Archiv der Kategorie: İsmail Kücüktdurgut

Marifetullah Yolu

Marifetullah Yolu

 

Bismillahirrahmanirrahim

 

Marifetullah insanın manen Hak yakınlığına ermesi ve Hakkın huzuruna ruhunu ve özünü erdirmesidir. Bunun dereceleri olur, bu marifet derecesine göre insanın da derecesi olur.

Hakiki manada marifet fena mertebelerini aşıp tam ve hakiki fenayı bulduktan sonra bekaya varıp daimi fenafillah ve bekabillah ile Hakka vasıl olma denen velayette olur. Seyri sülük ile fena mertebeleri aşıldıktan sonra gelen marifettir. Bununla beraber marifetin sonsuz derecede uzaklara yansıyan bir özelliği olur. Marifetten uzaklık izafi ve görecelidir. Eşya ve kişiye göredir. Yoksa tevhid hakikatına ermiş muvahhide göre Hakkın marifeti onun vahdaniyetinin tecellisi ile bütün 18 bin alemde tam kemal üzere bilinir. Ama gaflet perdeleri ile uzaklık olur ve marifetin tecellisi eşya ve halkta belli derecelerde görülür. Yoksa perdeler kaldırılacak olsa marifet artar.

 

Herkes istidadinca belli bir marifete gaflet perdelerinden gönlünü ve ruhunu arındırarak kemale ererek ulaşır. Marifet tecellisinin önündeki perdeleri kaldırarak ilerler.

Marifet Resulullah SAS aracılığı ile ve oradan velayet yolunun silsilesi ile ehli velayete gelir. Onun için fena mertebeleri Hakikata ve marifete gider. Fena mertebelerinde fenafişeyh, fenafiresul ve fenafillah durakları hakikatta aynı yönde atılan adımlardır. Fena mertebelerinin hepsi basamaklar gibi birbirini takib edip aynı merdivene aittirler. Tasavvufa adabı ve yolu bu merdiveni bir bütün olarak alıp müridleri basamak basamak yükseltir. Basamağa bakıp basamaklar hakkında tartışanlar merdiveni tam göremeyen gaflet ve perdeli kimselerdir. Yoksa vahdet ve tevhid hakikatının basamağı ve yolu olmaz.

 

Tevhid nurunun tecellisi peygamber ve mürşitler olarak zuhur etmiş. Yoksa ne bu tecellinin ilahi irade ile öyle olması ne de tecellinin mahiyeti Hakkın zatında, lahuti alem denen esma ve sıfattan beri ve tam sübhan olan Hakkın zatında bir kısıtlayıclığı olmaz. Yani fena merteblerindeki şeyh ve peygamber durakları bizzat Hakkın tevhid tecellisinin kendisi olması yönüyle Hak marifetine ulaştırır, yoksa uzak olup yavaş yavaş ulaştırmaları ve geride kalmaları gibi şeyler müşahedeye ait şeyler olurlar. Tevhid nuru itibariyle marifet yolundaki fena halleri Hakikatte suretten beri olup Hakikat nurunun tecellisinin edebi ve yoludur.

 

Tasavvuf yolu marifetullah’a giden yolculuktur. Bu yolda nefişs nefsi emmare’den mülhime ve mutmaine şeklinde ilerleme gösterirken bu haller gönülde ve ruhta fena ve marifet olarak yansır. Her mertebenin bir marifeti olması nefisin bu hallerden geçerek fena mertebelerini aşması ile olur. Nefsın emmareden itibaren adım adım fenası marifete götürür. Tasavvufta zikir ve rabıta kalbe marifet tecellisi şeklinde tesir ile kalpten ruha bu şekilde marifet nurunun sirayeti olur.

 

İmam Rabbani KS hazretleri kalp nefis ile ruha arasında bağlantı sağlar der, bu bağlantı ile ruhtan nefse ve nefisten ruha tesir olduğunu bildirir. Kalbe rabıta ile Resulullah SAS ve pir ve şeyhten gelen marifet nuru bu şekilde ruhu yükseltir. Mevlana hazretleri bu yüzden insan kalpten ibarettir der. Kalp manevi alemde insanın irtibat noktasıdır. Gönle rabbani lhamlar geldiği gibi şeytani ilhamlar da gelir. Ama salihlere rabıta yapan bir gönülde şeytani ilham ve vesveseler barınamaz. Gönle Resulullah SASiden gelen şeyhten rabıta ile gelen nur oldukça Güneşte yarasanın durunamadığı gibi şeytani ilham ve vesveseler tutunamaz.

 

Bu şekilde zikir ve rabıta ile müride cezbe gelir. Marifet yolunda cezbe en önemli basamaktır. Hakka giden yolun kilidi cezbedir. Yunus Emre bende cezbe ve aşk olmasa neylesin şeyhim beni demiş. Müridin zikir ve rabıta ile ve hizmeti ile cezbe için uğraşması gerekir. Bununla beraber cezbe istidadına göre müride şeyhinden gelir. Mürşidi kamil Hakkın insanlara uzattığı bir yedi lutuftur. Hakkın rahmetinden ve sevgisinden insanlara uzattığı iptir. Hakkın sevgisi ve aşkı böyle tecelli etmiş. Mürşit Hakkın sevgisini temsil eder.

Gaflet ve uzaklık perdeleri şeyhin sevgisi ile kalkar. Musa AS nasıl ağaçta nuru görüp gittiyse mürid şeyhini görünce öyle koşar gider. Şeyhi ona ayakkabılarını çıkar der o da çıkarır. Bri müridin şeyhinden Hak nurunu müşahedesi olur. Marifetullah ancak şeyhin yaktığı bir cezbe ile mümkün olur. Seven sevdiği ile beraberdir. Mürşidi seven onunla olur. ama mürşid kimse Hakkıs seviyor yani mürşit te zaten Hak il beraber öyleyse mürid te şeyhi ile oldukça Hak ile olur. Onunla otururken Hakkın kokusu gelir, sohbeti gelir, bu da nedir der, bunlar nerden geliyor der, şeyhi Hak ile olduğundan o da şeyhi ile oldukça Hakkın kokusu ve nuru gelir ve cezbeder ve mürid bunu şeyhinden bilir çünkü Haktan gelen bu nur ve güzellikler şeyhinde tecelli edip gelir bu yüzden mürid kalben bu tecelliden dolayı Hak cezbesine ulaşır. Ama bunun için önce gönülden şeyhini sevip onunla olması gerekir. Zikir ve rabıtanın bir nedeni de budur.

 

Şeyhini sevgisi ile şeyhi ile yakın olan bu sefer şeyhinin hallerinden haller alır ve bunun yanında şeyhi piri ile ve Resulullah SAS ile ve diğer velilerle yakınsa bunu da gönül yolu ile sezer. Bu şekilde mana aleminde şeyhine yakın olup onunla oldukça, şeyhi ki bir Hak dostudur onun ruhani alemdeki yakınlıklarını ve meclisleri ile aşina olmaya başlar, şeyhinden öğrenir, hayvan yavruları büyükleri ile geze geze onların huylarını alırlar, bunun gibi mürid şeyhinin huyunu alır, onun birlikte oldukları ile birlikte olup onun uzak olduklarından uzak olmaya başlar. Bu şekilde Hak yolu öğrenir ve nefsinden ve ehli gafletten uzaklaşır. Cezbe ve aşk insanı marifete ulaştıran gemilerdir. Pirimiz Abdülkadir Geylani hazretleri bu yolda sana lazım olan aşktır der. Bu da şeyhin aracılığı ile hissedilip öğrenilir.

 

Cezbe ile Hak yola koyulan mürid bunu şeyhinden bilip Hakkın nurunun cezbesi ile zikrinde ve Hak yolda şevk duyar ve şeyhi ile yakın olursa şeyhinden ona aşk geçer. Bu da yakınlıktan olur, gönülden gönüle yol vardır. Sofiler gönülleri keşfederler. Mevlana hazretleri bir sohbetinde birden durur ve şu adama baklava verin der. Neden derler, biz der 20 senedir canımız baklava istemedi, bu adamdaki baklava arzusu gönlümüze yansıdı der. Sofiler dünya şeylerinden gönüllerini keserler, onlara özlem duymazlar. Bununla beraber sofinin gönlüne başkalarının gönlündekiler yansır. Aynada yansır gibi yansıyınca nasıl aynada yansıyan suret insanın kendisine benziyorsa onun gibi sofi yanındakinin gönlünde olanı aynada akis gibi aynısını müşahede ederek bilir ama edeben bunu anlatmaz. halk ile oturmayı bu yüzden sevmez, onların halleri onun gönlüne yansır. Hatta uzakta da olsa yansır.

İşte bu sofinin şeyhi ile geze geze nasıl ördek yavruları büyükleri ile geze geze suya dalmayı, yüzmeyi öğrenirlerse onlar gibi şeyhinin ahlakından ahlaklanma ile bu hünerleri ondan alması ile ona benzemesi ile olur.

 

Ördek yavruları henüz uçamazlar ama suda yıkanıp dalar ve oynarlar. Bu şekilde gönül keşfine kalbi açılan sofi şeyhi ile gezdikçe şeyhinin kalbindeki Hak aşkını sezer ve şeyhinden onun gönlüne Hak sevgisi ve aşkı geçer. Bu gezme kişi sevdiği ile beraberdir sırrından olan gezmedir manevidir. Şeyh mana aleminin babasıdır. Mevlana şu adama baklava verin dediği gibi şeyhinin gönlündeki Hak aşkını alır, şeyhinin gönlündeki Hak aşkı onun kalbine geçer. Bu şekilde Hak aşkı müridi yolunda ilerletir ve marifete götürür. Hak aşkı marifete engel olan perdeleri ortadan kaldırır.

 

Tasavvuf yolu mürşidin önderliğinde Hak dostları yetiştirme yoludur. Marifetullah yoludur. Marifetin ustaları ve eğitmenleri mürşidi kamillerdir.

 

 

 

 

Selamlar

 

Ismail

 

Hakkın Celal Tecellisi

Sevgili pirimiz Abdülkadir Geylani hazretleri kimseye bedelini ödemeden birşey verilmez der. Tasavvufta mihnet ve belalar tecelli eder.  Hakkın Celal tecellisinin yardımı olmadan Hak erlerinin yolunda ilerlemek olmaz.  Hak erlerini sevenlere Hakkın Celal kapıları açılır.  Resulullah bir sahabenin seni seviyorum demsi üzerine, musubete hazırlan buyurmuş. 

Bu Celali tecelliler sebepsiz değil.  Hakkın yakınlığı kalb alemini Hak esma ve sıfatylarını müşahedesi ile mümkündür.  Kalb bir kapı gibi ruha terakki yollarını açar.  Hakkın azimetinin gönülde tecellisi ve müşahedesi insanı Hakka uyandırır.  Tecelli iki şekilde olur.  Biri dış alemde olur ki bu bela ve musubetler olarak gelir.  İkinci tecelli ise sadece gönülde olur.  Bu Celali tecelli gönülde tecelli edip gönülü büyük bir azimet müşahesedi ile sarsar.  Gönülde olan tecelli dışardaki şehadet alemine de tecelli ettiği olur.  Gönle gelen manevi tecelli şehadet alemine yansır.  Böyle olunca dış dünya gönüldeki tecelli ile paralel gelişme gösterir.  Bu aynı zamanda olur.  İkisi beraber olur.  Bazan da dış dünyada bir tecelli olur.  Dıştaki tecelli tevhid sırrınca gönülde tecelli eder.  Bu sefer de şehadet alemindeki celali tecelli gönle bir müşahede hali verir.  Böylece gönüldeki halden şehadet alemine ve şehadet aleminden gönül haline tevhid sırrı gereği paralel tecelli olur.

Böylece Hakkın Celali müşahedesi cismani ve nefsani sıfatları tesir altına alır.  Hakkın celali tecellisi nefsi tamamen halsiz ve tesirisiz kılar.  Ayrıca kalb ve ruhun alemlerine kapı açar.  Hakkın celali tecellilerini nefsin sevmemesinin nedeni, nefis bunlara dayanamaz.  Bunlar nefsin zevk ve sefasını keser.  Bu Celali tecelli olmasa zikir ve ibadetle bir yere varılamaz.  Zira Hakkın Celal kılıcının yardımı olmadan nefis kesilemez.  Hakkın bu celali tecellisi Nuh AS’ın gemisi gibidir, nefis deryasından kurtarır.  Nefis Ad kavmi gibidr.  7 gün 8 gece esen Hakkın Celal rüzgarları olmadan Hud onlardan kurtulamaz.  İnsan gönlü Hud AS gibidir.  Nefis onu dinlemez.  Gerçi Hud zikir ve inadete devam eder ama Hakkın Celal rüzgarı olmadan o kötü kavimden kurtulamaz.  Hakkın celal tecellisi de böyle nefse gelen şeydir.  Nefis aradan çekilmeden yol açılmaz, kurtuluş olmaz.

Gönlün Hakka yakınlığı dünyadan uzaklaşmaya sebep olur.  Dünya marifet sahiplerini reddeder.  Marifet arttıkça dünya aksine gidip uzaklaşır.  Bu uzaklaşma da musubet olarak görünür.  İnsanlar Hak yolcusunu terk ederler.  İşlerin ters gitmesi, sağlık sorunları, insanların sui zan etmeleri ve hased etmeleri, kaza ve belalar heryerden gelir.  Ama bunlar gönle bir üzülme vermezler.  Gönül huzurunu bozamazlar.  Bunun nedeni gmnlün Hakka yakınlaşması ve marfietin artması bunları getirir, yani Hakkın Celal tecellisi terakki yolunu açıyordur ve bunu Hak yolcusuna duyurur, gönlünde bir mestlik ve tecelli müşahede eder.  Hakkın aşkı ve sevgisi bu noktada çok artar.  Aşk yangını gönlü doldurur.  Bu olup biten musubet ve belalar gerçi nefsi kesen Hakkın celal kılıcıdır ama aşk şarabının verdiği serhoşluk ve mestlik bunları hissettirmez.  Kalp ve ruh mestlik ve aşk serhoşluğuna ulaşır.  Nefis bu noktada perişan olmaya hazır olsun, çünkü Hak gönlünü aşkının serhoşluğu ile mest ettiği sevgili kulunun nefsine acımaz, her yerden vurur.  Her taraftan bela ve musubet yağar ve nefse göz açtırılmaz.  Nefis yalnız kalmıştır, kalb ve ruh onu terk etmişlerdir.  Bu hal devam ederken nefis binlerce eğitimden geçirilir, nefsin canına okunur.

Hak yolcusu bu Celali Hak yardımına hamd içinde mesttir.  Dıştan bakan onun halini anlayamaz.  Onun gönlünde Hakkın aşkından başkası kalmamıştır.  Onun bir beklentisi ve isteği kalmamıştır.  Manevi derece veya yükselme veya dünyevi menfaat, mal veya makam onun için bişey ifade etmez.  İşte Hakkın Celal tecellisi onu aldı nereye götürdü.  Hakka yakınlaşmak isteyen nefsini Hakkın musubet tufanlarına hazırlasın.

Hayır ve Şer

Hayır ve şer ne varsa hepsi Allah’tan.  Bazan insana Haktan hayır erişir, buna şükür gerekir.  Bazan da imtihan ve musubet gelir.  Buna da sabır ve tevekkül gerek.  Bir insanın nefsani arzu ve tamahlarından ve dünyanın fani menfaat ve faydalarindan geçip Hakka yüzünü çevirebilmesi için çok cefalar çekmesi gerekir.  Insan kendi düşmani olan nefsinin arzu ve zevklerinden geçip nefsin tersi yönde yol almasi gerekiyor.  Durduk yere bu olmaz.  Nefsin hilesi çoktur.  Nefis Hakkin celal kilicindan baska şeyle vazgeçmez, çok inatçı ve israrlıdır, vazgeçmez ve asla yorulmaz ve pes etmez.  Nasıl geçebilsin ki, nefis varlıgını feda etmek istemez.

Cenabı haktan gelen cefa ve imtihanlar insana yardim içindir.  Hiçbir cefa ve musbet insanin ruhuna ve özüne gelmez, nefsine gelir.  Hastalik nefse gelir.  Nefsin istedigi seyler elde edilemez veya nefsin çok sevdikleri kaybedilir.  Bunların hepsi Haktan rahmettir.  Nefsin işi gaflettir. Nefis saglıklı olsun, keyfi yerinde olsun, her istedigi ayagına gelsin, her arzusu olsun, kendisinden baskalarina ne olursa olsun ama kendi zevk ve sefa içinde olsun ister.  Allah’ın dediklerini yapmak istemez. 
Allah’ı anmayi sevmez.  Allah’ın rububiyetinin en büyük gereği olan ölümü sevmez.  Ahiret gününü hiç istemez.  Hesap ve kitap versin istemez.  Nefis nankördür, Hakkı anmayi sevmez.

Allah verdiği bela ve musubetlerle insana nefse karşı yardim eder.  Bela ve musubetle hep Allah’tan yardımdırlar, Allah merhametini böyle gösterir, nefisten insani kurtarmaya yol açar.

Nefse gelen musubet ve belalardan insan Eyyub AS gibi şükür içinde olmalıdır.  Nefse gelen belalar içinde Hakki zikredip sükredenlerden olmalidir.  Bela ve musubet halinde sükretmeyen nefsine aldaniyordur.  Nefsine düsman olan ise nefsine gelen seylere üzülmez.  Düsmana gelen bela insana ancak fayda verir. 

Pirimz Abdülkadir Geylani hazretleri bela ve musubetler için onların geçmesini isteme, sabret der.  Imtihan ve belalara sabredip Hakka sükretmek gerektir.  Bir de aziz ve sevgili pirimiz hazretleri bela ve musubetleri gizle ve anlatma, gücün yettiğince gidermeye gayret et ama şikayet etme ve anlatma der.  Cenabı hak luzumsuz birşey yaratmaz ve yapmaz.  Bela ve musubetler de faydasiz veya zararli değillerdir.  Allah kula asla zararli birsey vermez.  Ne veririse hepsi rahmettir.  Resulullah SAS efendimizin buyurduklari gibi, iyilik verirse kul şükreder kazanir, musubet verirse kul sabreder kazanir.  Yani hayir ve şer Allah’tandir ama hem hayir hem de şer iyidir ve Hakkin rahmetidir.  Onu için Eyyub AS gibi peygamber ve veliler musubete de sükrederler.

Ne gelirse hoştur senden derler.  Hak cezbesi ile gönlü dolan ve Hak aşkı ile yanan gönülleri sevgili Rablerinden her geleni sevmiştir.  Aşıklara sevgiliden cefa yoktur.  Sevgilinin iyi veya kötü işi yoktur.  Sdece mest eden ve serhos eden işleri vardir.  Aşık sevgiliden ne olursa olsun bundan serhoşluk ve mestlik duyar ve kendinden geçer.  Aşik buna denir.  Serhoşluk vermeyen aşk yoktur.  Aşk iyi veya kötü ne varsa yakar yok eder, bela ve musubetleri bal eder.  Yusuf AS zindandaki yillarini aşk yüzünden sefa ve huzur içinde geçirmis.  Zindan aşiklar için Cennet ile ayni yerdir.  Bir aşiğa Cehenneme gitme Cennet daha güzel dense o bakar ikisi arasinda fark göremez.  Cehennem ateşi aşiklari yakamaz vazgeçer, çünkü aşkin zerresi Cehennemi yakar, Cehennem yanar feryad eder ve aşıktan kaçar.

Aşıklarin halleri ileri derecede olan.  Insan önce Velilere uyup onların ahlakı ile ahlaklanmaya çalışmalı.  Bir mürşidi kamilden el alip zikir ve velilerin manevi feyzleri ile gönlünü temizlemeli.  Sonra pirimiz hazretlerinin demesiyle sabirla kendisine cezbe gelene kadar devam etmelidir.  Sonra ilahi cezbe ve aşkullah gelince bu onu Hakka ulastırır.

Bu bizim Kadiri Muhammediye yolumuz zindanları Cennet eden, ilahi cezbe, muhabbetullah, aşkullah ve marifetullah deryasidir.  Bu yola yaklaşan kuyulara atilsa, kuyu ona zemzem kuyusu olur.  Şeyhimiz Seyyid Muhammed Efendi hazretlerinin feyz ve himmetleri ile bu ahirzaman çölleri toz duman olup Cennet bahçesine döner.  Pirimiz abdülkadir Geylani hazretlerinin yardim ve himmeti atesi gül bahçesi eder. Ebedi kurtuluş ve saadet bu yoldadir.   

 

Marifetullah ve İlmi Ledün

 İlmi ledün velayet yolunda manevi yolla gelen ilimdir. Bilgi ve düşünce yoluyla, akıl ve mantıkla elde edilen bir ilim olmayıp kitabı yazılamaz, zira Hak heran başka ve yeni bir iş yapıp yepyeni bir tecellid eolduğundan ilmi ledün de velayet yoluyla Hakka yakınlıktan yani Hak marifetinden elde edildiğinden kişinin marifetine yani o andaki yakınlığına göre Hak tarafından o kimseye ilham, mübeşşerat ve rüya yolları gibi yollarla taze olarak verilir ve yeni ve başka manevi yollu bilgiler ve manevi işaretler zuhur eder. Kitap bilgisi yazıldığı anda eski bir bilgidir, yeni bilgi yazılana kadar eski bilgi olmuştur, Hak dostlarının ilmi olan ledün ilmi Cenabı Hak tarafından sevgili yakın dostlarına lutuf olarak verilir. Yüce Allah’ın sevgili kulu pirimiz Abdülkadir Geylani hazretleri, sevgiliye sırlar açıklanır der.

Kuran’daledün ilmi çok yerde geçer, bunlardan en çok bilineni Musa AS ile Hızır AS’ın yolculuğudur. Bunun yanında Yusuf Suresinde de büyük ledün ilmine dair sırlar vardır.

Yusuf AS daha çocukluğunda bir rüya görür, bu hikaye teferruatıyle Kuranı Kerim’de anlatılıyor, bu rüyanın yorumunu yapan Yakub AS kendisi peygamberken oğlunun aldığı bu ledün ilmini yorumlar ve ondan bir ilim çıkarır. Bunda hikmetler vardır. Bir peygamber o zaman bir çocuk olan oğlu aracılığı ile ilahi ilim almıştır. Burada peygambere Cebrail AS gelmiyor, ama Allah vermek istediği bilgiyi oğluna bir rüya göstererek veriyor. Burada ilahi ledün ilminin peygamberin yakınına bir rüya ile verilmesi var. Bu adetullah Resulullah SAS zamanında da devam eder ve Ezan konusunda sahabenin gördüğü rüyalar bir ilmi ledün tecellisidir ve Ezan bu şekilde Hak tarafından ilmi ledünle peygambere ve sahabelere bildirilir.

Sonra Yusuf AS kuyudayken Hak kendisine ilham eder, sonra sen bunları ona haber vereceksin diye ilham yoluyla bildirir. Bu da ledün ilmi iledir.

Zindanda Yusuf AS’ın iki arkadaşı rüya görürler. Bu iki kişi peygamber falan değiller, sıradan insanlar. Bunlardan biri oranın melikine hizmetçi olur ve zamanla melik bir rüya görür. Hizmetçi o zaman Yusuf AS’ı hatırlar ve rüyayı ona yorumlatırlar. Yusuf AS rüyayı yorumlar ve 14 sene boyunca benim yapacağım iş bu rüyanın yorumuna göre olacak der. Burada Yusuf AS’ın tanımadığı bir melik bir rüya görüyor ve Yusuf AS gibi büyük bir pygamber bu rüyaya bakıp 14 sene boyunca nea işle meşgul olacağını planlıyor ve 14 sene o başka birinin gördüğü rüyanın yorumuna göre amel ediyor. İlmi ledün yoluyla Allah kendisine bu şekilde yol gösteriyor. Bu büyük bir ilimdir. Sıradan tanımadığı bir insan rüya anlatınca bir peygamber 14 senelik hayatını o rüyaya göre yaşıyor. Bu ilmi ledünün ne kadar erişilmez olduğuna en büyük delildir.

Evliyaların yolunda sofilere ilmi ledün yolları açılır bunun nedeni şeyhimiz Seyyid Muhammed Efendi hazretlerinin açıkladığı gibi Muhammedi nurun pirimiz Abdülkadir Geylani hazretlerine ve sonra bu yolda gönül yoluyla zincirin halkası gibi sofilere geçmesidir, bu hep hak marifetinden oluyor. Hak marifeti en kamil şekilde habibi ve resulu Muhammed’te tecelli eder. Sonra bu tecelli nuru peygamberlere ve velilere ondan geçer. Veliler de marifet nurlarına göre ilmi ledün tecellisine mazhar olurlar. Güneş kış mevsiminde görünse de fazla ısıtmaz ve çiçekler açmaz. Bahar gelince hem ısı ve hem de ışık artar. Bunun nedeni dünya Güneşe yaklaşır. Bunun gibi insanın manevi dünyası Hakka yaklaşınca Hak nurunun tesiri artar. Bundan dolayı ilmi ledün çiçekleri Hakkın hediyesi, sevgisinin lutfu olarak açarlar. Bu çiçekler çeşit çeşit ve renk renk açar ve Hakkın sevgisini temsil ederler.

Tasavvuf yolu Hakka yakınlaşma ve Hakka kendini sevdirme yoludur. Sevgi esas alınır. Mevlana’nın deyimiyle geçer akçesi ve pazarının geçerli parası sevgidir, aşktır. Başka paraya bu pazarda değer vermezler. Sofilerin pazarında alışveriş muhabbet ile olur. Bu yolun esası teslimiyet ve muhabbet olup başka şeye bakılmaz. İlmi ledün de bu sevgi ile mest olanların sevgilerinin Hakka yakınlaştırması ile Haktan sevgili kullarına bir nişan ve hediye olarak gelir. Ayrıca bununla Hak sevgili kullarına kendini daha da sevdirir.

Bu yazıyı yazıp hemen Muhammediye.net sitemize yüklemek için siteye geldiğimde Şura Suresi 51.ci ayeti sitemizde karşıma çıktı, Cenabı Allah’ın ilmi ledün konusundaki bu ayeti kerimesi bu şekilde tam da bu konuda bir yazı yazmışken sitemizde karşıma çıkınca o ayeti kerimeyi de ekleyim hem de ilmi ledünün nasıl olaylara göre geldiğine de örnek olarak bu olayı da yazıya ekleyim dedim, işte o ayeti kerime:

Allah bir insanla ancak vahiy yoluyla veya perde arkasından konuşur. Yahut da bir elçi gönderir de izniyle ona dilediğini vahyeder. Şüphesiz ki O çok yücedir, hüküm ve hikmet sahibidir. Şura, 51

Hak Marifeti ve Hidayet Yolu

Biz Hakkın kudreti ile hakim olduğu aciz kullarıyız.  Cenabı Hak bizim anlayamayacağımız ve idrakımızın dışında bir ilme ve icraata hep sahip.  Hatta, ilim ve anlayış olarak ilerledikçe ve Hakkı bazı sırlarını anladıkça, Cenabı Hak daireyi genişletir ve yeni bir daire oluşturur ki bu daire bizim idrak alanımızı kuşatır ve idrakımız dışında ise gökler kadar geniş bir daire bırakır ve Hakkın işlerinin çoğu yine o geniş Hakkın sır dairesine koyulur.  İnsan asla yüce ve kuddüs olan ve subhaniyeti ile göklerde ve yerlerde hakim olan Allah’ı anlayamaz.  Sadece eğer Hakka yaklaşır ve kendini sevdirirse o zaman Cenabı Hak sevdiklerine çok lutufkardır o zaman hem Allah sevdiklerine sırları bildirir hem de yardım eder ve bulundukları ortamda ve yerde işleri onların lehine çevirir.  Hatta derecesi yükseldikçe, ki bu ihlas ve marifetin yani ihsanın artması ile olur, olayları ikramı ilahi olarak o yakın kulunun lehine çevirir hatta velie kullarına bizzat tasarruf verip olaylara müdahele lutfeder.  Ahirette ise Kevser ve Resulun şefaati bekler ve daha sonra ise Cennetlerde nihayetsiz nimetler.  Yani Hakka giden yolda Hakkın lutfu sonsuza kadar hep artar.  Allah’ın lutfunun sonu yoktur.

Buna mukabil, Aziz ve Celil olan Allah’ın ceza ve kahrının da sonu yoktur.  Dünyada çok çektirip çok acı yaşatabildiği gibi kabirde dünya acılarının yüzler  katı büyük azapları vardır ama ahiret günü onun da binlerce katı büyük acı ve cefaları mümkün kılar ve onun da üstüne sonsuz ve asla tarif edilemez Cehennem azabını yaratır ki dünyada biri Cehennem azabının bir saniyesini bile asla tahammül edemez çünkü acı çekme derecesi dünyada yaratılmamış derecededir.

 

Hakkın Kulları

Aziz ve Celil olan yüce Rabbe hamd olsun. Salat ve selam onun habibi sevgili resulullah efendimize olsun ki yerlerde ve göklerde bir avuç hükmündeki edepsiz ve şaşkın kendini bilmez imansızın alçaklıkları o yücelere erişemez. Güneşe tüküren kendi yüzüne tükürür sözü bunlara ne uygundur.

Yüce arşın ve yüce kürsünün varlığından bile haber edilmeye layık bulunmayan bu nasipsizler ne bahtsızdırlar. Kendi evrenlerini bile büyük sanarlar. Uzak galaksilere bakarlar, aşaği göklerdeki yıldızlara uzaktan bakarlar onlara ulaşamazlar da ve bunu bile ne büyük sanarlar. Halbuki arşı alanın yanında bir damladan ibaret bu evrenlerinin lafı bile olmaz. Bir sinek bir inek izindeki su içinde bir saman çöpüne konar ve onu derya sanar denmiş. Bu iki günlük dünya hayatını da bu sinekler öyle görüp ne kadar kafa yorarlar ve zaman harcarlar. Bunlar gülünç duruma düşüp aldanmışlardır. Dünya bunları tam aldatmıştır. Utanıp rezil olup pişman olacakları gün yakındır.

Bunların saçmalıklarına laf etmeye değmez. Zira Güneşi gözü ile gören var mı yok mu davası ile uğraşmaz. Gaybdan sırları görmekle nasiplenen artık boş lafla vakit kaybetmez. Aslana sineklerin inek izlerindeki samanlarda evcilik oynamalarından ne gam. Cenabı Hak, seni ancak iman edenler dinler demiş. Zira imandan mahrum kalan nasipsizdir. Ona münakaşa ile laf anlatılmaz. İman ateşini ancak Hak yakar.

Hakkın huzurunda bunların nasibi yoktur gerçi dünyada Hakkın lutfunu görürler ama bu onlara Hakkın mekridir. Cenabı Hak zerre kadar dünyaya değer verseydi onlar görürlerdi ama eşeğe saman gerek yoksa saman hiç tatlı olur mu. Gönül sahibine saman tadında gelen bu dünya ehli dünyaya şeker gibi gelir. Tabi biz burada zahid ve cehd ehlinden bahsetmiyoruz. Zahid ve cehd ehli henüz yoldadır onlar iyilerdir ama onlarda da hala eşek huyu vardır onlar da bu samandan tat alırlar ama kendilerini sakınırlar. Bunlar doğru yoldadırlar. Ama gönül eri uyanıp samanı görür ve o saman ona tatlı gelmez o gönül gıdasınin tadını alınca ona artık saman zehir kesilir. Köpeklere leş şeker gibi gelir. Leşin kemiklerini büyük zevk ile koklar ve kemirirler. Dünya da böyle bir şey ki kim ondan tad alıyorsa bilsin ki bu onun köpek huyundandır. Gönül nuru olmayan bu bahsimizi analayamaz. Ey insan bu sözümüzü anlamak istersen sen bu haldeyken anlayamazsın sende sırları koklayan burun yok sana leş kokusu gül kokusu gelir. Sana doktor gerek burnunu tedavi gerek. Bir kamil mürşide koş durma.

Hak kapısına gelen orda Hakkın şeker şerbet yakınlığını bulunca ona başka kapılar aralanır. O başka gidalar alır. Onun gidasının tadı bile dünyada yoktur. Öyle bir tad dile verilmemiştir ancak gönül dili içindir. O öyle kokular alır ki misk ve amber ve gül o kokuların yanında ahır kokusu gibi kalır. Hakkın kokularından kokular alanla bu aşağılık dünyada aldanan bir olur mu. Hakkın tadlarından avans alanla bu çürüyüp gidecek etten dilin tadabileceği tadlar bir olur mu. Hakkın renklerini görene bu dünyanın en göz alıcı renkleri renksiz ve soluk gelir.

Hak yakınlığına ulaşan, müşahede ile Hakkal yakin ve aynel yakin bilenle şüphede olan bir olur mu. 20 sene nice vadiler ve ateşlikler geçmekle, Celal kılıcları ile kıyma olmakla, yolunu tutup kimseyi dinlemeden 25 sene yürüyüp aradığını bulanla daha ona yolun başında durup gitme boşver deyen bir olur mu. Hiç bu 25 senelik mesafeden onlara bir sır anlatabilir mi artık. Onlar da hiç onun halini bilebilirler mi. Ne mutlu yürüyüp giden Hak aslanına. Gerçi heyhat o aslan istese orda o samanlardaki sinekleri darmadağın eder. Ama aslanın sineklerle ne işi olabilir ki.

 

 

Bugün Tasavvuf Yolu Var Mı?

Bugün sofilik kaldı mı, tasavvuf hala var mı diye sorular oluyor. İnsanlık modernlik adı altında geleneksel edebi terk edip modern yollarla bazı şeyler denediler. Tasavvuf bu modernliğe uygun değildir. Bunun nedeni Hakkın adet ve edepleri vardır değişmez. Bunun hikmetleri çok. Mesela seyri sülükte olan bazi şeyler vardır. Öncelikle sofi bir mürşidi kamilden el almak zorundadır. Bu mürşidi kamil bilgin veya profesör değil. Veya çok hitabet sahibi olmak zorunda değil. Din bilgilerş olması gerekli ama asıl onun işi din bilgisi öğretmek değil. Onun işi ilmi ledün denen hak ve maneviyat ilmini öğretip insanı marifetullaha ulaştırmaktır.

Mürşidi kamilden el almak sıradan birşey değildir. Bunun sırrı da büyüktür. Bu tasavvufta en önemli şeydir. Bir insan bir mürşidi kamilden el almazsa asla tasavvuf yoluna giremez. Bazıları bilmeden konuşuyorlar, ben ilahiyat mezunu bazılarının bu konuda bizimle tartıştıklarını gördüm. Tasavvuf ilmi gönlünde olup Hakkal Yakin derecesinde konuşmayam bu sırrı anlamaz. Onlar ilmel yakin ile meseleye bakarken hata ediyorlar. Aynel yakin ve hakkal yakin mertebesine çıkabılseler görecekler ki bir mürşidi kamilden el almayan asla ve katiyen Hak yolda yolculuk edemez. Bayezid Bistami hazretlerinin Şeyhi olmayanın şeyhi seytandır sözü bunun içindir.

Okumakla bu sır anlaşılmaz ancak sofilik yolunda olanlar bunu müşahede ile hakkal yakin olarak bilirler. Bunun nedeni, sofi mürşidinden el alınca ona bazı kapılar açılır. Ayrıca o sofi velilere gönül olarak bağlanır. Bu bağa rabıta denir ve bu rabıta öyle bir şeydir ki sofi heran velilerle gönül olarak birlikte olur. Örneğin rabıtası tam olan bir sofi olsam ben ve şimdi buraya bir cümle yazsam ve onu yazarken kendi ufkuma göre yanlış yazsam veliler hemen o anda müdahele eder ve bunu gönül yoluyla söylerler ve bana onu düzelttirirler. Rabıtası tam biri olsam ve yazarken rabıta halinde yazsam asla o yazıda hikmeten yanlış çıkmaz ama şu vardır o yazılan o an bir müşahede ile yazılmıştır ve bazan bir bölümü tevile yani açıklamaya gerek olabilir.

İşte Bediüzaman hazretlerinin Risalei Nuru böyle yazılmıştır. Sofilik yolunda gönülde rabıta vardır ve yazı ve söz rabıta ile gelir. Bunun gibi rabıta neticesinde sofi yardım görür. Gönül rabıtası olmaya bir yere gelemez.

Bu yüzden el alma meselesinde tasavvufu kitap bilgisi ile ögrenenlerin sözlerine itibar edilmemeli. Bir insan tasavvuf ve hak yoluna girmek isterse bir mürşidi kamilden el alması mecburidir. Yolun edebi budur. Başka söylenenler batıldır. Velilerin yolunu edebi böyledir.

Zamanımızda yok deniyor. Bu doğru olmaz. Hakkın işleri böyle değildir. Allah sevdiği dostlarnı muhafaza eder. Onları ortadan kaldırmaz. Bir insanın bahçesi olsa ve orda birçok otlar ve çiçekler olsa ve en sevdiği çiçekler gül ve sümbül olsa. O bahçede yabancı otlar çok olup gü ve sümbülleri tehdit etse hiç o bahçe sahibi gülleri ve sümbülleri kesip otları büyütür mü. Sevdiği şeyleri ortadan kaldırıp ortalığı diken bahçesine döndürür mü. Sonra oturup yıllarca dikenleri seyreder mi. Allah Teala da yerleri ve gökleri ayna olarak yarattı. Allah o kimsenin bahçesini seyrettigi gibi heran seyrediyor ve herşey elinde olup kader ile her işe müdahele ediyor. Hiç Allah en sevdiği dostları olan evliyaları ortadan kaldırıp sonra yüzlerce yıl kendinden uzak olup bahçedeki diken misali olanları seyretmeyi irade eder mi. İrade etmez ve murad etmezse o dikenler nasıl olup ta gül ve sümbül olan evliyaları okedebilirler.

Ayrıca Allah bilinmek istedi ve yarattı denir. Allahiı hakkıyla bilenler ancak marifet ve takva sahibi velilerdir. Onları kaldırır mı. Kaldırmadığını Allah Kuranida haber veriyor. En büyük imansızlık olan bir an düşünün. Diyelim insanlar bir insanı tanrı ilan edip tapıyorlar. Putlara tapıyorlar. Her günahı işliyorlarç Diyelim Kuran yok hiç din yok. Öyle bir halde dahi evliyalar var. Musa AS böyle bir toplumda doğunca onun annesi büyük bir evliyaymış. Allah kendisine ilham etmiş, oğlunu sandığa koy nehre bırak onu sana geri döndüreceğiz der. Bu zaman ortada hak bir din dahi yoktur ama evliyalar var. Bu zaman ise en büyük resulun zamanı, hak din ve Kuran var bu zamanda evliya biter mi. Bitmez.

Evliyaların yolu aynen devam etmektedir. Kitaplardaki olan herşey bugün aynen var. Kadirilik yolu kıyamete kadar devam edecektir. En son Mehdi AS hem Kadirilik hem Nakşibendilıik ve hem de Mevlevilik yollarında seyri sülük edecektir. Bu yolumuz hamd olsun Mehdi AS’ın da feyz alacağı bir yoldur. Kıyamete kadar velilerin yolu zarar görmez. Bugün tasavvuf yolunun kağısı açıktır.

Son zamanlarda bazı Mevlevilik yoluna gönül vermiş kareşlerimizle tsanıştık bize sordular hala Mevlevilik var mı diye. Şeyhimiz Seyyid Muhammed Efendi hazretlerı Mevlevilik yolunun da mürşitliğini yapar. Bizler Mevlana hazretlerinin sofileriyiz. Kendi zamanındaki sofileri nasılsa bizler de aynen öyleyiz. Aziz pir Mevlana hazretleri bizleri irşad eder. Mesnevinin sırlarını bize açıklar. Feyzi ile bize rehberlik eder. Bu yolda Mevlana hazretleri hayattaymış gibi isitfade edilir. Hatta biz de Mevlana hazretlerinin lutfu ve yol göstermesi ile şeyhimiz Seyyid Muhammed Efendiyi bulduk. Mevlana hazretleri bizzat kendileri bizi Seyyid Muhammed Efendiye yönlendirdiler. Başta pirimiz Abdülkadir Geylani hazretleri ve diğer veliler ve Resulullah SAS efendimiz de bu yolda bizzat rehberlik ederler.

 

Yusuf AS

Yusuf AS’ın hikayesi kıyamete kadar ibret ve hikmetleri ile anılmaya devam edecektir.  Sofiler Yusuf AS’ı çok severler.  Biz de kendisine en derin muhabbetlerimizi sunuyoruz.  Yusuf AS sofilerin yol göstericisi ve himmet kapısıdır.  Her sofiye yetecek kadar ilim ve sır Yusuf AS kapısında mevcuttur.  Biz de Yusuf AS’dan himmet ve medet dilenerek ve kendisini manevi izin ve yardımları ile haddimiz olmasa da temiz ve güzel adını burada anmak diliyoruz.

 

Yusuf AS deyince öncelikle dervişlik yolunda eski ve mazi değil bu an ve bugün akla gelir.  Sofi gönül yolcusudur.  Sofi Yusuf dostudur.  Gönlü Yusuf iledir.  Geçmiş ve gelecek fanileredir, sofiye bunlar yoktur.  Halk ve varlık sofi için yoktur.  Halka yok olansa sofi için vardır.  Onun için halka eskilerin hikayesi gibi gelen Yusuf AS vardır ama halkın kendisi yoktur.  

 

 

 

 

Evliyaların Hak Yolu

Bismillahirrahmanirrahim.

Besemelde hikmetler çok. Her işin başında olan ve Kuran’da surelerin başında olan besmele sırları çok. Bunun gibi Kuran sırlar kitabı. Derin manaları sonsuz. Derin manaları sonsuz olan bu kitap herkese derecesine göre hitab ederken zamanla da farklı sırları ortaya çıkıyor. Namaz sırlı bir ibadet, Hz Ali KV namazda bacağından çıkarılan oku hissetmiyor. Resulullah namazdan ben öyle zevkler alıyorum ki diyor.

Din öyle matematik gibi bişey değil. Dinde ilmin ve derecenin sonu yok. Her bilen üstünde olan bir bilen mutlaka var buyruluyor. Hak ve hakikat ilminin dereceleri var. Zahiri ilimler var bir de batıni ilimler var. Uveys El Karani hazretlerinin hayatını ve Resulullah SAS efendimizin hadislerini okuyan biri evliyaları. Resulullah ve sahabe zamanında evliya var mı yok mu deyen Uveys El Karani hazretlerine baksın yeter.

Uveys el Karani hazretleri hergün annesine anlatırmış, Resulullah SAS ve sahabeden haber verirmiş, Resulullah SAS de sahabeye Uveys hazretlerinden bahsedermiş. Hiç görüşmemişler. Resulullah SAS efendimiz ahirete göçerken giydiği bir hırka varmış o hırkayı Uveys El Karani hazretlerine bırakmış, bir ara çok terlemiş, sonra biraz açılmış, bu hırkamı Uveyse verin diye vasiyet etmiş, ümmete dua etsin siz de duasını alın buyurmuş. Sahabeye siz de gidip dıasını alın diye emrediyor son nefesinde. Hiç görmediği biriyken Uveys hazretleri ve kimse kim olduğunu bilmezken Resulullah son anlarında giyip terlediği hırkasını ona verilmesini vasiyet ediyor.

Uveys El Karani hazretleri uzaklarda dağlarda bir deve çobanıyken öyle derecelere ulaşmış. Sadece Resulullah SAS efendimizin doğrudan manevi irşadı ile hiç görmeden yüksek velayet makamlarına ulaşmış. O zamandan buyana bütün veliler buna benzer yolla irşad olup evliya oluyorlar. Evliyaların yolu işte bu görmeye gerek kalmayan gönül yolu. Bu sır sahabede zaten tamamen vardı. Peygamberi hiç görmeyenler bunu anlamıyorlar zannediyorlar ki bu sıradan bir insanı görmek gibi. Resulullah SAS efendimizin meclislerinde insanlara ne haller gelirdi haberleri yok. O meclislerde bir hurma kütüğü ağlıyor sahabeler orda onlara çok normal geliyor. Vahiy geliyor normal karşılıyorlar. Birgün Cebrail AS gelip oturuyor sorular soruyor. Bir başka gün Şeytan geliyor. Bedir’de melekler geliyor görüyorlar. Peygamber nice mucizeler gösteriyor.

Sahabe heran Hakkın ihsanlarını görürdü. Heran Resulullah inanılmaz haller verirdi gönüllerine. Bazan Resulullah’tan öyle haller geliyor, meclisine gelen mest oluyor. Söze gerek olmadan Hz Ömer RA böyle bir anda Resulullah SAS efendimizi öldürmek için gidiyor orda Resulullah SAS öyle bir halde ki öyle bir makamdan yanına yaklaşan yanıyor, Hz Ömer daha yaklaşınca bir hal geliyor serhoş olup kendinden geçiyor. Konuşma yok, tartışma yok hal ile anında yükseltiyor. Bunun gibi nice olaylar var. Cenabı hak o an nasip edip Hz Ömer’in gönlünü açınca sahabeye giden o hal ona da geliyor. Sahabe heran o haller ile mest olurmuş. Bir kere Resulullah’ı görmek onlara yetermiş. Allah ve resulunu herkesten çok sevmedikçe gerçekten Müslüman olmazsınız demek o aşk hallerine ulaşmak demektir. Yani sahabede öyle bir Resul aşkı var ki Mecnunun leylaya aşkı bir hiç kalır. Canlarını herşeylerini feda etmeleri onlara zor gelmezdi. Bunun nedeni aşklarıdır. Aşık herşeyden geçer. Sahabeyi anlayamayanlar bunu yok sanmışlar hata etmişler.

Resulullah aşkından eser olmayanlar bunları anlayamazlar. Bugün çokları bu halleri anlamıyor. Uveyse ve sahabeye gelen bu aşk hallerinden nasibi olanlar azalmış. Mısır kadınları Yusuf AS’ı görünce onlara bir hal geliyor hemen ellerini kesiyorlar. Kestiklerini hissetmiyorlar. Aşklarından serhoş oluyorlar ve öylece elleri kesik evlerine götürülüyorlar ama hala aşk serhoşluğundan ellerindeki yaraları hissetmiyorlar. Resulullah peygamberlerin en güzelü olup Habibullah iken sahabenin aşkını ve serhoşluğunu anlamayanlar sahabede gönül ilmi olan aşk yoktu derler. Bunu demelerinin nedeni görmediklerinden, bilmediklerinden.

Sahabe bir aşıklar ordusudur. Resul aşkı ile Bilal ezan okumayı bırakmış. Aşkından hurma dalının kütüğü bile ağlamış. Allah sen olmasaydın yerleri ve gökleri yaratmazdım dediği habibullah sahabe için canlarından daha sevgiliydi ve onlar ebedi aşıklardır. Evliyaların yolu bu yoldur. Başka yollar evliyaların yolu kadar olamazlar hak katında çünkü Resule layık olan aşıklardır. Ehli tasavvuf dışındakiler layık olan sevgiyi gösteremezler. Resule layık olan sevgıyı gosterebılseler aşıklardan olacaklardı ama olamıyorlar. Yusuf AS’ı görünce aşkından elini kesmeyen kalpsizdir ancak. Elini kesmeyene ne kabasın, ne kalpsiz bir alçaksın demek lazım. Resulullah SAS efendimizi takib edip aşkından yanmayan da kalpsizdir ve Habibullah’a layık değildir. Bu yüzden onu herşeyden çok sevmedikçe iman etmiş sayılmazsınız denmiş. Tasavvuf işte bu gönül yoludur. Evliyaların yolu budur. Geçer akçesi aşktır.

Para, mal, mevki getirene değil, deve çobanı Uveys gibi kalbini getirene rağbet edilir. Deve verene değil, gönül verene zengin denir. Allah gönüllere bakar. Evliyaları hep aşıklarıdır. Uzak olan aşık olamaz. Yakın olanlar pervanesi olup yanarlar. Canlar canına can gerek, askınla canında olmayana sevgilinin yakınlığı yasaktır. Yusuf bir peygamberken gören ellerini doğruyor, Hakkı cemalini görmenin bedeli ise candır. İşte evliyaların yolu bu yol.

Uveys hazretleri aşk yolu ile fena bulup Resule varmış. Mecnun bana dokunmayın ben Leyla’da fena buldum, iki beden var ama bir can var, bana dokunursanız Leya’nın canı yanar demiş. Gönül bedenler gibi değil. Mevlana bir odada mumlar olsa onların ışıkları karışır der. Mum 10 tane ama oda aydınlık ve o aydınlık birtane. Canlar da mum gibi olan varlıktan kurtulunca vahdet aleminde bir olurlar. Gönül yolu ile aşıklar bir olurlar. Evliyaların yolu Hakka büyle varır. Odadaki mumun ışığı Güneşe tutunca görünmez olur. Mum alevi artık görünmez. Hakkın yakınlığı gelince can mumu da Hakkın nurunda fena bulur. Cenabi Hak gören gözü ve tutan eli olurum dediği evliyaların bu fena hali.