Ne Yaptığımızı Zannediyoruz?

Hz. Peygamber (s.a) şöyle demiştir:

„Sizden biriniz, şehevî arzularına, benim getirdiğim Hak yol önünde boyun eğdirmedikçe mümin olduğunu iddia edemez.“

Nefse acı gelen gerçeklere, kalp ve ruhun bayram ettiği Hak ve hakikatlere bir göz atalım:

Nisa:65. “Hayır; Rabb’ine andolsun ki, aralarında çekiş¬tikleri şeylerde seni hakem tayin edip, sonra senin verdiğin hükmü içlerinde bir sıkıntı duymadan tamamen kabul et¬medikçe inanmış olmazlar.”

Ehlulah bu ayeti şöyle tefsir eder:

 “Hayır hayır Rabbine andolsun ki aralarında çekiştikleri, niza et¬tikleri şeyler konusunda seni hakem kabul edip sonra da senin onla¬rın aralarında verdiğin hükme içlerinde en ufak bir haraç, en ufak bir sıkıntı, bir isteksizlik, hoşnutsuzluk duymadan tam bir teslimiyetle tes¬lim olmadıkça iman etmiş sayılmazlar.

 Demek ki peygamber (a.s) bizim hakkımızda bir şey söyleyecek, bir hüküm verecek, peygamber bizim durumumuzu bir karara bağlayacak, bizim adımıza bir karar alacak, şöyle giyinin, böyle yaşa¬yın, şunu yapın, bunu yapmayın diyecek, aldığı bu karar bizim aley¬himize de olsa, lehimize de olsa, hoşumuza da gitse, huzurumuzu da kaçırsa onun bizim adımıza verdiği bu kararı kabul etmek, hem de içimizde en ufak bir isteksizlik, kalbimizde en ufak bir burukluk, yüzü¬müzde en küçük bir işmizaz hissetmeden teslim olup uygulamak zo¬rundayız. Peygamberi hayatımızda karar mercii bilmek zorundayız. İhtilaf mercii, karar mercii olarak peygamberimizin hayatımızda evet ve hayır deme yetkisinde olduğunu kabul etmedikçe Müslüman ola¬mayacağımızı asla unutmayacağız.

Ve üstelik bizim adımıza karar verme makamında olan pey¬gamberin bizim adımıza aldığı kararlara tamı tamına teslim olup on¬ları uygularken de kalbimizden en ufak bir tereddüt geçirmeden uy¬gulamadıkça Müslüman sayılmayacağımızı bir an bile hatırımızdan çıkarmamalıyız. Onun emir ve yasaklarından zerre kadar bir şüphe etmediğimiz gibi ona akıl verip yol göstermeye de kalkışmayacağız. İyi ama ya Rasulallah şunu şunu da düşündün mü? Benden bunları uygulamamı isterken benim durumumu, benim konumumu, benim statümü düşündün mü? Halbuki benim durumum buna müsait değildir, şu şöyle olmalıydı, bu böyle olmalıydı, bu devirde bunları uygula¬mak mümkün değildir gibi Allah Resûlüne akıl vermeye, din öğret¬meye de hakkımız yoktur. Bunu daha önce demeye çalışmıştım. Ve¬rilen kararı aynen olduğu gibi, hem de coşkuyla uygulamak zorunda¬yız. Değilse işte âyet Müslüman sayılmayacağız Allah korusun.

 Tabii bu emir sadece Rasulullah Efendimizin kendi dönemiyle, kendi hayat süresiyle sınırlı değildir. Rasulullah Efendimizin Müslü¬manlar adına aldığı kararlar kıyamete kadar geçerlidir. Rasulullah Efendimizin sünneti kıyamete kadar bizim için bağlayıcıdır. Allah’ın Resûlü kıyamete kadar tek otorite insan olarak kalacaktır. Bir insanın gerçek Müslüman olup olmadığına bu otoriteyi kabul edip etmediği, bu otoriteye itaat edip etmediği belirleyecektir. Ona itaat edenler mü’min, itaat etmeyenler de kâfir sayılacaktır.”

Yine Ehlullah şöyle der:

“Allah’a ben de yemin ederimki bugün Allah’a kitaba iman ettiğini söyleyerek müslümanları kandırıp makam ve mevki elde edenler, o ma¬kama gelince, biz ancak batı kanunlarına uyarız, Kur’an bindörtyüz sene önce inmiştir, zamanı geçmiştir diyenler de kâfir olurlar.
Allah’a çok şükür biz bu tür insanlardan değiliz. Ancak ayetin deva¬mında aleyhimize hüküm çıktığında gönül rahatlığıyla kabul etmemiz is¬tenmektedir.
O şanlı ecdadımız bunu ifade etmek için „Şeriatın kestiği parmak acı¬maz“ demişler.”

Mü’min olarak yaşayıp ötelere mü’min olarak gidebilme duasıyla…