Allah’ın Ayetlerini Yalanlayanlar

        Ehlullah şöyle buyurur:

 

        “Hakikati söylemek halkın nefretini mûcibdir. Halbuki Hak Teala, kullarında ve kainatta hakkın kaim kılınmasını murad eder. Hakkı kaim kılmaya çalışanlar Allah’ın sevgilileridir. Amma hakka riayet edemeyenler Allah’a “düşmanım” diyemezler, Allah’ı anlatanlara düşmanlık ederler.

 

        Bu dünya imtihanına gelmemizden murad tevhidden ibarettir. Herkes bu alemde derecesine göre tevhid edecek ve bu tevhid meratibine göre akıbet menzilini bulacaktır. Bu alemi böyle fehmeylemeyen isterse dünyaya sahip olsun, idraksizliği hasebiyle deli mesabesindedir. Tevhid edenler deli değildir ve asla mahrum ve mahzun olmayacaklardır.  Gayba iman ederek hazır bil-meclis olmuşlar ve bu dünya gecesinde cemalullah zevkiyle gül goncaları gibi sabaha doğmuşlar ve vuslat zevkiyle ebedi güzelliklere nail olmuşlardır.

 

        Şirkin binlerce çeşidi vardır. Sadece puta tapmak şirk değildir ki. Şirk Allah’ın benliğini kabul ettiği halde, başka benlikleri de kabul etmek demektir. Hak yolunda, Hak’tan başka talepte bulunanlar, zâhiren, şirk koşmuyormuş gibi olsalar da bâtınen (içte ve özde) münkîr olur ve şirk-i hafî (gizli şirk) işlemiş olurlar.

 

 Cenabı Hakk bizi halkeyleyip halk içerisine gönderdi amma halka tabi olalım diye değil, Hakka tabi olalım diye.

 

         Yunus Suresi:95. “Allah’ın âyetlerini yalanlayanlardan da olma, yoksa kaybedenlerden olursun.” 96,97. “Doğrusu Rabbinin söz verdiği azabı hak edenler, can yakıcı azabı görene kadar kendilerine gelen her türlü belgeye bile inanmazlar.”

 

          Ehlullah bu ayetleri şöyle tefsir eder:

 

         “Bir de ey peygamberim, ve ey peygamber yolunun yolcuları, sakın Allah’ın âyetlerini yalanlayanlardan olmayın. Yoksa kaybedenlerden, hüsrana mahkum olanlardan, hem dünyada hem de yarın âhirette eli boşa çıkanlardan olursunuz.

 

         Allah’ın âyetlerini yalan saymak, yok farz etmek, kaale almamak, âyetlere rağmen onlardan habersiz bir hayat yaşamak, demektir. Veya diliyle onlara inandığı halde amelen onları küfretmek demektir. Meselâ biliyor adam, anlıyor âyetlerin ne dediğini, ama imanını eyleme dönüştürmüyorsa, inandığı, bildiği âyetlere imanını amele dönüştürmüyorsa işte bu da yalan saymadır.

 

         Yalan saymak küfürden biraz farklıdır. İnkâr etmek âyetleri tümüyle reddetmek ve inanmamak demektir. Ama yalan saymak âyetlere inanmakla beraber gereğini yerine getirmemek demektir. Meselâ adam inanıyor namazın farz olduğuna, ama yine de kılmıyor. İnanıyor tesettürün farziyyetine, ama yine de örtünmüyor. İnanıyor âhiretin varlığına, ama öyle bir hayat yaşıyor ki hayatında bu inancın kokusunu bile görmek mümkün değildir. İşte bu da âyetleri yalan saymak, âyetleri boşa çıkarmak, âyetlerin varlık sebebini kaldırmak demektir. İşte böyle Allah’ın bunca âyetlerine rağmen sanki onlar yokmuş gibi bir hayat yaşayanlar kaybetmişlerdir.

        

        İşte böyle Allah’ın âyetlerini yalanlayanlar üzerine, onlar hakkında Allah’ın hükmü hak olup kesinleşmiştir. Evet Allah’ın bu zâlimler üzerindeki hükmü hak oldu. Neydi bu Allah’ın onlar konusundaki hükmü? Onlar iman etmeyecekler. Cehennem ashabıdır onlar cehenneme gideceklerdir. Önceki âyetlerde de geçmişti, Allah onların kendi hür iradeleriyle kendileri hakkındaki tercihlerini onaylamıştır. Yâni bu konuda onlar asla mazur değillerdir. Bunu kendileri istemişler, Allah’ın âyetlerini yalan saymışlar, yok farz etmişler, âyetlerle ilgilenmemişler, kendilerini yoktan var eden ve yaşadıkları bu hayatı kendilerine lütfeden Rab’lerini tanımadan, o Rabbin hayat için koyduğu yasalarını, kitabını tanımadan, o Rabbin âyetlerini örterek, örtbas ederek, o âyetleri kendilerine ulaştırmaya çalışan Allah’ın elçilerini susturmaya çalışarak, onlara hayat hakkı tanımayarak bir hayat yaşadılar.

 

         İşte böyle yaşayanlara ne kadar âyet gösterirseniz gösterin, ne kadar delil getirirseniz getirin asla iman etmeyeceklerdir, ta ki kendilerine can yakıcı azap gelene kadar. Azapla karşı karşıya gelene kadar onlar iman etmeyecekler diyor Rabbimiz……”

 

Terkedilen Kuran

                  Terkedilen Kur’an..

 

          Ehlullah şöyle buyurur: “Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhû ve Resûluhû… Yani şehâdet ederiz. Ne deriz, “Yâ Rabbi, ben kendi benliğim vehmindeydim. Amma ruhlar alemindeki sözümü hatırladım ve bu nefis benliğinden sıyrıldım. Bu zevk ile Senin birliğini müşahede ettim. Ben yokum Sen varsın Allah’ım. Buna şahidim ve benim kendi şeraitim, kendi aklım ve fikrim Sana kulluk etmek üzere kurban olsun. Ben bu zevk ile Senin gönderdiğin Rasûlünü tasdik ettim. Kendi yoluma değil, kendi nefsimin çektiği yere değil, Resûlünün yoluna gitmek zevkine eriştim ve ona tâbi oldum. Benliğimi Muhammed’in yolunda sarfettim, hakiki kulluğu onda müşahede ettim, diyerek şehadet etmez miyiz? Şehadet bizlere tezkiye-i nefsi ve tasfiye-i kalbi işaret ediyor.”

 

          Furkan Suresi:27,28,29. “O gün, zalim kimse ellerini ısırıp: “Keşke Peygamberle bir yol tutsaydım, vay başıma gelene; keşke falancayı dost edinmeseydim. Andolsun ki beni, bana gelen Kur’an’dan o saptırdı. Şeytan insanı yalnız ve yardımcısız bırakıyor” der.” 30. “Peygamber: “Ey Rabbim! Doğrusu milletim bu Kur’an’ı terk etmişti” der.” 31. “Ey Muhammed! Her peygamber için, böylece suçlulardan bir düşman ortaya koyarız. Doğruyu gösterici ve yardımcı olarak, Rabbin yeter.”

 

            Ehlullah bu ayetleri şöyle tefsir eder:

 

            O gün zalim elini ısırır. Pişmanlık içinde zalimler o gün ellerinin üzerini ısıracak. Hınçla ellerini gevmeye başlarlar o gün. Ve der ki: Eyvah! Eyvah! Yazıklar olsun bana! Yuh olsun bana! Keşke peygamberle bir yol tutsaydım! Ne olurdu keşke peygamberle birlikte bir yol tutsaydım! Keşke peygamberle birlik olsaydım! Keşke beni peygambere götürecek bir yol izleseydim! Keşke beni peygamber safında kılacak bir yola girseydim! Keşke yanlış yerden bilet almasaydım! Keşke falanların, filânların yoluna değil de peygamber yoluna girmiş olsaydım! Keşke peygamberi tanıyıp onun gibi bir hayat yaşasaydım!..

 

            Yazıklar olsun bana. Keşke ben falanı, filânı dost edinmeseydim. Çünkü o dost edindiklerim beni zikirden, beni kitaptan uzaklaştırdı, beni vahiyden saptırdı. Halbuki o zikir bana gelmişti. Halbuki o kitap bana gelmişti. O filân ve falan kitapla benim arama girerek benim kitabı öğrenmeme, kitabı tanıyıp onunla amel etmeme engel oldu. O kitap bana gelmişken, Rabbim beni o kitapla sorumlu tutmuşken, tam ben o kitapla karşı karşıya gelmişken, tam ben o kitapla tanışmak üzereyken o falan filân beni o kitaptan saptırıverdi. Meselâ adamı meyhaneden çıkarıyorsunuz, Müslüman olması gerektiğini söylüyorsunuz, adam Allah yoluna girmeye karar veriyor. Adam tam zikirle, kitapla tanışmak üzereyken birileri başka bir kitabı veya işte filân cemaati, falan grubu tavsiye ediyor.

 

İşte din budur diyerek kendi kliklerini, kendi gruplarını, kendi kitaplarını sunuveriyorlar ve işini bitiriyorlar adamın. Bu belki bir cemaattir, bir liderin kitabıdır, bir partidir, bir tarikat grubudur veya işte bizim ülkedeki düzenin resmi din kitaplarıdır, resmi din anlayışıdır. Meselâ Jamaika’dan geldi bir kadın Müslüman olmak için, ama birileri ona öyle din sundular ki o kadın şimdi hem Müslüman, hem de başörtüsüz dolaşıyor Konya’da. Evet insanlara kulluk kitabı olarak şu kitabı tavsiye edeceğiniz yerde başka şeyleri tavsiye ediyorsanız insanları saptırıyorsunuz demektir.

 

            Evet o gün öyle diyecekler. Eyvah, keşke falanları filânları değil de direk kitabı tanısaydım. Direk peygamberi tanısam ve onun gibi olmaya çalışsaydım. Keşke falan ya da filân tipi yaşamasaydım. Keşke falan ya da filân tipi giyinmeseydim. İnsanlar hiç kitaba ve peygamberi tanımaya yönelmiyorlar şimdi değil mi? Efendim önce filân zâtı  tanıyalım, falan gibi olalım, falanın dediği gibi yapalım demeye çalışıyorlar. Halbuki biz peygamberi değil de birilerini örnek almaya çalışırsak kesinlikle bilelim ki onda çakılıp kalacağız ve onu bir adım daha ileriye geçemeyeceğiz demektir. Ancak onun kadar olabileceğiz demektir.

 

            Muhakkak ki şeytan insanı yapayalnız ve yardımcısız bırakır. Şeytan her zaman insanı aldatandır. Gerek insanları saptırmaya çalışan insan şeytanlarına, gerekse cin şeytanlarına karşı çok dikkatli olmak zorundayız. Önce bir takım şeylere teşvik ederler, süslü gösterirler, Allah yolundan saptırırlar, sonra da onu yapayalnız bırakıverirler. Evet ana, baba, hoca, koca, mal mülk, dükkan tezgah, zenginlik, makam, mevki yâni bizi kitabı Sünneti öğrenmekten engelleyen ne varsa hepsi şeytandır, onlara dikkat edelim.

 

            Resul der ki: Ey Rabbim, muhakkak ki şu kavmim bu Kur’an’ı terk ettiler. Kavmim bu Kur’an’dan hicret ettiler. Kavmim bu Kuran’ı kendilerinden hicret ettirdiler. Kendileri değil, onu kendilerinden hicret ettirdiler. Bu Kur’an’ı sosyal hayatlarından uzaklaştırdılar. Bu Kur’an’ı mekteplerinden, hukuklarından, eğitimlerinden uzaklaştırdılar. Bu Kur’an’ı aile hayatlarından, evlerinden, mutfaklarından, kazanma harcama anlayışlarından uzaklaştırdılar. Bu Kur’an’ı terkedilmiş olarak, metruk olarak, kendisine başvurulmaz olarak bıraktılar. Bu Kur’an’ı dikkate değer görmediler. Bu kitapla amel etmeyi terk ettiler. Hayatlarını bu kitaba göre yaşamaktan vaz geçtiler. Hayat problemlerini bu kitaba sormaz oldular. Bu kitabın önüne başkalarının kitaplarını, başkalarının yasalarını geçirdiler. İşte böylece:

 

            Her bir Nebi, her bir peygamber için mücrimlerden bir düşman kıldık. Ama kesinlikle bilesin ki; Ey Peygamberim Hâdî olarak, hidâyet edici olarak ve yardım edici olarak Rabbin sana yeter. Sen sadece Rabbine güven, Rabbine dayan, Rabbine teslim ol peygamberim. Yâni ey peygamberim, şu anda karşında amansız düşmanlarının bulunması seni korkutmasın. Sadece senin için değil, senden önceki elçilerimizin karşısında da aynı düşmanlar vardı. Bu zalimlerin Hakka karşı çıkmaları yeryüzünde vazgeçilmez bir yasadır. Olacak bunlar. Sen onları Bana bırak ve yoluna devam et. Hâdî ve yardımcı olarak Ben sana yeterim.

 

            Mekkeliler Allah’ın kitabını reddediyorlar. Kur’an’sız bir hayattan yana tavır alıyorlar. Bugün bizim etrafımızdakiler ise inandıkları bir kitabı reddediyorlar. Yâni inandım dediği bir Kur’an kendi dünyalarına hizmet etmediği için Onu bir kenara almışlar. Ama belki bir gün bu Kur’an da onun kendi dünyasına, para kazanmasına, makam elde etmesine, dünyalık devşirmesine hizmet ederse o zaman bu kitabı eline alacak ve bu kitabı da pazarlayabilecektir. Bu kitabı kendi menfaatine alet edecektir. Yazıklar olsun bu insanlığa.

 

O gün Mekkeli inanmadığı Kuranı reddederken bugünküler inandıkları bir Kur’an’ı arkalarına atıyorlar. Başka kitaplar, başka sistemler, başka yasalar bu kitabın önüne geçmiş. Bir oyun ve eğlence, bir felsefi hareket, bir mal mülk hesabı, bir makam mansıp hedefi bu kitabın önüne geçirilmiş. Kur’an unutulmuş, insanlar başka sevdaların peşine düşmüşler. Bunu anlamak mümkün değildir.”

 

 

 

Suudi Arabistan’da yaşayan büyük muhaddis ve bir Kadiri şeyhi olan Seyyid İbrahim Halife El-Ahsaî’yi ağırladık…

Lübnan,Suriye,İngiltere,Fransa,Almanya ve daha dünyanın dört bir yanından İslam âlimleri,tarikat liderleri ve müntesibleri tarafından sık sık ziyaret edilmekte olan dergahımız bu kez de Şeyh Seyyid İbrahim Halife El-Ahsaî Hz.’ni ağırladı…
Suudi Arabistan’ın Ahsa şehrinde yaşayan muhaddis,fâkih ve aynı zamanda bir Kadiri şeyhi olan Seyyid İbrahim Halife El-Ahsaî Hz. dergahımızı ziyaret ederek,hocamız Seyyid Muhiddin Efendi ile hoş bir sohbette bulundular.Seyyid İbrahim Halife El-Ahsaî Hz. ve müridleri Cumartesi akşamları icra ettiğimiz zikrimize de iştirak ettiler…(Istanbul Dergahi)

Hak ve Batıl

Hak ve Batıl

 

           Ehlullah şöyle buyurur:

 

          “Hak Allah’ın kitabıdır. Hak sadece Allah’tan gelendir. Allah’tan gelen bu hakka istinat etmeyen her şey bâtıldır, her şey haksızlıktır. İnsanlar arasındaki tüm ihtilaflar bu kitapla çözümlenecek, tüm hakları bu kitap belirleyecektir. Kur’an’ın belirlediği hükümlerin dışında kim hüküm verirse, kim bir yasa belirlemeye kalkışırsa o haindir. Hainlerin yasalarına sahip çıkıp onları savunmak ta hakkı terk etmek olduğun­dan küfürdür. Evet ben Müslümanım diyen bir kimseye düşen hakka sarılmak, hakla hükmetmek ve bâtıl ehlini ve onların Hakka istinat et­meyen yasalarını savunmaktan uzak durmaktır. Bu kitabın indiri­lişi haktır, kitap hak olarak, hukuk olarak, tüm hakları, hukukları belir­leyici olarak, haklı olarak indirilmiştir.

 

            Allah peygamberine ve onun yolunun yolcusu olan Müslümanlara hak bir kitap göndermiştir. Allah’ın gönderdiği bu hak kitabın savaşın içinde de, savaşın dışında da Müslümanların hayatında ha­kim olması gerekmektedir. Peygamber ve Müslümanlar savaşın içinde de savaşın dışında da bu kitapla hükmedecekler, bu kitaba sa­rılacaklar, savaş ortamında da barış ortamında da kitapsız bir hayat sürmeleri, kitabı ellerine almadan bir hayat yaşamaları, kitaptan ha­bersiz hüküm vermeleri kesinlikle mümkün olmayacaktır. Peygamber ve Müslümanlar kitapla hükmedecekler, kitapla karar verecekler. Ki­tapsız Müslümanların başarıya ulaşmaları, huzur içinde bir hayat ya­şamaları asla mümkün değildir. Kitapsız problemlerin çözümü müm­kün değildir. İşte Allah bu kitabı peygambere bunun için göndermiştir.

 

Peygamber ve Müslümanlar yaşadıkları hayatın hangi problemiyle karşı karşıya bulunurlarsa bulunsunlar, ister ekonomik bir kavganın, ekonomik bir problemin çözümüyle, ister eğitim problemi, ister hukuk problemi, ister siyasal bir savaşın içinde, ister sıcak bir savaşın, ister soğuk savaşın içinde olsunlar, hangi ortamda, hangi problemin çözümüyle karşı karşıya olurlarsa olsunlar problemlerini ancak Allah’ın kitabıyla çözecekler, Allah’ın kitabıyla hükmedecekler ve başarıya ulaşacaklardır. Allah bu kitabı işte bunun için göndermiştir.

 

            Rabbimiz Peygamber Efendimize kendisiyle hükmetsin, insanlar arasında adâletle hüküm versin diye hem bu ki­tabı gönderiyor hem de aynı zamanda bu kitapla nasıl hükmedilece­ğini, bu kitabın pratik hayatta nasıl uygulanacağını, bu kitabın hayata nasıl indirgeneceğini, bu kitapla hayatın problemlerinin nasıl çözüme kavuşturulacağını da ayrıca peygamberine öğretiyor, gösteriyor. “Bi-ma erakellah” buyuruyor. Allah’ın sana gösterdiği şekilde bu kitapla hükmedeceksin diyor. Dün Allah’ın Resûlü bu kitapla Allah’ın kendi­sine gösterdiği şekilde hükmediyor, hayatın problemlerini çözüyor, in­sanlar arasında adâletle hükmünü gündeme getiriyordu. Elhamdülil­lah ki bugün bizim de elimizde hem kendisiyle hayatı düzenleyeceği­miz Allah’ın kitabı var, hem de şu anda bu kitabın hayatta nasıl uy­gulanacağını, nasıl pratize edileceğini bize gösteren Rasulullah Efen­dimize Allah’ın öğrettiği onun sünneti var.

 

Öyleyse peygamber yolunun yolcuları olarak bizler de sürekli kitap ve sünnetle beraber olacak, kitap ve sünneti elimizden hiç bı­rakmayacak ve hayatın hangi problemiyle karşı karşıya bulunursak bulunalım, savaş problemi mi, barış ortamı mı, ekonomik bir proble­min çözümü mü, hukuk probleminin halli mi, kılık kıyafet probleminin halli mi, bir bakış açısı geliştirme derdi mi, toplumsal bir tavır belirleme, ailevi bir geçimsizliğin çözüme kavuşturulması mı, hayatın nasıl değerlendirileceği, nasıl yorumlanacağı konusu mu, hangi problemle karşı karşıya bulunursak bulunalım Allah’ın kitabı ve onun pratiği olan Resûlünün sünnetine başvurmak zorundayız. İşte Allah kitabı bunun için indirmiştir.

 

            Rasulullah Efendimizin insanlar ara­sında Allah’ın gösterdiği şekilde hüküm verme, içtihatta bulunma yet­kisi vardır. Rabbimiz, Rasulullah Efendimize ve kıyamete kadar onun örnekliğinde bir hayat yaşamak zorunda olan bizlere insanlar arasında hükmederken âdil davranmamızı, hainleri asla savunmamamızı, hainlerden yana olmamamızı emrediyor. Ey peygamberim, ve ey peygamber yolunun yolcuları, ben size bu kitabı onunla aranızda hükmedesiniz, bu kitaba sarılasınız ve tüm prob­lemlerinizi onunla çözümleyesiniz diye gönderdim. Sakın ola ki bu ki­tabı bir kenara bırakıp da, bu kitabın pratiği olarak peygambere öğret­tiğim bilgileri, peygamberin sünnetini bir kenara alıp ta birilerinden bil­gilenmeye kalkışmayın. Birilerinin yasalarıyla hükmetmeye, birilerinden çözüm önerileri dilenmeye kalkışmayın. Sakın ha sakın Allah kitabını, Allah yasalarını beğenmeyen zalimlerin hainlerin hükümlerine tabi olmayın. Zalimlerin, hainlerin hayat tarzlarını benimseyerek, onların istedikleri gibi bir ha­yattan yana olarak onları desteklemeyin, onların savunucusu olmayın. Allah’ın gönderdiği hayat programından razı olmayarak kendi hevâ ve heveslerini din kabul edip kendi kendilerine hainlik yapanlardan olma­yın. Onlarla birlik olarak, onların bu tavırlarını kabul ederek onlara destek vermeyin.

 

            Allah diyor ki peygamberim, kesinlikle hainlerin savunucusu olma. Hangi milletten, hangi dinden olursa olsun hainleri savunarak hak sahiplerine düşmanlık etme. Hainlerin avukatlığını yapma. Başkalarına karşı böyle davranan bir kimse aslında kendisine karşı namus dışı davranmış demektir. Kendi vicdanına karşı haince davra­nan elbette başkalarına karşı da aynı davranışı sergilemekten çekin­meyecektir.”

 

Mümin Suresi:35. “Kendilerine gelmiş hiçbir delil olmadığı halde Allah’ın âyetleri hakkında mücâdele edenler, gerek Allah yanında, gerekse iman edenler yanında büyük bir nefretle karşılanır. Allah büyüklük taslayan her zorbanın kalbini işte böyle mühürler.”

 

Ehlullah bu ayeti şöyle tefsir eder:

 

            “Sûrenin başında, Allah’ın âyetleriyle mücâdele edenlerin durumları ve acı sonları anlatılır. Allah’ın âyetleri konusunda mücâdele, Allah’ın âyetlerine rağmen onlardan habersiz, kendi kendine hayat programı yapmaktı. Allah’ın âyetlerinin varlığına rağmen, onlar yokmuş gibi bir hayat yaşamaktı. Yâni bir insan Allah’ın onun hayatına karışması adına kendisi için gönderdiği âyetlerine karşı ilgisiz kalır, onlardan habersiz bir hayat yaşarsa, işte bu, Allah’ın âyetleriyle mücâdele anlamına gelecektir. İşte böyle yaşayan insanların kalplerini Allah mühürleyecektir. Allah’a karşı müstekbir davranan, Allah’ın âyetlerine karşı eyvallahsız davranan, Allah’a ve Allah’ın âyetlerine iman etmeyen, bu âyetler doğrultusunda bir hayat yaşamaya yanaşmayan ve de Allah’ın âyetlerine dil uzatan kimselerin kalplerini Allah mühürleyecektir.

 

Şurası bir gerçek ki, Allah haksız yere hiç kimsenin kalbini mühürlemez. Bu insanlar Allah’ın kendileri için hayat programı olarak gönderdiği âyetlerden yüz çevirmişler, kendi kendilerine bir hayat programı yapmışlar, amelleriyle öylesine fısk-u fücûra dalmışlardır ki, artık o amellerden hoşlanmaya, durumlarından, yaşantılarından memnun olmuşlar, hayatlarından mutmain olmuşlardır. Şu anda bizim yaşadığımız hayat, hayatların en güzelidir. Bizim başka şeye ihtiyacımız yoktur. Allah’a da, Allah’ın âyetlerine de peygambere de ihtiyacımız yoktur demeye başlamışlar, Allah’ın âyetleriyle kendilerini sağlama almaya, doğru yolu bulma ve ıslah olmayı hiç düşünmedikleri için, peygamberin getirdiği mesaja da hep şüphe ile bakmaya başlamışlardır. Hayat programını kabul etmeyerek, âyetleriyle ilgilenmeyerek Allah’a kafa tuttukları ve de Cebbârlık yapıp Allah’ın kullarına zulmettikleri için, Allah da onların kalplerini mühürleyivermiştir.

 

            Bu yüzden de bu tip insanlar, Allah yanında da mü’minler yanında da büyük bir nefretle karşılanmaktadır. Onların bu konuda Allah tarafından kendilerine gelmiş hiçbir delilleri olmadığı halde, Allah’ın âyetleri, Allah’ın şeriatı konusunda bilgisizce mücâdeleye girişmeleri, Allah’ın da mü’minlerin de büyük öfkesine sebep olmuştur. Zaten sevgi ve nefrette, rahmet ve gazapta mü’minler Allah safındadırlar. Mü’minler, Allah’ın gazap ettiklerine gazap ederler, Allah’ın rahmet ettiklerine de rahmet ederler. Sevgililerinin sevdiklerini severler, gazap ettiklerine de gazap ederler. Allah da sevdiği kullarının gazap ettiklerine gazap, sevdiklerine de rahmet eder.”

Kadiriye tarikatının Özellikleri

Kadiri tarikatının belli başlı özellikleri şunlardır 

  1. Seyyidlerin tarikatıdır; kadiri tarikatı Peygamberimiz (s.a.v.)’in neslinden gelen ehl-i beyt neslinin tarikatıdır. Nitekim Abdulkadir Geylani Hazretlerinin baba tarafı şerif, anne tarafı seyyiddir.
  2. Gavsi tarikattır; gavs sözlükte inaye, yardım gibi anlamlara gelir. Buradaki mana, bütün tarikatlar bir yönüyle Abdulkadir Geylani’nin tarikatından irşad olmuşlardır.
  3. Kadiri tarikat’ı ehl-i sünnet ve’l-cemaat cizgisiyle uyumlu ve saf İslam anlayışına bağlıdır. Ehl-i bid’at ve dalaletin iddialarından uzaktır.
  4. Kadiri tarikatının evrad ve ezkarı çok sadedir. Kadiri tarikatı aşırı şekilcilikten uzak, pratik yönü yüksek, tasavvuf anlayışının insanlara ulaşmasını kolaylaştırıcı fakat sağlam bir metod üzerine kuruludur.

(c) irşad yolu (s.17)

 

Şeyhimiz Seyyid Muhammed Efendi’ye 1968 yılında Lâikliğe aykırı olarak Nurculuk propangadası yaptığı iddiasıyla dava açılmıştı…

İşte 28 Ocak 1969 da İttihad Gazetesi’nde yayınlanmış olan Efendi Hz.’nin beraatine ilişkin o haber…

KAYSERİ’DE RİSALE-İ NUR DAVASI BERAATLE KAPANDI / KAYSERİ

(Hususî Muhabirimizden)- Lâikliğe aykırı olarak Nurculuk propagandası yaptığı iddiasıyla haklarında dava açılan İncesu’nun Kızılören nahiyesinden Mehmed Usta ve Emin Çelebi’nin, hafta içerisinde Kayseri Ağır Ceza Mahkemesinde duruşmaları yapılmış ve son olarak dinlenilen amme şahidi de maznunların “lâilaheillallah” dediklerini, örnek birer Müslüman olduklarını, lâikliğe aykırı bir propaganda yapmadıklarını beyan etmiştir.

Esas hakkında mütalaasını veren savcı Ömer Canbilen, maznunların beraetini taleb etmiş, müdafi Avukat Bekir Berk ise maznunların hareketinde 163 ncü maddeye mugayir bir husus olmadığını belirterek haklarında beraet kararı verilmesini istemiştir.

Daha sonra reis Feyzi Peşkircioğlu, A’za A. Şükrü Hüsnügil ve Feriha Gazioğlu’ndan müteşekkil mahkeme Hey’eti, her iki maznunun da beraetine ittifakla karar vermiştir.

28 ocak 1969 İttihad – Haftalık Siyasi Gazete sayı 67.

Arşivlerimizde 1968’de hakkında 163. maddeden Kayseri 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açılıp yargılanan,mahkemede beraat ettikten sonra Şeyhimiz Seyyid Muhammed Efendi (k.s.),mürşidi,hocası ve gönüldaşı Bediüzzaman Said-i Nursi (k.s.) Hz.nin avukatı ve onun da davasını üstlenen merhum Av.Bekir Berk,öğrencilik arkadaşı Demirci Osman Efendi,çevre il ve ilçelerde destek için gelen arkadaşları ile çektikleri bir hatıra foroğrafı yer almaktadır…

Şeyhimiz Seyyid Muhammed Hoca Efendi Hz.(k.s.) Bediüzzaman Said-i Nursi Hz.(k.s.)’nden 7 ay süreyle Risale-i Nur dersi almış ve sohbetlerinde bizzat bulunmuştur.Ayrıca Bediüzzaman Said-i Nursi Hz.(k.s.) kendisine Mevlevî Tarikatı’ndan el vermiştir…

Bediüzzaman Said-i Nursi Hz.(k.s.) şimdilerde Nurculuk iddiasında bulunan kardeşlerimizin söylevleri aksine tarikat ehlidir.Mevlevi Tarkatı’nın mürşidliğinde olduğunu şeyhimiz bizzat haber vermektedir.Şeyhimiz Seyyid Muhammed Efendi Hz.(k.s..) onu bizzat görmüş,ders almış ve Risale-i Nur’u talim etmek yolunda nice sıkıntılara girmiştir.

Görüldüğü üzere hakkında dava açılmış ve süregelen mahkemeler sonucu Bediüzzaman’ın da avukatlığını yapmış Av.Bekir Berk’in savunması ile beraat etmiştir.Bediüzzaman Said-i Nursi Hz.ne gerçekten gönül vermiş kardeşlerimizin Şeyhimize hürmet etmeleri,en azından sohbetlerinden istifade etmeleri veya Said-i Nursi Hz. hakkında kendisine danışmaları gerekmez mi? …

Ebu’l-Fukara Seyyid Omuzugüçlü Hz.(k.s.)’nin türbesi için yapılacak yeni camii inşası başlamıştır…

Anadolu’da Kadirî kültürünün temsilcilerinden olan ve Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in mübarek neslinden gelen Seyyid Omuzugüçlü Hz.(k.s.) türbesi yakınına yeni bir camii yapımına başlanmıştır.

Şeyhimiz Seyyid Muhammed Hoca Efendi Hz.(k.s.)’nin çabalarıyla yeniden canlanan bu türbede 10 yılı aşkın süredir her sene derneğimizin desteği ile “Geleneksel Kadirî Kültürünü Tanıtma ve Pilav Günü Etkinlikleri“ gerçekleşmektedir.Bu büyük rahmet ve feyz hazinesini yeniden gün ışığına çıkarmak ve himmetlerinden istifade etmek için derneğimiz türbe tamiratı,türbe yollarının açılmas vb. hizmetler için katkıda bulunmuştur.

Bu sene Ramazan Bayramı’ndan sonra yöre halkından duyarlı kişiler ve derneğimizin desteğiyle,türbeyi ziyaret edenler için yeni ve büyük bir camii yapımına başlandı.Bu çok kıymetli camiinin binasına katkıda bulunmak ve bu hayra ortak olmak isteyenler www.gikm.org sitemizin iletişim bölümündeki telefonlardan bize ulaşabilirler…

Tel : 0546 953 21 66 – 0212 664 93 72

Bin Aydan Daha Hayırlı Olan Mübarek Kadir Gecesi’ni Allah Dostlarının Manevi Huzurunda İhya Ettik…

 


Gavsu’l-Azam Seyyid Abdulkadir Geylâni Hz.(k.s.) ile
beraber riyazette bulunmuş ve

 

kendisinden hilafet hırkası giymiş, daha sonra da nesli vasıtasıyla Kadiriliği Anadolu’ya taşıyan büyük
veli Seyyid Muhammed el-Kadiri Hz.(k.s.)’nin torunlarından olan
Ebu’l-Fukara Seyyid Muhammed bin Ali Omuzugüçlü Hz.(k.s.) ve Seyyid Ahmed Kumarî Hz.(k.s.)’nin manevi
huzurlarında Kadir Gecesi’ni namaz ve zikirlerle ihya ettik.
Hamd olsun ki; onların feyz ve bereketlerinden istifade eyledik.
Her sene Ramazan ayında acizane düzenlediğimiz etkinliklerimize sizleri de bekleriz…

Kurbanlar kesildi ve Ramazanın son bir haftası iftarlarda yapılan yemekler ile
beraber bu kurban etleri ikram edildi…