasa onların lehine işleyecektir. Homoseksüellerin egemen olduğu toplumlarda da yasa onların lehine işlemeye başlayacaktır. Demokrasi bu, ne olacağı belli olmaz. Toplumda egemen güç Allah olmazsa, denge bir taraftan öbür tarafa kayıp duracaktır.

 

Meselâ şu anda bizim müşrik toplumda içki kimilerine serbest, kimilerine yasak. Zina kimilerine serbest, kimilerine yasak. Dokunulmaz olanlar, egemen olanlar istedikleri suçu işleyecekler ama ötekilere bunlar yasaktır. Kim dedi bunu? Kim verdi bu yetkiyi? Kim çizdi bu sınırları? Kim koydu bu kuralları? Eğer Allah, kullarının tümüne eşit haklar vermişse, bu Allah’a iftira değil de nedir?”

 

Nur:63. “Peygamberin çağrısını, kendi aranızda birbirinizi çağırmanız gibi tutmayın. Allah, içinizden sıvışıp gidenleri şüphesiz bilir. O’nun buyruğuna aykırı hareket edenler, başlarına bir belânın gelmesinden veya can yakıcı bir azaba uğramaktan sakınsınlar.”