Uyanış mı Geliyor?

Allah (c.c.) mallarıyla, canlarıyla cihat edenleri seviyor. Biz neler yapıyoruz? İsrail ve Amerikan mallarını boykot edebiliyor muyuz? Lüksümüzü tehlikeye atabildik mi? Dünyevileşmeye karşı koyabilecek miyiz? Gazzeli kardeşlerimize yardımda bulunuyor muyuz? Aslında herkesin mutlaka yapabileceği birşeyler var. Biraz kafa yormak yeterli. Bu facia, bizi gaflet uykusundan uyandırabilecek mi? Neden olmasın? Artık körü körüne batıla hayranlık duymak yok. Hak ve hakikatleri çiğnemek yok. Kur’an-ı Kerim ve sünnet-i seniyyelerin reddettiğini kabullenmek, emrettiğini de reddetmek yok. Artık dünyaya tapanlara sevgi duymak yok. Allahsız, dinsiz, imansız, namazsız, niyazsız bir hayat yaşamak yok. Allahtan başkasına kulluk etmek yok. Allahtan başkalarının prensiplerini, ilkelerini daha makul bulup onlara tabi olmak yok. Kurân-ı Kerim’i ve sünnet-i seniyyeleri keyfine göre manalandırmak yok. Allah’ı, Peygamberini, Kur’an-ı Kerim’i, Allah’ın emirlerini, hükümlerini, haram kıldıklarını hiçe saymak yok. Allah’tan başkasından korkmak yok. Yok, çünkü Allah yolcularına bunlar yakışmaz. Allah’ın cemalini isteyen böyle şeyler isteyemez. Cemadat bile Hakkı tesbih ederken biz onlardan aşağı kalamayız. İsra: 44. “Yedi gök, yer ve bunlarda bulunanlar O’nu tesbih ederler: O’nu hamd ile tesbih etmeyen hiç bir şey yoktur; fakat siz onların tesbihlerini anlamazsınız. Doğrusu O Halim olandır, bağışlayandır.” Ehlullah bu ayeti şöyle tefsir eder: “Yedi gök, yer ve bunlarda bulanan canlı cansız, bilinen bilinmeyen, görünen görünmeyen ne varsa hepsi Allah’ı tesbih ederler. Hepsi de sübhanallah derler. Hepsi de Allah’ı gündemlerine alırlar. Hepsi de Allah’a boyun büküp Onun istediği bir hayatı yaşarlar. Hepsi de Allah’ı tüm noksan sıfatlardan tenzih edip mükemmel sıfatların sahibi bilirler. Hepsi de Allah’ı yüceltirler, Ona hamd ederler. Allah kendisini nasıl tanıtmışsa, hangi sıfatların sahibi olarak ortaya koymuşsa öylece iman ederler. Evet onlar böylece Rablerini tesbih ederler, fakat siz onların tesbihlerini anlayamazsınız, fıkh edemezsiniz. Ay, güneş, yıldızlar, sema, arz, bulut, hayvanlar, dağlar, taşlar, bitkiler, hepsi, tüm varlıklar Allah’ı tesbih ederler ama biz onların nasıl tesbih ettiklerini bilmiyoruz, bilemiyoruz, anlayamıyoruz. Allah Halimdir, Allah merhamet edendir, merhamet sahibidir, mağfiret sahibidir.” Enbiya:19,20. “Göklerde ve yerde ne varsa O’nundur. Katında olanlar O’na kulluk etmekten çekinmezler ve usanmazlar. Gece gündüz, bıkmadan tesbih ederler.” Ehlullah bu ayeti de şöyle tefsir eder: “Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ın kuludur, Allah’ın kölesidir, Allah’ın mülküdür. Her şey kuldur, her şey mülktür, Mâlik O’dur. Hiçbir varlık O’nun mülküne ortak değildir. Katında olanlar, melekler, peygamberler ve sizin tanrılaştırdığınız varlıkların tamamı O’na kulluk etmekten asla çekinmezler, usanmazlar. Gece gündüz bıkıp usanmadan Rablerini tesbih ederler. Rablerini gündemde tutarlar. Ey Hıristiyanlar, bilesiniz ki sizin tanrılaştırdığınız Îsâ (a.s) da, ey müşrikler, sizin tanrılaştırdığınız melekler de Allah’ın kullarıdırlar. Gelin Îsâ (a.s)’ı Allah, ya da Allah’ın oğlu kabul etmeyin. Gelin Allah’ı üçlemeyin. Allah’a ortaklar, yardımcılar izafe etmeyin. Hâşâ hâşâ Allah’ın kulu olan Meryem’i ve Onun oğlu olan peygamberi Allah’a yardımcılar yapmayın. Gelin ey zavallılar! Bu sapıklıklarınızdan vazgeçin. Bu varlıklar Allah’ın kullarıdır ve asla Allah’a kulluktan istinkâf edip çekinmezler, müstekbir davranmazlar. Bunlar kendileri Rablerine kul köle iken, sizlere ne oluyor da onları ilâhlaştırmaya kalkışıyorsunuz? Nereden alıyorsunuz bu cesareti? Onlar Allah’a kulluktan asla çekinmezler. Çünkü kul olarak onlar için Rablerine, yaratıcılarına kulluk şereflerin en büyüğüdür. Bunu herkesten iyi bilen, Rablerini herkesten daha yakın tanıyan peygamberler ve melekler nasıl terk edecekler Rablerine kulluğu? Hiç aklınız ermez mi sizin? Bu varlıklar ne kadar da yüce olurlarsa olsunlar, ne kadar da günahsız olurlarsa olsunlar onların Allah karşısındaki konumları kulluktan başka bir şey değildir. Kul ne kadar da yüce olursa olsun yine de yaratıcısına muhtaçtır. Âbid her yerde, her zaman ve mekânda yine âbiddir, Mabud da Mabud’dur. Yaratılmış olan herkesin ve her şeyin yaratıcı karşısında konumu kulluktur. Bakın işte onlar Rablerini tesbih ediyorlar, Rablerini azametine uygun sıfatlarıyla tanıyorlar, noksan sıfatlardan tenzih ediyorlar. Bir taraftan bu şekilde Rablerini tesbih ederlerken, diğer taraftan da yerdeki ukalaların Rablerine karşı işledikleri saygısızlıklarından, iftiralarından, isyanlarından ötürü de utançlarından yüzlerini yerlere koyup Rablerine, sıfatlarıyla tanıdıkları Rablerine özürler beyan ediyorlar. İnsanlar adına O’ndan özür diliyorlar. Rablerine boyun büküyorlar, her bir makamda O’nun emirlerini uyguluyorlar. Rablerinin her bir fermanı karşısında teslimiyetlerini izhâr ediyorlar. Allah bizleri de onlar gibi kendisine kulluk yapan, kendisini tesbih edip, kendisini kendisinin haber verdiği gibi tanıyıp iman eden ve tüm hayatında O’nun emirlerine boyun büküp ukalalık etmeyen kullarından eylesin.” Amin… Hakikatin safasına ulaşabilme duasıyla…

Haber Verilen Bir Akıbet

Abdulkadir Geylani Hazretleri şöyle buyurmaktadır: “…Allah’ın (CC) emirleri dışında hiçbir sese kulak vermemek lazımdır. Bu durumda nefis, şeytan ve şahsi arzu uyulmaması gereken şeylerdir. Allah’tan (CC) gayri hiçbir şeye uymamak lazımdır. Hele Allah’a (CC) ibadet eder gibi bir şeye tapmak hiç olmaz. Bu yapıldığı takdirde zalimler içine girilmiş olur. Bu zümreye zalim denildiği gibi haksızlıklar için cebir kullanan demek de olur. Allah’ın (CC) emri dışında başkasına emir vermek, bir zor kullanma olmasa dahi zulümdür. Bu hali insan şahsı için yapsa da zulüm olur. Bu yol, salih ve yararlı insanların yolu sayılmaz. Bunlar hakkında ilahi hüküm şudur: -“Allah’ın emri haricinde hüküm veren fasıktır…” denir. Diğer bir ayetle ise kâfir olduğu beyan edilir. Bu işin sonu da iyi olmaz. Netice ilahi bir azap olan cehenneme kadar götürür. O cehennem, akla gelen basit ateş gibi değildir. Onu tutuşturacak şey, kükürt taşı ve insandır. Dünyanın hafif ateşine bir an dayanmak imkansızdır. Ahiretin büyük azabına nasıl dayanılır? Nefse uyar, halka tapar, Hakk’ı (CC) bırakırsan gideceğin yerin cehennem olacağını unutma…” Evet… Allah Azze ve Celle şöyle buyuruyor: “Kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse, işte onlar kafirlerlerin ta kendileridir.” (Maide:44) “Kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse, işte onlar zalimlerdir.” (Maide:45) “Onlar fasıklardır.” (Maide:47) Bu ayetler çok ciddi bir akıbeti haber vermektedir. Bir saatlik hummaya bile dayanamayan insan Haviye’de ebediyyen kalmaya nasıl dayanabilir? Ehlullah şöyle der: „Kim Allah’a ve Resûlüne itaat ederse, kim Allah’ı ve Resûlünü hayatında hüküm mercii, karar mercii kabul ederse, kim Allah ve Resûlünün istediği bir hayatı yaşarsa ve Allah’tan ciddi bir şekilde haşyet duyar, Ona karşı gelmekten, Onun emir ve yasaklarını çiğnemekten, Onu razı edememekten korkarsa, Ona itaatsizlikten tir tir titrerse ve Onun için muttaki olur, Onun koruması altına girer, Onun belirlediği gibi hayatını Onun için yaşarsa işte fâizûn olanlar, başarılı olanlar onlardır. İşte başardı diyebileceğimiz, işte kurtuldu, işte başarıya imzasını attı diyebileceğimiz kimseler bunlardır. Allah’a ve Resûlüne itaat edenler, Allah ve Resûlünün dediği gibi yaşayanlar, hayatlarını Allah’ın kitabı ve Resûlünün sünnetiyle düzenleyenler, Allah ve Resûlünün haram-helâl sınırlarına riâyet edenler; felaha erip, başarılı olanlardır.“ Nur:51. “Aralarında hüküm verilmek üzere Allah’a ve peygambere çağırıldıkları vakit: „İşittik, itaat ettik“ demek, ancak mü’minlerin sözüdür, işte saadete erenler onlardır.” Ehlullah bu ayeti şöyle tefsir eder: „Allah ve Resûlünün hükmü karşısında ikinci tip insan ise şöyledir: Böyle bir durumda mü’minlerin sözü ise, aralarında hüküm vermesi için Allah ve Resûlüne dâvet edildikleri zaman, şöyle derler, işittik ve itaat ettik. Allah ve Resûlünün hükmüne müracaat edildi mi işte denmesi gereken, yapılması gereken budur. Bir mü’mine düşen sadece işittik ve itaat ettik demektir. Evet demek ki kişi önce Allah ve Resûlüne müracaat edecek, tüm hayat problemlerinin çözümünde Allah ve Resûlüne gidecek, baş vuracak, Allah ve Resûlünün hükmüne kulak verecek, onu anlayacak sonra da kesinkes ona boyun bükecek, itaat edecek ve teslim olacak. İşte dünyada da, âhirette de felaha erenler, kurtuluşa erenler bu mü’minlerdir. Evet demek ki Allah ve Resûlüne çağrıldığı zaman, Allah ve Resûlünün hükümlerine çağrıldığı zaman, Allah’ın kitabına ve Resûlünün sünnetine dâvet edildiği zaman iki tip insan görülecekmiş. Birincisi işittik ve itaat ettik, işittik ve gereğini yerine getirmeye yöneldik diyen müslüman tipi, ikincisi de inandık dedikleri halde Allah ve Resûlünün hükümlerinden, kitap ve sünnetten yüz çeviren münâfık tip. Biliyoruz ki Allah ve Resûlünün hükümlerine dâvet sadece o döneme mahsus bir hadise değildir. Şu anda da Allah’ın kitabına, Resûlünün sünnetine dâvet söz konusudur. Şu anda bir hayat problemiyle karşı karşıya mı bulunuyoruz? Çözümlenecek bir problem mi var? Bir ihtilâf mı var? Bir konuda muhakeme mi olmak istiyoruz? Bir konuda bir karar mı vereceğiz? Bir tavır mı belirleyeceğiz? Bir eylem mi gerçekleştireceğiz? Gelin bu problemi Allah ve Resûlüyle çözümleyelim. Gelin Allah ve Resûlünün hükmüne müracaat edelim. Gelin Allah’ın kitabına ve Resûlünün sünnetine başvuralım. Gelin Allah ne diyorsa onu peygamber örnekliliğinde anlayalım denildiği zaman bugün de bu iki tip insanın varlığını görüyoruz. Hemen Allah ve Resûlünün hükmüne teslim olanları ve bundan süratlice kaçanları bugün de görüyoruz. Ben bu konudaki problemlerimi başkalarıyla çözerim diyerek Allah’ın kitabına ve Resûlünün sünnetine müracaat yerine başkalarına müracaat edenleri görüyoruz. Bunlar dün de bugün de inanmadıkları halde inanmış görünen münâfıklardır. Allah’ın hükmüne, Allah’ın kitabına, Allah’ın yasalarına ve peygamberin pratikte uygulamalarına çağrılırken Müslümanız dedikleri halde buna razı olmayarak başka başka hayat tarzları, başka başka yasalar, başka başka hayat programları arayışı içine girenler, başkalarının kanunlarını uygulamadan yana bir tavır sergileyenler kesinlikle bilelim ki münâfıklardır. Allah ve hükmüne razı olmayarak, Allah Resûlünün istediği bir hayatı yaşamayarak başka başka hayat anlayışlarına yönelenler kesin münâfıktırlar. Allah’a itaat, peygambere itaattir; peygambere itaat, Allah’a itaattir. Allah ve Resûlünün arasını ayırmaya kimsenin hakkı yoktur. Ben Allah’a itaat ederim, Allah’ın kitabına itaat ederim ama Resûlüne itaat etmem, Resûlünün sünnetine itaat etmem demeye hiç kimsenin hakkı ve yetkisi yoktur. Allah’a itaat Onun kitabıyla mümkündür, Resûlüne itaat onun sünnetiyle mümkündür. Şu anda dünya üzerinde Allah’ın kitabı da Resûlünün sünneti de vardır. Allah’ın kitabı da Resûlünün sünneti de dimdik ayaktadır. Ama dün de, bugün de kimi münâfıklar biz Allah’ın hükümlerine itaat ederiz, Allah’ın kitabına tabi oluruz, lâkin peygamber bizim için bağlayıcı değildir diyorlar. Halbuki Kur’an-ı Kerîmin pek çok yerinde vurgulanan peygamberin hükmüne itaat emri sadece o dönem insanlarını bağlayan bir emir değildir. Bu emir sadece Rasûlullah efendimizin kendi dönemiyle, kendi hayat süresiyle sınırlı değildir. Rasûlullah efendimizin Müslümanlar adına aldığı kararlar kıyâmete kadar geçerlidir. Rasûlullah efendimizin sünneti kıyâmete kadar bizim için bağlayıcıdır. Allah’ın Resûlü kıyâmete kadar tek otorite insan olarak kalacaktır. Bir insanın gerçek Müslüman olup olmadığına bu otoriteyi kabul edip etmediği, bu otoriteye itaat edip etmediği belirleyecektir. Ona itaat edenler mü’min, itaat etmeyenler de kâfir sayılacaktır. Evet demek ki peygamber (a.s) bizim hakkımızda bir şey söyleyecek, bir hüküm verecek, peygamber bizim durumumuzu bir karara bağlayacak, bizim adımıza bir karar alacak. Şöyle giyinin, böyle yaşayın, şunu yapın, bunu yapmayın diyecek, aldığı bu karar bizim aleyhimize de olsa, lehimize de olsa, hoşumuza da gitse, huzurumuzu da kaçırsa onun bizim adımıza verdiği bu kararı kabul etmek, hem de içimizde en ufak bir isteksizlik, kalbimizde en fak bir burukluk, yüzümüzde en küçük bir işmizaz hissetmeden teslim olup uygulamak zorundayız. Peygamberi hayatımızda karar mercii bilmek zorundayız. İhtilâf mercii, karar mercii olarak peygamberimizin hayatımızda evet ve hayır deme yetkisinde olduğunu kabul etmedikçe Müslüman olamayacağımızı asla unutmayacağız. Ve üstelik bizim adımıza karar verme makamında olan peygamberin bizim adımıza aldığı kararlara tam tamına teslim olup onları uygularken de kalbimizden en ufak bir tereddüt geçirmeden uygulamadıkça Müslüman sayılmayacağımızı bir an bile hatırımızdan çıkarmamalıyız. Onun emir ve yasaklarından zerre kadar bir şüphe etmediğimiz gibi, ona akıl verip yol göstermeye de kalkışmayacağız.“ Ve ayetin devamında Rabbimiz şöyle buyuruyor: 52. “Allah’a ve Peygambere itaat eden, Allah’tan korkan ve O’ndan sakınan kimseler, işte onlar kurtulanlardır.”

60. Makale: BİDAYET VE NİHAYET

60. Makale: BİDAYET VE NİHAYET

Bidayet, belli ve rastgele bir hayattan meşru olana çıkmakla başlar… Emre geçilir. Sonra bu da kalkar; kader başlar. Bunun neticesi yine rastgele yaşanan bir hayata dönülür. Bunu iyi anlatmak için şu misali vermek yerinde olur:
İlk önce bilinen bir hayat başlar. Yani: Çocukluk alışılmış bir hayat olarak devam eder. Yedi yaşıa gelince birden değişir; tahsil çağı başlar. Bir zaman serbest yaşamayı kaybeder. Netice yine eski hayata döner, serbest yaşar. Fakat bu dönüş eskisine az benzer, birtakım vazifeler uhdesine tevdi edilir.

İşte bir velînin ilk ve son devrine misal. O velînin tekrar bilinen hayata dönmesi lâzımdır. Ve döner. Ama bu arada onun için şart olan kendini bilmektir. Artık ilk devir geçilmiş, son devre ulaşılmıştır. Bu devir son derece nazik bir devir sayılır; bu yüzden yeme, içme, giyme, evlenme ve daha başka maddî zaruretlerin giderilmesinde dinî emirleri tatbik etmesi icap eder. Bütün hareketlerinde Hz. Peygambere (SAV) uyması gerekir. Çünkü Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruluyor:

– “Resûl’ün (SAV) yararınız için getirdiği şeyi alın. Yasak ettiği şeyleri yapmayın.”

– “Söyle, eğer Allah’ı (CC) seviyorsanız bana uyun; bunu yaparsanız Allah (CC) da sizi sever.”

Nefsini kurtar. Onun tembelliğini gider. Şahsî ve kötü arzularını kır. İçinde ve dışında Allah’ın (CC) birliğinden gayrisi kalmasın; için tevhid nuru ile dolsun; dışın ibadetle bezensin. Emir ve yasak babında titiz ol. Senin daimi adetin bu minval üzere devam etsin. Anlayışın, davranışın ilahi emirlerle olsun. Yürüyüşün ve duruşun ona göre ayarlansın. Gecen gündüzün böyle geçsin. Darlığını ve genişliğini buna göre ayarla. Hastalığına burada şifa ara; sağlığını bu yolda devam ettir.

İşte kader yoluna böyle gir. Burada kader seni kucaklar. Varlığın hiçbir tesiri olmaz. Kuvvetin bir iş göremez olur. Ortada yalnız kader hüküm sürer.

Kalem ne yazdı ise sana gelir. İlahî bilgi seni kuşatır. Emniyet ve muhafaza altında bulunursun. Hakk (CC) seni her kötülükten esirger.

Bu arada birçok sapıklık yolları açılır. Sakın yolunu değiştirip sapmayasın. Birçok kimseler bu yolda şaşar, ama sen şaşma. Zaten ilahi kuvvet seni esirger. Yeter ki O’na (CC) teslim olmasını bilesin. Allah-ü Teala (CC) Hz.leri şöyle buyurdu:

– “Kur’an’ı biz indirdik, onun muhafızı biziz.”

– “Biz böylece ondan kötülüğü çevirdik. Çünkü O, bizim doğru kullarımızdandı.”

Yolunu şaşırmak istemediğin müddet esirgenirsin.

Elinden muayyen bir zaman için bazı kısmetin eksilir. Bu az bir zaman devam eder; yani nefsini yola getirinceye kadar. Buna alışman lazım.

Ey tabiat içinde kalan, ey nefis ve kötülüğün geçiş yollarında duran zavallı; bırak onları. Senin için bunlar bir yüktür. Bunlar senin için yük olmasın. Fenanın eşiğine bu yükle varılmaz; fenayı buluşun Hakk’a (CC) yaklaşma haliyle başlar. Fenanın kapısına varılmayınca Hakk’a (CC) vusul nice olur.

Bırak bu yükleri. Ufak bir hal görünce erdiğini sanma. Dünya varlığını kalbinden çıkar. Çıkar ki o tabiat karanlıkları iman nurunu söndürmesin.

Tabiat ölmez. Sen ölünceye kadar o zulmet olmaz, bunu iyi bil. Eğer yok olsa insan melek olur. Tecelliye uyulur. Hikmet kalmaz; emirler hükümsüz olur.

Bekle; bir zaman böyle gider. Daha sonra her arzun verilir. İşte bunu anlatan şöyle bir Hadis-i Şerif vardır:

– “Dünyanızdan bana üç şey sevdirildi: Güzel koku, kadın ve gözümün nuru namaz.”

İşte bir zaman maddî şeyleri bırakıp sonra istemek. Buna istemek denmez, “sevdirildi” denir.

İşte bir zaman sonra sana da isteklerin verilir; zamanı gelince bol bol.

Bu hal Peygamberlerindir (AS). Onlar en çok istidatlılardır. Zaman geçince ilahi rahmet şümulünü gösterir.

Her velî, halince Peygamberleri (AS) kendine örnek almalıdır.

İşte işin ilki bir garip halle başlar. Sonu ise olgunlukla biter. Her velî, kendini emre vermeli. İlahî emirler dışına çıkmamaya gayret etmelidir.

61. Makale: YAPILAN İŞİN DURUMU BELİRİNCEYE KADAR DURMAK

61. Makale: YAPILAN İŞİN DURUMU BELİRİNCEYE KADAR DURMAK

Her imanlı ayık olmalı. Kaldı ki ayık olmak, her işin aslını bilmek bir vazifedir. Her geleni almak değil, onun aslını araştırmak gerekir. Ta verilen hüküm belli oluncaya kadar durmalıdır. Helalliği bilinecek, mubah olduğu anlaşılacak, ondan sonra kabul faslı başlayacaktır.

İman sahibi teftiş eder, sonra alır. İçi bozuk, münafık ise önüne geleni alır. Peygamber (SAV) Efendimiz bu manaya işaret ederek şöyle buyurdu:

– “Mümin, işin temeline vakıf olandır”

Bir başka Hadis-i Şeriflerinde ise şöyle buyurdu

– “Şüpheliyi bırak, şüpheli olmadığı bilindikten sonra kabul et.”

İman sahibi önüne serilen her sofraya oturmaz; bekler. Verilen her şeyi içmez. Teklif edilen her kadını almaz. Bunların dışında kalan diğer işlerde yapılan tekliflere de hemen koşmaz; bekler, sağlam hüküm verilinceye kadar elini sürmez. O hüküm verildi mi iş tamamdır. Yer, içer; ibadet eder. İş bu sayılanlar, her iman sahibinin en az uyması gereken iştir.

Şayet iman sahibi takva derecesinde ise daha titiz davranır. İyi olduğuna dair hüküm verilse dahi yine bekler. Belki de sonra verilecek emirlerin gereği yapılınca şimdikinden üstün dereceler alacaktır. Bilinmez ki…

Burada üç hal anlatmak icap eder:

a) Bu her müminin işidir. Allah’ın (CC) emirlerine göre iş tutmak.

b) Bu velîlik mertebesidir ve fenafillah halidir. Bunlar yalnız kadere uyar.

c) Bu zümre sayılan iki zümreden daha üstündür. Belki de yaptıklarının hiç farkında olmazlar. İşlerinde yalnız kudret eli hüküm sürer; hasılı büyük insanlardır.

Birinci derecede olana yine beklemek gerek. Ama ikinci için değil… Üçüncü dereceye varan için değil…

İş bu üçüncü derecede belirtilen zatlar, yer içerler. Bunlardan ilahi emir dışı hareket çıkmaz. Bu vasfı alan belirttiğimiz iman sahibi kötü işlere karşı mahfuzdur. İman hudutlarını aşması beklenemez. Allah (CC), Hz. Yusuf’u (AS) esirgediği gibi bu vasfı alan iman sahiplerini de kötülüklerden korur.

Kul, bu durumda esirgenen ve her işi kolaylıkla biten biridir. Sanki iyi yollar onun için sonuna kadar açık. Aksi ise kapalıdır. Rahatça yürür; ilahi emirleri usanmadan, üşenmeden yerine getirir.

İradesi Hakk’a (CC) bağlıdır. Onun rızasını almak, Hakk’ın (CC) rızasını kazanmak olur. Bu makam çok yüksektir, velîlik mertebesinin en üstünüdür. Bunlar Peygamberlik derecesine kadar ulaşmış büyük sır sahipleridir.

3- Böylece bütün gidişatını, yolunu Allah (CC) yolunun hakiki yolcularına uydurmalıdır…

Boşa Gitmek

                Boşa Gitmek Hakikat perdesi açıldığında bir ömür yapılan herşeyin boşa gittiğini görmek nasıl bir duygudur? Nefsin kılavuzluğunda, Allahsız bir hayattan, dünya kapısında çekişip itişmekten, ne umulabilir ki? Dünya ile meşgul olup ahiretten yüz çevirmekle şeytanları sevindirmiş oluruz. Haktan gayrı herşeyde ziyan içinde ziyan vardır. Her ne yaparsak Allah için yapmalıyız. Çünkü Hak için olmayan herşey hiç olacaktır.

                 Muhammed Suresi:8,9. “İnkar edenlere ise, yıkım ve yokluk olsun! Allah onların işlerini boşa çıkarır. Bu, Allah’ın indirdiklerini beğenmediklerinden ötürüdür. İşlerini Allah bunun için boşa çıkarmıştır.” Ehlullah bu ayeti şöyle tefsir eder: “Yok olsun o kâfirler! Zaten Allah onların tüm amellerini boşa çıkarmıştır. Onların tüm yaptıkları boşa gitmiştir. İşte böyledir, çünkü onlar Allah’ın indirdiklerinden hoşlanmadılar, Allah’ın indirdiklerinden tiksinip nefret ettiler. Namazdan, tesettürden, Allah’ın istediği şekilde bir hayat yaşamaktan tiksindiler. Allah da bu tavırlarından ötürü onların tüm sa’ylerini, tüm çabalarını boşa çıkardı… Bunların yaptıklarının, yapacaklarını tamamı boştur. Çünkü bunlar gönüllerini İslâm’dan ve kulluktan soğutmuşlar,

                Allah’tan, Allah’ın dininden, Allah’ın kendilerine gönderdiği hayat programından hoşlanmamışlar, kendilerine başka başka hayat programları aramışlar, peygamberden nefret etmişler, kitaptan tiksinmişler, namazı, orucu, haccı, zekâtı beğenmemişlerdir. İdama gidiş bilmişlerdir mescide gidişi. İşte bunun içindir ki Allah onların tüm amellerini boşa çıkarmıştır. Kur’an’ın başka yerlerinden öğreniyoruz ki, haktan, Allah’tan gelenlerden nefret eden bu alçaklara Rabbimiz pisliği, necaseti sevdirmiş, onlardan razı olacak hale getirmiştir.     

               Şimdi bu durumda kendimizi bir sorgulayalım. Eğer İslâm’dan razı değilseniz, eğer Kur’an sizi sıkıyorsa, eğer hadislerden zevk almıyorsanız, eğer Kitap ve Sünneti öğrenmeye isteksizseniz, namazdan, abdestten, tesettürden, haccdan, zekâttan hoşlanmıyorsanız, eğer mü’minlerle beraberlik sizi sıkıyorsa, eğer dinden, âyetten, peygamberden bahsetmekten sıkılıyorsanız, Cenâb-ı Hakkı hatırlamak, âhireti, hesabı, kitabı düşünmek size zevk vermiyorsa o zaman kesinlikle söyleyebilirim ki siz bir pislik içindesiniz, siz necasetten hoşlanıyorsunuz. Halbuki Allah onu kâfirlere yazmıştır, durumunuzu bir daha gözden geçirin. Çünkü sevdikleriniz, beğendikleriniz, razı olduklarınız Allah’ın sevip sizin adınıza gönderdiği şeyler değildir.

              Halbuki bizim hayatımız için en güzelini, en doğrusunu, en sevilmesi gerekeni gönderen Allah’tır. Din adına, hayat adına en güzelini, hayat programı ve sistem adına en güzelini, hukuk, eğitim, kanun, kazanç, eşya, ev tefrişi adına en güzelini Allah’ınki bilmiyorsanız, Allah’ınkinden hoşlanıp razı olmuyorsanız, bunları insanlardan veya toplumdan almaya, Avrupa’dan, Amerika’dan, İsviçre’den, Fransa’dan almaya çalışıyorsanız, bilesiniz ki siz kesin hidâyetten çıkmış pisliğe batmış insanlarsınız… Peki niye böyle oluyor? Neden böyle pislik içindesiniz? Çünkü En’âm’da Allah öyle diyor da ondan: “İşte biz böylece kâfirlere pisliği, rics’i yazdık, sevdirdik.”(En’âm 125) İşte Allah böylece inanmayan kâfirlere pisliği yazmıştır. Pislikten hoşlanma ve hayırdan hoşlanmama onların vazgeçilmez özelliğidir.

             İşte böylece, Allah inanmayanları bataklılar, pislikler içinde bocalar bir vaziyette bırakıverir. Allah kâfirlere kötülüğü yazıyor. Çünkü onlar hep kötülükten yana olmuşlardır. Çünkü onlar oylarını hep kötülükten yana kullanmışlardır. Çünkü onlar hidâyetten nefret edip dalâleti tercih etmişlerdir. Çünkü onlar bunu istemişler, iradelerini bu istikâmette kullanmışlar, kötülükten razı olmuşlar, kötülüğün peşinde olmuşlar, Allah da onlara bunu yazıvermiştir. Kötülüğü onların vazgeçilmez özelliği yapıvermiştir.”

5:87-88

5:87. „Ey iman edenler! Allah’ın size helâl kıldığı iyi ve temiz şeyleri (siz kendinize) haram kılmayın ve sınırı aşmayın. Allah sınırı aşanları sevmez.“

5:88. „Allah’ın size helâl ve temiz olarak verdiği rızıklardan yeyin ve kendisine iman etmiş olduğunuz Allah’tan korkun.“

5:51+55

5:51. „Ey iman edenler! Yahudileri ve hıristiyanları dost edinmeyin.
Zira onlar birbirinin dostudurlar (birbirinin tarafını tutarlar).
İçinizden onları dost tutanlar, onlardandır.
Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna yol göstermez.“

5:55. „Sizin dostunuz (veliniz) ancak Allah’tır, Resulüdür, iman edenlerdir; onlar ki Allah’ın emirlerine boyun eğerek namazı kılar, zekâtı verirler.“ 


 

5:32

„İşte bu yüzdendir ki İsrailoğulları’na şöyle yazmıştık: Kim, bir cana veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya karşılık olmaksızın (haksız yere) bir cana kıyarsa bütün insanları öldürmüş gibi olur.
Her kim bir canı kurtarırsa bütün insanları kurtarmış gibi olur.
Peygamberlerimiz onlara apaçık deliller getirdiler; ama bundan sonra da onlardan çoğu yine yeryüzünde aşırı gitmektedirler.“

Kuran 5:32

 

4:157

„Ve  „Allah elçisi Meryem oğlu İsa’yı öldürdük“ demeleri yüzünden (onları lânetledik).
Halbuki onu ne öldürdüler, ne de astılar; fakat (öldürdükleri) onlara İsa gibi gösterildi.
Onun hakkında ihtilâfa düşenler bundan dolayı tam bir kararsızlık içindedirler; bu hususta zanna uymak dışında hiçbir (sağlam) bilgileri yoktur ve kesin olarak onu öldürmediler.“

Kuran 4:157

 

4:142-143

4:142. „Şüphesiz münafıklar Allah’a oyun etmeye kalkışıyorlar; halbuki Allah onların oyunlarını başlarına çevirmektedir.
Onlar namaza kalktıkları zaman üşenerek kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar, Allah’ı da pek az hatıra getirirler.“

4:143. „Bunların arasında bocalayıp durmaktalar,ne onlara (bağlanıyorlar) ne bunlara.
Allah’ın şaşırttığı kimseye asla bir (çıkar) yol bulamazsın.“