Archiv der Kategorie: Zaviyeler

Şeyh Seyyid Mahmud Usta Efendi

       Şeyh Seyyid Hocazade Mahmud Efendi H.1270 M.1863 tarihinde Kayseri ili, İncesu İlçesine bağlı Kızılviran Kasabası’nda dünyaya geldi. babası Şeyh Seyyid Mahmud Efendi, annesi Ayşe Hanımdır. Babasının yanında dini ilimleri tahsil etmiş, kısa dönem Kayseri medreselerinde bulunmuş ve İncesu’daki tarihi Kara Mustafa Paşa Medresesinde eğitim görmüştür. İncesu ilçesinde bulunan Şeyh Seyyid Muhammed Emin bin İbrahim efendinin tekkesinde kalmış ve ondan Nakşibendiyye Tarikatının İcazetini almıştır.                                   
              Medine ‘de bulunan Şeyh Ahmed bin Allame Rıdvan’dan Delailu’l –Hayrat okumuş ve icazet almıştır. Şeyh Hocazade Mahmud Efendi H.1330 M. 1911 tarihlerinde Kayseri Hacılar ilçesinde bulunmuş ve bu dönemde Abdullah Dağıstani ile karşılıklı mektuplaşmışlardır. 24 Recep 1330 M.1911 tarihli bir mektubunda Şeyh Hazretleri Abdullah Dağıstani’nin mektubuna cevaben Hacılar Nahiyesi’nde çeşitli dini görevlerde bulunduğunu belirtmiştir.              
              Şeyh Hocazade Mahmud Efendi o dönemde yörenin en meşhur yapı ustası idi. Bu nedenle soyadı kanunuyla birlikte ailesine “ Usta” soy ismi verilmiştir. balkan Harbi’nin patlak vermesi akabinde Şeyh hazretlerinin çocukları cephelere gitmiş, oğlu Mahmud Efendi Balkan harbinde şehit düşmüştür. Milli mücadele yıllarında orduya silah ve erzak sevkıyatında da bulunan Şeyh Hazretleri H.1349 M. 1931 senesinde ahirete irtihal etmiştir. Kabri şerifleri Kızılören Kasabası’nda bulunmaktadır.
17 Zilhicce 1320 Tarihli Delâilu’l-Hayrat İcazetnâmesî  
1. Şeyh Seyyid Muhammed bin Muhammed el-Cezulî [Marakeş]          (Cezuliyye Kolu Piri ve Delailu’l-Hayrat Müellifi) H. 890 M. 1485
2. Şeyh Seyyid Abdülaziz Tiba’
3. Şeyh Seyyid Ahmed bin Musa es-Semlâlî
4. Şeyh Seyyid Ahmed bin Ebu’l-Abbas et-Tamagî
5. Şeyh Seyyid Abdülkadir el-Fasi
6. Şeyh Seyyid Ahmed el-Makarrî
7. Şeyh Seyyid Ahmed bin el-Hacı
8. Şeyh Seyyid Muhammed bin Ahmed bin Ahmed el-Müsnî
9. Şeyh Seyyid Muhammed bin Seyyid Ahmed el-Hadorî
10. Şeyh Ali ibn-i Yusuf el-Harirî el-Medenî
11. Şeyh Seyyid Ahmed ibn-i Merhum Seyyid Allame Rıdvan (Medine)
12. Şeyh Seyyid Hocazade Mahmud Usta Efendi [Kızılviran] H.1349 M.1931

Arşiv Belgelerinde Dergahımız

Şeyh Piru’t-Tarika, Şâhu’l-Evliya, Kâmilu’l-Asfiya et-Takî el-Velî eş-Şehid es-Seyyid Muhammed el-Kadirî el-Hüseynî Gavsullah es-Sincanî;
Seyyid hazretleri, Şeyh Abdülkadir Geylânî hazretlerinin halifelerindendir. H.6 M. 12 yy’da Musul eyaletine bağlı Sincar bölgesinde yaşamıştır. Kadiri Tarikatı’nın Piri Abdülkadir Geylani Hazretleri ile birlikte Cûde dağında riyazette bulunmuştur. Ondan aldığı vazife ile Cizre havalisinde bir müddet halkı irşatla meşgul olmuş, Moğolların bölgeyi istila etmesiyle birlikte Kayseri yöresine hicret ederken 84 veya 104 yaşında olduğu halde takriben H. 619 M. 1223 senesinde yolda vefat etmiştir. Bir rivayete göre kabri Cizre’dedir.
Es-Seyyid Muhammed el-Kadiri hazretlerinin vefatı ardından irşat vazifesi nesli tarafından devam ettirilmiştir.
Moğol zulmünden kaçan Es-Seyyid Muhammed el-Kadiri hazretlerinin çocukları ve torunlarının bir kısmı aralarında Abdulkadir Geylani hazretlerinin çocuklarının, es-Seyyid Muinuddin Hasan el-Çiştî es-Sençerî hazretlerinin neslinin de bulunduğu seyyidler ile birlikte Kayseri şehrine göçmüşlerdir. M. 13 yy’ın ortalarında Moğol istilası ile birlikte Kayseri şehrinde meydana gelen işgaller, yağmalamalar ve kargaşaların akabinde Kayseri ili İncesu ilçesi Kızılviran havalisine yerleşmişlerdir. Bu seyyidler bir kabile olarak yaşamakta idiler ve devrin Selçuklu sultanları tarafından kendilerine vakıf arazileri tahsis edilmişti.
Çalkantılı bir dönemde meskun oldukları havalide imar ettikleri tekke ve zaviyeler ile Anadolu’nun Moğol yıkımından kurtuluşunda önderlik eden Muhammediye tarikatı şeyhleri olan bu zevât, kendilerine mahsus geniş vakıf arazilerinden elde ettikleri gelirleri tekke ve zaviyelerinde halkın ihtiyaçlarının karşılanması için sarf etmekte idiler. Bu seyyidlere ait tekke ve vakıflardan bazıları şu şekildedir; (H. 644 M. 1247; Anadolu Selçuklu Devleti Dönemi)Emir Tâc Vakfı ve Şeyh Seyyid Tâceddin Hazretleri;Bu vakıf, Abdülkadir Geylani hazretlerinin torunu oğlu Şeyh Seyyid Tâceddin hazretlerine ve nesline Anadolu Selçuklu Sultanı II Gıyaseddin tarafından vakfedilen ve Erciyes dağından kaynağını alarak Hisarcık beldesinden geçip, Kızılköşk mevkiine kadar varan akar suyun belli günlere ait tasarruf hakkı üzerine bina edilmiştir.
Bu vakfın vakfiyesi tarafımızdan Kızılören kasabası ile Hacılar ilçesi arasında vuku bulun su anlaşmazlığının halli için 1968 yılında mahkemeye verilmiş neticede Erciyes suyunun kullanım hakkı belli günlerde kızılviran havalisine tahsis edilmiştir. H. 644 M. 1247 tarihinde kaleme alınan ve şahitleri arasında Mevlana Celaleddin Rumî ve hocası Seyyid Burhaneddin Muhakkık et-Tirmizî hazretlerinin de bulunduğu bu vakfiye hakkında Arşiv Belgeleri ışığında Anadolu’da Kadirilik ve Kadiri Tarikatı’nın Muhammediye Kolu isimli eserimizde tafsilatlı bilgi verilmiştir.[1]
Şeyh Emîr Tâceddin Hazretlerinin Soy Şeceresi
1. Şeyh Seyyid Abdülkadir Geylanî [Bağdat](Kadiriyye Tarikatı Piri) H. 561 M. 1165
2. Oğlu Şeyh Seyyid Abdülaziz [Sincar] H. 602 M. 1205
3. Oğlu Şeyh Seyyid Ahmed [Kayseri]
4. Oğlu Şeyh Seyyid Taceddin (Emir Tac) [Kayseri]
Abdülkadir Geylani hazretlerinin 22’si kız 27’si erkek olmak üzere 49 çocuğu vardır. Abdülkadir Geylani hazretlerinin oğlu olan Şeyh Seyyid Abdulaziz hazretleri H.532 M. 1205 yılında dünyaya gelmiş olup, oldukça alim ve gayet mütavazi bir kimse idi. Birçok ulemadan icazet almış ve hadis rivayet etmiştir. Seyyid Abdülaziz hazretleri Askalan’da gazada bulunduğu sırada Kudüs’ü ziyaret etmesi akabinde H. 580 M. 1180 tarihinde Sincar’a bağlı Cibal köyüne yerleşmiştir. H. 602 yılının rebiu’l-evvel ayının 18’inde M. Temmuz 1138 tarihinde ahirete irtihal etmiştir.[2]
Kaynaklarda Muhammed ve Abdülhalık isminde iki oğlu olduğu belirtilen Şeyh Seyyid Abdülaziz hazretlerinin üçüncü oğlu Şeyh Seyyid Ahmed hazretleri ve onun oğlu Emir Tac hazretleri bize ulaşan arşiv belgeleri ve araştırmamız sayesinde gün yüzüne çıkmıştır.[3]
H. 1169 M. 1755 tarihinde bu vakfın mütevellileri Seyyid Hacı Ahmed oğlu Seyyid Mehmed Sâni Ağa efendi ve Seyyid Mehmed Çelebi efedilerdir.[4] Şeyh Seyyid Tâceddin Hazretlerinin nesli tarafından tesis edilmiş vakıf ve tekkelerden bazılar şunlardır;
1. Emir Mahmut Vakfı; Şeyh Seyyid Emir Taceddin’in nesline vakfedilen Kızılköşk arazisi H. 900 M. 1500 Tarihinde tanzim edilen evkaf defterlerinde Urla Suyunun Çarşamba ve Perşembe günleri hakları olmaları kaydıyla Emir Mahmut tarafından nesline vakfedilmiştir. Bu tarihte Emir Mahmut’un Şeyh Çelebi ve Ahmed Paşa isimli iki oğluyla Selçuk ve Hatun isimli kızları vakfın tevliyetinde gözükmektedir. H. 870 M. 1465 tarihinde bu vakfa Sultan Beyazıt Han tarafından berat ve mukarrernâme verilmiştir. H. 990 M. 1584 tarihinde bu vakfın 330 akçe geliri olduğu kayıtlıdır.[5]
2. Şeyh Hoca Vakfı M. 15 yy’da Osmanlılar tarafında Şeyh Hoca Ivaz’a mülk olarak verilen Hisarcık beldesi, Şeyh Hoca Ivaz tarafından kardeşi Emir Ahmed’e ve onun nesline vakfedilmiştir. H. 900 M. 1500 tarihinde bu vakfın mütevellisi Hacı Seydi evladından Halil Fakih oğlu Şeyh Yusuf’tur.[6]
3. Hacı Seydi Vakfı Bu vakıfta Şeyh Seyyid Emir Taceddin hazretleri ve nesline vakfedilen Erciyes suyu konu edinilmektedir. Buna görü Kayseri nahiyelerinden Gürle köyünden geçen su takriben H. 850 M. 1446 tarihinde Hacı Seydi tarafından vakfedilmiştir. H. 1168 M. 1754 Tarihinde bu vakfın mütevellisi Seyyid Ahmed Çelebidir. H. 1182 M. 1768’de Seyyid Ahmed-i Evvel, Seyyid Mahmet Sani ve Seyyid Enes oğlu Seyyid Osman vakfın mütevellisi olmuş ve bunlardan sonra vakfa Seyyid Mehmet oğlu Hidayetullah tevliyet etmiştir. H. 1291 M. 1874 tarihinde Seyyid İbrahim oğlu Seyyid Nuh efendi ve onun İzmir’e yerleşmesi ile de H. 1310 M. 1892 tarihinde Seyyid Nuh Efendi oğlu Seyyid Mustafa vakfın mütevellisidir.[7]
(H. 677 M. 1278; Anadolu Selçuklu Devleti Dönemi)Şeyhu’l-Meşâyih Şeyh Seyyid Selvi oğulları Şeyh Seyyid Hasan ve Şeyh Seyyid Hasum Bey Hazretleri Tekke ve VakıflarıŞeyh Seyyid Hasan Bey ve Şeyh Seyyid Hasum Bey Şeyh Seyyid Abdulkadir Geylani hazretlerinin halifelerinden Seyyid Muhammed el-Kadiri hazretlerinin torunlarındandır. H. 600-700 M.1200-1300 Tarihleri arasında bugün itibari ile Kayseri ili, İncesu İlçesi Çardaklı köyünün üzerine kurulu olduğu Mamalar bölgesinde yaşamışlardır.
Hasan Bey ve Hasum Bey iki kardeştir. Atalarına vakfedilen bugünkü Subaşı köyünün Kuzey sınırlarından başlayarak Kızılören Kasabasını içine alacak şekilde Karpuz Sekisi ve Hisartepe arazileri de dahil olan çok geniş bir araziye tasarruf etmekte idiler. Hasan ve Hasum Bey’in babası olan Şeyh Seyyid Selvi, Muhammediyye Tarikatı’na ait kadiri zaviyesi şeyhidir. Şeyh Seyyid Selvi’den sonra bu tekkeye Şeyh Seyyid Hasum Bey şeyh olmuştur. Şeyh Seyyid Hasum Bey kendi zimmetinde bulunan yukarıda belirttiğimiz arazinin yarısını H. 677 M. 1278 tarihinde tekkenin masraflarının karşılanması ve tekkede konaklayanların ihtiyaçlarının giderilmesi için vakfetmiştir.
Şeyh Seyyid Hasan Bey ise zimmetinde bulunan ve kardeşi ile ortak arazisini yine bu tarihte evlatlarına ve nesline vakfetmiştir. Neslinin inkırazı (kesilmesi) halinde Haremeyn-i Şerifeyn (Mekke ve Medine) fakirlerine vakfın gelirinin hibe edilmesi gerektiği belirtmiştir. Hasan ve Hasum Bey’in arazilerine Hasum Bey’in evladı olmadığı için Hasan Bey’in evlatları ve nesli tevliyet etmekteydiler.[8] Bugün bu zaviyenin yeri tam olarak bilinmemekle birlikte Seyyid Hasum Bey’in tekkesi 19 yy. ortalarına kadar mevcudiyetini koruyan Çardaklı Köyü-Hisartepe yamaçlarındaki kadiri tekkesi olsa gerektir. M. 1500 tarihinde bu tekkenin şeyhi Seyyid Mevlana Mehmet’tir. Ve bu vakfın arazisinin doğu komşuları yani bugünkü Avşar bölgesinde Evlad-ı Ahmed oğlu Mehmet’in Misafir Vakfı ve Hasan Kethüda Evlatları Vakfı bulunmaktadır. H. 1050 M. 1646 Tarihinde verilen bir hüküm suretinde vakfın mütevellisi ve Şeyhi Seyyid Hacı Bayram’dır.[9] H. 1175 M. 1762 tarihinde vuku bulan bir mahkeme kaydında Şeyh Hasan Bey Tekkesi ve Vakfı mütevellileri şu şekilde belirtilmektedir;
Şeyh Seyyid Hasan Bey’in evlatlarından es-Seyyid Ali oğlu es-Seyyid Mustafa Çelebi, es-Seyyid Feyzullah efendinin oğulları es-Seyyid Mehmet efendi, es-Seyyid Kasım efendi, es-Seyyid Ahmet efendi, es-Seyyid Hüseyin’in oğulları es-Seyyid Hasan ağa ve es-Seyyid Mehmet ağa, es-Seyyid Mehmet’in oğlu es-Seyyid Ahmet, es-Seyyid Hasan’ın oğlu es-Seyyid İsmail, es-Seyyid İsa oğlu es-Seyyid Mehmet, es-Seyyid Ahmet oğlu es-Seyyid el-Hac Abdi, es-Seyyid Süleyman oğlu es-Seyyid Ali, es-Seyyid Ebubekir oğlu es-Seyyid Mehmet, es-Seyyid Süleyman oğlu es-Seyyid Ömer ve onlar ile beraber es-Seyyid Hasan efendinin oğulları es-Seyyid Abdullah, es-Seyyid Mehmet, es-Seyyid Mahmut vakfın mütevellisi küçük es-Seyyid Osman oğlu es-Seyyid el-Hac Osman’ın şer’i vekili Ebubekir oğlu es-Seyyid Hüseyin[10] H. 1283 M. 1867 Tarihinde Seyyid Osman bin Seyyid Mehmed Abidin ve bunun vefatıyla çocukları H. 1329 tarihinde Remzi ve Emin Efediler, Remzi efendinin vefatıyla da H. 1330 Tarihinde Seyyid Remzi efendi’nin oğlu Seyyid Ahmed’e ve Seyyid Ahmed’in oğlu Abidin efendiye vakfın bir hissesi tahsis edilmiştir.
Vakfın bir hissesi Seyyid Mehmed Emin Efendinin oğulları Seyyid Mustafa ve Osman’a H. 1272 M. 1855 tarihinde tahsis edilmiş, bunların vefatları ardından vakfın hissesi Mustafa efendinin oğlu Emin Sudi ve İbrahim Cudi efendiye tahsis edilmiştir. Bir Hisse de H. 1287 M. 1865 Seyyid Osman oğlu Seyyid Mehmet Rıfat efendiye ve onun vefatının ardından oğlu Ahmed efendiye H. 1332 tarihinde tahsis olunmuştur.[11]
Şeyh Seyyid Reisu’l-Etkıyâ Muhammed bin Ali Ma’ruf bi-Omuzu Güçlü Hazretleri Büyük veli Seyh Seyyid Muhammed bin Ali Omuzu Güçlü Hazretleri M.1310-1390 (H.700-800) yılları arasında bugünkü Kayseri ili İncesu ilçesi Sürtme Köyü sınırları içerisinde kendinden sonra Omuzu Güçlü mezrası olarak adlandırılan yerde yaşamıştır. M.1230’lu yıllarda Sincan bölgesinden gelen, bugünkü Sürtme, Kızılören ve etraf oba arazilerini de içine alacak şekilde kendilerine vakfedilerek bu yöreye yerleştirilen Seyyid Muhammed Kadiri Hazretlerinin neslindendir ve Seyyiddir.[12]
Seyyid hazretleri uzun yıllar yöre halkını irşat etmiş, vefatını müteakip zaviyesi yakınlarına defnedilmiştir. Yüz yıllar boyunca irşat vazifesi nesli tarafından devam ettirilmiş, çevre araziler de türbenin ve zaviyenin giderleri için vakfedilmiştir. Yoksul kimselerin de bu vakfiyelerden hisse aldığını arşiv kaynaklarından öğrenmekteyiz.[13]
Bu büyük velinin türbesinde daima meskun kimseler bulunmakta idi.[14] Zaviye şeyhi ve seyyidler avarız vergisinden şehzade beratıyla muaf tutulmuşlardı.[15] H. 930 M. 1543 Tarihinde yapılan bir tahrirde Şeyh Ali fakih oğlu Şeyh Seyyid Hasan’ın zaviyenin Şeyhi olarak görünmekte ve bu zaviyeye hizmet edenlerden Şeyh Seyyid Muhammed bin Ali Omuzu Güçlü hazretlerinin neslinden gelen bir kimsenin Bağdat’ta bulunduğu belirtilmektedir. [16] H. 1287 M. 1870 tarihinde Şeyh seyyid Mehmed efendi, Seyyid Mustafa bin Ahmed efendi ve Mehmed Emin bin Hasan Efendi Omuzu Güçlü Zaviyesinin mütevellileri olarak kayıtlıdır.[17]
Yüzyıllar boyunca mevcudiyetini muhafaza eden Şeyh Seyyid Muhammed bin Ali Omuzu Güçlü Zaviyesi ve bunun meşrutalarından bugün sadece Şeyh hazretlerine ait türbe ayakta kalabilmiştir. Nitekim 700 yılı aşkın bir zamandır yöre halkı tarafından ziyaret edilen bu ehl-i beyt mürşidin türbesi 12 metre uzunluğunda, 3 metre yüksekliğinde, 7 metre enindedir. Sarı kesme kefek taştan iki kemer ile 40 m²’lik bir alan üzerine bina edilmiştir. Önü bahçelidir. Bunun yanında türbenin Kuzey ve Batı yönünde yüzü geçkin fakat yerleri belirsiz hale gelmiş derviş kabirleri vardır. Neslimize ait bu türbede 2003 yılında tarafımızca tadilat başlatılmış olup hayır-hasenat sahipleri ve yöre halkının destek ve katkılarıyla bir mescit bina edilmiş konumdadır. Hastalıkta, sıkıntılı hallerde, kuraklığın ve darlığın baş gösterdiği dönemlerde yöre halkı bu büyük velinin kabrini ziyaret edip dua ederler. Birçok kimsenin bu türbeden şifa bulduğunu yöre halkı ve bu türbeyi ziyaret edenler rivayet etmektedir.
——————————————————————————–
[1] A.g,e. s. 85-143.
[2] et-Tâdifi, Muhammed bin Yahya, Kalâidü’l-Cevâhir s.55; Behçetü’l-Esrar 114; Hadikatü’l-Evliya 73;
[3] A.g.e s. 96-8.
[4] KŞS No: 144 s. 68-2; A.g.e. s. 99-108.
[5] KKA. Konya Evkaf Defteri No: 565 vr. 205a; No: 584 vr. 93a; A.g.e. s. 110.
[6] KKA. Konya Evkaf Defteri No: 565 vr. 205a; No: 584 vr. 93a; VGA ŞD. No: 484 sr. 1042; BOA TD. No: 387 s. 220; A.g.e. s. 112-121.
[7] KŞS. No: 142 s. 33-1; No: 144 s. 65/2; VGA ŞD. No: 224 sr. 2960; A.g.e. 123-141.
[8] VGA. VD. 730 s. 52; A.g.e. s. 145-160.
[9] KŞS. No: 42-2 Belge: 309-B.
[10] VGA. VD. 779 s. 99.
[11] VGA. VD. 734 s. 165; ŞD. 225 sr. 772; KKA. Konya Evkaf Defteri No: 565 vr. 201b; No: 584 vr. 88b; BOA BA Defter Hane-i Âmire Kısmı TD. No: 640 s. 21; BOA TD. No: 387 s. 219; A.g.e. s. 143-213.
[12] VGA VD: 599 sr: 146; VD:734 sr: 165,167; VD: 730 sr: 52.
[13] VGA ŞD: 226 sr: 610.
[14] BOA TD No: 33 s: 168.
[15] BOA MAD TD No: 20 vr: 93b.
[16] BOA TD No: 976 s: 122
[17] VGA. ŞD. 226 sr. 610-2; A.g.e. s. 271-99.

Şeyh Seyyid Ahmed Kumari Hz

700 YILLIK KADİRİ KARAKİLİSE ZAVİYESİ
(BEŞYÜZ YILLIK ŞEYH SEYYİD AHMED KUMARİ TÜRBESİ )
Şeyh Kumari Hz.lerin Türbesi
Mogol katliamından kaçarak 13.yy ortalarına doğru Kızılören Kasabası havalisine yerleşen es-Seyyid Muhammed el-Kadiri hazretlerinin Kabilesine mensub olan Şeyh Seyyid Ahmed Kumari hazretleri M.1400-1490 (H. 800-900) yılları arasında O gün Kara Kilise bugün ise Boyun, Kilise içi denilen yerde (Armutluk mevkii’de) yaşamış ve vefatını müteakip Kızılören’in güneyindeki Gökdağı eteklerinde şeyhliğinde bulunduğu zaviyesi yakınlarına defnedilmiştir.
Şeyh Ahmed kumari hazretlerinin vefatını müteakip kabri üzerine bir türbe inşa edilmiş ve bu türbeye çesitli meşrutalar bina edilmiştir ve yine bugünkü Armutluk ve çevresinde bulunan bazı tarlaların gelirleri de bu tekke ve bu türbenin giderleri için vakfedilmiştir.[1]
Şeyh Seyyid Muhammed el-Kadiri’nin torunları yörede Karakilise olarak bilinen Romalılardan kalma Kiliseyi tekkeye çevirerek insanları irşada başlamış, Şeyh Ahmed Kumari Hazretleri de zamanla bu tekkeye şeyh olmuştur. Bu kadiri tekkesinde daima meskun kimseler bulunmakta idi.[2]
Halkın irşadı için çalışan Şeyh Ahmed Kumari hazretlerinin tekkesine ait çeşitli vakıf gelirlerinin olduğunu arşiv belgelerinden öğrenmekteyiz.[3] Şeyh Ahmed ve Şeyh Mehmet isimli kimseler M.1440 tarihinde yine bu zaviyede hizmet görmüşler ayrıca bu kimseler ve aileleri padişahın fermanıyla avarız vergisinden muaf tutulmuşlardır.[4]
Şeyh Ahmed Kumari’nin vefatından sonra kimlerin tekkenin şeyhliğinde bulunduğu, kesin olarak tesbit edilememiş ise de yine arşiv vesikalarından Şeyh Ahmed’in veya Şeyh Mehmet’in veya Şeyh Budak’ın veya Kızılören’de yaşayan diğer bir Şeyh Ahmed’in tekkenin başında bulunduğunu öğrenmekteyiz.[5]
M.1698 (H.1110) tarihinde Şeyh Ahmed Kumari Tekkesinde Hacı Abdi isimli biri ve Ondan sonra ise M.1708 (H.1115) senesinde Seyyid Üveys isim diğer bir kişi Tekkenin şeyhliğinde bulunmuştur. Ayrıca Seyyid Hazretlerinin vakıfının kayıtlarından Seyyid Ahmed Kumari hazretlerinin çocuklarının vakfın tevliyetinde bulunduğunu ve buradan hisse aldıklarını öğrenmekteyiz.[6]
Zamanla Şeyh Ahmed Kumari hazretlerinin kabri hariç türbesi, tekkesi, bunların meşrutaları ve vakıf arazileri ortadan kalkmıştır. Şeyh Ahmed kumari hazretleri devrinin büyük velisi idi. Allah (c.c)’a yakınlıkta ileri makamlara ulaşmıştı. Hakkında rivayet edilen kerametlerden biri şu şekildedir; Seyyid Ahmed Kumari Hazretleri tarlasını sürerken rivayete göre ormandan gelen bir arslanı çifte koşardı.
Yüz yıllar boyunca insanlar Şeyh Ahmed Kumari hazretlerinin Kabrinden feyiz aldı. Nice kimseler onun kabrinde şifa buldu. Yaklaşık 500 yıldır yöre halkı darda kaldıklarında, kuraklığa ve salgın hastalıklara mübtela olduklarında, ihtiyaçlarının karşılanıp dualarının kabul edilmesi için onun kabrine gidip dua ederler. Dedelerimiz rahmet duası için bu türbeye giderlerdi. Bizler de darlık zamanlarında bu türbede dualar ettik. Allah-u zü’l-Celal’in birçok rahmetine mazhar olduk.

Şeyh Kumari Hz.lerin Türbesi
Türbe Efendi Hz lerinin cabaları neticesinde 2006 yılında hayırsever tarafindan (Allah cc hayrını kabul eylesin) restore edilmiş ve ziyarete acılmıştır.

[1] BOA İbnül-Emin Tasnifi Vakıf Sıra No: 4043
[2] BOA TTD 976 s. 116-117
[3] KŞS No: 171 s. 304,305
[4] BOA MAD s. 72a
[5] BOA TTD 33 s.116,117, 122, BOA MDD 20 s. 72
[6] VGM ŞD:450 sr:32

 

Şeyh Seyyid Omuzu Güçlü Hz

Büyük veli Şeyh Seyyid Omuzu Güçlü Hazretleri M.1310-1390 (H.700-800) yılları arasında bugünkü Sürtme Köyü sınırları içerisinde kendinden sonra Omuzu Güçlü mezrası olarak adlandırılan yerde yaşamıştır.

M.1230’lu yıllarda Sincar bölgesinden gelen, bugünkü Sürtme, Kızılören ve etraf oba arazilerini de içine alacak şekilde kendilerine vakfedilerek bu yöreye yerleştirilen Seyyid Muhammed Kadiri Hazretlerinin neslindendir ve Seyyiddir.[1]

Seyyid hazretleri uzun yıllar yöre halkını irşat etmiş, vefatını müteakip zaviyesi yakınlarına defnedilmiştir. Yüz yıllar boyunca irşat vazifesi nesli tarafından devam ettirilmiş, çevre araziler de türbenin ve zaviyenin giderleri için vakfedilmiştir. Yoksul kimselerin de bu vakfiyelerden hisse aldığını arşiv kaynaklarından öğrenmekteyiz [2]

Bu büyük velinin türbesinde daima meskun kimseler bulunmakta idi.[3] Zaviye şeyhi ve seyyidler avarız vergisinden şehzade beratıyla muaf tutulmuşlardı.[4] Yine Bu dönemde Ali fakih oğlu Seyyid Hasan’ın zaviyenin şeyhi olduğunu ve bu zaviyeye hizmet edenlerden seyyid Omuzu Güçlü hazretlerinin neslinden gelen bir kimsenin Bağdat’ta bulunduğunu öğrenmekteyiz. [5]

Yüzyıllar boyunca mevcudiyetini muhafaza eden Şeyh Seyyid Omuzu Güçlü Zaviyesi ve bunun meşrutalarından bugün sadece şeyh hazretlerine ait türbe ayakta kalabilmiştir. Nitekim 700 yılı aşkın bir zamandır yöre halkı tarafından ziyaret edilen bu ehl-i beyt mürşidin türbesi 12 metre uzunluğunda, 3 metre yüksekliğinde, 7 metre enindedir. Sarı kesme kefek taştan iki kemer ile 40 m_’lik bir alan üzerine bina edilmiştir. Önü bahçelidir.

Bunun yanında türbenin Kuzey ve Batı yönünde yüzü geçkin fakat yerleri belirsiz hale gelmiş derviş kabirleri vardır. Hastalıkta, sıkıntılı hallerde, kuraklığın ve darlığın baş gösterdiği dönemlerde yöre halkı bu büyük velinin kabrini ziyaret edip dua ederler. Birçok kimsenin bu türbeden şifa bulduğunu yöre halkı ve bu türbeyi ziyaret edenler rivayet etmektedir.

[1] VGA VD:599 sr:146; VD:734 sr:165,167; VD:730 sr:52

[2] VGA ŞD:226 sr:610

[3] BOA TD:33 s:168

[4] BOA MAD TD:20 vr:93b

[5] BOA TD:976 s:122

Şeyh Seyyid Osman Ustaoğlu

(Seyyid Muhammed efendinin Babası)
Şeyh Seyyid Osman Ustaoğlu: (H.1310) M.1895 yılında Kayseri´ye bağlı İncesu ilcesinin Kızılören kasabasında doğdu.
İmam-ı Hz. Ali soyundan olup seyyidir.
İlim tahsiline küçük yaşlarında babasının himayesinde Kur´an-ı kerimi ezberleyerek başladı.
Daha sonra babası Şeyh Seyyid Mahmud Ustaoğlu tarafından Arapca ilmini öğrenmesi için Kayseri´ye medreseye gönderildi.
Devrin ileri gelen alimlerinden;Hamurculu Osman Efendi , Külekzade Abdullah Efendi, Kiçikli Hacı Kasım Efendi ve birçok alimden ilim tahsil etti.
Ayrıca babasından askere gidinceye kadar, yirmi ikinci dedesi ve Kadiriyye Tarikatı Piri Şeyh Seyyid Muhammed el-Kadiri Hz.lerinin kurduğu Muhammediyye Kolu´nun derslerini almıştır.

 1914 yılında birinci Dünya Savaşı çıkınca ilim tahsiline ara vermiş ve vatanı görevini yerine getirmek için Ankara´ya gitmiştir.
Kayseri´de o zamanda ulaşım çok zor olduğu için Kayseri´den Ankara´ya arkadaşları ile beraber yaya olarak on günde gelmişlerdir. Buradan da tren yolculuğuyla İstanbul´a gitmiş ve Tuzla ´da yirmi gün kadar askeri eğitim görmüştür.
Dahasonra Avusturya´da bulunan 15. Topcu Alayına topcu eri olarak katılmış olup, Galiçya Cephesi bir yıl Ruslara karşı çarpışmıştır.
Bu cephe Ruslar tarafından düşürülmüş ve Osmanlı askeri geri çekilen birliğin kumandanı olan Cevat Paşa yaralanmış ve Şeyh Seyyid Osman Ustaoğlu Hz. leri bu komutanı sırtına alarak geri çekilen birliğinin bulunduğu yere kadar getirmiştir.
Şeyh Seyyid Osman Ustaoğlu´na bu davranışından dolayı kahramanlık nişanı ve çavuş rütbesi verilmiştir.
Düşen bu cephede bulunan askerler, İngilizlerle çarpışması için Kudüs`ün Yafa cephesine sevk edilmiştir.
Şeyh Seyyid Osman Ustaoğlu: Yafa cephesinde Şeyh Halid el-Bağdadi Hz. lerinin halifelerinden Seyyid Osman Ustaoğlu bir carpışma esnasında İngilizlere esir düşmüş olup, Yafa cephesinde diğer esir düşen askerlerle birlikte Mısr`a götürülmüşlerdir.
İngilizler bu esirlerin uyuzluk hastalığına tutulmuş olduklarını ileri sürerek onları kireç dolu bir havuzun içine sokmuşlardır.
Bu esirlerin bir kısmı çektikleri acılara dayanamayarak şehit olmuştur. Bu arada Şeyh Seyyid Osman Ustaoğlu bu havuza girerken hafif bir baygınlık gecirmiş ve manevi alemde Hz. Peygamber (s.a.v.) kendisine havuzda kaldığı süre içerisinde gözlerinin kapali tutmasını emretmiştir. Kireç dolu havuzdan çıktıktan yaklaşık yedi gün sonra ingilizler tekrar kendisine gelerek bir hastalığa yakalandığını söylemişler ve vucüduna bir iğne yapmışlardır.
Yapılan iğnenin etkisiyle yaklaşık bir gün sonra kafasındaki saçların tümü dökülmüş ve bir daha kafasında saç oluşmamıştır.
Bu sıkıntılardan kurtulan Şeyh Seyyid Osman Ustaoğlu , sağ kalan diğer esirlerle birlikte Nil nehrinin yakınlarındaki sulama arazilerine kanal kazması için gönderilmiştir.
Dört yıl ingilizlerin elinde esir olarak kalan Şeyh Seyyid Osman Ustaoğlu bu süre içerisinde esirlerin arasında bulunan birçok tarikat ehli kimselerle tanışmış ve onlarla birlikte zikir yapmışlardır.
Onların bu halini gören ingilizler „Osmanlılar esaretten kurtulkmak için tanrılarına yalvarıyorlar.“ diyerek kendileri ile alay ederlerdi.
İngilizler ellerindeki esirleri yemeleri için öğleye yakın bir baş soğan ve ikindi vaktinde yakında günes altında çalışan esirlerin tansyonlarının düşmesi için de bir diş sarımsak verirlerdi.
Aç olan esirler ise çevrelerinde bulunan incir ağaçlarından taze incir yerlerdi.
Taze incirin sütü diş etlerine çürüttüğünden dolayı Şeyh Seyyid Osman Ustaoğlu da esirliği döneminde bütün dişlerini kaybetmiştir.